Tagged: Transseksüellik Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 03:44 on 28 October 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Östrojen, , , , , , , , , Estrojen, , , , , Trans Kadın Ameliyatı, , Transseksüellik   

    Östrojen Hormonu Tedavisi Hakkında Bilgi 

    Merhaba, ben UCSF Transseksüel Sağlığı Mükemmeliyet Merkezi’nde Klinik Hizmetler Müdürü Dr. Maddie Deutsch. Sizden kadına geçişinizle ilgili bazı riskler, beklentiler, uzun vadeli düşünceler ve ilaçlar hakkında konuşmak istiyorum.

    Birçok insan hormonal değişikliklerin hızlı bir şekilde gerçekleşmesi için isteklidir. Ancak, yaptığınız değişikliklerin kapsamının ve oranının birçok faktöre bağlı olduğunu hatırlamak çok önemlidir. Bu faktörler genetiğinizi, hormon almaya başladığınız yaşı ve genel sağlık durumunuzu içerir.

    Hormon tedavisinin etkilerini ikinci bir ergenlik olarak düşünün ve ergenliğin normalde tüm etkilerin görülmesi yıllar alır. Daha yüksek dozlarda hormon almak mutlaka daha hızlı değişiklikler yapmaz, ancak sağlığınızı tehlikeye atabilir. Ve herkes farklı olduğu için, ilaçlarınız veya dozajlarınız arkadaşlarınızınkilerden veya kitaplarda veya çevrimiçi olarak okuduklarınızdan çok farklı olabilir.

    Hormon terapiniz ilerledikçe değişikliklerin gerçekleşmesini bekleyebileceğiniz dört alan vardır.

    Fiziksel değişiklikler

    İlki fizikseldir.

    Muhtemelen farkedeceğiniz ilk değişiklikler, cildinizin biraz daha kuru ve daha ince olacağıdır. Gözenekleriniz küçülecek ve daha az yağ üretimi olacaktır. Çürük ve kesilmelere daha yatkın hale gelebilir ve ilk birkaç hafta içinde ter ve idrarınızın kokusunun değişeceğini fark edersiniz. Aynı zamanda daha az terlemeniz de olasıdır.

    Bir şeylere dokunduğunuzda, “farklı hissedebilirler” ve acıyı ve sıcaklığı farklı algılayabilirsiniz.

    Muhtemelen birkaç hafta içinde meme uçlarınızın altında küçük “tomurcuklar” geliştirmeye başlayacaksınız. Bunlar, özellikle dokunuş için biraz ağrılı olabilir ve sağ ve sol taraf düzensiz olabilir. Bu normal meme gelişimi sürecidir ve yaşadığınız her acı birkaç ay boyunca önemli ölçüde azalır.

    Meme gelişiminin kişiden kişiye değiştiğini not etmek önemlidir. Herkes aynı oranda gelişmez… Diğer tüm kadınlar gibi, transeksüel kadınların göğüsleri de büyüklük ve şekil bakımından değişkenlik gösterir ve bazen birbirleriyle eşit olmazlar.

    Vücudunuz kilonuzu yeniden dağıtmaya başlayacaktır. Kalça ve uyluk bölgelerinde yağ toplanmaya başlayacak ve kollarınız ve bacaklarınızdaki kaslar daha az tanımlanacak ve cildinizin hemen altındaki yağ biraz daha kalın hale geldiğinden daha yumuşak bir görünüme sahip olacaktır. Hormonlar, “bağırsak” olarak da bilinen, karnınızdaki yağ üzerinde önemli bir etkiye sahip olmayacaktır. Kas kütlenizin ve gücünüzün önemli ölçüde azalmasını da bekleyebilirsiniz. Kas tonusunu korumak ve genel sağlığınız için egzersiz yapmanızı öneririm. Genel olarak, diyetinize, yaşam tarzınıza, genetik ve kas kütlenize bağlı olarak hormon tedavisine başladığınızda kilo alabilirsiniz veya kaybedebilirsiniz.

    Cildin altındaki yağ arttıkça ve kayarken, gözleriniz ve yüzünüz daha kadın görünmeye başlayacaktır. Bu değişikliklerin tamamen gelişmesi iki veya daha fazla yıl alabileceğinden, herhangi bir sert yüz feminizasyon prosedürünü düşünmeden önce en az bu kadar beklemelisiniz. Değişmeyecek olan şey kalçalarınız, kollarınız, elleriniz, bacaklarınız ve ayaklarınız dahil kemik yapınızdır.

    Saç hakkında konuşalım. Göğüs, sırt ve kollar dahil vücudunuzdaki kıllar kalınlıkta düşecek ve daha yavaş büyüyecektir. Ancak hep birlikte ortadan kalkmayabilir. Bunun için elektroliz veya lazer tedavisini düşünebilirsiniz. Tüm kadınların vücut kılı olduğunu ve bunun normal olduğunu unutmayın. Yüz kıllarınız biraz incelebilir ve daha yavaş büyüyebilir ancak elektroliz veya lazer tedavisi olmadan nadiren tamamen kaybolur. Eğer herhangi bir kafa derisi saçsızlığınız varsa, hormon tedavisi yavaşlatmalı ya da durdurmalı, ancak ne kadar büyüyeceği belli değil.

    Bazı insanlar ayakkabı büyüklüğünde veya yüksekliğinde küçük değişiklikler fark edebilir. Bu, kemik değişimlerinden değil, ayaklarınızdaki bağ ve kaslardaki değişimlerden kaynaklanmaktadır.

    Duygusal durum değişimleri

    Hormon tedavisinin ikinci etkisi duygusal durumunuzdur

    Genel duygusal durumunuz değişebilir veya değişmeyebilir, bu kişiden kişiye değişir. Ergenlik duyguların bir roller coaster ve geçiş sırasında deneyimleyecek ikinci ergenlik bir istisna değildir. Daha geniş bir yelpazedeki duygulara veya duygulara erişebildiğinizi veya farklı ilgi alanlarına, zevklere veya eğlencelere sahip olduğunuzu veya diğer insanlarla ilişkilerde farklı davrandığınızı fark edebilirsiniz. Psikoterapi herkes için olmasa da, çoğu insan bu yeni düşünceleri ve hisleri keşfetmenize ve yeni bedeninizi ve benliğinizi tanımanıza yardımcı olurken destekleyici psikoterapi kursundan faydalanır.

    Cinsel değişiklikler

    Hormon tedavisinin üçüncü etkisi doğada cinseldir.

    Hormon tedavisine başladıktan kısa bir süre sonra, sahip olduğunuz ereksiyon sayısında bir düşüş olduğunu göreceksiniz; ve bir tane varken, nüfuz etme yeteneğini kaybedebilirsin, çünkü bu kadar sert veya uzun sürmeyecek. Ancak yine de erotik hisleriniz olacak ve orgazm olacaksınız.

    Farklı seks davranışlarından ve vücudunun farklı yerlerinden erotik zevk aldığını öğrenebilirsin. Orgazmınız bir “tüm vücut” deneyiminden daha fazla ve daha uzun sürecek, ancak daha az yoğunluğa sahip olacak. Az miktarda saydam veya beyaz sıvının boşalması veya belki de sıvının olmaması ile karşılaşabilirsiniz. Yeni cinselliğinizi mastürbasyon yoluyla ve dildo, vibratörler gibi seks oyuncakları ile keşfetmekten ve denemekten korkmayın. Varsa cinsel partnerinizi dahil edin.

    Testisleriniz orijinal boyutlarının yarısından daha azına daralacak olsa da, çoğu uzman gelecekteki genital cerrahi için mevcut olan skrotal cilt miktarının etkilenmeyeceği konusunda hemfikir.

    Üreme sistemi değişiklikleri

    Hormon tedavisinin dördüncü etkisi üreme sistemi üzerindedir.

    Hormon tedavisine başladıktan birkaç ay sonra kalıcı ve geri dönüşümsüz steril olacağınızı varsaymalısınız. Bazı insanlar hormon terapisinde sperm sayımını koruyabilir veya hormon terapisini durdurduktan sonra sperm sayımlarını geri alabilir, ancak bunun sizin için uygun olmayacağını varsaymalısınız.

    Bir çocuğu kendi sperminizden ebeveynlik etmek isteyebileceğiniz bir ihtimal varsa, sperminizi sperm bankasında korumak konusunda doktorunuzla konuşmalısınız. Bu işlem genellikle 2-4 hafta sürer ve yaklaşık 2000 – 3000 ABD Doları tutarındadır.

    Hormon tedavisinin etkisinin birçoğu, geri almayı bırakırsanız geri dönüşümlüdür. Onların geri alınma derecesi ne kadar zaman harcadığınıza bağlıdır. Meme büyümesi ve muhtemelen kısırlık geri dönüşümlü değildir. Testislerin çıkarılması veya genital yeniden atama ameliyatı olan bir orşiektominiz varsa, daha düşük dozda hormon alabileceksiniz, ancak kemiklerin zayıflamasını önlemek için en az 50 yaşına kadar hormonlar üzerinde kalmalısınız. osteoporoz olarak.

    Tedaviler

    Şimdi tedaviler hakkında konuşalım. Trans kadınlar için çapraz cinsiyet hormonu tedavisi üç farklı türde ilacı içerebilir: Östrojen, testosteron blokerleri ve progesteronlar.

    Estrojen

    Östrojen çoğu kadın özelliklerinden sorumlu olan hormondur. Geçişin fiziksel değişikliklerine ve duygusal değişikliklerin çoğuna neden olur. Östrojen bir hap olarak, enjeksiyonla veya krem, jel, sprey veya bir yama gibi birkaç cilt preparatı ile verilebilir.

    Haplar uygun, ucuz ve etkilidir ancak sigara içiyorsanız veya 35 yaşından büyükseniz daha az güvenlidir. Yamalar çok etkili ve güvenli olabilir, ancak her zaman giyilmeleri gerekir. Ayrıca cildinizi tahriş edebilirler. .

    Çoğu trans kadın enjeksiyon yoluyla östrojen ile ilgilenmektedir. Östrojen enjeksiyonları, çok yüksek ve değişken dalgalı östrojen seviyelerine neden olabilir; bu durum, ruh hali dalgalanmaları, kilo alımı, sıcak basmaları, kaygı veya migrenlere neden olabilir. Ek olarak, bu yüksek seviyelerin uzun vadedeki etkileri hakkında çok az şey bilinmektedir. Enjeksiyonlar kullanılırsa, düşük bir dozda olmalı ve rahatsız edici yan etkilerin olabileceği ve enjeksiyonların başka biçimlere kapatılmasının ruh hali dalgalanmalarına veya sıcak basmalara neden olabileceği anlayışıyla yapılmalıdır.

    Birçoğunun duymuş olabileceğinin aksine, geçişinizin azami etkisini az miktarda östrojenle başarabilirsiniz. Yüksek dozlarda almak mutlaka değişiklik yapılmasını sağlamaz, ancak sağlığınızı tehlikeye atabilir. Genital cerrahi veya orşiektomi yapıldıktan sonra – testislerin çıkarılması – östrojen dozunuz düşecektir. Testisleriniz olmadan, dişil özelliklerinizi ve genel sağlığınızı korumak için daha az östrojen gerekir

    Östrojen sırasında sağlığınızı izlemek için doktorunuz düzenli aralıklarla karaciğer fonksiyonlarınızı ve kolesterolü kontrol edecek ve sizi diyabet için tarar.

    Testosteron blokerleri

    Testosteron blokerlerine geçelim.

    Testosteronu bloke edebilen ve iki kategoriye ayrılan birkaç ilaç vardır: Vücudunuzdaki testosteronun etkisini engelleyenler ve bunun üretimini önleyenler. Testosteron blokerlerinin çoğu çok güvenlidir ancak yan etkileri olabilir.

    En sık kullanılan spironolakton blokeri, özellikle ilk kez kullanmaya başladığınızda aşırı idrara çıkmanıza ve baş dönmesi veya baş dönmesi hissetmenize neden olabilir. Bu ilaçla bol miktarda sıvı içmek önemlidir. Spironolakton böbrek sorunu olan insanlar için tehlikeli olabileceğinden ve bazı tansiyon ilaçlarıyla etkileşime girdiğinden, doktorunuzla tam tıbbi geçmişinizi ve aldığınız tüm ilaçların adlarını paylaşmanız çok önemlidir. Spironolaktonun nadir görülen ancak potansiyel olarak tehlikeli bir yan etkisi, kalbin durmasına neden olabilecek potasyum üretimindeki büyük bir artıştır, bu nedenle bu ilaçta potasyum seviyelerinizi düzenli aralıklarla kontrol ettirmelisiniz.

    Finasterid ve dutasterid, cilt, saç ve prostat üzerinde etkili olan testosteronun spesifik bir formu olan dihidrotestosteron üretimini önleyen ilaçlardır. Bu ilaçlar, spironolaktondan daha zayıf testosteron blokerleridir, ancak az yan etkisi vardır ve spironolaktonu tolere edemeyenler için yararlıdır. Spironolakton ile aynı anda bu ilaçlardan birini almanın herhangi bir yararı olup olmadığı açık değildir.

    Progesteron

    Son olarak, Progesteron hakkında konuşalım.

    Progesteron hem trans kadınlar hem de sağlayıcılar arasında sürekli bir tartışma kaynağıdır. Geliştirilmiş ruh hali ve libido, arttırılmış enerji ve daha iyi meme gelişimi ve vücut yağının yeniden dağıtılması gibi pek çok faydaya sahip olduğuna inanılmasına rağmen, bu iddiaları destekleyecek çok az bilimsel kanıt vardır. Bununla birlikte, bazı trans kadınlar progesterondan bu faydaların bir kısmını veya tamamını yaşadıklarını söylüyorlar. Progesteron hap olarak alınabilir veya krem ​​halinde uygulanabilir.

    Riskler

    Peki riskler neler? Kan pıhtıları, felç ve kanser gibi şeylerin riski azdır, ancak yükselebilir. Transeksüel kadınlarda kanser riskleri hakkında çok fazla bilimsel kanıt yoktur. Prostat kanseri riskinizin düşeceğine inanıyoruz, ancak emin olamadığımızdan, yaşınıza göre standart test yönergelerine uymalısınız. Meme kanseri riskiniz biraz artabilir, ancak yine de transeksüel olmayan bir kadına göre daha az risk altında olacaksınız. En az 2-3 yıl hormon kullanıyorsanız, doktorunuzla görüştükten sonra yaşınıza ve risk faktörlerine bağlı olarak meme kanseri taramasına başlamanızı öneririz. Trans kadınlara östrojen kullanımı hakkında çok fazla araştırma olmadığından, bilhassa yıllardır östrojen kullananlar için bilmeyeceğimiz başka riskler olabilir.

    Sonuç olarak, lütfen sabırlı olun ve deneyimlemek üzere olduğunuz ergenlikle ilgili tüm değişikliklerin gelişmesinin yıllar alabileceğini unutmayın.

    Okuduğunuz ve sağlığınıza özen gösterdiğiniz için teşekkür ederiz.

    Kaynak: https://transcare.ucsf.edu/article/information-estrogen-hormone-therapy

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 16:01 on 4 October 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Transseksüellik   

    Transseksüellik ve Cinsel kimlik 

    Transseksüelliği anlayabilmek için bazı kavramların anlamlarını iyi anlamamız gerekmektedir. Bu kavramlar insan cinselliğinin bütününü oluştururlar. Bunlar biyolojik cinsiyet, cinsel rol ve cinsel kimlik kavramlarıdır.

        Biyolojik cinsiyet:
    Bir insanın erkek ya da dişi olmasıdır. Doğduğumuz andaki ilk belirlenen biyolojik cinsiyetimizdir.
        Cinsel rol:
    Bir kişinin dişiliğini ya da erkekliğini ifade etme biçimi, yani ne kadar kadınsı ya da ne kadar erkeksi gibi olduğudur.
    Cinsel kimlik:

    Bir kişinin kendini erkeklik ya da dişilikle özdeşleştirmesidir.

    Biyolojik cinsiyetle, cinsel rolün ayrı kavramlar olarak alma gereği, cinselliğin bedensel olduğu kadar beyinsel bir kavram olmasından kaynaklanır. ınsanların cinselliğinin toplum tarafından algılanışı insanlar, karakter ve davranışların belirli kültürel kalıplara uyması ölçüsünde dişi ya da erkek nitelikli sayılırlar şeklindedir. Ancak cinsel rolün, toplum tarafından algılanışı ile bizzat kişi tarafından algılanışı farklıdır. Bir örnekle açıklarsak, dış cinsel organlarından dolayı çevresi tarafından erkekliğe uygun görülen kişi, kendini tam ters yönde algılayabilir. Yani kendisine yakıştırılan cinsel rol ile kendine yakıştırdığı cinsel kimliği farklı olabilir. Uzun vade de bu kişinin cinsel rolüyle değil de cinsel kimliği ile bütünleşmesi, yani erkek cinsel organlarından dolayı kendisine uygun görülen erkek rolüne göre yetiştirilmesine rağmen dişi kimliğini benimsemesi çok mümkündür. Bu tür durumlar çok sık görülmemekle birlikte insanların cinsel kimliğinin fiziksel durumları ve görünüşteki davranışları ile değil, yalnız ve yalnızca kendilerini dişilik ya da erkeklikle özdeşleştirmeleri ile belirlendiği ortaya çıkar.

    ınsanların büyük çoğunluğunda cinsel kimlik ile cinsel rol gerek toplumsal algılanışı gerekse kendi algılayışı bakımından aynıdır. Yani çoğu erkek yalnızca erkeklik rolünü oynamaz, aynı zamanda onu özümser ve benimser. Bir çocuk doğduğunda dış cinsel organlarına bakılarak hemen cinsiyeti tespit edilir ve o andan itibaren takılan adla, giydirilen renkle, alınan oyuncakla ve desteklenen davranışlarıyla diğer cins ile aralarında farklar yaratılmaya başlanır. 3-4 yaşlarındaki bir çocuk kendini erkeklik ya da kadınlıkla özdeşleştirmiş olur ve tipik erkek ya da kadın davranışını üstlenir. Böylece çocuk henüz kendi başına karar alabilecek duruma gelmeden cinsel rolü, biyolojik cinsiyetine uydurulmuş olur. Bu kurala uymayan durumlar istisnalar ya da sapmalar olarak ele alınır. Tamamen kadın ve tamamen erkek olanların iki ucu oluşturacaklarından hareketle bunlar arasında kalan ve büyük çeşitlilik gösteren fiziksel ya da ruhsal sapmalar demetine intersex adı verilir.

    Transseksüellere uygulanan ve aslında pek titizlikle seçilmiş bir kavram olmayan cinsiyet değiştirme kavramı yerine cinsiyetin düzeltilmesi kavram olarak daha doğrudur. Çünkü bir insanın cinsel kimliği değiştirilemediğine göre cinsiyetini gerçek anlamda değiştirmek olanaksızdır. Cinsiyetin tespiti için doğumda dış cinsel organların görünümünü kıstas almak yanlış bir davranış değildir. Çünkü büyük bir çoğunlukla, tespit edilen cinsiyetle sonradan ortaya çıkan cinsellik ve cinsel rol, cinsel kimlikle denk düşmektedir. ınsanın cinsel kimliği doğuştan var olan özelliklerdendir. Ancak insan cinsel varlığının farkına varana değin anlaşılamaz. Bu bakımdan transseksüellik daha çocukluk çağlarında kendini belli eder. Transeksüelliğin teşhisine ve tedavisine ilişkin uluslararası sağlık standardları 1979 da yayınlanmış, B.M. Dünya Sağlık Teşkilatınca kabul edilmiştir. Tıbben Gender Disphoria adı verilen transseksüelliğin, teşhis edilmesi için aranan nitelikler bilimsel olarak belirlenmiştir. ılk cinsiyetin düzeltilmesi ameliyatı tam olmasa da 1912 de Berlin’de biyolojik kadın transseksüellere uygulandı. Yine Berlin’de biyolojik erkek transseksüellere ilk ama tam gerçekleşmeyen bir ameliyat 1920 de gerçekleştirildi. ılk tam anlamıyla gerçekleşen ameliyat 1931 de Berlin’de yapıldı. Ameliyattan sonra Dorchen adını alan Rudolph 10 yıldan fazla Dr. Hirschfeld’in enstitüsünde hizmetçi olarak çalıştı. ılginçtir ki, bu ameliyat ve sosyal kimlik bilgilerinin değiştirilmesi Nazi Almanya’sında yasaldı. Bazı Avrupa ülkeleri örneğin ısveç 1972 de, Almanya 1981 de, ıtalya 1982 de, Hollanda 1985 de ve Türkiye 1988 de bu işlemi yasal hale getirdi.

    Cinsel organları incelendiğinde bir transseksüel hiç kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kadın ya da erkektir ve çoğu kez üretken durumdadır. Ama kendini başka cinsiyetteki bir bedenin içinde tutsak hisseder ve kendisine yakıştırılan cinsel rolden sorumlu olan cinsel organlarından nefret eder. Yani biyolojik cinsiyeti ile cinsel kimliği arasında bir uygunsuzluk vardır ve bunun düzeltilmesi gerekir.

    Çoğunlukla cinsiyet ile cinsel kimlik arasındaki zıtlık ve bunun açıklanmasındaki zorluk anksiyete, depresyon gibi bazı psikolojik rahatsızlıklar biçiminde kendini ortaya koyar. Bu gibi durumlar tıbbi yardım gerektirdiğinden ilk teşhis terapist tarafından konulur. Transseksüel kişinin cinsiyetinin düzeltilmesi arzusu geçirdiği depresyonun şiddetiyle genellikle doğru orantılıdır. Kişi ya tamamen yaşamından ya da toplumsal konumundan vazgeçmek kararını vermek zorunda kalır. ıstatistiklere göre transeksüellerin %20 si 1. şıkkı seçmektedir. Aslında toplumsal açıdan bakıldığında her iki seçimde bir bakıma intihardır. ıkinci şıkkın bir intihar konumundan çıkarılması için toplumun bu konuda eğitilmesi önem kazanır. Kararını önce ailesine söyler, genellikle bu evlat ailesi tarafından reddedilir. ış yerinde patronuna söyler, genellikle işinden atılır. Gerçek kimliğinde daha mutlu ve dengeli bir insan olarak toplumda faydalı bir birey olarak yaşaması mümkünken toplum tarafından dışlanan bu kişi yasal olmayan yollara başvurmak zorunda bırakılarak toplum açısından asalak bir birey durumuna gelir. Bu insan savurganlığından başka bir şey olmadığı gibi toplumsal kalitenin de bozulmasına yol açar. Bu insanın tek kusuru cinsel yönden hatalı/sakat doğmuş olmasıdır.

    Cinsiyetin düzeltilmesi için ameliyat yasalsa da bu yeterli değildir. Ayrıca ömür boyu sürecek hormon tedavisi ve bir takım estetik ameliyatlar geçirmesi gerekir. Bu oldukça yüksek bir maddi yük getirir. Bugünkü(1997) koşullara bu miktar 2 Milyar TL.nin üstündedir.Ayrıca daha da zor olanı biyolojik erkek bir transseksüelin sadece yüzündeki kıl sayısı 30,000 civarındadır ve bunların kökleri elektrikle yakılarak, 1-2 saatlik seanslarla 300-500 saatte alınabilmektedir. Bu işlemin toplam faturası cinsiyeti düzeltme ameliyatının faturasının çok üzerindedir ve 1-2 yıl sürer. Sadece hormon tedavisinin aylık gideri (1997) 5 Milyon TL. civarındadır. Gardrobunu yeni baştan oluşturmak zorundadır. En önemlisi yaşamak istediği cinsel rolün toplum tarafından kabul edilebilmesi için cinsel rolün gerektirdiği davranış modeline uyum sağlaması gereklidir. Bu davranış modeli normal bir insana daha çocukluğundan başlayarak, yetişkin bir insan olana kadar ailesi ve arkadaşları tarafından öğretilerek, özendirilerek, düzeltilerek uzun bir zaman dilimi içinde yerleştirildiği halde, bu kişilerden bu davranış modeli sanki insanın doğal bir yeteneği imiş gibi hemen bu modele uygun davranması beklenmektedir. Hormon tedavisi ile bir biyolojik erkek transseksüelin nispeten kabul edilebilir bir kadın görünümü alması ve davranış modelini oturtması en az iki yıl, tamamen bir kadın görünümü alması ise 8 yıl sürmektedir. Batı ülkelerinde bu süreç içindeki eğitim ve tıbbi destek, bu konuda uzmanlaşmış personel tarafından profesyonel bazda verildiği halde, ülkemizde bir transseksüel bu eğitimi ancak transseksüel arkadaşlarından amatör bazda alabilmektedir.

    Transeksüelliğin teşhisi ve tedavisine ilişkin sağlık standardları 1979 da belirlenmiştir. Bir çok ülkede uygulanan sistem: Transseksüel teşhisi konan kişi terapisti tarafından cinsiyetin düzeltilmesi için fiziksel ve ruhsal desteği sağlamakla yükümlü merkezlerden birine tavsiye edilir. ılk 3-4 aylık hormon tedavisinden sonra bireyin karşı cinsiyetin cinsel rolünde toplum içinde en az 2 yıl, günde 24 saat, hormon tedavisi görerek yaşaması istenir. Bu süreç için kendisine karşı cinsiyetin kimliği ve hakları yasal olarak sağlanır. Yani bir biyolojik erkek transseksüel cinsiyetin düzeltilmesi ameliyatını geçirmeden önce yasal kimlik bilgileri kadın olarak değiştirilerek en az iki yıl bu rolde yaşar. Bu süre içinde kendisine bu role uyum sağlaması için gerekli tüm eğitim ve ruhsal destek verilir. En az 1 yıl sonra yeni rolüne sağladığı uyuma göre kendisine ameliyat izni verilir veya bu denemeye devam etmesi istenir. (Amerika, Fransa, ısviçre, Yugoslavya, Avusturya, v.s.)

    Ülkemizdeki durum ise çok farklıdır. Bir transseksüelin yasal olarak kimlik bilgilerinin değişebilmesi için, bu ameliyatı geçirmiş ve ruhsal kimliği ve davranışlarıyla yeni cinsiyetinin gerçek bir üyesi durumuna gelmiş olması gereklidir. (Türkiye, Almanya, ıtalya, Hollanda ve ısveç) Bu durumda ameliyat öncesi gerçek yaşam testi yasal olarak uygulanabilir değildir. Bir transseksüel en azından, emniyet birimlerinin arasıra yaptığı kimlik kontrollerinde kimliğini ispatlıyamıyacağından şüpheli şahıs olarak göz altına alınacaktır. Böylece toplumsal baskı yanında, yasal bakımdan illegal bir kişi haline gelmek te göze alınması gerekli engellerden biri olarak karşısına çıkar. Herşeyi göze alan transseksüeller ameliyat olup, resmen kimliğini alabilir duruma gelene kadar uygulanan toplumsal ve yasal baskılar nedeniyle toplum açısından çoğunlukla sağlıksız bireyler haline gelmektedirler. Bir transseksüelin en doğal hakkı olan (toplumun büyük çoğunluğunun zaten doğal hakkı olan) cinsel kimliğine uygun ve yasalara uygun yaşama hakkı yetersiz düzenlemelerle kişinin elinden alındığı gibi, toplumsal yapıda istenmeyen bozulmalara da sebep olmaktadır. Yine de ülkemizdeki bu yasa Brezilya gibi bazı ülkelerin yasalarından daha medenidir.
    ilk olarak 09.Ağustos 1997 de hazırlandı ve 12 Ocak 2000 de yeniden düzenlendi.
    geocities.com/Wellesley/3116/first.html

    Not: Geocities 2009’da kapandı

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 01:40 on 2 May 2007 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , Transseksüeller, Transseksüellik   

    Trans Kadın Olmak 

    düşlerim gerçek; gerçeğim yalan!..”
    kadın şarkıları’ndan…

    I.

    zordur… sürekli didişir durursunuz bedeninizle. doğanın rastlantısallığının sonuçlarını düzeltmek size düşmüştür. bedeninizi yeniden “tasarlamak”; yepyeni bir beden yaratmak zorundasınızdır. bir anlamda tanrıyla yarışmak yani…

    sesiniz, tüyleriniz, elleriniz, ayaklarınız, cildiniz, göğüsleriniz, kalçalarınız, cinsel organınız; hepsi beyninizde “arıza” olarak kodlanmıştır. onarılmalıdır. bunun için içinizde “tasarladığınız” kadına giysiler giydirmek, makyaj yapmak hiç bir zaman yeterli gelmeyecektir size; çok daha derinlere inip, kimyasını değiştirmeniz gerekir bedeninizin. bu, yaşamınızın bundan sonraki bölümünü psikiyatristlerle, endokrinologlarla, bir sürü tahlillerle ve bir takım ilaçlarla geçireceksiniz demektir. gün gün bedeninizdeki değişimi izlersiniz artık. yeni bağımlılığınıza da merhaba dersiniz; aynalar…

    ölmek isteyeceğiniz zamanlar çoktur. ne yapsanız, ne etseniz hiçbir zaman tam da içinizdeki kadın olamayacağınızı düşündüğünüz zamanlar ölmek istersiniz. gerçekleşmesi için çalıştığınız düş yaşamla tek bağınızdır. uyandığınız anlarda ölmek isteyeceğiniz bir düş… bu düşün gerçek, gerçeğinse aslında bir düş olduğunu kimselere anlatamazsınız.

    ailenizden, dostlarınızdan ister istemez uzaklaşırsınız.

    oluşmakta olan “yeni” bedeninizi bir yandan gizlemeye çalışırken, bir yandan da görmesini istersiniz herkesin. ikili bir yaşam sürdürmeye başlarsınız artık; meşru olan ve olmayan… dişiliğinizi dışa vurmamaya ne kadar çalışsanız da bunun elinizde olmadığını, yani bir “tercih” değil, bir “zorunluluk” olduğunu anladığınızda en sancılı süreç başlar; açılma… açıldıkça daha da yalnızlaşırsınız…

    bu “yalnızlaşma”nın bir diğer boyutuyla da, tanrıyla yarışıyor olmanızın diğer insanlarda uyandırdığı rahatsızlık, öfke, öteleme, yok sayma, yok etme duygularıyla karşılaştığınızda tanışırsınız. sokakta meraklı, alaycı, aç, öfkeli gözlerden kaçırmaya çalışmak boşunadır gözlerinizi. annesine “anne bu kadın mı, erkek mi?” diye soran çocuğun sesi ister istemez uğuldar beyninizde. çarşıda, pazarda satıcının “buyur abla!” derken gözlerindeki alaycı ifadeyi nereye koyacağınızı bilemezsiniz. sürekli tetikte olmanız gerekir kalabalıkların içinde. kişilerin bir başınayken kuzu, grup halindeyken kurt olduklarını öğrenmişsinizdir artık; sık sık yolunuzu değiştirirsiniz.

    gittikçe daha alıngan, kırılgan olmaya başlarsınız. sevgilinizle yollarda hiçbir zaman el ele, sarmaş dolaş yürüyemeyeceğinizi bilmek, dostlarınızın artık sizinle birlikte görünmekten kaçındığını görmek acıdır. kocaman mutsuzluklar ve küçücük mutluluklarınızla yaşamın kıyısında yürürken, sizi kıyıdan daha içerilere çekecek dost eller ararsınız sürekli. sizi “böyle” sevecek dostlar…

    zira onların gözlerinde, doğduğunuzda size biçilen cinsiyet rolünü reddederek yaptığınız bu mikro “devrim”e duydukları saygıyı görmek sizi ayakta tutacaktır.

    II.

    peki neden bu “acı – mutlu” hayat? (bitter – sweet manasında!). mutluyum evet; bunca acı ve zorluğa karşın. “egemenin” bedenim üzerindeki egemenliğine “görece” son verdim. bedenim ilaçlarla, ameliyatlarla her ne bokla da olsa, giderek benim istediğim beden oluyor. artık kendimi seviyorum. bedeli ne olursa olsun…

    “cinsel yönelimim”mi cinsiyet rolümü reddetmeme yol açtı? (eşcinsel dostlarım duruma biraz böyle yaklaşıyor; erkeklere ilgi duyuyorum, eh! eşcinsellik de hoş bi şey değil, o halde kadın olmalıyım…) hayır! beynimin derinliklerinde yaşadığım bu değildi. hatta cinsel yönelimim üzerinde çok da fazla kafa yorduğumu söyleyemem. kafamı yoran bedenimdi. bu beden benim değildi. bedenim bir erkek bedeni ama “cinsiyet kimliğim” kadındı. dikkat: “biyolojik cinsiyetim” demiyorum, cinsiyet kimliğim söz konusu olan… beden – beyin diyalektiği… 0-3, 0-5, 0-8 herneyse, o yaşlarda, çok “çeşitli” nedenlerle oluşan… (bu “çeşitlerin” içinden modern tıp da çıkabilmiş değil henüz. eh! tıpta her bilinmeyenin de cevabı deliliktir; o halde bana da bir çeşit deli gözüyle bakılabilir; bu nedenle olsa gerek bedenimin “istediğim beden” olması kararını psikiyatristlerin vermesi…)

    III.

    peki ben “rol” mü yapıyorum? hani cinsiyet rolü filan diyoruz ya… yani “erkek” olmama rağmen “kadın rolü” mü oynuyorum? yakın bir erkek arkadaşım “erkeklik zor bir kimliktir; sen herhalde bunu kaldıramadın” demişti. bu nedenle mi “rol” değiştirip, bin kat daha zor bir yaşama giriştim? yeni tanıştığım bir kadın arkadaşım da “transeksüel olduğun hiç belli olmuyor, söylemeseler inanmazdım” dedi geçenlerde. beni bir kadın olarak kabul etmiyor ama ‘rolünü iyi oynuyorsun’ demeye getiriyordu.

    kadınlık ve erkekliğin “öğrenilen”, dahası: “öğretilen”! roller olduğunu cinsiyetimi, bedenimi “yeniden inşa” ederken öğrendim. “yeniden inşa” gereksinimi duymayan insanlara bunu anlatmanın zorluğunu da çok yaşadım. cinsiyet kimliği kavramını bilmeyen, cinsiyeti yalnızca biyolojik cinsiyete indirgeyen insanlar toplumsal cinsiyet kavramını ne kadar doğru algılayabilirler?

    bir örnek: üç hostes kızımız gökten düşmüş ve bir kitap yazmışlar. köpeği için servis isteyen gazeteciler, hosteslere kur yapan sanayiciler filan. ama doğal olarak benim en ilgimi çeken bölüm, kur yaptığı kişinin “erkek” çıkması sonucu “rezil” olan playboy oldu. yazarlarımız, playboy’umuzun yanında oturan hatunu “mini etekli nefis bir hatun” olarak betimlemişler önce. eh playboy bu, durur mu; kur yapmış garibim. ama her nasılsa hatunun transeksüel olduğu öğrenilince, playboy ve yazarlarımız anında, hatunun “aslında erkek” olduğuna kanaat getirmişler. ah cehalet, vah cehalet…

    peki benim “devrimime” saygı duyan heteroseksüel ya da kimi eşcinsel kadın arkadaşlarım çok mu farklı bakıyorlar bana? her ne kadar hissettirmemeye çalışsalar da yazık ki bakışları üç aşağı, beş yukarı aynı… yani “biyolojik cinsiyet” belirleyici oluyor çoğu zaman.

    IV.

    eh! dönmeyim! sonuçta… dönme: yaygın kullanımı açısından bu kadar yanlış kullanılan ama olguyu bu kadar doğru betimleyen bir sözcük daha var mı acaba?

    evet döndüm… gerçeğime!.. bana öğretilene değil; duyumsadığıma, içimde yaşadığıma…

    gözlerinizden öpüyorum.

    serap

    gacistanbul.org – 02 Mayıs 2007 

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 02:12 on 31 March 2007 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Transseksüellik, Tıp   

    Transseksüellik ve Tıp 

    Transseksüelliğin tıbbi yanıyla ilgili herhangi bir yazıya başlamadan önce tanımların doğru yerine oturtulması uygun olacaktır inancındayım. Her ne kadar burada belirteceğim tanımlamalar genel olarak kabul görmüş olsa bile bunlara her geçen gün yenileri eklenmektedir. İnsan cinselliği kadar tarihte ancak son dönemlerde ön yargılardan uzak olarak değerlendirilebilen ve çeşitlilik açısından çok zengin olan bir konuda her geçen gün yeni tanımlamaların ortaya çıkması da çok doğal karşılanmalıdır. Örneğin bundan birkaç yıl öncesine kadar androgynephilia (androjenifili) diye bir kavram bilinmezken bugün artık sıkça söz edilir olmuştur. Her şeyin başında cinsellikle ilgili en doğru yaklaşım bir başkasına zarar vermediği, bir başkasını kendi arzu ve rızası dışında cinsel obje olarak kullanmadığı ve kendi türünün erişkinliğe ulaşmamış bireylerini ve diğer türleri ilgilendirmediği sürece sapkınlık olarak nitelenmemesi ve kesinlikle değiştirilmesi gerekmediği görüşüdür.

    Hepimizin bir kimliği olduğu gibi bir de cinsel kimliği ve cinsel rolü vardır. Dünya zaten bir sahne olduğuna göre herkesin bir cinsel rol üstlenmiş olması da çok şaşılacak bir durum değildir. Money ve ark.larına göre (1955) cinsel kimlik, özellikle kendinin farkında olma ve davranışlarda betimlenecek şekilde az veya çok kişiliğin erkek, kadın veya ambivalent olarak algılanması, özdeşleşmesi ve süreklilik göstermesidir. Cinsel rol ise kişinin kendine veya diğer kişilere erkek, dişi veya ambivalent olduğunu belirtmek için söylediği veya yaptığı her şeydir. Bu “her şey” kavramı cinsel uyarılma ve yanıtı da içerir, ancak sadece bununla sınırlı değildir. (2) Cinsel kimlik, cinsel rolün kişinin özünde vurgulanması ve cinsel rol de cinsel kimliğin toplumsal vurgulanmasıdır. Dikkat edecek olursak sınıflamalar yapılırken erkek, dişi ve ambivalent olarak söz edilmektedir. Aslında %100 erkek veya %100 kadın bulunmamaktadır. Ancak bir kadındaki erkekliğin veya bir erkekteki kadınlığın yüzdesi çok düşük olduğunda o kişi erkek veya kadın olarak kabul edilmektedir. Buna karşın yüzdeler biraz büyüdüğünde ambivalentlik söz konusu olabilmektedir. Cinsel kimlik ve toplum tarafından biçilmiş olan cinsel rol arasında bir uyuşumsuzluk olduğunda, aktör veya aktris bu rolü benimseyemediğinde ortaya farklılıklar ve problemler çıkmaya başlamaktadır. İtiraf etmek gerekir ki bu farklılıklar toplum tarafından ne kadar çok dışlanır ve anlaşılmaya çalışılmazsa o kadar da çok kişinin kendi içinde ve toplumda çatışmalar yaşanmaktadır.

    Her ne kadar dilimize travesti kelimesi çok yanlış olarak yerleşmiş ve kullanılıyor olsa bile tümüyle açıklamaya yetmemekte ve ancak toplumun belli bir kesimini çok kabaca betimliyor olabilmektedir. Aynen kadınlar, erkekler, çocuklar veya doktorlar demek gibi çok genel bir tanımlama yapabilmektedir. Örneğin doktorun ne doktoru olduğunu (çocuk doktoru mu, dahiliyeci mi, cerrah mı yoksa aile hekimi mi) tanımlamamaktadır.

    Transseksüel, görünüşte normal vücutsal cinsel gelişimini tamamlamış kişinin aslında karşı cinsin bir üyesi olduğuna inanmasıdır. Bu inanca kişinin birincil ve ikincil cinsel karakterlerini karşı cinse benzemek amacıyla değiştirmek arzusu eşlik eder ve bu duygu kesin, aşırı dozda ve değiştirilemezdir. Birincil cinsel karakterler kişinin cinsel organları yani rahminin veya testislerinin olmasıdır. Penis veya vajina birincil cinsel karakterler değildir. İkincil cinsel karakter ise penis, vajina, cinsiyete göre vücut kıllanması, erkek veya kadın tipi memeler vs.dir. Transseksüel kişi, kendini ruhsal olarak tamamen bir kadın gibi hissederken büyük bir şanssızlık eseri doğa bir hata yapmış ve bu ruhu bir erkek bedeninin içine yerleştirmiştir. Bu kadın ruhu bir erkek bedeninde hapsolmuştur. Transseksüel ancak bir kadın gibi giyindiğinde kendini birazcık olsun rahat hissetmektedir. Kadın gibi giyinmek onda herhangi bir cinsel arzu veya uyarılma yaratmaz, çünkü aslında olması gereken durum budur zaten. Bazen bunun tam tersi de olabilir. Ruh erkek fakat vücut kadın olabilir. Bu tersi durum toplumumuzun genel değer yargıları nedeniyle toplum içinde daha rahat kabul görebilir ve daha rahat kendine bir yaşam alanı sağlayabilir. Transseksüellerde kendi içlerinde ikiye ayrılabilirler. Ameliyatla arzuladıkları cinsiyete kavuşmuş olanlar postop. Yani ameliyatlı transseksüel ve cinsiyetini en azından henüz değiştirmemiş olanlar da preop. Yani ameliyatsız transseksüel olarak adlandırılmaktadır. Gerçek transseksüel var olan cinsel organını reddetmekte ve hatta nefret etmektedir. Ancak bu organdan kurtulup gerçek ruhsal cinsiyetine uygun bir organa kavuştuğunda huzur bulabilecektir.

    Traansvestit, karşı cins gibi giyinmekten çoğunlukla da bir kadın gibi giyinmekten ve davranmaktan haz alır. Bu tür davranış o kişide cinsel zevk uyandırır. Bu kişi aslında cinsiyetinden memnundur ve cinsiyetini değiştirmeyi pek düşünmez. Genellikle toplumsal, ekonomik baskılar nedeniyle kimi zaman cinsiyetini değiştirmek zorunda kalabilir. İngilizce’de bu kişilere genellikle crossdresser yani karşıt giyinen de denmektedir.

    Son yıllarda tanımlanmış olan androjinefili, dış görünüm olarak tümüyle bir kadın vücuduna sahip olmak isteyen ancak yine de penisinin kalmasını isteyen ve bu son adımı atmak istemeyen kişileri tanımlamaktadır. Homoseksüel ise genel olarak kendi cinsine karşı cinsel istek duyan kişileri tanımlamaktadır.

    Cinsel uyumsuzluğun nedenleri halen bilinmemektedir. Cinsel uyumsuzluğu bilimsel terimlerin ışığı altında bir yere oturmak çok zordur. Cinsel kimlik hem transseksüellerde hem de transeksüel olmayanlarda kişinin kendisi ile çok girift olduğundan hem entelektüel açıdan hem de emosyonel açıdan cinsel uyumsuzluğun ne demek olduğunu belirtmek hemen hemen mümkün değildir.

    Tıpta olağan olduğu gibi iki karşıt teori ortaya çıkmıştır: biri somatik (bedensel) ve diğeri de psikopatolojik. Cinsiyet hormonlarının vücut gelişimindeki belirgin etkileri ve olasılıkla cinsel kimliğin belirlenmesinde beyindeki etkilerinden dolayı transseksüellerde cinsiyet hormonlarının düzeyinin transseksüel olmayanlara kıyasla farklı olduğu düşünülmüştür. Transseksüalizmi tedavi etmek için büyük bir şanssızlık eseri olarak özellikle erkekten kadına transseksüellerde testosteron verilmiştir. Açıkca bu tedavi cinsel uyumsuzluğun biyolojisinin ve hormonların erkeklik ve kadınlık üzerine olan etkilerinin yanlış bir mantığa dayandırılması nedeni iledir.

    Deney hayvanlarına rahimiçi dönemde verilen seks hormonlarının erişkin cinsel davranış üzerindeki etkilerine dayanılarak beynin bazı bölümlerinin cinsel bir düzen gösterdiği hipotezi ortaya atılmıştır. Beynin defeminizasyonu (dişiliğinin giderilmesi) ve androjenizasyonu (erkekleştirilmesi) gibi teoriler ortaya atılmıştır(1).

    Bu durumla ilgili olarak insanlarda çok az şey bilinmektedir. İnsanlarda bilimsel çalışma ancak doğanın deneylerin oluşmasına yani anormal, rahimiçi endokrin hikayesi olan insanların ortaya çıkmasına bağlıdır. Örneğin konjenital adrenal hiperplazili kızlar ana karnında normalden daha yüksek androjen miktarına maruz kalırlar. Eğer bu kişiler doğumda belirli ölçüde erkeksiliği olan kızlar olarak tanınıp yeteri kadar kortikosteroid tedavisi alırlarsa her ne kadar arasıra davranışları daha erkeksi olarak algılansa bile herhangi bir cinsel uyumsuzluk geliştirmez. Daha aşağı sınıftan memeli hayvanlarda beynin cinsel farklılaşması östrojen uyarısına luteinizan hormonun (LH) pozitif feedback yoluyla yanıt verme kapasitesine bağlıdır. Dörner (4) bu östrojen feedback etkisinin insanlarda erkek veya dişi olarak farklılaşma derecesini belirlediğini öne sürmüş ve teorisini insan homoseksüel ve transseksüellerinde ispatladığını iddia etmiştir. Gooren (5) ve diğerleri metodik açıdan daha iyi dizayn edilmiş deneylerde insanlarda östrojen feedbackinin etkin olmadığını ve dolaşımdaki testiküler hormonlara bağlı olduğunu vurgulamışlardır. Endokrin seviyesine bağlı olarak aynı kişide hem erkek hem de dişi yanıt uyandırılabilir (6).

    Özet olarak bugüne dek düşük memelilerin cinsel davranışlarında önemli bir rol oynayan nöroendokrin farklılıkların insan cinsel davranışına da adapte edilebileceğine ilişkin herhangi bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Buna karşın başkaları tarafından transseksüalizmin tamamen psikopatolojik nedenlerini savunan teoriler geliştirilmiştir. Bazı psikiyatristler transseksüalizmi bir psikoz olarak görmüşlerdir. Bunun sonucunda transseksüeller elektroşok ve antipsikotik ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılmıştır. Çok şükür bu yaklaşım enderdir, ancak hala karşılaşılabilmektedir.

    Cinsel uyumsuzluğun kaynağı göz önüne alındığında 3 farklı sav belirlenebilir. Birincisi, insanlardaki doğuştan gelen biseksüaliteye dayanan psikoanalitik yaklaşımdır. Green’e (7) göre kadından erkeğe transseksüalizm erken çocukluk döneminde kişinin kendisini anneden ayıramamasına bağlı olabilir. Çocuk babasıyla özdeşleşeceğine annesi ile özdeşleşir. Case Western University (Cleveland, ABD)’de birçok erkekten kadına transseksüelleri gören ve tedavilerini denetleyen Lothstein (8), kadından erkeğe transseksüellerinin annelerinin olumlu benlikten yoksun, karşı cinse kıskançlığı olduğunu ve bütün bunların çocuğu tarafından da algılanabildiğini ileri sürmektedir. Son belirleyici etken ise babanın kızının kendini erkekleştirmesine destekleyici rolü olmaktadır. Birçok varyasyonları ile birlikte bu iki psikoanalitik teori transseksüalizm fenomeni için bir hipotez oluşturmaktadır. Aile içi ilişkilerin, boşanma oranlarının, ebeveynden birinin baskın olmasının, evlilik ilişkilerinin ve diğer bir dizi faktörün hiçbiri transseksüalizm için belli bir pattern ortaya koyamamıştır. Dahası stabil ve dengeli aile içi ilişkiler çocuklardan birinin veya birkaçının transseksüel olmayacağı veya olmadığı anlamına gelmemektedir (9).

    Diğer teori ise davranış teorisidir. Cinsel kimlik bir kopyalama ve düzenleme eyleminin sonucu olarak gelişmektedir. Cinsel uyumsuz sendromlarda bu eylemler yanlış olarak algılanmaktadır. Money (3), biyolojik faktörleri (hormonlar ve beyin) ve kritik dönem kavramını ortaya atarak bu teoriyi üretmiştir. Kendilerine özgün kritik dönemlerde biyolojik, psikodinamik ve çevresel faktörler (özellikle ebeveynin beklentileri ve çocuğu nasıl yetiştirdikleri) cinsel kimliğin gelişimine etki etmektedir. Bu kritik dönemin öncesinde ve sonrasında böyle bir etki oluşmamaktadır. Çok yoğun araştırmalarına dayanarak cinsel kimlik oluşum sürecinin bir dili öğrenme süreci ile kıyaslanabileceğini ileri sürmüştür (3).

    Üçüncü teori, cinsel kimliğin gelişimin olgunlaşmasıyla ilişkili olduğunu kabul etmektedir. Cinsel kimlik gelişimi ile ilgili tüm otoriteler her çocukta 3 yaşından önce çekirdek cinsel kimlik olarak adlandırılabilecek bir cinsel kimlik duygusu bulunduğunu kabul etmektedirler. Çekirdek cinsel kimlik, çocuğun kendisini oğlan veya kız olarak algılaması olarak açıklanabilir ve değişime direnç gösterir (10). Klinik verilere dayanarak transseksüalizmin temellerinin 3 yaşından önce (3-10) atıldığı söylenebilir. Eğer transseksüalizmin kaynağı ile ilgili daha fazla bilgi edinmek istiyorsak bu dönemin daha çok araştırılması gerekmektedir.

    Tipik bir insani durum olan cinsel kimlik, sadece hormonlarla veya yetiştirme ile açıklanamaz, ancak bilim rastlanılan cinsel uyumsuzlukların birçok çeşidini açıklayabilecek ve bir temele oturtabilecek teorik bir modellemeden henüz çok uzaktadır. Ancak tıbbın diğer alanlarında olduğu gibi sunulan tedaviler nedenlerin tam anlaşılmasının aksine ampirik temellere oturmaktadır.

    Tıbbi olarak transseksüel tanımını koyabilmek için DSM-IV kullanılmaktadır. Buna göre bir kimseye gerçekten transseksüel diyebilmek için

    • Kişinin anatomik cinsiyeti ile ilgili rahatsızlık duyması ve uyumsuzluk hissetmesi
    • Kişinin cinsel organlarından kurtulup karşı cins gibi yaşama isteği
    • Bu bozukluk sadece stressli dönemlerle kısıtlı kalmayıp en azından son 2 yıldır devam ediyor olması
    • Fiziksel bir ara cins veya genetik anomalinin olmaması
    • Şizofreni gibi herhangi bir ruhsal hastalıkla ilişkisi bulunmaması gerekir.

    Transseksüalizme eşlik eden ruhsal bozuklukların bulunması durumunda uygun psikiyatrik tedavi şarttır, ancak yeteri kadar tedavi edilmiş psikiyatrik bozukluklar gelecekte cinsiyetin yeniden belirlenmesi için bir engel olmayacaktır. Eğer cinsel kimlik problemi, herhangi bir ruhsal bozukluğa bağlı değilse cinsel kimliğin yeniden belirlenmesi diğer psikiyatrik belirtileri bile ortadan kaldırabilir.

    Tıbbi veya psikolojik meslek grupları tarafından transseksüalizm için herhangi uygun bir bakım şeması belirlenmemiştir. The Harry Benjamin International Gender Dysphoria Association, hormonal ve cerrahi açıdan cinsiyetin yeniden belirlenmesi için başvuran adaylara sunulabilecek uygun bakımla ilgili en az gereksinimleri içeren kesin bir rapor bildirmiştir (Bakım Standartları, (27)). Bu şema üç aşamalı olarak ele alınabilir.

    • Cinsiyetin yeniden belirlenmesi için başvuran aday, cinsiyet problemlerinde deneyimi olan bir psikolog veya psikiyatriste yönlendirilir. Olasılıklar, girişim, olması mümkün olmayanlar ve cinsiyet değişiminin sonuçlarını içeren çok geniş bir bilgi yazılı olarak hastaya verilir. Yapılan görüşmeler sırasında adayın motivasyonu, arzuları, ailevi geçmişi, cinsel tutumu ve özgeçmişi ile ilgili bilgiler toplanır. Bu aşamada detaylı bir tıbbı geçmiş, fizik muayene ve laboratuvar testleri (cinsiyet hormonları, karaciğer enzimleri ve gerekli görüldüğünde diğer testler) gerçekleştirilir. Psikolog aday ile olası tüm sonuçları konuşur ve beraberce ikinci aşamaya geçilip geçilmeyeceğine karar verilir. Başvuranların yaklaşık olarak %40 kadarı bu aşamada cinsiyetin yeniden belirlenmesi işleminden vazgeçmektedir. Bu vazgeçenlerin çok az bir kısmı başka merkezlere başvurmakta ancak çoğu bazen 8-10 yıl sonra yeniden başvurmaktadır
    • İkinci aşamayı gerçek yaşam teşhis testi oluşturmaktadır. Bu test ilk kez Money ve Ambinder (1978, (33)) tarafından önerilmiştir. Kendi kendine teşhis prensibine dayanarak bu test adayın arzuladığı cinsel rolde en azından iki yıl süre ile yaşamasını gerektirmektedir. Bu aşamanın başında karşı cins hormonları verilir ve erkekten kadına transseksüeller için epilasyon ve ses tedavisi başlatılır. Bu süre içinde her 6 hafta veya 2 ayda bir aday psikolog tarafından konsülte edilerek izlenir. Her 3 ayda bir aday fizik muayeneden geçirilerek şikayetler ve fiziksel değişiklikler kaydedilir. En azından yılda bir kez karaciğer enzimleri ve prolaktin düzeyinin belirlenmesi için kan testleri uygulanır. Şikayetlere ve yeterli olmayan sonuçlara göre hormon tedavisi değiştirilebilir. Hormon tedavisini ve yeni cinsel kimlikte yaşamaya başlamayı izleyen 18 ay sonra cerrahi önerilmeden her aday ekip tarafından değerlendirilir. Sadece yeni cinsel kimliklerinde cinsel problemlerinde bir azalma algılayan adaylara cerrahi önerilir. Eğer çekirdek problemin başarılı bir şekilde azaldığına ilişkin şüpheler saptanırsa cerrahi bu durum giderilene dek ertelenir.
    • Yukarda belirtilen tüm kriterler yerine getirildiğinde aday bir plastik cerraha yönlendirilir. Mümkün olduğunda ameliyatın adayın sosyal çevresine en yakın bir hastanede gerçekleştirilmesi arzulanır. Böylece adaya mümkün olan en fazla sosyal desteğin verilebilmesi sağlanmaya çalışılır. Ameliyat sırasında psikolojik yardım psikolog ile koordineli olarak hemşire ekibi tarafından verilir.

    Ameliyat sonrasında transseksüellerin çoğunluğu profesyonel psikolojik destekten kaçınmaktadırlar. Bunun nedenleri olarak bir çok etken gösterilmiştir. İlkin çoğu transseksüel ameliyattan sonra cinsiyet değişimi sürecinin sona erdiğine inanmaktadır. Ancak daha sonra sosyal ve psikolojik değişimlerin yaşamlarına entegre edilmesinin 2-5 yıl daha aldığını kabullenirler.

    Referanslar
    1. Gooren L. An appraisal of endocrine theories of homosexuality and gender dysphoria. In: Handbook of Sexology vol 6, Sitsen JMA (ed) Amsterdam, Elsevier Science Publishers (1988) pp 410-424.
    2. Money J, Ehrhardt AA. Man and woman, boy and girl. Baltimore, Johns Hopkins University Press (1972) p 4.
    3. Standards of Care: The hormonal and surgical reassignment of gender. dysphoric persons. Arch of Sex Behav (1985) 14:79-90.
    4. D”rner G. Hormones and brain differentiation. Amsterdam, Elsevier(1976).
    5. Gooren L. The neuroendocrine response of luteinizing hormone to estrogen administration in heterosexual, homosexual and transsexual subjects. J Clin Endocr Metab (1986) 63:583-588.
    6. Gooren L. The neuroendocrine response of luteinizing hormone to estrogen administration in the human is not sex specific but dependent on the hormonal environment. J Clin Endocr Metab (1986) 63:589-593.
    7. Green R. Sexual identity conflict in children and adults. New York, Basic Books (1974).
    8. Lothstein LM. Psychodynamics and sociodynamics of genderdysphoric states. Am J of Psychotherapy (1979) 33:214-218.
    9. Cohen-Kettenis PT. Het verschijnsel transseksualiteit. In: Transseksualiteit,’ Gooren LJG (ed) Alphen a/d Rijn, Samsom Stafleu (1986).
    10. Stoller RJ. A further contribution to the study of gender identity. Int J Psychoanalysis (1968) 49:364-367.

    Tarihi notlar

    Aşağıda çeşitli nedenlerle karşı cins gibi giyinen kimi tarihi kişilikler anlatılmaktadır. Burada amaçlanan cinsel dysphorianın sadece son yılların bir fenomeni değil tüm insanlık tarihinin bir parçası olduğunu vurgulamaktır.

    Geriye yönelik olarak bakıldığında bu kişilerin cinsel aykırılıklarının doğası ancak hayal edilebilir. Ayrıca geçen süre içinde hem sosyal standartlar hem de yaşam biçimleri belirgin biçimde değişmiştir. Bu nedenle bugünün kriterleri ile değerlendirmek hatalı olacaktır. Karşı cins gibi giyinme ve karşı cinsel kimlik rolünde yaşama yüzyıllardır gözlenmektedir. Jeanne d’Arc gibi kadınlığını gizlemeyen tarihsel kişilikler yanında orduya katılan, denizci olarak çalışan, erkek gibi davranan bir sürü kadın tarihçiler tarafından yazılmıştır. 17. ve 18. yüzyılda Batı Avrupa’da bu fenomen pek de ender değildi ve sadece Hollanda’da neredeyse 100 vakadan bahsedilmiştir (4). Cinsel rol değiştirmenin nedenlerini geriye yönelik olarak belirlemek oldukça zordur. Ancak bazı kadınlar mahkemede veya otobiyografilerinde duygularını dile getirmişlerdir ve bu duygular günümüzün kadından erkeğe transseksüellerinin açığa vurdukları duyguları ile benzerlikler göstermektedir. Bu nedenle bu tarihi kimliklerin bugün yaşayıp teşhis edilmeleri gerekseydi büyük bir olasılıkla transeksüel olarak tanımlanacakları kesin gibidir. Tarihte kadın gibi giyinen ve kadın gibi davranan erkekler de bulunmaktadır. en meşhurları arasında Roma imparatoru Calligula, İngiltere kralı I. James, Edward Hyde, Lord Cornbury, New York ve New Jersey valisi bulunmaktadır. ancak bu kişilerin bu davranışları dönemseldir. Bugün büyük bir olasılıkla bu kişiler transvestit olarak tanımlanacaktır.

    Çok belirgin bir hikaye Fransa Kralı XV. Louis’nin Rusya’daki diplomatı olan Chevalier D’Eon’nun hayatıdır. Atanmasından bir yıl önce kılık değiştirerek yaşamış ve Rus mahkemesinde aslında var olmayan kız kardeşi Lea imiş gibi kendini tanıtmıştır. Oldukça popüler olmuş ve kimse gerçek kimliğinden şüphe etmemiştir. Daha sonra İngiltere’de görev almış ve burada aslında kadın olduğu söylentisi yayılmıştır. Bu söylentiyi yalanlamamak için tıbbı muayeneyi reddetmiştir. XVI. Louis’nin emriyle kadın gibi giyinmesi ve 1810 yılında ölünceye kadar kadın rolünde yaşaması zorunlu kılınmıştır. Yapılan otopside toplumun ve yakın arkadaşlarının tahminlerinin aksine normal erkek vücudu olduğu ortaya çıkmıştır. Money (5), tamamen erkek kimliğini bırakmadan gitgide artarak kadın kimliğine yol veren bir transvestit olarak tanımlamıştır. 1930lara kadar hormonal ve cerrahi olarak cinsel kimliğin yeniden belirlenmesi imkansız olduğundan kişinin cinsiyet karakterlerini değiştirmesi her ne kadar arzulanıyor olsa bile düşünülmesi imkansızdı.

    Transseksüalizmin ve tıbbı cinsiyet belirlemenin (ruha uyacak şekilde vücudun değiştirilmesi) modern yazılı tarihinde ilk olarak Almanya’da 1930 yılında Danimarkalı bir artist olan Einar Wegener’e uygulanmış ve daha sonra Lily Elbe adını almıştır (6). 1953’de Amerikalı eski GI George Jorgensen’in ameliyatla cinsiyetini değiştirip Christine Jorgensen adını alması ile transseksüalizm tüm dünyada meşhur olmuştur. Aslında Jorgensen’e kadar tüm dünyada binlerce kişi cinsiyet değiştirme ameliyatından geçmiştir. Transseksüalizme tıbbın ilgisi ise çok yavaş olarak giderek artmıştır.

    Yıllarca sadece bireysel düzeyde bazı doktorlar transseksüallerle ilgilenirken tıbbi camianın büyük bir bölümü transseksüalizmi bir ruhsal hastalık olarak değerlendirmiştir. ABD’de Dr. Harry Benjamin, yıllarca transseksüalleri izlemiş, muayene etmiş ve tedavi etmiştir. Uzun süreli, net deneyimlerinin sonucunda 1966’da The Transsexual Phenomenon yayınlanmıştır. Bu çalışma sayesinde transseksüalizmle ilgili daha anlamaya yönelik bir görüş yerleşmeye başlamıştır. Kendisini onurlandırmak için transseksüellerle ilgilenen tüm dünyadaki uzmanların bulunduğu organizasyon The Harry Benjamin International Gender Dysphoria Association olarak adlandırılmıştır.

    1959’da Hollanda’da kayıtlara geçmiş olan ilk cinsiyet değiştirme vakası bu işi kabul etmeme fırtınası estirmiştir. Bu vakayı takiben 1965’de Hollanda Sağlık Konseyi (Gezondheidsraad) bir rapor yayınlamıştır. Bu raporda: “Transseksüalizmin teşhisi ve prognozu göz önünde bulundurulduğunda ve cinsiyet değiştirme ameliyatının etkilerinin arzulanan etkilere kıyasla büyük riskler taşıyacağı düşünüldüğünde bu girişim onaylanmamaktadır. Hasta ve doktoru psikoterapinin ve sosyal bakımın sonuçları tatmin olmak zorundadır” denmektedir (7).

    Buna rağmen bazı doktorlar transseksüel kişileri hormonlarla ve cerrahi cinsiyet belirleme ameliyatları ile tedavi etmeye devam etmişlerdir. Bu doktorlardan biri olan Dr. O. M. De Vaal, “Man of vrouw, dilemma van de transseksuele mens” (kadın mı erkek mi, transseksüel kişinin dilemması) adlı kitabında 20 vakasından bahsetmiştir (8). Modern tıbbın ve sosyal bakımın (o yıllarda buna cerrahi de dahil idi) mümkün olan en iyi sonucu elde edebilmek için daha fazla araştırma yapması gerektiğini betimlemiştir.

    1972’den beri Hollanda Cinsiyet Merkezi Vakfı (Stichting Nederlands Gender Centrum) (kurucuları arasında Dr. de Vaal de bulunmaktadır) Hollandalı transseksüellere psikolojik bakım ve yardım vermektedir. Hormon tedavisi ve cerrahi olarak yeniden cinsiyet belirlemesi için transseksüeller tıp merkezlerine yönlendirilmektedir. Transseksüellerin büyük bir çoğunluğu Amsterdam Serbest Üniversite Hastanesi’nin Cinsiyet Ekibi (Genderwerkgroep) tarafından değerlendirilmekte ve tedavi edilmektedir. Ancak Groningen, Amsterdam, Rotterdam, Arnhem, Enschede ve den Haag’daki diğer hastaneler kısmen cerrahi bakım sağlamakta ve kendi cinsiyet ekipleri bulunmaktadır. çoğu transseksüellerdeki cinsiyet belirlemenin sonuçlarının başarılı olması ve toplum standartlarının değişmesi sağlık otoritelerinin daha liberal bir tutum takınmalarına neden olmuştur. 1977’de Hollanda Sağlık Konseyi (Gezondheidsraad) yeni bir rapor yayınlamıştır: cinsiyet problemleri olan uygun kişilerin fiziksel adaptasyonu (cinsiyetin yeniden belirlenmesi) kabul edilebilir başarı şansı olan bir tedaviye yönelik girişimdir ve bu kişilerin varoluşumsal sıkıntılarını kaldırma şansı yüksek olan tedavinin esansiyel bir parçasıdır (7).

    Sonunda 1985 yılında tüm hukuki kağıtlarda cinsiyeti değiştirmek mümkün oldu. Ancak doğum kağıdında saptanan orijinal cinsiyetin kalması zorunlu idi. Sonuçta tüm kağıtlarda cinsiyet değişimi gerçekleştirilmekte ve değişimden önceki ebeveynlik gibi haklar saklı kalmaktadır (9). Böylece teoride transseksüel kişinin kadınlaşmasını kısıtlayan tüm engeller ortadan kalkmış oldu.

    Referanslar
    4. Dekker R, van de Pol L. Daar was laatst een meisje loos. Baarn, Uitgeverij Ambo (1981).
    5. Money J and Tucker P. Sexual signatures. Boston, Little, Brown and Company (1975).
    6. Abraham F. Genitalumwandlung und zwei minnlichen Transvestiten. Zeitschr fr Sexualwissenschaft urid Sexualpolitik (1931) 282:223-226.
    7. Kuiper AJ. Transseksualiteit en hulpverlening. Een ex post facto onderzoek naar het effect van geslachtsaanpassende behandeling bij 143 transseksuelen. Instituut voor Klinische Psychologie en Persoonlijkheidsleer, Rijksuniversiteit Utrecht (1985).
    8. de Vaal OM. Man of vrouw ? Dilemma van de transseksuele mens. Amsterdam, Wetenschappelijke Uitgeverij (1971).
    9. van der Reijt FA. Juridische aspecten van transseksualiteit. In: Transseksualiteit, Gooren LJG (ed) Alphen a/d Rijn, Samsom Stafleu (1986) pp 133-147.

    Op. Dr. Cem Arı
    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı

    gacistanbul.org – 31 Mart 2007

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:49 on 9 March 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , Transseksüellik   

    Transseksüellik 

    Günümüzde bilinen içsalgı bezlerini inceleme teknikleriyle, transeksüel hastalarda ve normal denetim gruplarında cinsel hormonlar arasında bir fark saptamak olanaksızdır. Bununla birlikte, transseksüel hastalar, beyindeki hipotalamustan salgılanan hormonların hipofiz ve gonad hormanlarıyla tepkileşmesi ve etkileşme biçimi bakımından belki de atipiktirler. Bu dogruysa; transseksüelligin doğum öncesi ve erken bebeklik dönemlerinden kaynaklanıyor olması, en güçlü olasılıktır. Birbirini izleyen çeşitli etkenlerin transseksüelliği etkilediği, gerçeğe en yakın açıklama gibi görünmekle birlikte, transseksüellikte kalıtımsal bir öğenin söz konusu olduğuna ilişkin hiçbir geçerli varsayım yoktur.

    Transseksüellerin gelişme öyküleri farklıdır. Bu tip; kadınsı erkeklerden, başka bir tipse erkeksi kadınlardan oluşmaktadır. Bu kişilerin geçmişinde, çok erken yaşlardan başlayarak, aynı cinsten eşleri kapsayan etkin bir erotik (deneyim değilse de) imgelem öyküsü vardır. İkinci tipi, çocuklukta ve yeniyetmelikte cinsiyetine aykırı hiçbir belirti göstermemiş olsa bile, gizliden gizliye her zaman cinsiyet değişikliğini takıntı haline getirmiş kişiler oluşturur; ergenlik döneminde bu kişiler, erotik olarak eylemsizdir. Orta yaşa kadar transseksüellik (karşı cinsin kılığına girme) eğilimi gösterdikten sonra, herhangi bir bunalım etkisiyle transseksüelliğin apansızın ortaya çıktığı kişiler de üçüncü bir tip oluşturur.

    Transseksüellik, kişinin doğumdaki cinsiyetinden şiddetli hoşnutsuzluk duyduğu nispeten ender durumlarda bir rehabilitasyon yöntemidir. Cerrahi yollara başvurulmadan önce, cinsiyet değişikliğinin başarı olasılığını değerlendirmenin yollarından biri, bir süre karşı cinsin üyesi olarak yaşamak, çalışmaktır. Çünkü, hormon müdahalesinden geri dönülebilirse de, cerrahi müdahalenin geri dönüşü yoktur. Bu nedenle, cinsiyet değişikliğinin bütün ruhsal ve toplumsal sonuçları ameliyattan çok önce kavranırsa, hata olasılığı aşağı yukarı bütünüyle ortadan kalkar.

    Özlem Özge YÜREKLİ
    geocities.com/ozlemce_us/
    kadinlar.com – 09 Mart 2001

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın