Tagged: Homoseksüellik Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 20:04 on 22 February 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Homoseksüeller, Homoseksüellik   

    Eşcinsellik Nedir? 

    Herkeze merhaba.Öncelikle kendimi tanıtmak isterim.Adım Cihangir.20 yaşındayım ve lgbti.family.blog web sitesinin yeni editörüyüm.
    İlk başta şunu belirtmeliyim ki;Eşcinsellik kötü bir terim değildir.
    Eşcinsel bireyler;sokakta,evde,okulda,işte kısacası her yerde.
    Gelelim asıl konumuza.”Eşcinsellik Nedir? , Doğuştan mı Yoksa Ergenlikte Oluşan Bir Durum mudur?” başlığı altında yazacağım bu gerçekler,tamamen gözlemlerim ve şahsım adına yazılmış olacaktır.
    Eşcinsellik,kimisi tek yönlü (erkekten erkeğe veya bayandan bayana),kimisi biseksüel (iki cinse) sevgi durumudur.
    Bana sorarsanız erkekten erkeğe eşcinsellik doğuştandır.
    Doğuştan olmasının sebebide hormonsaldır.Hangi cahiliyet bunu bile bile bu insanları dışlar ki? Kesinlikle haksızlık.
    Kendimde dahil olmak üzere bütün LGBTİ bireyleri ile tek vatan,millet ve toplum olalım.
    Yazacağım şeyler bu kadar.
    Bir sonraki konumda ünlüler ile ilgili konu paylaşımı yapacağım.
    İyi günler…

     
    • fatih adlı kullanıcının avatarı

      fatih 00:48 on 23 Mayıs 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      eşcinsellik tabiki doğuştandır…nasıl doğuştan kör olunuyor nasıl birömür deyiştirilemiyen bazı hastalıklar gibi ki eşcinsellik hastalık deyildir yani örneğin anne karnında meydana gelen küçük bir mutasyondur…kişi o kadar mutahasıp bir ailenin çocuğu olduysada doğuştan gelen bu hormonal sistemi deyiştirmiyerek kendini hissettiği gibi yaşamaya zorlamasıdırr..hiç bir öğüt ve modern tıp bu kişiliği deyiştiremez..hatta bu gibi mutasyonlar hayvanlarda bile sıkça görülmüştür.ki hayvanlar ahlak ve terbiyeden medeniyetten hiçte haberi yoktur..Bazı sitelerde bu konuyu çok şiddetli bir şekilde eleştirmişler işi yine çözemedikleri din bilgileriyle yorumlamıya çalışmışlar hatta çok günah olduğunu ve daha eşcinsellerin cennete bile giremiyeceğini yazmışlar.korkunç bir cehaletlikdir ki hiç bişey araştırmadan ezbere yazılmış bilinçsizce yazılmış şeylerr ..guya sapıklıkmiş bende diyorumki birşeyi araştırmadan konuya mutabık olmak enbüyük cehalet sapıklığıdır …

      Beğen

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:58 on 9 January 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Homoseksüellik   

    Eşcinsellik nedir, ne değildir? 

    Eşcinsellik , ayni cinse ait iki bireyin duygusal ve cinsel birlikteliğidir.Eşcinsellik herhangi bir hastalık, zihinsel uyumsuzluk ya da duygusal bir problem değildir. Eşcinsel ilişki iki kadın ya da iki erkek arasinda gelişir, duygusal veya cinsel tatmin açısından heteroseksüel bir ilişkiden hiçbir farkı yoktur.

    Eşcinsel eğilimler sadece belli bir insan tipi için geçerli değildir.Toplumun herhangi bir alanında hiç eşcinsel bulunmaz gibi bir kısıtlama yapmak mümkün değildir. Eşcinseller de heterosksüeller gibi toplumun her kesiminde varlık gösterirler. Doktorlar , akademisyenler gibi yüksek kültür sevisyesinde eşcinseller olduğu gibi, taksicilik ya da hemşirelik yapan, ya da sadece ilkokul mezunu olabilmiş eşcinseller de mevcuttur. Bir insanın cinsel yönelimleri , onun eğitim seviyesine, okur-yazarlığına, yaşına, konuştuğu dile, inandığı ya da inanmadığı dine, mensup olduğu millete bağlı değildir. Yani toplumun her kesiminde , her yaştan,dil,din ve ırktan eşcinsel birey bulunabilir.

    İnsanların cinsel yönelimlerini birçok biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktör etkiler , ancak bilim adamları yine de insanın cinsel yönelimlerindeki çeşitliliğin sebeplerini kesin bir şekilde açıklayamamaktadırlar. Bir grup embriyolojist ve psikolog ,bireyin henuz anne karnındayken cinsel yönelimlerinin belirginleşitiğini savunurken; bir grup da bunu ,bireyin genlerinin yani sira içinde yetiştiği sosyolojik ve psikolojik çevrenin belirlediğine inanıyor. Ancak iki grubun da varsayımları kesin kanıtlara dayandırılamamakta .Bilinen gerçekler şunlardir ki ilk cinsel eğilimler bireyin erken ergenlik döneminde, henüz hiçbir cinsle hiçbir cinsel birliktelik yaşamadan ortaya cıkar , ve bireyin seçimine bağlı değildir.Bence eşcinsellik çoğumuzun sandığı gibi “cinsel tercih” değildir , yemekte kırmızı mı beyaz mı sarap içeceğinizi seçebilirsiniz ama eşcinsel mi heteroseksüel mi olacağınızı seçmek gibi bir durumunuz yok. Eğer eşcinselseniz eşcinselsiniz “Ben bu işi sevmedim, hem kendime uygun sevgili bulamıyorum hem de üzerimde çok baskı var , ben heteroseksüel olacağım” demek gibi bir seçeneğiniz yok.

    Cinsel yönelimler de insanın benliğinin, karakterinin, varlığının bir parçası. “Normal”den farklı cinsel yönelimlerinizi inkar ederek, görmezden gelerek ya da bastırarak gerçek bir mutluluğa, sağlam bir kişiliğe asla sahip olamazsınız. Eşcinsellik psikolog ve psikiyatristler tarafından uzun yıllar boyunca kişinin bütünlüğünü sağlayan doğal bir cinsel yönelim olarak değil de kişinin mutsuzluğuna sebep olan bir psikolojik bozukluk olarak görüldü, ve bir hastalık olarak değerlendirildiği için de tedavisi olduğu düşünüldü .Bunun için eşcinsel bireye türlü terapiler uygulandı. Freud’un “Bir eşcinseli heteroseksüelle dönüştürmedeki başarı olasılığı tersinden fazla değildir.” uyarsısına rağmen bu konuda çalışmalar yürütüldü. Geçici başarılar sağlandığı iddia edilse de kesin bir başarı hiçbir zaman sağlanamadı. Ve sonunda eşcinsellik 1976 yılında Amerikan Psikiyatri Derneği’nin zihinsel hastalıklara ilişkin resmi listesinden çıkarıldı.

    Eşcinsellik aslında sanıldığı kadar da doğaya aykırı bir durum değil. Hayvanlar aleminde de hemcinsiyle ilişki kuran hayvanlar var. Aslında belki de bizim düştüğümüz yalnış iki cinsi yani erkeği ve kadını birbirinden tamamen ayrı düşünmek . Ama o kadar da birbirinden farklı değil bu iki cins, yani kadınlar da erkeklerle simgeleştirilen davranışlar sıkça görülebilir, erkekler de kadınsal davranışlar gösterebilir ve bunun hiçbir anormalliği de yoktur. Sonuçta erkekte de kadınlık hormonu salgılanıyor, kadında da, aynı sey erkeklik hormonu için de geçerli. Yani kadınlığı ya da erkekliği sınırlı çizgiler içine oturtmaya çalısmak çok yalnış. Ayrıca embriyolojist ve psikologlarin fikir birliğine vardığı bir konu şudur ki insan hormonal ve kas yapısı olarak biseksüel bir yapıya sahiptir.

    Eşcinselliğin cinsellikle değil de sevgiyle ilgili olduğu söylenmiştir. Eşcinselligi tanımlamak her ne kadar zor olsa da ; eşcinselin kendi cinsinden birine aşık olan kişi olduğu açıkça söylenebilir. Karl Wrich’in dediği gibi : ” Doğa, gerçek aşkın olduğu yerdedir.”

    Toplumsal bakış:

    Eşcinsellerin nasıl bir yaşamı olacağını büyük ölçüde yaşadikları toplumun eşcinselliğe karşı tutumu belirlemektedir. Eşcinselliğe karşı önyargı farklı olan bireye duyulan düşmanlık olarak açıklanabilir. Eşcinsellik karşıtı olan bağnazlık eşcinselligin birçok toplumda “cinsiyete bağlı güç” yapısını tehdit etmesinden de kaynaklanır. Amerika yerlilerinde kadın ve erkek toplumsal anlamda eşit rollere sahipmiş, bu yerli kabilelerde eşcinsel birey coğu zaman özel yetenekleri nedeniyle el üzerinde tutulurmuş. Öte yandan , askeri ve erkek egemen bir hiyerarşiye sahip olan Aztek uygarlığında ise eşcinsellik ölüm cezasıyla cezalandırılan bir suçmuş.

    Tarihte eşcinsellik sık sık kurum ve kişilere iftira ederek onları kötülemek , karalamak hatta yok etmek için bir araç olarak kullanılmış. 13.yüzyilda Fransa kralı IV.Philippe hazinesine göz diktiği Templer Şövalyelerini dağıtmak için onları “tasavvur edilmesi korkunç, öğrenilmesi dehset verici ,iğrenç bir suç, lanetli bir kötülük, şeytan işi , iğrenç bir utançla” suçladı.Bu devletten ayrı , gizli toplantılar yapan salt erkeklerden oluşan bir topluluk için oldukça ideal bir suçlamaydı. Ve sonunda şövalyelerin çoğu tutuklandı ve öldürüldü.

    Yakın tarihte yani 19. Yüzyılda bu sefer eşcinsellik suçlamaları iftira etmek için değil de , gerçek eşcinselleri toplumdan dışlamak ve mahkum etmek amaçlıydı. Bu mahkumiyetlerin en bilinen örneği ise İngiliz yazar ve şair Oscar Wilde’ınkidir. Oscar Wilde zengin ve güçlü bir markini oğluna aşık olur, ancak bu Queensberry Markisinin kaldirabilceği birşey değildir. Oscar Wilde’ ı karalamak için oyununun gösterildiği tiyatronun kapısına onu eşcinsellikle suçlayan bir not bırakır. Wilde kendi sonunu hazırlayan bir kararla markiye hakaret davasi acar. Yalnız onun için işler tersine dönmüştür çünki marki Wilde’a karşi çok kesin kanıtlar ortaya çıkarmıştır. Wilde mahkeme salonunda şu etkili konuşmayı yapar ve ceza almaktan kurtulur :

    ” Bu yüzyılda “adı ağza alınmaktan korkulan aşk” David ve Jonathan’ın arasında olan, Platon’un felsefesinin temel direği, Michealangelo’nun, Shakespeare’in sonelerinde bulacagınız türden genç bir adamın kendinden büyük bir erkeğe duyduğu derin sevgidir… Güzeldir, niteliklidir, sevginin en asıl biçimidir. Doğadışı hiçbir yanı yoktur . Dünya onunla dalga geçer ve bazen onunla kişiyi ceza boyunduruğuna gönderir…”

    Ancak açılan diğer mahkemede bu kadar dokunaklı konusamaz ve mahkum olur.

    Oscar Wilde’ın yukarıda bahsettigi gibi hepimizin çok yakından tanıdığı bazı isimler tahmin edildiğinin aksine eşcinseldiler : İlkcağ filozoflarından Sokrates, Platon, tarihte bilinen ilk kadın şair Sappho , Rönesans’ın en meşhur isimleri Leonardo Da Vinci, Michealangelo , hemşirelik tarihinin en büyük ismi Florance Nightingale, yazar Virginia Woolf, Emily Dickonson, Jean Genet, Edward Morgan Forster ….

    Ve iki sürpriz isim , ünlü kompozitör Tchailkovsky, ve William Shakespeare.( Shakespeare’ in sonelerinin 126 tanesi bir erkege , geri kalan 28 tanesiyse karanlık bir kadına yazılmıştır.)

    Kaynaklar:
    “Eşcinselliğin Doğal Tarihi” _ Francis Mark Mondimore
    “From the Closet to the Courts” _ Ruth Simpson
    “Love Between Women” _ Charlotte Woolff
    “100 Gay ” _ Paul Russell

    egenurtr

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 02:27 on 27 October 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Homoseksüellik,   

    Kısacası eşcinsellik tarihi 

    Merhabalar,ben sivilceli kedi.Siz bana isterseniz Emir,Ahmet,Mehmet veya farklı bir isimle de yazabilirsiniz.Ben size sivilceli kedi olarak yazacağım.

    Size ilk yazımda aktivist,sert ve keskin girişlerle başlamak istemiyorum.Biraz daha olayları net anlaşılması için kendi gözümden nasıl baktığımı aktarmak istiyorum sizlere.
    Osmanlı zamanlarında,Padişahların haremlerinde “oğlanların” olduklarını çoğumuz biliriz. Harem ağalarının “kırık”,”hadım” oldukları hakkında da duyumlarımız olmuştur hatta ve hatta Muhteşem Yüzyıl dizisinde ki ‘Sümbül Ağa’ karakterinden buna daha da aşina olduk.Peki,halk bu duruma nasıl bakıyordu?
    Hamamlarda “oğlan” ve “oğlancılar” vardı. Belirli bir ücret karşılığında bu erkekler ile cinsel münasebete giren müşteriler oluyordu. Taht kalktı,Cumhuriyet geldi ve bununla beraber kadınlara bazı özgürlükler geldi,politika,politika ve eşcinsellik tamamen göz önünden kaldırıldı.6 Aralık 1931’de Bursa’da doğan sanat güneşimiz ve onun Lubunya hareketleri ile insanlar eşcinselliği tekrar hatırladı.İlk başta dikkat ve tepki çekti.Bursa’nın adı birazda bu yüzden çıktı kanımca.Sonrasında 9 Haziran 1952’de Diva’mız Bülent Ersoy doğdu.Bir erkek bedeninde kadın ruhlu bir insan.14 nisan 1981’de buna Londra’da DUR! dedi.Kadınlığını dışa vurdu ve ameliyat oldu.
    Madem bu kadar günümüze yaklaştık şimdiden bahsedelim biraz daha…İnsanlara dikte edilen sözde “Müslümanlık” ile,eşcinselliği dışlıyor ve ötekileştiriliyoruz.Bir Müslüman olarak birini sevmenin günah olmadığını biliyorum.Translarımız ve eşcinsellerimiz hergün sokakta öldürülüyor,taciz ediliyor,depresyona sürükleniyor.İnanıyor yada inanmıyor olmamız mühim değil,kendimiz olmamız ve görünmekten çekinmememiz gerektiğine inanıyorum.Öteki açıdan sayın Müren ve Ersoy gibi insanların gözüne sokmanında doğru olmadığına inanıyorum.Kendimiz olursak tüm sorunları sevgi ve inançla aşabiliriz.
    Görüşmek üzere,kendinize inanın ve iyi bakın.

    -sevgi ve saygılarımla sivilceli kedi.

     

     

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:25 on 29 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Homoseksüellik   

    Eşcinsellik 

    Sosyocinsel birleştirim bize, cinsel deneyimin eşcinsellerde heteroseksüellerden daha yoğun ve daha zengin olduğunu göstermektedir. Bunun nedenini bilmiyoruz: Daha özgür cinsellik, kültürel gereklere daha az boyun eğiş, eşcinselliğin en küçük bir kabullenişine bile sadık kalma; cinsel itkinin çokyönlü cinsel güdülenmelerin hizmetine geçmesi (egemenlik, boyuneğme, kışkırtma, vb.); cinsel düzeneklerin doğal yoğunluklarının daha yüksek olması, vb. Aşk duygusu ve karşılıklı bağlılık gereksinmesi, eşcinsellerde en az heteroseksüellerde olduğu kadar önemlidir. Heteroseksüellerin kurdukları evliliklerle eşcinsellerin beraberliklerini karşılaştırmanın anlamı yoktur, ama her iki cinsiyette de bunun aynı değerde olduğu anlaşılıyor. Gerçekten de bu nitelikten başka her iki cinsiyetteki eşcinsellerin, heteroseksüel benzerleri gibi davranmaya çok güçlü eğilimleri vardır, ancak eşcinseller cinsellik konusunda daha yüksek bir kuşakta yer alırlar.

    Eşcinsellerin anlamlı bir biçimde heteroseksüellerden daha erken gelişmelerini doğrulayacağız. Başlangıçta romantik bağlılık, düş kurma ya da uyarılma sözkonusu olduğunda eşcinseller heteroseksüellerden çok daha önce etkinleşirer. Eşcinsellerde bu gelişmeler 14 yaştan önce; heteroseksüellerde ise, heteroseksüel bir yönelime göre 14 ile 19 yaşları arasında başlar (Saghir ve Robins). Erkek eşcinsellerin ilk cinsel kaynaşmasının bir erkek çocukla olması şansı büyüktür (yaklaşık %80’i, Dannecker ve Reiche, 1974; Whitman, 1977).

    Slater (1962) her iki cinsiyetten 454 eşcinsel üstünde yaptığı bir istatistik incelemede, eşcinsellerin genellikle yaşı geçkin bir annenin son doğan evlatlarından olduğunu buldu. Martensen-Larsen (1957) heteroseksüellerin 4 katı kadar eşcinselin 15 yaşından önce babalarını kaybettiklerini buldu.

    Davison (1973), terapi uzmanının amacını ve hedefini belirlemesi için bir deneğin eşcinselliğinden kurtulmayı görmek istediğini açıklamasının yeterli olmadığını söylüyor: “Davranış terapisi uzmanları eşcinsel müşterilerine istemeleri durumunda bile cinsel yönelimlerini değiştirmeleri konusunda yardım etmemelidirler.” Herşeyden önce gerçek sorunun nerede yattığını, deneği sosyal dışlamaya son verme gereksinmesine az ya da çok doğrudan sürükleyebilecek açıklanan bu değiştirme isteğinin ne anlama gelebileceğini bilmek daha uygundur. Böylece bazı terapi uzmanlarının eşcinselleri kendi cinsel yönelimlerinin olanaklarına en iyi uyum sağlatmayı öngördükleri anlaşılıyor

    (Duehn ve Mayadas, 1972; Philipps ve çalışma arkadaşları, 1976).

    Jacques Corraze © Que sais-je?

    Eşcinsel çocuk kendini ilk başta heteroseksüel egemenlikten bir toplumun değerlerinin ve kurallarının dışında bulur. Öteki cinsten birine aşık olmak, onunla çıkmak, evlenmek ve çocuk yetiştirmekten oluşan toplumsal ritüellerle – bu eril ya da dişil tür tarafından belirlenmiş klasik rollere- eşit güçteki bir düşünceler ve arzular yığınıyla karşı çıkılır: Kendisiyle aynı cinsten birine aşık olmak, onunla çıkmak, birlikte yaşamak ve hayatını paylaşmak.

    Tek bir eşcinsel bile yakından incelemediği bir hayatı yaşayamaz. Eşcinseller kendilerini eşcinsel olmayan hemcinslerinden daha bilinçli bir şekilde oluşturmak zorundadırlar; toplum tarafından sunulan bileşenleri gözden geçirmek ve eşcinsel kimliklerine uyanları seçmek durumunda kalırlar. Tek başlarına gerçekleştirdikleri bu yürüyüşte genellikle yardım ve destek almazlar. Ama yine de bu yürüyüşü gerçekleştirirler.

    Marjinal olduğunu kabul etmek bir güç kaynağı olabilir. Marjinalin perspektifi hayaller kurma ve hakim kültür içinde kendini rahat hissedenlerin ulaşamayabilecekleri bir hayat düşleme özgürlüğü verir. Genç eşcinsellerin gündüz düşleri özel niteliklere sahiptir. Aynı şekilde, kültürel kurallara meydan okumaktan özel bir haz duyarlar. Bir diğer yönden, eşcinsellerin hayal güçleri hayatın temel sorularına cevap verebilme amacıyla çok uzaklara açılabilir: Kimim ben? Nerden geliyorum? Varlığımın anlamı nedir?

    Dünyalar arasında yaşamak, eşcinseller içinm her zaman bir hayatta kalma stratejisi olan hayal gücünü ve taklit yapmayı gerektirir. Çocukluk ve ergenlikleri boyunca taklit yapmayı öğrenmiş olan – ister karşı cinsle ilgileniyormuş gibi yapmak, isterse kendi cinsiyle ilgilenmediğini iddia etmek olsun – eşcinseller yetişkinliklerine çok iyi bir taklit yapma özelliğini taşırlar. Ayrıca taklit etme yeteneğinin gelişip serpilebildiği bir zeka diriliğini de korurlar. Eşcinseller, eşcinsel olmayan topluma uyum sağlamak için eş, koca, aile, işadamı ya da herkesin gözü önündeki sosyal varlıklar olarak konularına hakim olurlar ve uzmanlaşırlar. Buna rağmen, her zaman o toplumla biraz mesafeli dururlar, gelenkesel toplumun ikiyüzlülüklerini, saçmalıklarını ve adaletsizliklerini farketmelerini sağlayacak bir şekilde, olaylara biraz dışarıdan bakarlar.

    Aşkın nesnesi bir kişidir, cins değil.

    Thomas Cowa

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 09:49 on 10 October 2005 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Evrim, Evrim Teorisi, , Homoseksüellik   

    Eşcinsellik & Evrim 

    Eşcinselliğin sadece insana has, kültürel belirlenimli bir olgu  olmadığını, doğada başka canlılarda da bulunan birşey olduğunu söylüyoruz. Daha  doğrusu bilim böyle söylüyor. Yani kediler, köpekler, kuşlar da eşcinsel davranış sergileyebiliyorlar. Peki bütün bunların evrim sürecindeki yeri nedir? Canlıların doğasının sürekli olarak “daha çok üremek” yönünde gelişmesi gerekmez mi?

    Acaba öyle mi? Aslında doğadaki olaylar, genelde, “birşeyin maksimize edilmesi” yönünde gelişmezler. Daha çok, “optimize edilmesi” yönünde gelişirler. Çünkü doğadaki bütün olaylarda “geri besleme” ya da “feed back” denilen kontrol mekanizmaları vardır. Bu paragraf çok kapalı oldu değil mi? Biraz açayım.

    Hepimiz lisede görmüşüzdür: ormandaki tilki ve tavşan populasyonu. Tilkiler sürekli tavşanları yediklerine göre, ilk bakışta tavşan sayısının sürekli azalması gerekir, tilki sayısının da artması. Ama doğal denge öyle gelişmez. Tavşanlar azalınca tilkiler aç kalıp ölmeye başlar, tilkiler azalınca da bu kez tavşanlar çoğalma şansı bulurlar. Yani doğa bir denge bulmaya çalışır. Burada tavşan sayısının çok azalması, bir “geri besleme mekanizması” olarak düşünülebilir. Hemen sistem uyarılır, tilkiler azalmaya başlar ve denge böylece kurulur. Ya da başka bir örnek: evinizdeki elektrikli fırın. Eğer bir geri besleme mekanizması olmasaydı, fırının termostatı hiç atmaz,
    sürekli ısı vermeye devam eder, sonunda binlerce dereceye çıkıp evinizi yakardı. Ama fırın 200 dereceye gelince geri besleme mekanizması çalışır, fırın bir süre için ısınmasını durdurur.

    Eşcinselliğin de hayvanların evrim süreçlerinde bir “geri-besleme öğesi” olarak var olduğu iddia ediliyor. Yani üreme konusunda da bir denge var. Eğer bir canlı türü, bir dönem aşırı ürediyse… Bir düşünün! o kadar çocuğa kim bakacak? Eğer herkes üremeye programlanmış olsaydı sistem dengesizliğe sürüklenirdi. Sürekli yeni çocuklar doğar ve bakılamadıkları için ölürlerdi. Ama o populasyondaki hayvanlardan bazılarının eşcinsel olması, bir denge unsuru olarak ortaya çıkar ve “çocukları olmadığı halde, çocuklara
    bakabilecek yetenekteki grup elemanları” olarak işlev görürler. Yani çocuk yetiştirmede ekstaradan iş gücü. Böylece denge sağlanmıştır.

    Fareler üzerinde yapılan deneylerde, kalabalık arttıkça eşcinsel davranışın arttığı gözlenmiş. Bu sonuç, yukarıda anlattığım tezle de uyumlu görünüyor.

    Sonuçta doğadaki hiçbir olay “körlemesine süreçlerle” gitmez, bir takım kontrol, geri besleme mekanizmaları vardır. Yoksa doğa bu kadar dengeli olamazdı. Sadece doğa değil. Günümüzde mühendislikte de dengeli sistemler üretmek, benzeri kontrol mekanizmaları oluşturmak önemli bir sorun (fırın örneği).

    Yine de insanın sırf doğayla belirlenen bir canlı olmadığını unutmamak lazım. İnsan kültürel yollarda farklı evrim süreçleri geçirmiş, ayrıca iradesi de olan(?) bir varlık. Bu nedenle mutlaka bu tür biyolojik şablonlara uymak zorunda değil. Ama eşcinsellik örneğinde, doğayla bir uyum var gibi görünüyor

    e-legato

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:35 on 9 March 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , Homoseksüellik   

    Cinsel Özgürlük 

    Cinsel konular toplumumuzda, nedense, hep tabudur. Cinsellik konusunda pek konuşulmaz. İrdelemeler yapılmaz. Herkes birşeyleri, üstünkörü de olsa, bilir, ama konuşmaz ve tabii ki gönül rahatlığıyla yaşayamaz. Bunun nedeni, cinselliğin tabu olmasına karşın, konu bireysel düzeye indirgendiğinde, özel yaşam temelinde düşünüldüğünde, gerçekte ‘özel’ ve ‘bireysel’in olmaması ve konunun adeta ‘kamu’nun ortak malı olarak görülmesinin sonucu da herkesin herkese, bu konuda konuşma hakkını kendinde görmesidir.

    Cinsellik ve cinsel yaşam kişiye özeldir ve kişilerin bunu gönül rahatlığıyla yaşayabilmeleri gerekir. Özel yaşam, karışılamaz bir özel alandır. Cinsel özgürlüğün ve cinsel yaşamın da bu alanda önemli bir yeri vardır. Cinsel özgürlük dediğimizde, kadınlar açısından düşünürsek, bekaret baskısı, birlikte yaşama, eşcinsellik (homoseksüellik) ve biseksüelliğe karşı önyargı ve baskılar, flörte karşı çıkılması gibi konular, hemen aklımıza gelebilecek, önemli konular.

    Bekaret baskısıyla biz kadınlar çok fazla sınırlanır ve hatta bazen de deyim yerindeyse, boğuluruz. Yukarıda saydığımız toplumdaki tabulardan biridir bekaret. ‘Bekaret’ yüzünden dağılan yuvalar, işlenen namus cinayetleri, kavgaları toplumumuzda sık rastlanır olaylardır. Ailenin namusu, ailedeki kadınların omuzlarına yüklenmiştir. Buna ihanet ederse, cezası dayaktan başlayıp, ölüme kadar varabilir. Toplum da böyle kadınlara ‘kötü’ gözüyle bakar ve damgalar. Bu kadın, onların gözünde artık ‘potansiyel’ bir ‘fahişe’dir.

    Sevindiricidir ki, bu önyargılı çarpık tutum, toplumun özellikle eğitim ve bilinç düzeyi yüksek kesimlerinde değişmeye ve yok olmaya başlamıştır. Bu da yerindedir. Çünkü, gelişmeyle birlikte, kişilerin özel yaşam haklarına duyulan ve gösterilen saygının da artması beklenen bir durumdur.

    Her ne kadar özel yaşam, kişisel ve cinsel olsa da, flört ve birlikte yaşama, toplumda tam anlamıyla kabul görmemiş durumlardır. Bireylerin, istedikleri kişilerle, istedikleri gibi yaşama istek ve haklarına saygı duyulmaz. Oysa bireyler, başkalarının haklarını çiğnememek koşuluyla, özgürlüklerini sonuna kadar kullanma hakkına sahiptirler. Birlikte yaşamanın ‘zina’ olarak kabul edildiğini hemen hepimiz biliriz. Ceza yasası taraflardan birinin evli olması durumunda eylemi suç olarak nitelendirmiştir. Bu nedenden dolayı da, böyle bir ithamla yakalanan kadın ve erkek cezayı hak ederler… Ancak, her zaman olduğu gibi, yine kadının cezası daha fazladır. Kadının zina suçunu işlemiş sayılması için, bir evde/yerde sözkonusu erkekle tek başına, ‘uygunsuzluk’ koşulu aranmaksızın bulunmuş olması yeterli görülürken, erkeğin sözkonusu kadınla, ayrı bir ev tutarak birlikte yaşamış olmasının ispatlanması halinde bu zina nedeni olmaktadır. Biz kadınlar yasalardaki bu haksız durumun dışında, bir de toplumun damgalaması ile çifte ceza görürüz. Erkekler ise, toplumun değerlerine göre, yine ‘elinin kınasını yakmıştır’. Bu durumdan gurur bile duyabilir.

    Bu konuda yasalara bakışımız, varolan haksız düzenlemelerin iyileştirilmesi yönünde istemde bulunmak şeklinde sözkonusudur. Ülkemiz nüfusunun yarısını oluşturan biz kadınlar, eğer gerçekten istersek, yasalardaki eksiklik ve haksızlıkların giderilmesini sağlayabiliriz…

    Bu başlık altında ele alacağımız bir diğer konu da cinsel tercihler konusunda toplumda var olan önyargı ve baskılardır. Bu başlık altında eşcinsellik dediğimiz homoseksüellik ve her iki cinsle de beraber olan için kullandığımız biseksüellik yeralıyor.

    Eşcinsellik dendiğinde, bazı çevrelerden gelen tepkiler, bunun sapıklık, hastalık, anormallik, doyumsuzluk olduğu yönündedir. Oysa, kişinin kendi cinsinden biriyle beraber olmak istemesi, tamamen, o kişinin cinsel seçimidir. Ayrıca, son yıllarda eşcinsellik konusunda yapılan araştırmalar sonucunda, cinssel seçimler konusunda, genlerden kaynaklanan etkilerin varlığı da savunulmaktadır. Eşcinselliği, ister fiziksel nedenlerden kaynaklansın, isterse kişinin özgür irade ve duyguları etkilesin, sonuçta birey, ne istediği ve bunu nasıl yaşamak istediğine kendi karar verecektir. Heteroseksüellik (bireyin tercihini karşı cinsten yana kullanması) sanıldığı gibi ‘normal’ değil, yalnızca ‘sık görülen’ bir cinsel tercihtir. Eşcinselliğin yanısıra, biseksüellik (bireyin tercih yapmadan her iki cinsle de birlikte olması) de kişinin cinsellik yönünde bir seçimidir. Bu kişiler seçimlerini her iki cinsle de birlikte olma yönünde yapmışlardır.

    Eşcinsellik ve biseksüellik konularında karşılaşılan sorunlarda başvurulabilecek herhangi bir koruyucu yasa bulunmamaktadır. Ancak, bu konularda başvurabileceğimiz kadın hakları, insan hakları ve demokrasi ile ilgili çalışmalar yapan kuruluşlar bu konuda bize yardımcı olabilecek kuruluşlardır. Örnek olarak, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Vakfı vb.

    Kaynak:
    Yasemin
    Eksik Etek
    Dördüncü Sayı
    kadinlar.com – 09 Mart 2001

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın