Tagged: Eşcinsel Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 22:45 on 13 July 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Eşcinsel, ,   

    Dr. Erdal Atabek’e Göre Eşcinsellik 

    Dr. Erdal Atabek, ülkemiz erkeklerinin yerleşik değerler penceresinden yola çıkarak “Belden aşağımız organlarımızın gettosu olmuştur, anüs ise organların paryasıdır” derken, toplumumuzda eşcinsel değerlendirmelere, tabulara yalın bir dil ve çarpıcı ifadeler kullanarak bizim insanlarımızı anlatıyor.

    “Türkiye’de genç bir erkeğin en büyük korkusu “ibne sanılmak”tır dersek yanılmış olmayız. Burada anahtar-sözcük “ibne” sözcüğüdür. Bu sözcüğün cinsel sapmayı belirtmekten çok daha fazla işlevi vardır. “İbnelik”, “ibnelik etmek” belki de cinsel yönü ile düşünülmeden “kalleşlik etmek”, “arkadan vurmak”, “en yakın arkadaşını satmak” gibi anlamlar taşır. “Eşcinsel” sözcüğü bu toplumsal anlamları taşımayan; cinsel seçimi farklı, neredeyse modern bir kavramı yansıtır görünüyor. “Eşcinsel” sözcüğü “ibne” sözcüğünün anlamlarıyla eşdeğer değil. Belki bir ölçüde “eşcinsel” sözcüğünün Batılı insanı çağrıştırdığı, bizim dışımızdaki bir anlayışı dile getirdiği bile söylenebilir. Bu yanıyla, bizim dışımızda kaldığı için “meşru” bile kabul edilebilir.

    “Homoseksüellik” ise bir tıp terimi gibi görünüyor. Bu terim toplumda ruh sağlığı doktorlarını, polisleri, gizliliği çağrıştırıyor. Burada da hastalıkla suç arasında bir yerde duruyor. Belki “suçlu hastalık” dersek, toplumdaki yerine daha uygun bir deyim de olabilir.

    Kullandığımız dilin sözcüklerine iyice bakılınca nerelerden kaçtığımız, nerelerden kaçmak istediğimizi, neleri gizlemek istediğimizi de bize gösterir. “Homo” ya da “eş” sözcükleri kendi başına çok başka anlamlar taşıdığı halde “cinsel” sözcüğüyle birleşince belirli bir anlamı yüklenmektedir. Oysa dilimizin günlük pratiğinde bu anlamda kullandığımız “ibne” sözcüğü çok geniş anlamlar yüklenir. Bu da kendi başına anlamlıdır.

    En Kirli İlişki mi?..

    Cinsellikle ilgili kitapların, yazıların en güç bölümü bu bölümüdür. Çünkü bu bölümü ahlak kaygılarının dışında yazmak en nesnel bakışlı yazarlar için bile kolay değildir. Ben de bu konuya ahlak kaygılarımızın dışında bakabildiğimizi sanmıyorum. Çünkü yetişmemizin her bölümünde hep ahlak kaygılarıyla donatıldık, bununla gurur duyduk, bununla varolduk, bununla yaşadık. Hayatımızın bir döneminde bu ahlak kaygılarının yanlış olabileceğini düşününce, hele de nesnel düşünme kaygısı daha önce öğretilmiş ahlak kaygılarından daha önemli bulununca, bu konularda özgür düşünme olasılığı artacaktır ama insan dugularının değişmesi daha güçtür. Hele de değer yargılarımızı yeniden yargılamanın güçlüğünü dikkate alırsak…

    Kabul etmemiz gerekiyor ki, “eşcinsellik olgusu”na bakışımız, düşünce planında daha anlayışlı, daha yansız olduğu halde, duygu planında yeterince anlayışlı da değildir, yansız da. Nedenleri mi?

    Bu nedenlerin başında bütün hayatımız boyunca “ibne olma”nın en aşağılık, en kötü, en pis olduğunu “öğrenmemiz” gelir. Bu öğreti hem korkuyla hem de şiddetle pekiştirilmiştir. Gariptir ki, “erkek eşcinselliği” Osmanlı döneminin -dinsel yapısına karşın- hiç de kınanmadığı, dahası cinsel hayatında yer verdiği bir toplumsal davranış olduğu halde, bizim kuşaklarımız bu konuda bağnazlığa varan bir karşıtlıkla yetiştirildik. Belki geçmişin korkularıyla da pekiştirilen bu şiddetli karşı tavır, bizim cinselliğe bakışımızı da biçimlendirmiş olmalıdır.

    Bu biçimlendirmede en önemli kabullerden birisi, “önümüzle gurur duymak-arkamızdan utanmak” olmuştur. Arkamızdan, orada olan “anüs”ten, utanmak, korkmak, “oramızı” aşağılamak, artık hayatımız boyunca taşıyacağımız bir duygu olacaktır. Dilimize “anüs”le ilgili olarak yerleşmiş deyimler de, hep “korku”yla birlikte, “aşağılanma”yla birlikte kullanılacaktır.

    Kendi bedenimiz üzerinde yaşadığımız ikilemin hayatımız boyunca cinsel yaşamımızı nasıl etkilediği de enine boyuna araştırılması gereken bir konudur. Ama belirgin bir korkunun kültürümüzün erkeklerinde “anüs korkusu” olarak yaşadığını kabul etmeliyiz.

    Anüs Korkusu“…

    Dilimizin konuşma alanında kullanılan sözcükleriyle “arka”, “alt”, “geri” diyebildiğimiz, en fazla “kıç” sözünü kullanabildiğimiz “anüs”, böylece hem utancımızı, hem korkumuzu temsil eder duruma gelmiştir. Bedenimizin bu bölgesini “tabu” kılmışızdır. “Orası” yavaş yavaş hayatımızın işlevlerinden bile çıkarılmıştır.

    Onun için de insanların en söz etmek istemedikleri hastalıkları bu bölgenin hastalıklarıdır. “Hemoroid” ya da halk dilinde “basur memesi”, insanlarımızın erkek olsun kadın olsun en zor doktora geldikleri hastalıkların başında yer alır. “Orada” olup biten şeyler hepimize çok sıkıntı verir, çünkü “oramız”dan söz etmek, dahası “oramızı” açıp doktora göstermek, doktorun önünde eğilmek, “oramıza” parmak sokmasına izin vermek bize hep ağır gelmiştir. Böyle bir hastanın sözlerine “özür dilerim ama…” diye başlaması bile çok dikkatimizi çekmelidir.

    “Anüs korkusu” erkeklerin korkusudur ama toplumsal ideoloji bu korkuyu kadınlara da öğretmiştir. Kadınlar da kendi anüslerinden nefret ederler, kendi anüsleriyle ilgili davranışlardan çok rahatsız olurlar. Bu biçimdeki cinsel isteklerin erkek tarafından yansıtılması “ters ilişki” sözcükleriyle belirtilir ve kadınların erkekleri öldürmelerinde “hafifletici sebep” sayılır.

    Ne gariptir ki toplumun bu yaygın korkusu ülkemizde yayımlanan “korku kitapları”nın hiçbirinde yer almamıştır, belki de bu korku, dile getirilemeyecek kadar şiddetle içimizde yaşamaktadır.

    Aslında “ağız” ile “anüs” arasında biyolojik oluşum bakımından hiçbir fark yoktur. Bu iki sözcük, sindirim borusunun başlangıcıyla bitişini anlatmaktadır. Ağzımızdan giren besin maddeleri sindirim borusunun çeşitli yerlerinde sindirilmekte, insana gerekli maddeler alınmakta, geri kalanlar da dışarıya atılmaktadır.

    Düşünürsek, ağzımızdan hiçbir besinin alınmaması ne denli önemliyse, geri kalanların atılmaması da o denli önemlidir.Burada organ hiyerarşisi dediğimiz yapay sınıflandırmayı aşarak bakınca, “anüs”le “ağız” arasında hiçbir fark bulamayız.Ama toplumsal ideolojimiz, organlarımız arasında öyle sınıf farkları yaratmıştır ki, bunları tartışmaktan bile kaçınmışızdır.

    İşte bu nedenlerle de “ağız” çok övündüğümüz, yücelttiğimiz, kutsadığımız organımız olmuştur, “anüs” ise unutmak istediğimiz, aşağıladığımız, korku kaynağımız olan utancımız olmuştur.

    Belden aşağımız, organlarımızın “getto”su olmuştur, “anüs” ayrıca organlarımızın “paryası” olmuştur. Cinselliğe doğru bakmanın yolu belki de organlarımıza doğru bakmaktan geçiyor. Organları sınıflara ayıran bir ideoloji, bir düşünce sistemi cinselliğe nasıl doğru bakabilir ki?..”

    13 Temuz 2001

    geocities.com/WestHollywood/Stonewall/7538/haberler/dr_erdal_atabek.html

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 08:29 on 25 June 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Eşcinsel, ,   

    Medya ve Eşcinsellik 

    Medya… Halkın gözü, kulağı bir yerde de halkın sesi oluyor. Olan bitenden, toplumumuzun çeşitli kesimlerinden, bazen herkesi bazen de hiçkimseyi ilgilendirmeyen konulardan haberdar oluyoruz sayesinde. Peki ya hiç medyayı bizim açımızdan düşündünüz mü? Hiç, medyanın bize; hayatımıza, yaşantımıza, hak ve özgürlüklerimize, amaçlarımıza, isteklerimize değindiğini gördünüz mü? Elbette! Ama ne şekilde? Medyadaki rolümüz, sadece ve sadece tüm toplumumuzun büyük çoğunluğunu oluşturan heteroseksistleri ve homofobiye sıkı sıkıya bağlanmış insanları eğlendirebilmek, çoğu zaman zaten sarfettikleri küfür bazlı sözcükleri, tekrar etmelerini sağlamak. Medyanın kendi çıkarlarını düşünerek malzeme yaptığı tüm eşcinsel içerikli konularda tek neden olduğu şey, insanların yanlış olan görüşlerine birkaç yanlış daha eklemek. Haberlerin yapımında emeği geçenler diyoruz ya, işte o kişiler kimler sizce? Sizce içlerinde eşcinsel olma olasılığı var mı? Bence bu olasılık %0. “Neden?” diyeceksiniz. Eşcinsellik basın sektöründe yok mu? Var, olmaz olur mu! Hiç de azımsanamayacak ölçüde mevcut. Yalnız, hiç sanmıyorum ki bu şahıslar tarafından, medyaya yansıtılan eşcinsel haberlerine bir katkıda bulunulmuş veya müdahale edilmiş olsun. Kimseyi eleştirme amacında değilim. Toplumun her alanında eşcinseller var elbette, ama biliniyor mu? Hayır. Saklanmak, sakınmak ve gizlemek zorundalar bu durumu. Yoksa en basitinden örnek vermek gerekirse işlerinden olurlar. Biraz daha ileri seviyede bir örnek isterseniz, beklenmedik bir yerde ve zamanda aşşağılanmaya, tartaklanmaya maruz kalabilirler ya da büyük bir nefretle katledilmeleriyle sonuçlanabilir. Bunları söyleyerek varmak istediğim yer şu, hiç kimse bu saydıklarımı göze alarak, yapılan haberlerin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmaya kalkmaz. Haber, yapımından sorumlu olan kişinin eşcinselliğe bakış açısına bağlı olarak gelir karşımıza. O andan sonra da geri dönüş yoktur zaten. Ulaşacağı kadar kitleye ulaşmıştır. Darmadağın, saçma sapan yargıları olan insanlara biraz daha homofobiklik aşılar genelde. Çoğu haberde de yapımcının homofobikliği ile doğru orantılı bir biçimde eşcinselleri aşşağılama ve alay söz konusudur. Zaten amaç, eşcinsellik konusunda bi haber olan toplumumuzu, bu bilinmeyen konuyu gülünecek, eğlenilecek bir şeymiş gibi göstererek izleyici kitlesi oluşturmak. Toplumumuzda da homofobik insanların, bizlere büyük nefret besleyen insanların da çoğunlukta olması sayesinde bu amaçlarına oldukça ulaştıklarını düşünüyorum.

    Gazetelerdeki yazılarda, eşcinselliğe doğru bir bakış açısıyla yazılmış, insanlara bizlerin öncelikle insan olduğunu hatırlatan bir yazı okudunuz mu hiç peki? Ben bir tane altın değerinde yazı okudum! Kim mi yazmış? Can DÜNDAR. Saygıdeğer(!) milletvekili, sayın(!) Mehmet GÜL’ün sahip olduğu homofobikliği sayesinde sarfettiği “anlamsız sözler topluluğu”na cevap niteliğinde değil, haddini bildirme niteliğinde olan bu yazıyı yazan SAYIN CAN DÜNDAR’I ŞİDDETLE TEBRİK EDİYORUM. Söylenebilecek en doğru sözleri, en doğru biçimde iletmiş Sayın Dündar. Sayın(!) Mehmet GÜL’ün tarihin çeşitli dönemlerinde yaşaması halinde, tarihe altın harflerle yazılan kişilerin, nasıl hiç duyulmamış bireyler haline geleceğini; eserlerinin ve insanlığa sağladıkları değerlerin nasıl hiç varolmamış olacağını en mükemmel örneklerle, mantığı olmayan(!) insanların dahi anlayacağı şekilde anlatmış. Bir kez daha tebrik etmek istiyorum.

    Ne yazıktır ki, Sayın Dündar gibi sağlıklı düşünüşlere sahip, aklı baliğ aydınlarımız, yazarlarımız, düşünürlerimiz yok denecek kadar az. Bu bir avuç değerli insanlarımız da toplumun farklı sorunlarını ele almakta daha fazla yarar görüyorlar ki sesleri hiç duyulmuyor. Belki de ben yanlış düşünüyorum! Belki onlar eşcinsellik konusuna, bu konuda yayınlanan saçma, baştan savma haberlere değiniyorlar; fakat çatısı altında bulundukları oluşumların baskısı nedeniyle topluma ulaşamıyorlardır. Bir çok görüş ileri sürülebilir. Özgürce yazabilecekleri bir ortam sağlansa, kendilerinin yorumları, düşünceleri sorulup, herşey tüm açıklığıyla yayınlanabilse sorunumuzun kalmayacağına inanıyorum.

    Siyaset konusunda hiçbir bilgim ve ilgim olmadığı için, bizlerin yasalarca nasıl kabul edilip; dünyanın çoğu ülkesindeki eşcinsellerin yararlanabildiği hak ve özgürlüklerden Türkiye’de nasıl yararlanabilir konuma geleceğimizi bilemiyorum. Hatta bu konuyu düşünmek beni hem ürkütüyor hem de üzüyor. Nedenini hepimiz biliyoruz. Homofobik, eşcinselliğe sapıklık veya hastalıkmış gibi bakan bir toplumda; eşcinsellerin haklarına kavuşabilmeleri ve toplum tarafından kabul edilmeleri pek de kolay gözükmüyor. Televizyonda çıkan haberlerde de eşcinsellik değil de, genelde gülünç duruma düşürülmüş travesti ve transeksüeller ele alınıyor ve böylece eşcinselliğin sadece bu görüntülerden ibaret olduğu ifade edilip; hiçbir normal yanının olmadığı görüşüne bir kez daha geçerlilik kazandırılmış oluyor. Toplumun, Türkiye’deki gelişme ve gerilemelerden, olaylardan en fazla haberdar olduğu yol televizyon olduğuna; bu iletişim aracında da sürekli yanlış bilgiler verildiğine ve yanlış düşüncelerle çıkarmalar yapıldığına göre, toplumun bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve doğruları farkedebilmesi mümkün mü sizce?

    Amaçlarımıza ulaşmak için bize düşen görevler ne kadar belirli, nelerle sınırlı pek bilinmiyor. Ne şekilde sesimizi duyurmalıyız, tüm Türkiye’ye ne şekilde ulaşabiliriz bilemiyorum. Bir çok yol var; biz ne kadarını kullanabiliriz, ne kadar çıkar yol bulabiliriz orası da belli değil. Fakat bir kitleye ulaşabilmek, belirli yayınlar aracılığıyla olduğuna göre, medyanın bu iletişimde mutlaka kullanılıyor olması gerekiyor. Öyle sıradan, izleyici oranlarını arttırmak için yapılmış, baştan savma bir haber gibi değil; tüm toplumun sorununu tartışır gibi ciddi, gerçekler ile yaşamasını öğrenmiş, aydın kişiler ile yapılacak bir haber olmalı bu. Eğer böyle yapılmayacaksa zaten bir sonuç alınamaz. Hatta, daha da fazla önyargılar ve tabular oluşacağı kuşkusuz. Son günlerde de içinde bulunduğumuz ekonomik kaos nedeniyle, değinilecek konular arasında eşcinselliğin olabileceğini sanmıyorum.

    Yapmamız gereken, medya ile iletişim içinde olmak ve Türk toplumunun düşünceleri arasında yer alan yanlış eşcinsel imajını silip, gerçekleri gösterebilecek haberlerin, tartışmaların, açıklamaların, duyuruların, bildirilerin gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Nasıl yapılacağı konusunda ise bir kişinin görüşü değil, hepimizin görüşleri değerlendirilmeli. Dünyanın hiçbir ülkesinde ne eşcinselliğin toplum tarafından kabul edilmesi ne de toplumsal zaferlerin kazanılması bir kişinin sayesinde gerçekleşmemiştir. Amaçları uğruna savaş veren, çaba gösteren insanların sayesinde kazanılmıştır herşey.

    Türkiye’de, eşcinsellere karşı olumsuz toplum görüşü aşılmadıkça, hiçbir eşcinsel kabuğundan sıyrılıp haklarımızı savunmaya kalkamaz. Ailesinden, okulundaki veya iş çevresindeki insanlardan, arkadaşlarından gizlenmek zorundadır. Kimse, hem haksız yere hem de durduk yerde aşşağılanmayı, küçük düşürülmeyi, dışlanmayı, işinden olmayı istemez değil mi? Peki bizlerin haklarını kim savunacak? Avukat mı? Hayır!… Yine kendimiz savunmak zorundayız fakat bunu başarabilmemiz için de oldukça yardıma ihtiyacımız var. Ne maddi, ne de manevi yardım bu! Sadece sesimizi duyurabilmemiz için gereken fırsatlara ihtiyacımız var. Doğru kişilerle, doğru yerde ve doğru zamanda.

    Desteğinizi esirgemeyeceğinizi ümit ederek, görüşlerimi sizinle paylaşmak istedim. Baskı altında, kişiliğini gizleyerek yaşamak zorunda kalan; açık verdiğinde zulume uğrayan; aşklarını hiçbir zaman heteroseksüel ilişkiler kadar özgür yaşayamayan; amaçsız insanlar tarafından katledilen eşcinseller adına sizlere sesimizi duyurmak istedim. Sizlerin de, bizlerin sesini ulaşması gereken kitleye, yani Türk Toplumu’na duyuracağınızı ümit ediyorum.

    Sizce, Türkiye hangi yılda yaşıyor? 2001’de mi? Hiç sanmıyorum. Her yerde, her zaman duyduğumuz ülkelerden bahsetmek istemiyorum şimdi. Her gün yeterince haberlerini alıyoruz. Onlar 2001 yılını da çoktan aştılar. Her konuda. Eşcinsellik ise bu konulardan en ufak olanıydı onlar için. Artık Türkiye için de zamanı geldiğini düşünüyorum.

    Vereceğiniz destek; sarfedeceğiniz her kelime, duyuracağınız her ses için sizlere en azından kendim adına TEŞEKKÜR EDİYORUM.

    Saygılar…
    25.06.2001- UnReAcHAbLe_DrEaM

     

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 17:33 on 16 March 2000 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Attila İlhan, Eşcinsel, ,   

    Attila İlhan’dan şok iddia: Türkiye’nin 5’te biri eşcinsel 

    Türk edebiyatının ünlü kalemi Attila İlhan’ın, ülkemizde yaşayanların yüzde 20’sinin açık ya da gizli eşcinsel olduğu iddiası gündeme bomba gibi düştü.

    İlhan, Aktüel Dergisi’ne verdiği röportajında ‘‘Türkiye’deki eşcinsellik’’ kavramına sermaye birikimi açısından bakıyor. İlhan’a göre bazı sektörlerde gereğinden çok fazla para kazanan bir zümrede bu tür eğilimler ağır basıyor. Bu sektörlerde eşcinsellerin yoğun olarak çalıştığını belirten İlhan, ‘‘Meslek olarak suçlamak istemem ama bunların arasında reklam işini sayabilirim. Çok para kazanıyor sefahata düşüyorlar. Teşhircilik başlıyor. Biz de böylece eşcinsel olduklarını öğreniyoruz’’ diyor.

    Cihangir Gerçeği

    Türkiye’de eşcinselliğin Batı’dan farklı olduğunu söyleyen İlhan, Türkiye’de yükselen değer haline gelen eşcinsel kültürünü şöyle açıklıyor: ‘‘Türkiye’de önce bazı erkek çocukları kadın kılığında sokaklarda dolaşmaya başladı. Asıl mesele bunlara gelen müşterilerdi. Bunlar bayağı para kazandı. Kırsaldan gelmiş zavallı çocuklar bu vasıtayla sınıf atladı. Para kazandılar daire sahibi oldular. Cihangir’e yerleştiler. Şimdi bunların ikinci kuşağı Tünel-Levent-Beşiktaş üçgeninde yaşıyor, para kazanıp rahat bir hayat sürüyor. Küçük burjuvazinin alt katmanlarından yavaş yavaş orta katmanlara çıktılar. Sosyetenin yarısından çoğu da zaten lumpen olduğundan aralarında büyük bir fark da yok zaten zevk olarak. Bu yüzden mükemmelen eklemlendiler.

    Burjuvada Rağbette

    Biz Doğuluyuz. Doğu’da olaya başka türlü bakılır. Batı’da eşcinsel kadın ya da erkek toplumun dışındadır. Bizde içindedir. Biz İran’la Yunanistan arasında bir ülkeyiz. İkisi de eşcinselliğin başkentleridir. Bizde kendi hemcinsiyle ilişki kuran kişi dışlanmaz. Hele erkeklerde bu sadece pasifler için sorundur. Biz zaten kabul ettiğimizi bir modernlik göstergesi olduğu için yeniden kabullenmiş olduk.

    Bir modernlik göstergesi olduğu için. Ama biz biliyoruz ki; Osmanlı’da da Cumhuriyet’in ilk yıllarında da bazı yöneticiler ve eşleri bu işlere bulaşmıştır. Bu gibi meseleleri Batı daha çok sorun yapar, çünkü Katoliklik Müslümanlığa göre bu meselede daha hoşgörüsüz. Evet burjuva eşcinseller artık eşcinselliklerini ilan ediyor. Batı’da böyle olduğu için yapıyorlar bunu. Bunlar tamamen Batı eğitimi aldığı için Batı’da da böyle olduğu için böyle. Ama İstanbul sınırı dışına çıktığınız zaman iş değişebilir’’ ”Araştırmacılara göre farklı olanın her zaman istendiği, prim yaptığı sektörlerde eşcinseller çizgi dışı üretimleriyle kendilerine yer buluyorlar.

    Önceden sanat, moda, eğlence dünyasında görülen eşcinsellik artık reklam, halkla ilişkiler, yayın hayatında ve büroları dolduran beyaz yakalılar arasında yaygınlaşıyor. Çünkü eşcinsellerin sıradışı yaşamlarının etkilediği fikir ve ürünler tam da bu sektörlerin aradığı çizgide yer alıyor.

    Hangi sektörde eşcinsellik yaygın

    Reklam
    Moda
    Sanat
    Eğlence dünyası
    Halkla İlişkiler
    Yayıncılık

     

    Hürriyet – 16/03/2000

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın