Tagged: Eşcinsellik Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:00 on 30 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsellik   

    Dr. Magnus Hirschfield 

    Dr. Magnus Hirschfield 1910’de Berlin’de Cinsel Bilim Enstitüsü’nü kurmuş bir bilim adamıydı. Eşcinsellerin karşılaştığı sorunlara karşı dünya tarihinde ilk kez böyle bir kurum oluşturuluyordu. Bu nedenle eşcinsel hareketin başlangıcı bu tarihlere dayandırılabilir. Hirschfield 1903’te eşcinsel davranışlar konusundaki ilk araştırmayı yaptı ve Enstitü’nün kurulmasından sonra ise Anders als die Anderen (Ötekilerden Farklı) adındaki ilk eşcinsel temalı filmi çekti. Amerikalı gazeteciler Hirschfield’e Cinselliğin Einstein’ı adını takmıştı. Hirschfield ise “Einstein’a Fiziğin Hirschfield’i deseniz daha iyi olur” diye yanıt vermişti. Hirschfield’in kurduğu enstitüde toplumun farklı kesimlerinden gelen insanların cinsel eğilimleri ile ilgili terapiler uygulanıyordu. Bunların arasında birçok Nazi partisi üyesi de vardı. Özellikle Nazilerle ilişkiye girdikten sonra fizyolojik ya da psikolojik sorunlar yaşayan ve terapiye gelen erkeklerin anlattıkları hikâyelerin kayıtları kabarıktı.

    Hitler’in yakın dostu ve SA adı verilen askeri birliklerin başında ünlü bir eşcinsel olan Ernst Roehm vardı. Naziler kendi aralarındaki eşcinsel ilişkileri gizlemek için eşcinsel karşıtı bir söylem kullanıyorlardı. Hatta muhalifleri Nazilere politik olarak bu yönden saldırıyorlardı. Bu arada Ernst Roehm’un da emrindeki birliklerin fazla güçlenmesi üzerine, aleyhlerindeki eşcinsel propagandalarına da son vermek için Haziran 1934’deki bir hafta sonu, sonradan “Uzun Bıçaklar Gecesi” olarak anılacak olan büyük tasfiye gerçekleştirildi. Bir kaç gün içinde başta Roehm ve diğer bazı SA liderleri olmak üzere yaklaşık 1.000 kişi öldürüldü.

    İktidara geldiklerinde ise Magnus Hirschfeld’in kurduğu enstitü 6 Mayıs 1943 günü ani bir saldırıya uğradı ve yerle bir edildi. Bu hareket, Naziler tarafından “homoseksüellik virüsüne indirilen büyük darbe” olarak gösterilmişti halka. Ayrıca Naziler, kendi homoseksüellikleri ile ilgili bilgileri de ortadan kaldırmış oluyorlardı.

    1871’de kabul edilmiş Reich Ceza Yasasının 175. maddesi “İki erkek ya da bir insan ve hayvan arasındaki doğal olmayan cinsel ilişki hapisle cezalandırılabilir ve vatandaşlık haklarından mahrum bırakılabilir” şeklindeydi. Hitler 1935’te bu kanuna yeni ve ağır maddeler ekleyerek kanunu genişletti. Savaş yıllarında ise Auschwitz, Treblinka, Sobibor, Majdanek gibi büyük toplama kamplarında, Yahudiler, Çingeneler, Ruslar, komünistler, savaş esirleri gibi grupların yanında kıyafetlerindeki pembe üçgenle işaretlenen eşcinseller de vardı.

    Almanya’da Magnus Hirschfield’le hızlı başlayan eşcinsel hareketle birlikte Berlin dünya eşcinsel başkenti olarak anılmaya başlanmış ve daha o yıllarda birçok gey-lezbiyen barı açılmıştı. Ancak Nazilerin eylemleri sonucu Magnus Hirschfield hayatının geri kalanında sürgünde yaşamak zorunda kaldı ve eşcinsel hareketin gelişimi 1969 yılındaki Stonewall olaylarına kadar yavaşladı.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:45 on 29 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsellik, Hitler   

    Nazi Almanyası’nda Eşcinsellik 

    1970’lere kadar Nazilerin eşcinsellere hoşgörüyle baktıkları görüşü egemendi. Bunun bir nedeni yaptıkları zulmü hafifletmek, bir nedeni de Nazi imgesinde bastırılmış bir homo-erotizm bulunmasıydı. Ancak 1970’lerde yapılan araştırmalar ve yazılan makalelerle Nazilerin eşcinsellik karşıtı kanunlar çıkardığı, Magnus Hirschfiedl tarafından kurulan Cinsel Araştırmalar Enstitüsü’nü kapattıkları ve yok edilmesi gerekenler listesine eşcinselleri de ekledikleri ortaya çıktı. Yani dünya bir şekilde Nazilerin yaptığı “eşcinsel katliamını” unutmuştu.

    Son yıllarda aktivistlerin çalışmaları, Martin Shaw tarafından yazılan Bent (Kırık) adındaki oyunla (filmi de çekildi) eşcinsellerin çektikleri su yüzüne çıktı ve anma günleri düzenlendi. Washington DC’deki “Holocaust Museum” eşcinsel katliamıyla ilgili belgeleri de sergilemeye başladı.

    Çoğunlukla ölesiye çalıştırılmak suretiyle hayatlarını kaybeden 15 bin eşcinsel olduğu tahmin ediliyor. Geyler kamplara “gey” olarak bir sınıf halinde, büyük gruplarla gönderilmiyordu. Çünkü Museviler, Çingeneler ve Sırplar gibi bir etnik topluluk değillerdi. Tek tek yakalanıyorlardı ve kamplara grupların dışında gönderiliyorlardı. Bu da onlar için daha zordu.

    İşte eşcinsellik hakkındaki 175 nolu Nazi kanunu:
    “Başka bir erkekle cinsel ilişkiye giren ya da kendini başka bir erkeğe seks için kullandıran bir erkek hapisle cezalandırılacaktır. Taraflardan biri yapılan eylem sırasında 21 yaşından küçükse, mahkeme, özellikle önemsiz vakalarda ceza vermeme hakkına sahiptir.

    eshcinsel.net

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:25 on 29 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Eşcinsellik,   

    Eşcinsellik 

    Sosyocinsel birleştirim bize, cinsel deneyimin eşcinsellerde heteroseksüellerden daha yoğun ve daha zengin olduğunu göstermektedir. Bunun nedenini bilmiyoruz: Daha özgür cinsellik, kültürel gereklere daha az boyun eğiş, eşcinselliğin en küçük bir kabullenişine bile sadık kalma; cinsel itkinin çokyönlü cinsel güdülenmelerin hizmetine geçmesi (egemenlik, boyuneğme, kışkırtma, vb.); cinsel düzeneklerin doğal yoğunluklarının daha yüksek olması, vb. Aşk duygusu ve karşılıklı bağlılık gereksinmesi, eşcinsellerde en az heteroseksüellerde olduğu kadar önemlidir. Heteroseksüellerin kurdukları evliliklerle eşcinsellerin beraberliklerini karşılaştırmanın anlamı yoktur, ama her iki cinsiyette de bunun aynı değerde olduğu anlaşılıyor. Gerçekten de bu nitelikten başka her iki cinsiyetteki eşcinsellerin, heteroseksüel benzerleri gibi davranmaya çok güçlü eğilimleri vardır, ancak eşcinseller cinsellik konusunda daha yüksek bir kuşakta yer alırlar.

    Eşcinsellerin anlamlı bir biçimde heteroseksüellerden daha erken gelişmelerini doğrulayacağız. Başlangıçta romantik bağlılık, düş kurma ya da uyarılma sözkonusu olduğunda eşcinseller heteroseksüellerden çok daha önce etkinleşirer. Eşcinsellerde bu gelişmeler 14 yaştan önce; heteroseksüellerde ise, heteroseksüel bir yönelime göre 14 ile 19 yaşları arasında başlar (Saghir ve Robins). Erkek eşcinsellerin ilk cinsel kaynaşmasının bir erkek çocukla olması şansı büyüktür (yaklaşık %80’i, Dannecker ve Reiche, 1974; Whitman, 1977).

    Slater (1962) her iki cinsiyetten 454 eşcinsel üstünde yaptığı bir istatistik incelemede, eşcinsellerin genellikle yaşı geçkin bir annenin son doğan evlatlarından olduğunu buldu. Martensen-Larsen (1957) heteroseksüellerin 4 katı kadar eşcinselin 15 yaşından önce babalarını kaybettiklerini buldu.

    Davison (1973), terapi uzmanının amacını ve hedefini belirlemesi için bir deneğin eşcinselliğinden kurtulmayı görmek istediğini açıklamasının yeterli olmadığını söylüyor: “Davranış terapisi uzmanları eşcinsel müşterilerine istemeleri durumunda bile cinsel yönelimlerini değiştirmeleri konusunda yardım etmemelidirler.” Herşeyden önce gerçek sorunun nerede yattığını, deneği sosyal dışlamaya son verme gereksinmesine az ya da çok doğrudan sürükleyebilecek açıklanan bu değiştirme isteğinin ne anlama gelebileceğini bilmek daha uygundur. Böylece bazı terapi uzmanlarının eşcinselleri kendi cinsel yönelimlerinin olanaklarına en iyi uyum sağlatmayı öngördükleri anlaşılıyor

    (Duehn ve Mayadas, 1972; Philipps ve çalışma arkadaşları, 1976).

    Jacques Corraze © Que sais-je?

    Eşcinsel çocuk kendini ilk başta heteroseksüel egemenlikten bir toplumun değerlerinin ve kurallarının dışında bulur. Öteki cinsten birine aşık olmak, onunla çıkmak, evlenmek ve çocuk yetiştirmekten oluşan toplumsal ritüellerle – bu eril ya da dişil tür tarafından belirlenmiş klasik rollere- eşit güçteki bir düşünceler ve arzular yığınıyla karşı çıkılır: Kendisiyle aynı cinsten birine aşık olmak, onunla çıkmak, birlikte yaşamak ve hayatını paylaşmak.

    Tek bir eşcinsel bile yakından incelemediği bir hayatı yaşayamaz. Eşcinseller kendilerini eşcinsel olmayan hemcinslerinden daha bilinçli bir şekilde oluşturmak zorundadırlar; toplum tarafından sunulan bileşenleri gözden geçirmek ve eşcinsel kimliklerine uyanları seçmek durumunda kalırlar. Tek başlarına gerçekleştirdikleri bu yürüyüşte genellikle yardım ve destek almazlar. Ama yine de bu yürüyüşü gerçekleştirirler.

    Marjinal olduğunu kabul etmek bir güç kaynağı olabilir. Marjinalin perspektifi hayaller kurma ve hakim kültür içinde kendini rahat hissedenlerin ulaşamayabilecekleri bir hayat düşleme özgürlüğü verir. Genç eşcinsellerin gündüz düşleri özel niteliklere sahiptir. Aynı şekilde, kültürel kurallara meydan okumaktan özel bir haz duyarlar. Bir diğer yönden, eşcinsellerin hayal güçleri hayatın temel sorularına cevap verebilme amacıyla çok uzaklara açılabilir: Kimim ben? Nerden geliyorum? Varlığımın anlamı nedir?

    Dünyalar arasında yaşamak, eşcinseller içinm her zaman bir hayatta kalma stratejisi olan hayal gücünü ve taklit yapmayı gerektirir. Çocukluk ve ergenlikleri boyunca taklit yapmayı öğrenmiş olan – ister karşı cinsle ilgileniyormuş gibi yapmak, isterse kendi cinsiyle ilgilenmediğini iddia etmek olsun – eşcinseller yetişkinliklerine çok iyi bir taklit yapma özelliğini taşırlar. Ayrıca taklit etme yeteneğinin gelişip serpilebildiği bir zeka diriliğini de korurlar. Eşcinseller, eşcinsel olmayan topluma uyum sağlamak için eş, koca, aile, işadamı ya da herkesin gözü önündeki sosyal varlıklar olarak konularına hakim olurlar ve uzmanlaşırlar. Buna rağmen, her zaman o toplumla biraz mesafeli dururlar, gelenkesel toplumun ikiyüzlülüklerini, saçmalıklarını ve adaletsizliklerini farketmelerini sağlayacak bir şekilde, olaylara biraz dışarıdan bakarlar.

    Aşkın nesnesi bir kişidir, cins değil.

    Thomas Cowa

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 13:27 on 22 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsellik, Şeriat,   

    Eşcinsel cinsel ilişki yaşamak 100 kırbaç! 

    Endonezya’nın Banda Aceh eyaletinde parlamentoya sunulan yeni yasa taslağı kabul edilirse eşcinseller 100 kırbaç vurularak cezalandırılacak.

    Hürriyet Gazetesinin haberine göre Endonezya’nın Banda Aceh eyaleti parlamentosuna sunulan yeni yasa taslağı kabul edilirse eşcinsel ilişki yaşayan kişilere 100 kırbaç vurularak cezalandırılacak.

    Taslak yasa ile ilgili verilen bilgilere göre erkekler arasındaki erkek erkeğe cinsel ilişki ve kadınlar arasında kadın kadına cinsel ilişki, kadınların birbirlerini vücutlarına dokunmak suretiyle tahrik etmeleri de suç sayılacak.

    Taslaktaki eşcinsellik bölümünde öngörülen ceza ise 100 kırbaç ya da 100 sopa

    Endonezya’da temel insan haklarına aykırı olduğu için bu yasanın kabul edilmemesi gerektiğini savunan olduğu gibi bunun cezasız kalmaması gerektiğini düşünenler de var.

    Banda Aceh 2001 yılında edindiği özerklik ile birlikte güç kazanmış ve o günden beri İslami şeriat kurallarını bölgeye uygulamaya çalışıyor.

    2013 yılında ülkedeki lgbti nüfusun dertlerini ve hikayesini konu olan bir kısa film yapılmış ve büyük tepki toplamıştı.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 12:14 on 20 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Afrika, , , Eşcinsellik, Güney Afrika   

    Güney Afrika’da LGBTİ Dostu Cami açıldı! 

    Bir Müslüman akademisyen, ölüm tehditleri ve ağır eleştirilere rağmen Güney Afrika’da lgbti‘ler için bir cami açtı. Taj Hargey adlı akademisyenin Cape Town kentinde açtığı ‘Açık Cami’de kadınlar da imamlık yapabilecek.

    Akademisyen ve Cape Town doğumlu Hargey tarafından yapılan açıklamalara göre camide cinsiyet ayrımı, farklı dine mansup olan kişlerin ayrımı yapılmadan herkesin kullanabileceği ortam oluşturulduğu açıklandı.Olayda geçen camide kadınların bile imamlık görevini yapabilmesi gibi karşı cins ile aynı yerde ibadetini yerine getirebilecek.
    Afrika’nın Güney’inde yer alan İslam Koalisyonu MJC, faaliyete geçmek isteyen cami için araştırma yaptıklarını halkın duyduğu endişeyi dinleyip karar vereceklerini açıkladılar.

    Konu üzerine Hargey şu sözleri sarf etti. ”Faaliyete geçirmek istediğimiz cami, Peygamber olan Hz.Muhammed’in (s.a.v) yaptığı camilerin bir kopyası ancak engelleri olmayan bir ibadet noktası olabilecektir. Müslüman kadınları görünmez kılan zihniyet ise son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’ten sonraya halka empoze edilmiş ve bunun sonucunda dominat bir biçim almıştır.” diyerek açıklamasını bitirdi.
    Alıntı: BBC Türkçe

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 20:27 on 8 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsellik, Osmanlı, Osmanlı İmparatorluğu   

    Osmanlı Eşcinsel Metinleri 

    Eskiler, Osmanlılardaki eşcinsel metinlerden bahsederken, “Bu iş, adamların sadece dilinde” derlerdi.

    Sadece dillerinde olup olmadığını bugün bilemiyoruz ama eşcinsel temalar, Osmanlı cinsellik metinlerinin azımsanmayacak bir bölümünü oluşturur ve bunları görmezlikten gelmek de zordur.

    Bu tür ilişkiler, o dönemin şartları içerisinde olağan bir davranış görüntüsü verir. Eşcinsel eğilim, sıradan şairinden divan sahibi şeyhülislamına yani en yüksek düzeydeki din görevlisine, padişahın maiyetindeki besteciden semai kahvelerinde sazını çalarak geçinen müzisyenine, ansiklopedistlerden tasavvuf bilginine kadar, toplumun değişik kesimlerinden gelenlerin yazdıklarında açıkça görülür.

    Alışılmış görüntülerden biri, kadının kötülenmesidir. Mesela Sümbülzade Vehbi’ye göre erkek, “Eli kınalı kadınlardan elini çekmelidir, zira kadınlar, erkeğe kanlı gömlek giydirebilirler.”

    Lamii Çelebi ise, erkeklere “evde kahbe tutmayın” diye nasihat eder:

    Seni boyunca altına gark etse

    Erkeksen, kahbeyi evinde tutma

    Ona da malına da lanet olsun!

    Malı da kendisi de mel’un

    Fuzuli, “Sabah usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi tellaka bağlılığını göstermiş. Başlar, onun amber kokulu usturasının hareketinden, suyun dalgalanıp kabarcıklar meydana getirmesi gibi neşelenip tertemiz oluyor. Her kılımın ucunda bir baş olsaydı ve sevgilim onları saç gibi doğrasaydı, kanlar döken usturasından yine de kaçmazdım.” sözleriyle, hamamda saç tıraşı yapan bir tellaka övgüler yağdırır.

    Divan şiirinin hemen her ünlü adı, bu şekilde mısralarının yer aldığı hammamiyeler düzer ve güzel delikanlıları tasvir ederler.

    Erkek sevgilinin şiirde sadece böylesine sembol olarak değil, adıyla, sanıyla geçmesi olağan bir şeydir.

    1082 yılında Ziyaroğulları’ndan Emir Keykavus tarafından kaleme alnınan Kabusname sevişmeyi konu olarak işleyen Farsça bir ansiklopedik eserdir. Kabusname’den örnek bir bölüm şöyledir:

    “.Yaz olunca avratlara, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk, vücudu kurutur.”

    Osmanlı eşcinsel metinlerinden bahsedildiğinde, akla ilk gelen isimlerden biri Enderunlu Fazıl Bey’dir.

    1759-1810 yılları arasında yaşamış. Dönemin tanınmış bir eşcinseli ve eşcinsel olmakla her zaman, her vesileyle övünmüş. Kadınlardan zevk almadığını devamlı tekrarlamış, eserlerinde hep bu konuyu işlemiş. Maceralarını, duygularını, isteklerini apaçık ve hiçbir şeyin ardına gizlenmeden anlatmış. Üstelik bu açık sözlülüğü, ona ünlü beytini, “Şairiz, şeyn verir şanımıza / Giremez fahişe divanımıza”yı (Şairiz, fahişeler divanımıza giremez, böyle bir şey bize utanç verir) yazdıracak dereceye varmış.

    Fazıl’ın, bugün elimizde beş kitabı var: Defter-i Aşk, Hubanname, Zenanname, Çenginame ve Divan. Kitapların geçmişi de, yazarları gibi maceralı. Kimisi yazma olarak elden ele dolaşır, kimisi de basılır ama bazen ahlak dışı bulunarak toplatılır.

    Defter-i Aşk’ta şair, başından geçen aşk maceralarını hikaye eder. Saraya alınışını, Enderun’daki bazı delikanlılara aşık olunca kovuluşunu, sefaletini ve bir çingene genciyle olan gönül ilişkisine yer verir.

    Hubanname’de, dünyanın çeşitli uluslarına mensup delikanlıların özelliklerini anlatır. Sevgilisi, diğer ülkelerin güzel erkeklerini de öğrenmek istediğini söyler ve Fazıl bu isteği yerine getirmek için kaleme sarılır.

    Divan, dini şiirler, devrin büyüklerine övgüler ve yine delikanlılar için yazılmış gazellerle doludur. Fazıl bu şiirlerle kendisine özgü bir tarz yaratır, o güne kadar söylenmeye cesaret edemediği bazı ifadeleri açıkça kullanır.

    İSTANBULLU LEZBİYENLER

    Zenanname, Hubanname’deki bahsi geçen milletlerin kadınları üzerinedir. Özellikle İstanbul kadınları için yazdıkları, o dönem Osmanlı hayatını gösteren bir ayna gibidir. İstanbul kadınlarını dörde ayırır Fazıl. Dinine bağlı, namazında-abdestinde olanlar, hafif işveliler; fahişeler ve lezbiyenler. Bu kitabı yazmasını da sevgilisi ister. Fazıl, İstanbullu lezbiyenler için şöyle yazmıştır:

    “Ey sevgili, eski zaman kadınları arasında olmayan, “sevici zümresi” denilen yeni bir bölük çıktı ortaya. Kadınlara kötü bir hediye bu. Birbirlerine gönül verip aşık olurlar, ilişki vaktinde bile hile yaparlar. Hileleri, zekeri (erkeğin cinsel organını) taklit ederek yapılmış bir alettir. Aletin adını yazamam ama bir bilmeceyle söyleyebilirim. İşte o bilmece: “Nazı bıktırdı beni dildarın” (Fazıl burada, eski harflerden ve aruz vezninden yararlanarak, “yapay erkeklik organı” demek olan zıbık kelimesini şifreyle veriyor.) Bu yola girenler temiz huylu, nazik, ilim-irfan sahibi kadınlardır. Böylesine ilişkiler pek çok oluyorsa da, diğer davranışlara göre kötünün iyisi sayılıyor, birbirleriyle geçinip gidiyorlar.

    ÇİNGENELER, ÇENGİLER

    Fazıl’ın bir diğer kitabı Çenginame yani “Erkek Dansçılar Kitabı” o dönem İstanbul’unun en ünlü erkek dansçılarını konu alır. Şair, erkeklerin ve erkek sevgililerinin konuşulduğu bir toplulukta çengi denilen dansçılar üzerine yapılan bir tartışmaya tanık olur. Herkes bir başka çengiyi methetmekte, göklere çıkarmakta ama hangisinin en yakışıklı ve en hünerli olduğu hakkında bir türlü karar verememektedirler.

    Sonuçta Fazıl’dan hakemlik etmesini ve bu konuda bir kitap yazmasını isterler. O da oturur, Rum, Yahudi, Ermeni, Hırvat ve Çingene milletinden gelme 42 erkek dansçıyı şiirlerle anlattığı Çingenamesi’ni kaleme alır. İşte Çingename’deki düzyazı şeklinde kaleme alınan oyunculardan bazıları:

    BÜYÜK AFET denilen güzel YORGAKİ’nin temiz vücudu gümüşe benzer. O edasının, yiğitçe yürüyüşünün dünyada bir benzeri daha yoktur. Görünüşü, hareketleri alemi kendisine bağlar. Aşığın burnuna girse bile, değer.

    ANDON, eli ağzına uyan bir dilberdi, naz tahtı üzerine kurulmuş İskender’e benzerdi, iki bin aşığı vardı. Şimdi yüzüne sinekler üşüştü, şirin dudaklarına karıncalar düştü. Meğer güzellik de kuş gibiymiş.

    Çengilerin şahı MISIRLI’nın vücudunun uyumu ve boyu eşsizdir. Aslı Yahudi’dir. Raksa girip her tarafını oynatmaya başlayınca, halkı deli eder. Aşıklarını saymakla bitiremezler. Hem çehresi, hem yürüyüşü bir hoştur, şalvarını çözdüğünde daha da hoş olur.

    KANARYA, aşıkların kuşunu kaldırıyor. Güzeller içinde bir bülbül. Onun yanında bize düşen, mum tutmak.

    MURAT BARDAKÇI
    Osmanlı’da Seks adlı kitaptan sadeleştirilmiştir.

    HUBANNAME’DEN (ERKEKLER KİTABI) BAZI ÖRNEKLER:
    ZENGİBAR (ZENCİ) ERKEKLERİ: Ey gecenin rengi gibi benli, güzelliği gizli olan zencinin genci!.. Yanakları sade de olsa, yüzü tebessüm de etse, aşığın gözü kör olmadıkça öpülmeye layık görülmezler. İsimlerine “Mercan” diyelim, ama onunla birlikte olmayı kim kabullenecek? Sadakatleri meşhur, kahraman, sevimli ve vakurdurlar; isimleri görünüşte değişiktir ama içleri baştan başa cevherdir. Fakat anlayış gözü kör mü acaba? Parlak gündüz ile gece bir mi? Bırak, onları hatırlamasak daha iyi olacak. Geriye kalanları bir tütsü kabına koysak, hepsi amber olur.

    HALEP VE URFA ERKEKLERİ: Rüzgarın can verdiği, mutedil bir havası var Halep’in. Hoş yürüyüşlü dilberleri temiz, yanaklarının aynası saf. Ama çocuklarının yüzlerinde bile yara çıkar, erkeklerinin hepsi yaralı.

    ANADOLU ERKEKLERİ: Bunlar adetlerine bağlıdır, yaratılışları sırasında aldıkları özelliklerini daima korurlar. Yani ne cilve, ne edalı yürüyüş, ne de kötü söz bilirler. Hepsinin budala yaratılışlı olmasının aslında yüz sebebi var ama çoğu cennetlik. Ham vücutları da pişmemiş, endamları kaba. Yüzü ay gibi bile olsa, cansız bir şekli ne yapayım? Cisminin kabalığı, resmini bile uygunsuz kılıyor.

    İSTANBUL ERKEKLERİ: Dünya sanki bir kitap, İstanbul da onun fihristi. Bazen insan harmanı yapıldı burada, bu yüzden her cinsin tohumu var. Bütün dilberlerin bukalemun gibi renk değiştirmesinin sebebi de işte bu. Uykulu tavırlı, edalı, güler yüzlü, tatlı seslidirler. Kadın gibi, bilmem ne gibi kırıtarak yürürler. Nazik boyu ince bir fidanı, yanağı ve yüzü sonbahar yaprağını andırır.

    Güzelleri birbirine benzemez, üstelik renkleri de değişiktir ama hepsi naz ve niyaz ehli, aydınlık çehrelidir. Naz ve sitemde üstat, cevir ve cefa etmeye alışıktırlar. Ona Karun kadar mal harcasan, ne kadar sihirler, füsunlar yapsan, ciğerini önüne koysan, bin bir vade ile kucağa gelir ama yine de göğsünü kırar geçirir. Kimi hafız, kimi molla, kimi şair, kimi de seçkinin de seçkini.

    RUM ERKEKLERİ: Sanki aleme bir güzellik zerresi düştü, Rum milletine ise güzelliğin kubbesi verildi. Kadını da oğlanı da güzel, her biri birer afet. Yosma yürüyüşlü, şuh edalıdır hepsi. Ermenilerin yumuşaklığına, Yahudilerin miskinliğine onlarda rastlanmaz. Galata meyhanelerindeki çocuklar, en iyi insanı bile yolundan çıkartır.

    ERMENİ ERKEKLERİ: Yüzlerinin ifadesi hummalıdır ama güzellikleri Rum gibi olmaz. Nazik huylu Serkis. Vücudu nazik, boyu ince uzun, bacak kılları az ama şehveti kışkırtmıyor. Bedeni vahşi görünüyor. Kılları samur gibi. Karakış için iyi bir güzel; onu kışın kullanmak için sakla. Göğsü bir kıl tarlası, her kılı bir eşek lalesi.

    YAHUDİ ERKEKLERİ: Çehreleri ak olur, kırmızı yüzlüleri, esmerleri azdır. Güzellikte ufukların en şuhu bile olsa, başı kel olanı neyleyeyim? İşte Yahudi’nin başı kel, yüzü sarı. Bu, onun soyundan geliyor. Bedeni ve yüzü beyaz. Katı gönüllü, her millete düşman olmuşlar..

    ÇİNGENE ERKEKLERİ: Dilberleri hoşça, yüzleri esmerdir. Musiki onlara Allah vergisidir. Hareketleri anlamlı ve ölçülüdür. Sesleri nazik ve gevrek, sözleri şerbetten lezzetlidir. Onlarla gizlice “alışveriş” yapmak mümkündür. Birçok bahaneyle kapıya gelirler.

    Gay Gaye

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 02:35 on 7 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsellik   

    Eşcinsellik Hastalık Değil Cinsel Yönelimdir 

    KKTC’de ilk kez Girne Amerikan Üniversitesi Kıbrıs Yerleşkesi Karmi Kampüs’te “İçimizdeki Sınırları Aşmak” ana teması ile düzenlenen 16. Ulusal Psikoloji Öğrenciler Kongresinde “Eşcinsel Ergenler ve Ailenin Sırları ve Sınırları” konulu sunum gerçekleşti.

    Eşcinelliğin bir hastalık olmadığını yönelim farklılığı olduğunu belirten Prof. Dr. Şahika Yüksel, Dünya Sağlık Örgütünün cinsellik tanımında ifade edildiği gibi eşcinselliğin biseksüellik ve heteroseksüellik gibi insanda tanımlanan 3 yönelimden biri olduğunu ifade etti.

    Biseksüelliğin karşıt cinsel olmak gibi çok erken yaşlarda belşirlendiğinin altını çizen Prof. Dr. Yüksel, biseksüelliğin bireyin kendi isteği ile seçtiği bir özellik olmadığını vurguladı. Kişinin cinsel kimliğini keşfetmesinin zamanla olduğuna değinen Prof. Dr. Yüksel, sürecin ergenlik öncesi dönemde başlayarak ergenlik döneminde devam ettiğini belirtti.

    Kişilerin cinsel tercihlerini özgürce ifade edebilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yüksel, toplum ve kültürel baskıdan dolayı kişilerin toplum tarafından onay verilen rolleri sergilediklerine işaret ederek eşcinselliğin bir hastalık olmadığını yönelim farklılığı olduğunu vurguladı.

    Kişilerin yetiştikleri ve yaşadıkları kültürün ve toplumun doğrularına göre eşcinsellik ile ilgili düşünce ve duyguların bastırıldığını belirten Prof. Dr. Yüksel, ailelerin bu noktada eşcinselliği bir tabu ve açıklanmaması gereken bir sır olarak gördüğünü ifade etti. Toplum ve kültürün kişinin ve ailenin etrafında birtakım sınırlar oluşturduğuna da işaret eden Prof. Dr. Yüksel, gençlerin cinsel ilgisinin arttığı dönem olarak ergenliğin kırılganlık riskinin yoğun olduğu bir dönem olduğuna dikkat çekti.

    Toplumsal baskı ve dışlanma nedeniyle gençlerin kendilerini keşfetme ve tanıma devresinde cinsel ilgilerinin akranlarından farklı olduğunu keşfetmelerinin sancılı bir süreç olduğu belirten Prof. Dr. Yüksel, toplumda egemen olan homofobiden dolayı ebeveynlerin kuşkularını yakınları ve uzmanlar ile paylaşamadığını belirtti.

    Ailelerin eşcinselliği bir hastalık olarak değil cinsel yönelim farklılığı olarak algılamaları gerektiğinin de altını çizen Prof. Dr. Yüksel, toplumsal baskı ve dışlanma kaygısının aileler etrafında sınırlar çizdiğini belirterek söz konusu süreçlerin ergenlik döneminde görülen farklı cinsel yönelimlerin sır olarak kalmasına neden olduğunu vurguladı.

    Kişilik gelişimi, cinsellik, cinsel farklılıklar, ergenlik ve yaşlılık sorunları, terapide etik sorunlar gibi çeşitli konularda 100’e yakın bilimsel sunumun yapıldığı kongre, GAÜ Kıbrıs Yerleşkesi Karmi Kampüs Uluslararası Kongre Merkezinde düzenlenecek değerlendirme ve kapanış oturumu ile sona erecek.

    Kıbrıs Postası

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 14:27 on 14 August 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Eşcinsellik,   

    İran: Eşcinsel oldukları için idam edilmediler! 

    Ulusal Medya’da İran’da 6 Ağustos’ta iki kişinin eşcinsel oldukları için bir kamyona kurulan darağacında asılarak idam edildiği iddiaları iran yetkilieri tarafından yalanlandı.

    Yapılan açıklama şu şekilde
    Adalet sisteminin başındaki isim Sadık Amoli Laricani, Batılı İnsan Hakları aktivistlerinin iddalarını “yalandan başka bir şey değil” diyerek reddetti.

    İran’da rejim yanlısı bir internet sitesine konuşan Laricani, “Bu insanlara ayrıcalıklar sunmuyoruz ama onları astığımız uydurulmuş bir yalandan başka şey değil” dedi.

    Ancak Adalet bakanı Laricani yaptığı açıklamada LGBTİ bireylerin idam edilip edilmediği konusunda bir şey söylemedi.

    Ulusal Medya

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 16:37 on 29 July 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , Eşcinsellik, Hiv   

    Eşcinsel erkeklere HIV ilacı kullanma çağrısı 

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), HIV virüsünün yayılma hızını azaltmak amacıyla aktif cinsel hayatı bulunan eşcinsel erkeklere HIV ilacı alma çağrısı yaptı.

    WHO, antiretroviral ilaçların (HIV’e karşı etkili ilaçlar) kullanımıyla 10 yıl içinde HIV’nin 10 milyon kişiye bulaşmasını engelleyeceğini söyledi.
    Yetkililer, dünya çapında HIV virüsü taşıma oranının eşcinseller arasında yüksek olmayı sürdürdüğünü belirtiyor.
    Ancak aktivistler ilaç kullanımının bu kişileri prezervatif kullanmaktan vazgeçirebileceğini söylüyor.

    Prezervatif kullanımı, virüsün yayılmasını önlemenin en iyi yöntemlerinden biri.

    WHO’nun raporuna göre erkeklerle cinsel ilişki kuran erkeklerin HIV virüsüne sahip olması olasılığı genele oranla 19 kez daha fazla.

    Sağlık uzmanları risk altında olan erkeklerin prezervatif kullanımı yanında antiretroviral ilaçları kullanmalarının bu enfeksiyonu önlemede ek katkı yapacağını belirtti.

    Araştırmalar, yüksek tehlike altındaki insanların bu ilaçları devamlı olarak kullanmalarının HIV kapmaları olasılığını yüzde 92 oranına kadar azaltabileceğini gösteriyor.

    Bilim insanları bu gruptaki erkeklerin bu ilaçları almaya teşvik edilmesinin dünya çapında yeni HIV kapma vakalarını yüzde 25’e kadar varan bir oranda azaltabileceğini söylüyor.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 16:57 on 29 June 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Alan Turing, Apple, Apple Logosu, , Eşcinsellik   

    Apple Logosu ve Eşcinsel Bilim Adamı Alan Turing 

    İnsanlığın kıymetini bilmediği, acı çektirdiği ve öldürdüğü Turing’in eşcinselliğine bir gönderme midir bilinmez ama Apple’ın ilk logosunun neden gökkuşağı renginde olduğunun hala kesin ve net bir açıklaması yok.
    Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde buhran dolu hayatına son vermek için içerisine siyanür enjekte ettiği elmayı yiyerek ölen bir dahi varmış…
    Oysaki masallar iyi başlar ve iyi biterler, devler yenilir, prensesler güler. . .

    Ne tuhaftır ki yetişkinler masallar anlatırlar ve çocukların bu anlatılanlara inandığını düşünürler. Oysa ki bu inanç bile masalsıdır aslında. . .

    Masal gibi bir hayat, hayata son verince başlayan bir masal!
    Rivayete göre, Apple’ın kurucularının şirketin logosu olarak ısırılmış bir elma seçmelerinin nedeni bu tuhaf bilgisayar dehasına olan hayranlıklarıymış!

    İnsanlığın kıymetini bilmediği, acı çektirdiği ve öldürdüğü Turing’in eşcinselliğine bir gönderme midir bilinmez ama Apple’ın ilk logosunun neden gökkuşağı renginde olduğunun hala kesin ve net bir açıklaması yok.

    Şimdi tüm bunların hacrinde homoseksüel bir pamuk prensesin yine elmayla son bulan ama öpücükle uyandırılamayan hikâyesini duymaya hazır mısınız?

    Ya da Time dergisinin 1999’da ’20’nci yüzyılın en önemli 100 insanı’ listesine aldığı, her yıl adına (bilgisayarın Nobel’i sayılan) bir bilim ödülü verilen, bilgisayarın mucidi, yapay zekánın önemini ilk anlayan dáhî matematikçi Alan Turing’in duyulmayan, gizlenen, sansürlenen ilginç öyküsünü. . .

    Hindistan’da görevli bir devlet memurunun ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Turing o kadar utangaç ve sıkılgandı ki, devlet okuluna uyum sağlayamadı. Belki de onun okuldan atılmasını, matematiğe olan olağanüstü kabiliyeti engelledi. 16 yaşında, Einstein’in izafiyet teorisinin en karmaşık kanunlarından birini, kimsenin yardımı olmadan ispat etmeyi başarmış, 1929’da platonik bir aşkla tutulduğu, fen dehası bir sınıf arkadaşı ölünce, teorik matematik ve hemcinsleri Alan’ın en büyük tutkusu haline gelmişti.

    Princeton’da okuyan Turing, bilimsel araştırmaları ve yayınlarıyla kısa sürede ve çok genç yaşta uluslararası bir şöhret kazandı. Ancak dengesiz karakteri ve tutarsız davranışları
    Turing’in hayatını zorlaştırmaya devam etti. Bazı matematik problemlerinin çözümsüz olduğunu ispatlayarak, dönemin en önemli bilimsel tartışmalarından birine son veren Turing, yayımladığı tarihî bir bilimsel makalede teorik ve matematiksel temellere dayalı bir ’sanal makine’den söz ediyor ve ’her türlü matematiksel hesabın bu sanal makineyle yapılabileceğini’ öne sürüyordu. 1950’deki ikinci bir makalede ise hesaplama mekanizması ve (yapay) zeka ile ilgili tartışmalara cevap veriyordu.

    Bilim tarihine ’Turing Makinesi’ olarak geçen ’sanal makine’ bilgisayar ilminde çok önemli bir gelişme kabul edilir ve Bilgisayarın atası olarak bilinir. İkinci Dünya Savaşı, Turing için bir dönüm noktası olarak gösterilir. Deliliği dahiliği kadar çok konuşulan Turing İngiliz istihbaratının Oxford ile Cambridge arasındaki Bletchley Park’taki ’şifre merkezi’nde görev aldı. 1939’da, Almanlar’ın efsanevi kripto sistemi Enigma’yı çözmek için varını yoğunu ortaya koydu. Bunun için, Turing’in bir ’şifre çözme makinesi’ geliştirmesi gerekiyordu. Her gün, Enigma’nın 159 milyar kere milyar olası anahtarı arasından hangisinin o günkü kriptoyu çözmeye yarayacağını bulacak bir ’mucizevî’ makine!

    Turing, 1930’larda Polonya’da yapılan matematik araştırmalarının buluşlarından yararlandı. 1941’de ‹Turing Bombası’ denilen bir metre yüksekliğindeki ’dolapları’ geliştirdi. Bu makineler, Alman genelkurmayı ile Atlantik’teki denizaltılar arasındaki şifreli yazışmaları bir iki saat içinde çözmeyi başardı.

    Turing, pazar günleri bisikletle kırlarda gezmeye çıkarken, saman nezlesinden korunmak için gaz maskesi takan, lafların yarısını yuttuğu için ne dediği iyi anlaşılmayan, pantolonunu tutmak için beline ip bağlayan bir adamın bilgisayarın ilk mucidi olarak görmeyi belki bizlerde yadırgardık. . .

    Belki de bu sebepten ötürü savaş kazanılıp, günlük hayatın rutinine, idari aksaklıklara, sosyal hoşgörüsüzlüğe geri dönüldüğünde, Turing için zor günler yeniden başlayacaktı.
    Enigma şifrelerini kıran ve neredeyse dünyanın en önemli sırlarını elinde bulunduran mezcupvari bir adam güvenilmezdi.

    Bu sırrın korunması bahanesiyle, İngiliz gizli servisi Turing’in ’özel hayatını’ kurcalamaya başladı. Homoseksüel ve yarı meczup bir bilim insanı Soğuk Savaş yıllarında çok tehlikeli ve bir an evvel ortadan kaldırılası bir engeldi.

    Alan Turing, 1952’de ’alenî ahláksızlık’ iddiasıyla yargılandı. Turing’e 2 yıl hapis, yahut ’kadın hormonuyla tedavi’ yani kimyasal kısırlaştırma cezası verildi.

    Dáhî matematikçi ikinci şartı, yani hormon iğnelerini tercih etti. Önce iktidarını kaybetti, sonra göğüsleri büyüdü.Tedavinin birinci yılında, hamsin yortusunda, her gece yaptığı gibi bir elma yedi ve yatağına uzandı. Elmaya siyanür enjekte etmişti. Bir daha uyanmadı.

    Efsaneye göre, Pamuk Prenses ve Yedi Yüceler, dáhî matematikçinin en sevdiği masallardan biriydi; Turing, arkadaşlarının önünde, masaldaki cadı-kadının sözlerini ve sesini taklit etmeyi çok severdi: ’Elmayı zehir dolu suya yatır ki uyutan ölüm içine sızsın!..

    an Turing’i utançtan ölüme gönderen kanun, İngiliz yasalarından ancak 1967’de çıkarıldı.

    “Olağanüstü katkısı olmasaydı, İkinci Dünya Savaşı’nın tarihi çok farklı yazılırdı, demek abartılı olmaz” diyordu Brown, “Bir birey olarak, katkısı savaşın gidişatını değiştiren bir kaç insandan biriydi.”

    Bilim insanları bu büyük dâhinin değerini bildi ve onu asla unutmadı.

    Hatta, bilgisayar dünyası doğumunun 100’üncü yıldönümü olan 2012’yi Alan Turing Yılı olarak kutlamaya hazırlanıyor.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 07:18 on 12 June 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsel İlişkiler, Eşcinsellik   

    Eşcinsel ilişkilerin genel olarak suç sayılması 

    Eşcinsellik: cezai boyutları

    Dudgeon / Birleşik Krallık – 22 Ekim 1981

    Kuzey İrlanda’da ilgili tarihte yürürlükte olan mevzuat gereğince erkekler arasındaki eşcinsel ilişkiler, ceza gerektiren suç teşkil etmekteydi. Eşcinsel olan başvuran, söz konusu kanunların
    mevcudiyetinin kendisinde taciz ve şantaj korkusu da dâhil olmak üzere korku, acı ve psikolojik sıkıntı duygularına yol açtığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca bazı eşcinsel faaliyetleri ile ilgili olarak hakkında soruşturma açıldığından şikâyet etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinin (özel hayata saygı hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir. Kapsamı ve mutlak niteliği nedeniyle, başvurana uygulanan kısıtlamanın muhtemel cezalardan farklı olarak, güdülen amaçlarla, diğer deyişle “başkalarının hak ve özgürlüklerinin” ve “ahlaklarının korunması” amaçlarıyla orantısız olduğunu kaydetmiştir.

    Norris / İrlanda – 26 Ekim 1988

    İrlanda’da ilgili tarihte yürürlükte olan mevzuat gereğince erkekler arasındaki eşcinsel ilişkiler ceza gerektiren suç teşkil etmekteydi. Eşcinsel olan başvuran, cinsel ilişkileri de dâhil olmak üzere, özel hayatına saygı hakkına aşırı bir müdahale teşkil ettiğini düşündüğü bu mevzuattan dolayı şikâyetçi olmuştur. Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin (özel hayata saygı hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir. İrlanda’da eşcinsel fiillerin ceza gerektiren suç sayılması için “acil bir toplumsal ihtiyaç” olduğunun öne sürülemeyeceğini tespit etmiştir. Toplumda eşcinselliği ahlaksızlık
    olarak gören kişilerin bu tür fiiller karşısında şok olabilmeleri, rencide olabilmeleri veya rahatsız olabilmelerine rağmen, bu durum bu fiilleri kendi rızasıyla işleyen yetişkinlere cezai yaptırım uygulanmasını mazur gösteremez.

    Modinos / Kıbrıs – 22 Nisan 1993

    Başvuran, erkek bir yetişkinle ilişkisi olan bir eşcinsel olup “Kıbrıs’taki Eşcinseller için Özgürlük Hareketi”nin başkanıdır. Başvuran bazı eşcinsel fiillerin suç sayıldığı yasal hükümler nedeniyle büyük bir gerilim, kaygı ve yargılanma korkusu yaşadığını ifade etmiştir. Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin (özel hayata saygı hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir. Ayrıca bu mevzuatın varlığının, başvuranın özel hayatını sürekli ve doğrudan etkilediğini kaydetmiştir.

    A.D.T. / Birleşik Krallık (başvuru no. 35765/97) – 31 Temmuz 2000

    Başvuran, mahremiyet çerçevesinde ve kendi evinde, birden fazla erkek yetişkinle rızaları dâhilinde cinsel ilişkiye girmekten dolayı yargılanmasının ve mahkûm edilmesinin, özel hayatına müdahale teşkil ettiğini iddia etmiştir. Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin (özel hayata saygı hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme’ye göre söz konusu fiiller nitelik olarak mahrem olmakla beraber davalı Devletin takdir hakkı kısıtlıdır. Söz konusu mevzuata veya bu mevzuatın başvuran hakkında açılan davada uygulanmasını haklı gerekçelere dayandıracak “acil bir toplumsal ihtiyaç” bulunmamaktadır.

    H. Ç. / Türkiye (no. 6428/12) – 3 Haziran 2014 (kayıttan düşme kararı)

    Başvuran eşcinsel bir birey olup, şikâyetleri, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki” yetişkin erkek bireyler arasında kendi rızalarıyla gerçekleşen eşcinsel ilişkileri suç sayan bazı kanunların varlığı ile ilgilidir. Başvuran 2014 yılının Nisan ayında Mahkeme’yi, KKTC’deki Ceza Kanunu’nun eşcinselliği suç sayan ilgili hükümlerinin değiştirilmesi nedeniyle başvurusunu geri çekmek istediği
    hususunda bilgilendirmiştir. Mahkeme bu koşullarda, başvuranın başvurusunu takip etme konusunda istekli olmadığının değerlendirilebileceği kanısına varmıştır. Ayrıca Mahkeme,
    Sözleşme kapsamında yer alan insan haklarına saygı ilkesi bağlamında davanın incelenmesinin devam edilmesini gerektiren özel bir durum tespit edememiştir. Bu nedenle
    Mahkeme davayı kayıttan düşürmeye karar vermiştir. Bir yetişkinle ergen arasındaki eşcinsel ilişkilerin suç sayılması

    L. ve V. / Avusturya Davası (no. 39392/98 ve 39829/98) ve S.L. / Avusturya Davası (no. 45330/99) – 9 Ocak 2003

    Başvuranlar, yaşları 14 ila 18 arasında değişen genç erkeklerle eşcinsel ilişkiye girmekten dolayı mahkum edilmişlerdir. Avusturya kanunlarına göre, yetişkin erkeklerin 14-18 yaş grubundaki erkeklerle eşcinsel fiilleri cezai suç kabul edilirken aynı yaş grubundaki kızlarla ilişkileri suç sayılmamaktadır. Mahkeme, 8. maddeyle (özel ve aile hayatına saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğine karar vermiştir. Şikâyet konusu muamele farklılığının haklı gerekçelere dayandırılmayacağını tespit etmiştir.

    Ayrıca bk. Woditschka ve Wilfing / Avusturya, 21 Ekim 2004 tarihli karar; Ladner / Avusturya, 3 Şubat 2005 tarihli karar; Wolfmeyer / Avusturya, 26 Mayıs 2005 tarihli karar; H.G. ve G.B. / Avusturya (no. 11084/02 ve 15306/02), 2 Haziran 2005 tarihli karar; R. H. / Avusturya (no. 7336/03), 19 Ocak 2006 tarihli karar; E.B. ve Diğerleri / Avusturya (no. 31913/07, 38357/07, 48098/07, 48777/07 ve 48779/07), 7 Kasım 2013 tarihli karar.

    B.B. / Birleşik Krallık (no. 53760/00) – 10 Şubat 2004

    Başvuran 16 yaşında bir ergenle cinsel ilişki yaşadığı gerekçesiyle yargılanmıştır. İlgili tarihte yürürlükte olan mevzuata göre (1998-1999) on sekiz yaşın altındaki erkeklerle eşcinsel ilişki yaşamak cezai bir suç teşkil etmekte iken, heteroseksüel ilişki için rıza yaşı 16’dır. Mahkeme, 8. maddeyle (özel ve aile hayatına saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğine karar vermiştir.

    Ayrıca bk:

    • Sutherland / Birleşik Krallık, 27 Mart 2001 tarihli karar: Yeni kanunla, heteroseksüel ve eşcinsel ilişki için rıza yaşının eşitlenmesiyle birlikte bu dava Sözleşme’nin 37. maddesi

    uyarınca kayıttan düşürülmüştür.

    • Connell ve Diğerleri / Birleşik Krallık, 8 Ocak 2002 tarihli karar: Hükümet ve başvuranlar arasında çözüme ulaşılması sonucunda bu dava Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca kayıttan düşürülmüştür.

    Santos Couto / Portekiz – 21 Eylül 2010

    Başvuran ergenlerle yaşadığı eşcinsel ilişkiden dolayı mahkum edilmesinin, cinsel yönelimi temelinde gerçekleştirilmesi nedeniyle ayrımcı bir nitelik taşıdığını ileri sürmüştür. Mahkeme 8. maddeyle (özel ve aile hayatına saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmediğine karar vermiştir. Benzer durumda olan diğer kişilerle karşılaştırıldığında başvurana yönelik olarak gerçekleştirilen muamelede herhangi bir farklılık olmaması nedeniyle, ayrımcı bir muamele söz konusu değildir.

    [spacer]

    T.C. Adalet Bakanlığı, 2015. Bu gayri resmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır.

    İşbu Tematik Bilgi Notu, Mahkeme açısından bağlayıcı değildir ve tüm ayrıntıları içermemektedir. Haziran 2014

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 12:14 on 30 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Eşcinsellik,   

    Eşcinsellik zihinsel bir hastalık mıdır? 

    Hayır, lezbiyen, eşcinsel ve biseksüel oryantasyonlar bozukluk değildir. Araştırmalar, bu cinsel yönelimlerin hiçbiriyle psikopatolojinin hiçbiri arasında bir ilişki bulamadı. Hem heteroseksüel davranış hem de eşcinsel davranış, insan cinselliğinin normal yönleridir. Her ikisi de birçok farklı kültürde ve tarihsel çağda belgelenmiştir. Rahatsız edilmiş, eşcinsel ve biseksüel insanları rahatsız eden klişeleşmiş klişelerin devam etmesine rağmen, onlarca yıl süren araştırma ve klinik deneyimler, bu ülkedeki tüm genel tıbbi ve zihinsel sağlık kuruluşlarının bu yönelimlerin normal temsil ettiği sonucuna varmasına neden olmuştur. insan deneyiminin formunu. Lezbiyen, eşcinsel ve biseksüel ilişkiler, insan bağlarının normal formlarıdır. Bu nedenle, bu ana akım örgütler uzun zaman önce eşcinselliğin amental hastalık olarak sınıflandırılmasını terk etti.

    Amerikan Psikologlar Birliği

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 21:16 on 29 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Eşcinsellik   

    Dünya Eşcinseller Günü 

    Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersek bireyler tarafından kutlanan özel günler, anma günleri ve haftalar…

    Mart

    31 Mart: Uluslararası Transseksüel Görünürlük Günü (TDOV), 31 Mart, trans topluluğuna desteğinizi gösterme günüdür. Trans topluluğunun bilgisini yayarak cissexism ve transfobi ile savaşırken, dünyadaki trans insanlarının başarılarına dikkat çeker.

    Nisan
    12 Nisan: Sessizlik Günü, 12 Nisan 2019 (gün yıldan yıla değişir), okullarda LGBTİ karşıtı isim çağırma, zorbalık ve taciz olaylarına dikkat çeken öğrenci liderliğindeki, genellikle Amerika Birleşiş Devletlerinde uygulanan bir ulusal etkinliktir. Ortaokuldan üniversiteye kadar olan öğrenciler, zorbalık ve tacizin LGBTİ öğrencileri ve LGBTİ olduğu algılananlar üzerindeki susturma etkisini göstererek, okulları ve sınıf arkadaşlarını, LGBTİ karşıtı davranış sorununu ele almaya teşvik etme çabasıyla bir sessizlik sözü alırlar.

    26 Nisan:  Lezbiyen Görünürlük Günü

    Mayıs

    17 Mayıs: 17 Mayıs’ta Homofobi, Transfobi ve Biphobia’ya Karşı Uluslararası Gün, karar vericilerin, medyaya, kamuoyuna, kanaat önderlerine ve yerel otoritelerin dikkatini lezbiyen, gey, biseksüeller, transeksüel ve interseks insanlar ve cinsel ve cinsiyet normlarına uymayanlar.

    24 Mayıs: Panseksüel ve Panromantik Farkındalık ve Görünürlük Günü, 24 Mayıs, panseksüel ve panromantik topluluğu kutlamak ve diğerlerini toplulukta eğitmek için bir gündür.

    Haziran

    LGBTİ+ Gurur Ayı “Onur Haftası”, Haziran ayında Stonewall isyanları onuruna verildi, ancak yıl boyunca gurur olayları yaşandı. Aynı zamanda, 2015’te ABD’de eşcinsel evliliklerin yasal olduğu ayı da işaret ediyor.

    28 Haziran: Stonewall İsyan Yıldönümü

    Eylül

    23 Eylül: Biseksüel Görünürlük Günü, Biseksüeller Günü’nü kutlayın, 23 Eylül ve Biseksüel Bilinçlendirme Haftası, biseksüellik topluluğunu kutlamak için bir gün ve hafta.

    Ekim

    LGBTİ Tarih Ayı (ABD) ilk kez 1994 yılında kutlandı ve LGBTi tarih ve haklarıyla ilgili açıklık ve eğitimi teşvik etmek amacıyla 2009 yılında Başkan Barack Obama tarafından ulusal tarih ayı ilan edildi.

    11 Ekim: National Coming Out Day (ABD), 11 Ekim, lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel ve interseks insanların deneyimlerini ve yolculuklarını ortaya çıkaran, ulusal açılma günü..

    20 Ekim: Ruh Günü, milyonlarca zorbalığa karşı bir tavırla mor giyen ve lezbiyen, gey , biseksüel, transeksüel ve interseksüel (LGBTİ) gençlere desteklerini gösteren bir gün. Mor Gökkuşağı bayrağı üzerinde ‘ruh’ sembolize ediyor.

    26 Ekim: 26 Ekim’deki Interseks  Farkındalık Günü, Kuzey Amerika’daki intersex halkının ilk gösterisini anmak için kutlandı.

    22-28 Ekim: Aseksüel  Farkındalık Haftası, 22-28 Ekim, aseksüel, aromantik, biseksüel ve gri-aseksüel deneyimler hakkında eğitim almayı ve aseksüel topluluğa ve dünyadaki müttefiklere erişebilecek materyaller yaratmayı hedefleyen uluslararası bir kampanyadır.

    Kasım

    8 Kasım: İnterseks Dayanışma Günü, 8 Kasım, Intersex Anma Günü olarak da bilinir ve aynı zamanda ünlü bir Fransız interseks birey olan Herculine Barbin’in doğum günüdür.

    20 Kasım: Uluslararası Transeksüel Anma Günü, 20 Kasım, transseksüel karşıtı nefret veya önyargı nedeniyle ölenleri anımsatan ve 28 Kasım 1996’da öldürülen Rita Hester’ı onurlandırdı.

    Aralık

    1 Aralık: 1 Aralık Dünya AIDS Günü, dünya çapında insanlar için HIV ile mücadelede birleşme, HIV ile yaşayan insanlara desteklerini gösterme ve ölenleri anma fırsatıdır. Dünya AIDS Günü, 1988’de ilk defa düzenlenen ilk küresel sağlık günüydü.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 13:02 on 5 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Eşcinsellik, Karikatür, Karikatürler   

    Eşcinsel Karikatürler 

    Karikatür, başlangıçta ve yine de, goblen, resim, mozaik veya başka bir grafik sanat formu için desen olarak kullanılan tam boyutlu bir eskiz veya çizim, aynı zamanda, 1840’ların başlarından beri karikatür, hiciv ve genellikle Mizah. Günümüzde çizgi filmler, gazetelerde siyasal yorum ve editoryal görüş bildirmek ve dergilerde sosyal komedi ve görsel zekâ için kullanılmaktadır.

    Aşağıda yerli ve yabancı bazı eşcinsel içerikte karikatürlere yer verilmiştir…

    Eşcinsellik & Sansür

    Eşcinsellik & Sansür

    Eşcinsel Evlilik

    Eşcinsel Evlilik

    Transfobi

    LGBTİ ortamında transfobi…

    Karikatür

    İyiyim ben, sorun yok…

    Onur Yürüyüşü'ne Polis Müdahalesi...

    Onur Yürüyüşü’ne Polis Müdahalesi…

    Onur Yürüyüşü & Polis Müdahalesi

    Onur Yürüyüşü & Polis Müdahalesi – Uykusuz

    Onur Haftası & Polis

    Onur Haftası & Polis…

    Gökkuşağı

    Onur Haftası, Gökkuşağı Renkleri & Polis

    Ayrımcılık

    Polisin LGBTİ bireylere yönelik ayrımcılığını gösteren bir karikatür

    Uykusuz Dergisi

    Her Onur yürüyüşünde Alperen Ocakları’nın Onur yürüyüşüne yönelik saldırgan tutumunu kapağına taşıyan Uykusuz Dergisi

    Eşcinsel İş Arkadaşıma Eşcinsel Olduğumu Anlatırken

    Eşcinsel İş Arkadaşıma Eşcinsel Olduğumu Anlatırken..

    Babam Eşcinsel Olmamı Anlamaya Çalışırken

    Babam Eşcinsel Olmamı Anlamaya Çalışırken…

    En İyi Arkadaşıma Eşcinsel Olduğumu Anlatınca

    En İyi Arkadaşıma Eşcinsel Olduğumu Anlatınca

    Hanginiz Çatal?

    Hanginiz Çatal?

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 14:30 on 26 May 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Eski Mısır, Eşcinsellik,   

    Eski Mısır’da Eşcinsellik 

    Bazı başka toplumlarda da, genç bekârların eşcinsel olmaları hoşgörüyle karşılanıyordu, hatta yeni yetişen ergenleri, özel yerlerde olgun erkeklerle, bir ya da iki yıl süreyle, eşcinsel ilişkilere sokuyor; ancak, bundan sonra..

    Davranışlarımızı yönlendiren – denetleyen sayısız kurallarla birlikte yaşıyoruz. Bu kurallar, değişik kaynaklardan gelmekte: Hukuk, ahlak, görgü, dinsel kurallar ve kökenleri kesin olarak bilinmeyen tabularla çevrelenmiş bir durumdayız. Tabulardan biri ve belki de en önemlilerinden biri, cinsiyet konusunda – üçüncü cinsiyet olarak da tanımlanan, ‘Eşcinselliktir’

    Eşcinsel ilişkiler, tarih boyunca bilinen bütün uygarlıklarda var olmuştur; kuşkusuz, bu toplumları oluşturan kişiler, bir aile sahibi olmak, dünyaya çocuk getirmek için, hetereseksüel ilişkiler kurmuşlardır. Onlar için eşcinsellik, doğal bir gösteri, kişinin ‘cinsel özgürlüğünü kanıtlayan bir araç’ olarak ortaya çıkmıştır.

    Eski Yunan’da, Hıristiyanlığın gelişmesinden önceki Roma’da, cinsellik, herkes tarafından uygulanabilen bir olaydı.

    Bazı eski uygarlıklarda, düzenlenen ayinlerle, ergenliğe erişmemiz erkek çocukları, ‘eşcinsel yetiştirmek’, gerçek cinsel yaşama hazırlamak doğru yol kabul ediliyordu. Bazı başka toplumlarda da, genç bekârların eşcinsel olmaları hoşgörüyle karşılanıyordu, hatta yeni yetişen ergenleri, özel yerlerde olgun erkeklerle, bir ya da iki yıl süreyle, eşcinsel ilişkilere sokuyor; ancak, bundan sonra “hetereseksüel ilişkilerde bulunmalarına izin veriliyordu.

    Eski Mısır’da Üçüncü Cinsiyet

    Cinsiyet karmaşıklığı eski Mısır Kültürü’ne kök salmıştır. Tanrıların yaratılışının Mısırlı öyküsünde, ilk Tanrı hem erkek hem de dişidir… Adı da “Atum”dur. Cinsellik olmadan üreme yoluyla Atum, iki tanrı daha yaratır: ‘Shu’ ve ‘Tefnut’. Bu ikili, ‘bir çift’ daha üretir: Geb ve Nut.’ Sonunda, Geb ve Nutla, yeryüzü ve Gökyüzü birleşip iki çit üretirler: İsis Osiris ve Seth – Nephthys. Bu arketip varlıkların öykülerinde, “İsis, üretken dişiye, Osiris ,üretken erkeğe… Seth, üretken olmayan ‘hadıma’ ve Nephthys bekar bakireye (Lezbiyen) örnek gösterilir…

    Seth ve Nephthys’in, İsis ve Osiris gibi bir çift olmaları gerekir; fakat, birlikte maceraları ve çocukları yoktur. Nephthys, tüm zamanını, İsis ile birlikte, geçirir ve ona değişik şekillerde yardımcı olur. Aynı şekilde Seth de tüm zamanını Osiris ve sonra da Osiris’in oğlu Horus ile geçirir; fakat, Nepthys’in tersine, Seth, tüm zamanını, her türlü tahribata neden olacak bir şekilde harcar…

    Seth ve Osiris, Tanrılar arasındaki üstünlük için yarışmaktadırlar. Seth, Osiris’i parçalara bölerek ve bu parçaları da, tüm Mısır’a saçmak suretiyle öldürür; fakat, İsis, kızkardeşi Nephtys’in yardımıyla, parçaları birlikte toplar ve onu, kendini döllenmeye yetecek bir süre kadar diriltir… Daha sonra İsis, Horus isminde bir ‘oğlan çocuk’ doğurur ve Osiris, Ahreti yönetmeye gider…

    Daha sonra Seth, dikkatini, Horus’a çevirir ve onu bir erkek olarak itibarsızlaştırmak için, onunla seks yapar… Annesinin tavsiyesi üzerine, Horus, Seth’in menisini eliyle yakalar; sonra meniyi İsis’e getirir…  İsis de meniyi nehre atar! Daha sonra İsis, Horus’un bir miktar menisini Seth’in en sevdiği yemeğin (cinsellik olmadan üreyen) marulun üzerine serper, Seth de bunu yer. Menisinin, Horus’un içinde olduğunu düşünen, fakat, Horus’un menisini salata sosu olarak yiyen Seth, Horus’la birlikte, Tanrılar arasında kimin üstün olduğunu belirleyecek olan hakimlerin karşısına çıkarlar. Seth, yargıçlara menisine seslenmelerini söyler ki, menisi nerede olduğunu söylesin.. Yargıçlar, seslenirler, fakat, menisi, nehirdeki  kamışlardan yanıt verir ve bu yanıt Seth’in nehirde verimsiz bir şekilde, kendi kendini tatmin etmiş gibi görünür. Yargıçlar, daha sonra Horus’un menisine seslenirler ve meni, Seth’in çok büyük şaşkınlığı karşısında – Seth’in kendi karnından – yanıt verir. Seth, rezil olmuştur.

    Böylece, Horus, en üstün Tanrı rolünü üstlenir…

    Bu öykünün farklı bir versiyonu, ‘Ölünün Kitabında’ yer almaktadır. Buradaki versiyona göre, Seth, Horus’un gözüne “pislik” fırlatır ve bu gözden sur çıkmasına… Pislikten, ne demek istendiği soru işaretidir… buna karşılık olarak Horus, Seth’in hayalarına saldırır. Belki de Seth, Horus’un gözüne boşalmıştı. Her durumda, Horus’tan her zaman yeniden kazanılan gözünün gücü olarak, Seth’ten ise yitirdiği erkekliği (cinsel gücü, iktidarı) olarak bahsedilir.

    Seth’in davranışı uygunsuz ve zararlı olarak düşünülebilir ve o, saygınlığını yitirmiş olabilir; fakat o, tartışılmaz bir şekilde salt ‘homoseksüel eğilimler’ sergilemektedir. Bu da demektir ki, bir homoseksüel, Mısır Mitolojisi’nde, en eski, merkezi arketiplerdendir. Ve, Seth’in iktidarsız hayalara sahip olduğu anlatılır ki, ‘farka’ örnek gösterilmektedir. Bu da, erkeklere ilgi duymayan bir kadının yine de bir adamla seks yaparak çocuk doğurabildiğidir; fakat, kadınlara ilgi duymayan bir erkek, bir kadınla birlikteyken, dölleyici seksin ön koşulu olan ereksiyonu kolaylıkla sağlayamaz. Cinsiyetin, geleneksel olarak üremekte rolü olduğu için – erkek, başka bir kişinin bedeninde üretendir ve kadın, kendi bedeninde doğurandır – kendi bedeninde doğurmayan veya başka bir kişinin bedeninde üretmeyen, ‘hadım’ veya, ‘salt homoseksüel’ ne erkek ne de dişidir; fakat, bir lezbiyenin, erkeklere ilgi duymamasına rağmen, dişi rolünü engellemediği için, dişiliğinden fedakarlıkta bulunması gerekmez…

    Eski Thebes (şimdi Mısır’da Luxor) yakınlarında, ‘Orta Krallık’ zamanına – MÖ – 2000 – 1800 – ait, bulunan yazılı, kırık çömlekler, ‘insanlığın cinsiyet listesini’ şu sırayla ihtiva eder: Erkekler – Hadımlar ve dişiler. (Bakınız: Sethe, Kurt, “Die Aechtung Feindlicher Fürsten, Völker und Dinge auf altagyptischen Tongefa Bscherben des mittleren Reiches” İn: Abhandlungen der Preussischen Akademie der Wissenschaften, Philosophisch – Historische Klasse, 1926,p.61.) Erkek için olan kelime (tanım), bir penis resmi ile diz çöken bir adamın resmini içerir. Hadım için olan kelime de diz çöken bir adamın resmini içerir ama bir “Penis”  resmini içermez. Dişi için olan kelime, diz çöken bir kadının resmini içerir ama beden parçalarının resmini içermez. (Kalkan şeklindeki, “kadını işaret eden şekil”, bir dişi kasık kemiği bölgesi resmi değilse eğer.)

    Kırık çömleklerdeki kelimelerin telaffuzu sırasıyla: Tai (tie), sht (sekhet) and hmt (hemet) olarak verilmiştir. Burada, ‘hadım’ için kullanılan kelime, ‘sht’, bir piramit metninde de görülür ve erkek için kullanılan kelime, ‘tai’ ile ters düşer. Eski Mısırda, insanların ‘hadım edilmesiyle’ ilgili fazla bir ‘kanıt’ yoktur. (Böyle bir kanıt bulmaya çalışan, ama bence, başarılı olamayan Frans Jonckheere’nin, 1954 yılındaki, benim tercüme ettiğim makalesine bakınız.) Aksi kanıt olmadıkça, eski Mısır’daki hadımların anatomik olarak, eski dünyanın diğer yerlerindeki ‘hadımlar gibi’ tam ve doğal hadımlar oldukları farzedilebilir.

    Eski Mısır Yazıtları’nda ‘hadım’ için kullanılan bir diğer ortak kelime daha vardır ki, bu da, ‘hm’dir. Bu kelime dişi için kullanılan kelimeye benzer; fakat dişi gramatikal sonek –t, eksiktir. ‘Hm’ kelimesi farklı anlamlarda kullanılmıştır. Berlin sözcüğü, ‘hm’ kelimesini “korkak” olarak tanımlar. Edfu’daki tapınaktaki bir metinde, Sebennytus’ta, ‘hmti’ ya da bir erkekle, seks yapılmaması gerektiği söylenir; ki, bu da ‘hm’i’ erkek olmayan bir adam konumuna getirir. (Bu metin, Yunanlıların, Mısır’ı fethinden çok sonra yazılmıştı; böylece, hadımlarla seksin yasaklanması, ‘Eflatun ve Aristo Felsefesi’nin’ etkisinin bir yansıması olabilir.) Hm, aynı zamanda, mezar yazıtlarında çok ortak bir kelimedir ve Mısırologlar, bu kelimeyi “rahip” olarak tercüme etmeyi severler; çünkü ‘hmlerin’ ölüler için her kurbanı (fedakarlığı, özveriyi) yaptıkları resmedilir. Rahip için kullanılan bu kelime – hm – hadım için olan ‘hm’den farklı olarak – yukarıya çevrilmiş bir tür ‘sopa’ olarak yazılır; fakat, telaffuz tamamen aynıdır ve kullanım alanları, ‘hizmetçi’ anlamıyla örtüşür.

     

    Memphis yakınlarındaki sakkara’da, iki adam tarafından kurulan mezarda, bu iki adamın el ele tutuştuğu ve birlikte, bir ziyarette yiyip içtikleri resmedilir ve ‘kurbanlık odalarında’, iki defa çok sevecen bir şekilde kucaklaştıkları görülür. (Bakınız, Ahmed Moussa ve Hartwig Altenmüller, Das Grab des Nianchchnum und Chnumhotep, Old Kingdom Toms at the Causeway of King Unas at Saqqara,Excavated by the Departman of Antiquities, Archaologische veröffentlic hungen vol. 21, Mainz: Philipp von Zabern, 1977). Her ikisi de, Kral Neusserre’nin manikürcüleriydiler ve ikisinden de hm(rahip) kelimesi kullanılarak söz edilmişti.

    Niankhkhnum ve Khnumhotep, mezarlarının girişinde birbirlerinin isimlerini karıştırmışlardır: Nİankh – Khnum – Hotep, bunun anlamı da şudur: “Hayatta birleştiler, ölümde birleştiler…” (Veya, “huzurda birleştiler.” Mezarın içinde ‘hm rahiplerinin’ görevlerini yapmalarını yetkilendiren ve mezar sahiplerinin kendi ailelerinin onları engellemelerini yasaklayan bir de yasal bildiri vardır. (sayfa 87). Mezar kazıcılar mezarda, çok sayıda hm rahiplerinin resmedildiğinden ve bunların büyük bölümünün de isimleriyle konu edildiğinden söz etmişlerdir. (sayfa: 30). Mezar kazıcıları, bunu, mezar sahiplerinin yüksek sosyal pozisyonlarının bir işareti olarak gördüler; fakat, tabii ki bu, aynı zamanda onların, bu hm rahiplerinin pek çoğuyla, şahsen tanışmış olduklarının da bir işareti olabilir. Belki de, hm rahipliği yalnız, ‘homoseksüellerin’ bulunduğu bir kurumdu ve bu kurumun önemli üyeleri homoseksüellerdi…

    Durum böyleyse, bu hm rahipleri sadece, diğer kültürlerdeki homoseksüellerin oynadığı ‘ruhsal rolü’ oynuyorlardı…

    Mezarın duvarları çok ayrıntılı bir şekilde resim ve metinlerle oyulmuştu ve iki adamın çeşitli görüntülerini – sahnelerini resmediyordu! Adamların bir tanesi, Niankhkhnum, diğer adam, Khnumhotep’e göre, sürekli olarak tipik bir ‘erkek’ pozisyonuna konulmuştur. Khnumhotep ise, sürekli olarak bir ‘dişi’ pozisyonunda resmedilmiştir. (Bu analizi Greg Reeder, http://www.egyptology.com’un yazarından işittim). Mezarda, dikkate değer bir şekilde az miktarda dişi figürleri vardır. Resmedilenler ya kız kardeşler, kızlar ya da adamların karılarıdır. Her adamın bir karısı vardı. Bir ziyafet sahnesinde, adamların masanın her iki ucunda oldukları resmedilmiştir… Ve, Niankhkhnum’un karısının onun arkasında oturduğu resmedilmiştir; fakat karısının sureti manzaradan kalemle oyularak, sadece silik bir ana hat olarak tanımlanabilmektedir. Masanın diğer ucunda, Khnumhotep yalnız olarak otururken, karısını resmedebilecek bir boşluk bile bulunmaz bir şekilde resmedilmiştir. Başka bir duvarın bir bölümünde, dişilerden oluşan bir alay vardır; fakat, figürlerin tümü farklı ürünlerin alegorik tasvirleridir. (Tabaklar, 66-67) Duvardaki 97 kişinin isminin, sadece 21 i erkek ve dişi (ve diğer) aile üyelerine aittir. İki mezar sahibinin dışında ismi geçen diğer 76 kişinin tümü de erkektir ve tümüne de hm (rahipler) denmiştir. Mezarı anlatanlar hm’i, ‘Totenpriester’ ya da cenaze sahibi olarak tercüme etmişlerdir.

    Eşcinsellik Denen Ağur Tabu
    Neriman Cahit – Yeni Düzen

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:22 on 11 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Eşcinsellik, Tedavi   

    Eşcinsellikten Kurtulmak 

    Adı Hakan’dı…

    Eskişehir’in küçük bir kasabasında doğdu. Herkes gibi basit ama herkesinkine benzemeyen bir yanı vardı. Çocukluğu büyük ölçüde fakirlik içinde geçti. Birçok Türk ailesi gibi evin ilk erkek çocuğu olma konusunda bütün ayrıcalıklardan yararlandı. Yaşı nedeniyle diğer çocuklar arasında her şeyin ilkini o yapıyordu ve bu da ailenin nazarında onu çok ayrıcalıklı bir konuma yerleştiriyordu. Diğer çocuklar arasında ile üniversiteye giden de o olmuştu. O gün ailenin mutluluğu tartışılmazdı. Akrabalar toplandı, herkes çocuklarına “Hakan abi gibi olma” konusunda nutuklar çekti, yemekler pişirildi, mutfakta uzun zamandan sonra bu vesile ile birbirlerini gören akrabalar dedikodular yaptı, erkekler uzun sohbetlere boğuldu…

    Misafirlere Eskişehir’in özel günlerine özel yapılan pide ve ayranlar ikram edildi…

    Herkesin karnı toktu, herkes mutluydu…

    O gün büyük bir gündü, ne de olsa aileden biri üniversiteye gidecekti hem de iktisat gibi bir bölüm okuyacaktı. Çocuk daha üniversiteye başlamadan bitirince ne olacağına ilişkin yorumlar yapıldı. Ne de olsa “Zuhal ablanın kızı da bu bölümü okumuş İstanbul’da büyük yerlere” gelmişti. Hatta kimilerine göre şu anda kullandığı arabayı bile çalıştığı banka vermişti. Hatta emekli olunca çift maaş alacağını iddia eden bazıları bile çıktı.

    Aile bu tür hikayeleri dinleyerek gururlandı, duygulandı, doğmamış çocuğa don biçmekle kalmadı o dona aşık bile oldu…

    Hakan ise oradan buradan ziyarete gelen “emmilerin” verdiği küçük paralar ile çarşıda kasım kasım gerilerek gezindi durdu. Küçük bir kasaba çocuğu için daha önce hiç görmediği kadar parası olmuştu. Yolda sık sık durup elini cebine atarak bu paraların yerinde olup olmadığını bile kontrol etti durdu. Hatta bazı arkadaşlarına çay, gazoz bile ısmarladı…

    O ise o kasabanın içinde durup artık herkesten farklı bir insan olduğunu düşünüyordu, ancak sistemin bir süre onu da tek tip insan moduna sokacağını zaten bilmiyordu…

    Bir süre sonra Hakan’ın “haklı gururunu” kutlamak için gelen kalabalık dağıldı. Yerine aile üyeleri artık Eskişehir’in ayazında üşümemesi için kışlık kazak stoğu yapmaya, çantaları hazırlamaya başlamıştı. Herkesin evde ona verdiği öğütler aile tarafından dikkatli bir şekilde damıtılmış, Hakan’a belli aralıklarla propaganda yoluyla sık sık tekrar ediliyordu: “Aman siyasete bulaşma, aman derslerine çok çalış, hocalarına saygıda kusur etme, kızlara takılma…”

    Bütün bu öğütlerin içinde belki de en gereksiz olanı buydu: “Kızlara takılma!”

    “Kızlara takılma!”

    O bu sözün aslında ne kadar gereksiz olduğunu aylar sonra üniversiteye başladığında anladı. Hatta bir ara “keşke kızlara takılabilsem” bile dediği oldu.

    Üniversitenin ilk günlerinde bütün öğrencilerin yaşamış olduğu yalnızlık, korku ve belirsizlik duygularını yoğun bir şekilde yaşadı. Okula başlayan bütün öğrenciler gibi o da son derece yeni elbiseleri, hiç kirlenmemiş defterleri, etrafa korkakça bakan gözleri ile kendini belli ediyordu…

    Yıllar kendisini kovalarken bir süre sonra arkadaşlar edindi. Arkadaşları arasında sürekli olarak “farklı” olduğunu düşünüyordu. Çünkü derinlerde bir yerlerde bir şeyler diğer arkadaşları gibi olamıyordu. Aynı mekânda yiyip içmelerine rağmen aynı zeminde değildirler sanki. O sanki hepsinden biraz uzaktı, içinde bir dert vardır sürekli büyüyen…

    Herkes gibi o da bir süre sonra soluğu psikolojik danışma merkezinde aldı. Kapalı kapılar ardında önceleri belirsiz sorunlardan bahsetti durdu. Konuşmaları muğlak ve kendisini rahatsız eden şeyi ele vermemek üzere tasarlanmıştı. Psikolog ile konuşurken sürekli kapıya bakıyordu: acaba yeterince kapalı mıydı? Önünde kimse onları dinliyor muydu? Hem bu psikologa ne kadar güvenebilirdi ki?

    Antidepresanlar ile tanıştı. Sabah mide bulantıları ile uyanmaya alıştı. Aldığı ilaçların yan etkisinden başka bir etkisi olmadığını düşünmeye başlamıştı. Buna da alıştı…

    Üniversite sorunlu bir şekilde bitti. İnternetin yeni yaygın olduğu dönemlerde birçok erkekle sanal birçok ilişki yaşamaya çalıştı. Yüzünü görmediği insanlara ısındı, onlar ile ilgili olarak hayaller kurdu. Sonrasında tüm bu hikayelerin ardında aslında sadece hayaller olduğunu ve bu kişilerin hayallerin dışında bir şey yaşayamayacağını fark etti.

    Askere gitti daha sonra bir bankada işe girdi. Aslında işe girmesine biraz babası ön ayak olmuştu. Araya tanıdıklar girince cvsi “daha iyi değerlendirildi” ve herkese uygulanan o zor işe alma prosedürleri ona uygulanmadı.

    Sadece kurumsal hizmet veren bir bankada çalışmaya başladı. Kısa bir süre sonra İstanbul’a taşındı. Ve bu bankada kısa sürede iyi bir pozisyona geldi.

    Önceleri kendi kabuğunu kıran her gay gibi davranmaya başladı: etrafında sadece “elit” insanlar topladı, herkese güvendi ama samimi olmadı. Sık sık evinde gayleri toplayarak onlar ile çeşitli etkinlikler yapmaya çalıştı. Aslında bu yaptığı onu sosyalleştirmiyordu. Bu çift yönlü bir bıçaktı ve birçok gay hep bu hataya düşerdi: sosyalleşmeye çalışırken kendilerine sadece gaylerden oluşan bir duvar örer ve daha sonra bu duvarın ardında mahsur kalırlardı.

    O da bu hatayı yaptı. Aslında bu hatayı yapmasının nedeni sadece gayler ile sosyalleşmek değil, onlara bakarak kendisini tanıyamaya çalışmaktı.

    Gayler ile tanışmak: aynı nakarat!

    Evlerinde yaptığı toplantılar hep aynı formatta geçiyordu: kim hangi barda kimle görülmüş, kim kimle yatmış, başlarına gelen komik olaylar ve kendilerini toplumun her kesiminden üstün gören kadınsı erkeklerin aşağılama ve alay dolu hikayeleri. Aslında bu yaptıkları toplumdan bir intikamdı sadece, ha bir de gören duyan olsaydı…

    Hakan bir süre sonra onlardan bazıları ile görüşmeme kararı aldı. Aslında bu sadece sonun başlangıcı olacak olaylar zincirinin ilk halkasıydı.

    Üç yıl sonra bir kadınla severek ve isteyerek evlendi, Mecidiyeköy’deki evinden taşındı, telefon numarasını değiştirdi.

    Eşcinsellikten “kurtulmak”

    Eşcinsellikten dönmüştü…

    Neydi onu bu şekilde davranmaya iten?

    Neydi onu etrafında o seve seve ördüğü tüm ilişkileri silip atmasına neden olan?

    Neydi onu eşcinsellikten bile soğutan?

    O eşcinsel değil miydi? Evet, eşcinseldi!

    Onunla birkaç gün önce karşılaştığımda öğrendim tüm bunların cevaplarını;

    Bana eşcinsel dünyasından neden uzaklaştığını anlattı. Gözlerinin önü çökmüş, saçına birkaç ak düşmüş ve eskisinden daha hüzünlü bir hal almıştı mizacı. Onu gören kötü bir olaydan kurtulmuş ancak bir o kadar da canı yanmış sanırdı.

    “Zor oldu be Oko” dedi bana. “Zor oldu ama yaptım!”

    “Peki, Hakan, neden?”

    “Sen bu sürece hala inanıyor musun? Gay olmaya?”

    “İnanmak!???”

    Ben bu dünyaya insanların penislerini indirmeye gelmedim!

    “Oko, bir yere varmadığını sen de görmedin mi? Gayler!!! Hepsi bencil ve dedikoducu adamlar. Seninle birlikte yer içer iki Dakka sonra arkandan atarlar. Ben Mehmet’i çok sevdim hatırlarsan. Şu çağrı merkezinde çalışan çocuğu. Onu bile en samimi gay arkadaşım elimden almak için yapmadığını bırakmadı. Neden biliyor musun? Onun penisinin çok büyük olduğuna dair yaptığım esprilerden dolayı ‘denemek’ istemiş. Onlar bana bakarken, benle birlikte gülerken aynı zamda beni üzmek için kayıt tutan kameralar gibiydiler. Ben bu dünyaya insanların penislerini indirmeye gelmedim! Saygı ve sevgi hak ettim ama söylediklerimin tümü sadece yatağa kadar oldu. Penisleri indikten sonra beni üzmek için yapmadıklarını bırakmadılar. Terk edilmekten sıkıldım. Cep telefonum yüzünü bile hatırlamadığım ama bir geceliğine bedenimi verdiğim adamların sahte isimleri ile doldu – Mert, Burak, Can…

    Yaşadığın sürece kimsenin bana vermeyeceği zararı onlar verdi: bencillerdi, kendi zevkleri için her şeyi yaparlardı, kıskançlardı!!!”

    Sustum, Ortaköy’de kahve içtiğim bu mekanda serin bir rüzgar esti sırtımdan… Üşümedim, ürperdim. Dik durdum ve ona baktım…

    “Oko ben bu yüzden gayler ve onların dünyasından kaçtım ve kurtuldum. Evlendim!!!”

    Söylenecek çok şey vardı ama ben sustum…

    Biseksüel Hayat

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:03 on 7 October 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ayetler, Eşcinsellik, Hadisler, Kuran,   

    Kur’an-ı Kerim’de Eşcinsellik İle İlgili Sanılan Ayetler 

    Müslümanların kutsal kitabı, Kur’an-ı Kerim’de Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans ve İnterseks bireyler, cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimler ile ilgili doğrudan herhangi bir ayet, süre veya ifade geçmemesine karşın, Lut kavminin erkek erkeğe cinsel ilişki “eşcinsel ilişki” sonucu helak edildiğinde yönelik olduğu sanılan bazı ifadeler geçiyor. Bu ifadelerden kaynaklı bazı islam din alimleri ve müslümanlar eşcinselliğin lanet sebebi olduğunu, yaygınlaşması durumunda helak olacaklarına inanıyor. Muhalif bazı müslümanlar ise işlenen suçun cezasının dünyada verilmediğini aksi taktirde dünya yaşamının bir sınav yeri olmaktan çıkacağına, bu nedenle Lut kavminin eşcinsellikten  veya farklı bir sebepten dolayı helak edilmediğini, Lut kavminin başına gelen olayın sadece yaşanmış bir deprem, sel, heyelan.. gibi bir doğal afet olduğuna inanıyor. Bazı diğer müslümanlar ise Lut kavminin helakının pedofili, tecavüz, israf vs. gibi nedenlerle gerçekleştiğine inanıyor.

    İşte eşcinsellik ile ilgili olduğu sanılan o süreler ve ayetler

    A’raf suresi veya A’râf Sûresi Kur’an-ı Kerim’in yedinci suresidir. Sure 206 ayetten oluşur. Sûre, ismini 46. ve 48. âyetlerinde geçen yüksek yerler, yüksek mevkiler anlamına gelen “el-A’râf ” kelimesinden almıştır. Bakara Suresi ile Şu’ara Suresi’nden sonra en fazla ayet içeren üçüncü suresidir

    7 Araf Suresi

    78. Bunun üzerine onları, o şiddetli sarsınıt/o korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler.

    79. Nihayet Sâlih onlardan yüzünü döndürüp şöyle dedi: “Ey toplumum! Andolsun ki, Rabbimin mesajını size tebliğ ettim, size öğüt verdim; ama siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”

    80. Ve Lût… Toplumuna şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz?”

    81. “Siz, kadınları bırakip şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz.”

    82. Toplumunun cevabı sadece şunu söylemeleri oldu: “Çıkarın şunları kentimizden. Çünkü onlar, temizlik tutkunu insanlardır.”

    83. Biz de onu ve ailesini kurtardık. Karısı müstesna. O, yere geçenlerden oldu.

    84. Üzerlerine bir de yağmur indirdik. Bak nasıl oldu suçluların sonu!

    Hud Suresi Kur’an’ın 11. suresidir. Sure 123 ayetten oluşur. 12., 17. ve 114. ayetleri Medine’de diğerleri Mekke’de indirildiğine inanılmakta, surenin 50. ile 60. ayetleri Ad kavmi ‘ne gönderildiği söylenen bir peygamber olan Hud’dan bahsettiği için bu adı almıştır.

    11. Hud Suresi

    77. Elçilerimiz Lût’a geldiğinde onlar için kaygınlanmış, göğsü daralmış da şöyle demişti: “Bu zorlu bir gün!”

    78. Lût’un kavmi koşarak onun yanına geldi. Bunlar daha önce de kötülük yapmışlardı. Lût dedi ki: “Ey toplumum! İşte şunlar kızlarım. Onlar sizin için daha temiz. Allah’tan korkun da misafirlerim önünde beni rezil etmeyin. İçinizde olgun bir adam yok mu?”

    79. Dediler ki: “Senin kızlarında hakkımız olmadığın çok iyi biliyorsun. Ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun.”

    80. Dedi: “Ah, size karşı koyacak bir gücüm olsaydı yahut sağlam bir kaleye sığınabilseydim.”

    81. Melekler dediler: “Biz senin Rabbinin elçileriyiz. Sana asla el süremezler. Gecenin bir yerinde aileni götür. İçinizden hiç kimse geri kalmasın; karın müstesna. O, ötekilere çatan beyalaya çarptırılacaktır. Onaların azap vakti, sabah vaktidir. Sabah da ne kadar yakın, değil mi?”

    82. Nihayet emrimiz gelince, oranın üstünü altına getirdik. Ve üzerlerine, pişirilmiş çamurdan yapılıp istif edilmiş taş yağdırdık.

    83. Rabbin katında damgalanmış taşlar. Zalimlerden çok uzak değildir bu.

    Şu’ara Suresi Kur’an’ın 26. suresidir. Sure 227 ayetten oluşur. Sure ismini, 224. ayette geçen ve şairler anlamına gelen “eş-Şu’ara” kelimesinden almıştır. Mekke döneminde indirildiğine inanılır

    26. Şuara Suresi

    160. Lût kavmi de hak elçilerini yalanladı.

    161. Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: “Hâlâ korunmuyor musunuz?”

    162. “Ben size gelen emin bir elçiyim.”

    163. “Artık Allh’tan korkun da bana itta edin.”

    164. ” Ben bu iş için sizden bir üçret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbi’ndendir.”

    165. “Âlemlerin içinden erkeklere gidiyor da,

    166. Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz? Doğrusu siz haddi aşmış bir kavimsiniz.”

    167. Dediler. ” Eğer bu tavrını sona erdirmezsen, ey Lût, yemin olsun bu topraktan sürülenlerden olacaksın.”

    168. Lût dedi: “Ben sizin şu yaptığınıza öfkelenenlerdenim.”

    169. “Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından koru.”

    170. Bunun üzerine biz onu ve ailesini toplu halde kurtardık.

    171. Ancak geridekiler arasında bir kocakarı kaldı.

    172. Sonra ötekilere mahvedip batırdık.

    173. Üzerlerine bir de yağmur yağdırdık. Ne de kötüymüş uyarılanların yağmuru!

    174. Elbette bunda bir ayet var ama onların çoğu inanmamıştır.

    Ankebut Suresi Kur’an’ın 29. suresidir. Sure 69 ayetten oluşur. Sure ismini 41. âyetinde geçen ve örümcek anlamına gelen “el-Ankebut” kelimesinden almıştır. Mekke döneminde indirildiğine inanılan surenin 41. ayetine göre evlerin en dayanıksızı örümcek evidir.

    29. Ankebut Suresi

    28. Lût’u da gönderdik. Toplumuna şöyle demişti o. “Öyle bir iğrençliğe bulaşıyorsunuz ki, sizden önce âlemlerden bir tek kişi bunu yapmamıştır.”

    29. “Erkeklere gidiyorsunuz, yol kesiyorsunuz, toplantılarınızda çirkinlikler sergiliyorsunuz, öyle mi?” Toplumunun cevabı sadece şunu söylemek oldu: “Eğer doğru sözlülerdensen, hadi getir bize Allah’ın azabını.”

    30. Lût dedi: “Rabbim, şu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et.”

    31. Elçilerimiz, İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: “Biz şu kentin halkını helak edeceğiz. Çünkü ora halkı zalim oldular.”

    32. İbrahim dedi: “Ama orada Lût var”. Dediler: ” Orada kim olduğunu biz daha iyi biliyoruz. Elbette ki onu ve ailesini kurtaracağız. Ama karın azaba terk edilenlerden olacaktır.”

    33. Elçilerimiz Lût’a gelince, onlar yüzünden fenalaştı, eli-kolu birbirine dolandı. “Korkma, tasalanma dediler, biz seni ve aileni de kurtaracağız. Ama karın azaba terk edillenlerden olacaktır.”

    34. “Şu kent halkı üstüne, yaptıkları fenalıklardan ötürü gökten bir felaket indireceğiz.”

    35. Yemin olsun biz o kentten, aklını işleten bir topluluk için geriye apacık bir işaret bıraktık.

     

    “Ayet & Süre Kaynakları: Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Meali. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Yeni Boyut, İstanbul 1997”

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:56 on 5 October 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Eşcinsellik, ,   

    Kadınlar Erkeklerden 5 Kat Fazla Eşcinsel İlişki Yaşıyor 

    Amerika’da seks alışkanlıklarıyla ilgili bir rapor yayınlandı. “Cinsel Kimlik ve Cinsel Davranış” adı altındaki raporda birbirinden ilginç sonuçlar çıktı.

    Raporda, 2002 yılındaki araştırmalarda 15- 24 yaş arası genç kızların yüzde 22’si hiç seks yapmadığı belirtildi ancak bu sonuçlar 2006- 2008 yılları arasında değiştiği kaydedildi. Değişen sonuçlara göre 2006- 2008 arasında erkeklerin yüzde 27’si, genç kızların ise yüzde 29’u cinsel ilişkiye girmediği belirtildi. 2007 yılında 24 binden fazla genç kız 17 yaşında bekâretini kaybetti.

    En Az Bir Kez Oral Seks Denediler

    Yaklaşık 4 bin genç kız ise ilk ilişkisini 18 ile 19 yaşları arasında yaşadı. 2007- 2008 yılları arasında 15- 24 yaş arasındaki 24 bin kişinin ise en az bir kez oral seksi denediği belirtildi. 2002 yılında 15- 24 yaş arasındaki kadınların yüzde 12,4’ü lezbiyenliği tercih ederken kadınlarda  lezbiyen ve/ya biseksüel ilişki oranı 2008’de yüzde 13,4’e çıktı

    Kadınlar 5 Kat Fazla Eşcinsel İlişki Yaşıyor

    Fakat yaş aralığı açıldığında yani 15- 44 yaş arasına getirildiğinde kadın ve erkekler arasında belirgin bir fark ortaya çıktı. Kadınlar erkeklerden beş kat daha fazla eşcinsel ilişki yaşıyor. Biseksüel olduğunu belirten kadınların oranı ise yüzde 3.5 arttı.

    Huffingtonpost

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:45 on 22 March 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , Eşcinsellik   

    Eşcinsel evliliğe ceza 

    ANKARA- RTÜK, ‘’Eşcinsel evlilik töreni’’ yayınlayan Digitürk kanalına ceza için harekete geçti. Salon 2’de, 18 Şubat gecesi yayınlanan ‘’Sex And City 2” adlı filmde yer alan eşcinsel evlilik töreni nedeniyle savunma istendi. Savunma yeterli bulunmazsa para cezası verilecek.

    Gazeteport’un edindiği bilgiye göre RTÜK’ün son toplantısında filmdeki eşcinsel evlilik töreni değerlendirildi. 17 dakikalık bölüm, ‘’Genç ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimini zedeleyici’’ nitelikte bulundu. Karara üyeler Korkmaz Alemdar, Hülya Alp ve Esat Çıplak karşı çıktı.

    ‘’EŞCİNSELLER DE BİRLEŞMELİ’’
    RTÜK Başkanı Davut Dursun ise, cezanın “Milli ve manevi değerler ile Türk aile yapısına aykırılıktan’’ verilmesini istedi ve şöyle dedi:
    ‘’Kuşkusuz kendisini homoseksüel olarak tanımlayan kimselerin de yasal ve kültürel imkanlar elverdiği ölçüde bir akit dahilinde birleşmeleri mümkündür. Böyle bir durumun, olağanlaştırılarak, sunulması ise, çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etki oluşturacak, toplumun temeli aile kurumunu zafiyete uğratacaktır. Bu tür ilişkilerin normal gösterilmeye çalışılması, Türk aile yapısına zarar verici niteliktedir. ’’

    Esat Çıplak ise cezaya karşı çıkarak ‘’Toplumsal normların dışında kalan meşruiyet dışı ilişkinin olağanmış gibi sergilenmesi rahatsız edicidir. Ancak bu yayın şifreli bir kanaldadır. Yayın içeriğinden ötürü ilgili yayın kuruluşuna müeyyide uygulamak demek, Üst Kurul’un amacını aşarak topluma neyi tercih etmesi gerektiğini dikte etmek anlamına gelmektedir’’ dedi.

    22.03.2011 – 05:13

    gazeteport.com.tr

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 01:49 on 15 May 2010 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Alıntılar, , , Eşcinsellik, , Sözler   

    Eşcinsel Sözler & Alıntılar 

    Hepimiz aynı olsaydık hayatın ne kadar sıkıcı olacağını bir düşünün. Ve benim kusursuz dünya fikrim, herkesin birbirinin farklılıklarını gerçekten takdir ettiği bir dünya: kısa-uzun, demokrat-cumhuriyetçi,siyah-beyaz, eşcinselheteroseksüel; hepimizin eşit olduğu ama kesinlikle aynı olmadığı bir dünya… – Barbra Streisand, 1994 yılındaki konserlerinin final sahnesinde, West SideStory’den “Somewhere” adlı parçaya başlarken.

    Gerçek sevgi, diğerlerine hiç yargısız ne ve kim olursa olsunlar saygı duyabilme yeteneği değil midir? Kalbimde farklılıkların ilginç olduğunu ve bize daha geniş ve objektif bir bakış açısı yolu sunduklarını biliyorum. Farklılıkları engel olarak değil de, büyümemiz için gerekli katalizörler olarak görebilecek kadar emin olmalıyız kendimizden… Neden sadece rahatlayıp kabul edemiyoruz ki? – ShirleyMacLaine, “Dance While You Can” adlı kitabından.

    Olmadığım bir şey için sevilmektense, nefret edilmeyi tercih ederim. – Andre Gide, Edmund Gosse’e yazdığı 16 Ocak 1927 tarihli mektubundan.

    İç güdülerimize karşı koymaktan vazgeçtiğimiz gün yaşamayı öğreneceğiz. – Frederico Garcia Lorca

    Ülkenin ahlak değerleri, değişmekten uzak, yapay bir şekilde süreklilik gösteriyor. – Joe Orton.

    Uygarlıklar gerçeklere boyun eğmeyi reddeden teoriler üzerine kurulmuştur. – Joe Orton.

    Kendini dünyanın seni gördüğü gibi görmek oldukça cesur olabilir, ama çok da aptalca olabilir. Neden dünyanın senin hakkındaki iradesiz bir sinir hastası fikrini kabul edesin? Onların yargılamaya ne hakları var? Seni yargılayabilmeleri için senin gibi hissedebilme kapasitesine sahip olmaları gerekir. Ve kim sahip buna? Binde bir. İradenin verdiği savaşın ne denli adaletsiz olduğunu bir sen bilirsin. – Terence Rattigan, “The Deep Blue Sea” adlı eserinden. (1952)

    Gerçekçilik istemiyorum. Sihir istiyorum! Evet, evet, sihir! İnsanlara bunu vermeye çalışıyorum. Şeyleri olduklarından farklı sunuyorum onlara. Gerçeği söylemiyorum, gerçeğin ne olması gerektiğini anlatıyorum. Ve eğer bu günahsa, bırakın cezamı çekeyim, ışıkları yakmayın! – Tennessee Williams, “A Streetcar Named Desire” adlı eserinden. (1947)

    Dünya kuzular ve keçiler diye ikiye ayrılmamıştır. Her şey ne siyahtır ne de beyaz. Yalnızca insan beyni kategoriler icat eder ve gerçekleri ayrı ayrı bölmelere koymaya zorlar. Yaşayan dünya her yönüyle bir sürekliliktir. Cinsel davranışa ilişkin olarak bunları ne kadar erken öğrenirsek, cinselliğin gerçeklerini de o kadar erken idrak ederiz. – Alfred Kinsey, “Sexual Behavior in the Human Male” adlı kitabından.(1948)

    Eşcinselliğimi keşfettiğimde bunun beni toplumda bir yabancı yaptığını fark ettim. Ve kendimi toplumdaki diğer yabancılarla özdeşleştirdim, kendi hayatları üstünde kontrolü olmayan kişilerle.. Kadınlarla baskıya karşı mücadelelerinde, işçi sınıfıyla sömürüye karşı savaşlarında ve Üçüncü Dünyayla emperyalizm ve yoksulluğa karşı mücadelesinde özdeşleştirdim kendimi. – Bob Cant.

    Hayatını bir eşcinsel olarak açıkça yaşa. Diğer insanların senin de sıradan biri olduğunu ve erkek arkadaşınla diğerlerinin karı veya kocalarıyla olduğu kadar mutlu olduğunu görmelerine izin ver. Eğer olumsuz bir tavırla karşılaşırsan ilgili kişiye bu şekilde hissetmesinin sebebini sor. Tutarlı bir cevap alırsan şanslı sayılırsın! Ve onlara kendinin eşcinsel olduğunu söylediğinde büyük ihtimalle sana inanmayacaklar ya da zoraki bir gülümsemeyle konuyu değiştirmeye çalışacaklardır. Keşke tüm eşcinseller karşılaşacakları ön yargıları iyi bir tartışma ve tam bir dürüstlük ile atlatabileceklerinin farkında olsalardı. Bunun için her zaman saygı görürsün. Asla küçük görülmezsin. Ancak bir soruyu yanıtlamadan önce iyice düşünmelisin; kendi deneyimlerimden biliyorum ki ciddi olmazsan her şey tersine döner ve klişe eşcinsel konumuna dönersin insanların gözünde. – Jeffrey Weeks, GayNews adlı yayının Ocak 1976 sayısından

    Eşcinseller dünyadaki en tatlı, en nazik, en içten, en artistik ve en düşünceli insanlardır. Ama zamanın başlangıcından beri tek başlarına gelen şey tekmelenmek. – Little Richard.

    Bu hastalığın Tanrı’nın gazabı olduğuna inanan birçok insan var. Ama ben bunun insanlara sevgiyi, anlayışı ve şefkati öğretmek için gönderildiğine inanıyorum. AIDS dünyasındaki maceramdaki insanlardan sevgi, cömertlik, ve insani anlayış hakkında hayatımı geçirdiğim rekabete dayalı dünyada öğrendiğimden çok daha fazlasını öğrendim. – Anthony Perkins, Eylül 1992’deki ölümünden sonra yayımlanan açıklamasından.

    Doğal olmayan tek cinsel davranış, yapamadığındır. – Alfred Kinsey

    Olduğum gibi son derece mutluyum. Eğer bundan annem sorumluysa, minnettarım. – Christopher Isherwood.

    Ebeveynlerin eşcinsel öğretmenlerden korkmasına hiç gerek yok. Çocuk taciz edenlerin %97’si heteroseksüel. – Dr. Benjamin Spock

    İnsan ümidini kaybetmemeli. Eşcinsellik her heteroseksüeli, her yaşta bulabilir. – Roger Peyrefitte. (French Novelist)

    Doğru şarap ve doğru müzikle merak etmeyecek çok az insan vardır. – Larry, “The Boys In The Band” adlı Mart Crowley filminden.

    Bir erkekle yatıyor olmayı tercih ederken bir kadınla yatmak kendinle gurur duymanı nasıl sağlayabilir ki? – Harvey  Fierstein, “Torch Song Trilogy” adlı filminden.

    En iyi dostlar eşcinsellerden çıkar çünkü sana bir kadın olarak değer verirler ve kıskanmazlar. Seni severler ama kafanı bozmaya çalışmazlar. – Bianca Jagger

    Hepimiz bokun içindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor. – Oscar Wilde

    Taşınabilirsiniz. – AbigailVan Buren. (“Dear Abby”), (bir tür Güzin Abla olayı – ama bizimki gibigeri kafalı olmayan cinsten) eşcinsel bir çiftin sokaklarına taşındığıkonusunda dert yanarak “çevremizin kalitesini nasıl yükseltebiliriz?”diye soran bir okuyucusuna verdiği yanıt.     

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın