Tagged: Eşcinsel Ünlüler Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:38 on 6 December 2019 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Craig Maxwell-Keys, Eşcinsel Ünlüler,   

    Ünlü İngiliz Ragbi Hakemi Eşcinsel Olarak Açıldı 

    Avrupa ve uluslar arası oyunlardan da sorumlu olan ünlü İngiliz ragbi hakemi Craig Maxwell-Keys, ailesine ve arkadaşlarına açıldıktan sonra eşcinsel olarak halka açıldı.

    Olumlu tepkiler aldı..

    BBC’nin LGBTİ Spor Podcast’i ile konuşan 29 yaşındaki ragbi hakemi Craig Maxwell-Keys, “Kendinizi tamamen sevinceye kadar diğerlerinden sizi sevmelerini bekleyemezsiniz.” dedi.

    Arkadaşlarına ve ailesine açılan Craig Maxwell-Keys, WhatsApp mesajı göndererek açıldığını ve ardından birkaç saat boyunca telefonunu kapattığını, telefonu tekrar açtığında, tepkinin “çok olumlu” olduğunu söyledi..

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 01:10 on 21 November 2019 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Bayard Rustin, Eleanor Roosevelt, Eşcinsel Ünlüler, Frida Kahlo, Ifti Nasim, Josephine Baker, Karl Heinrich Ulrichs, Marsha P. Johnson, Michael Dillon, Nancy Cardenas, Simon Nkoli, Sylvia Rivera, Virginia Woolf   

    Dünya tarihini değiştiren 12 LGBTİ şahsiyet 

    Bu aktivistler, sanatçılar, doktorlar ve yazarlar dünyadaki topluluklar üzerinde kalıcı bir etkiye sahipti.

    Sylvia Rivera ve Marsha P. Johnson gibi eşcinsel hakları aktivizminin önünü açan ya da Virginia Woolf ve Ifti Nasim gibi eserleri aracılığıyla kültürel simgeler haline gelen insanları onurlandırma zamanı.

    Tarihin en önemli LGBTİ şahsiyetlerinin bazılarını ve kalıcı etkilerini keşfedin.

    Sylvia Rivera

    Sylvia Rivera

    Sylvia Rivera
    Sylvia Rivera, cinsiyetçi olmayan insanların haklarının yanı sıra transseksüel hakları için yorulmadan mücadele eden kendi kendini tanımlayan bir kraliçe Latina idi. İlk tuğlayı attığı söylenen Stonewall ayaklanmalarından sonra, Rivera S.T.A.R. (Sokak Travesti Eylem Devrimcileri), Marsha P. Johnson ile birlikte, queer, evsiz gençlere barınak ve destek sağlamaya odaklanmış bir grup. Ayrıca, New York’un Cinsel Yönelim Ayrımcılık Yasağı Yasası’nda trans bireylerin dışlanmasına karşı savaştı.

    Marsha P. Johson

    Marsha P. Johson

    Marsha P. Johnson
    Marsha P. Johnson siyahi bir trans kadındı, seks işçisi ve hayatının çoğunu eşitlik için savaşarak geçiren bir eylemciydi. New York’ta trans kadınlara ve Christopher Street’in evsiz gençliğine ana figür olarak hizmet etti. Stonewall ayaklanmalarının başlangıcında Sylvia Rivera ile birlikteydi ve birlikte S.T.A.R.’yı kurdular. Johnson, Rivera ile birlikte, 1970’lerin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki eşcinsel kurtuluş hareketinin başlangıcında merkezi bir figürdü.

    Josephine Baker

    Josephine Baker

    Josephine Baker
    Josephine Baker, Caz Çağı’nın ünlü bir eğlendiricisiydi ve biseksüel olarak tanımlandı. Fransız tarihinin en başarılı Afrikalı-Amerikalı sanatçılarından biriydi… Baker ayrıca II. Dünya Savaşı sırasında Fransızlara casusluk yaptı ve Alman askerleri için gösteri yaparken duyduğu sırları anlattı.

    Karl Heinrich Ulrichs

    Karl Heinrich Ulrichs

    Karl Heinrich Ulrichs
    Ulrichs, bazıları tarafından modern eşcinsel hareketin öncüsü ve halka açık bir şekilde “açılan” ilk kişi olarak kabul edilir. Aslında, cinsel bilimin önde gelen Alman bilginlerinden Volkmar Sigusch, onu “eşcinsellerin en kararlı ve etkili öncüsü” olarak nitelendirdi. ”Ulrichs Almanya’da bir yargıçtı ancak bir meslektaşının eşcinsel olduğunu öğrenmesinin ardından 1854’te istifaya zorlandı. İstifa ettikten sonra eşcinsel hakları için eylemci oldu. Almanya’da eşcinsel olma konusunda broşürler yazdı ve 29 Ağustos 1867’de Ulrichs, Jüristler Kongresinde tüm cinsellikler için yasal eşit haklar talep etmek üzere Münih’te konuştu.

    Michael Dillon

    Michael Dillon

    Michael Dillon
    Michael Dillon, falloplasti veya penis ameliyatı yapılan ilk trans bireydi. Ayrıca geçişine başlamak için testosteron tedavisine giren ilk kişi olduğu düşünülüyor. Dillon daha sonra doktor oldu ve nihayetinde deniz doktoru olarak görev yaptı. Daha sonra Hindistan’da bir Budist manastırında keşiş olarak hayatını sürdürdü.

    Virginia Woolf

    Virginia Woolf

    Virginia Woolf
    İkonik feminist yazar, açıkça biseksüel olan yazar Vita Sackville-West ile bir ilişkiye girerken Leonard Woolf ile evlendi. Woolf, ilişkisini ve evliliğini yazarken, “Gerçek şu ki, pek çok ilişkiye yer var.” Dedi. West’in oğlu, romanı “edebiyattaki en uzun ve en büyüleyici aşk mektubu” olarak nitelendirdi.

    Bayard Rustin

    Bayard Rustin

    Bayard Rustin
    Bayard Rustin, Martin Luther King Jr. ve Washington’daki 1963 Mart’ının organizatörünün yakın arkadaşı ve danışmanıydı. Bununla birlikte, açıkça eşcinsel bir adam olduğu için, sivil haklar hareketindeki bütünleyici rolü nedeniyle geniş çapta tanınmadı. Rustin’in cinselliği, kendisine ve Dr. King’e karşı, ilişkileriyle ilgili yalanları yaymakla tehdit eden muhalif partiler tarafından kullanıldı. Bu, Rustin’i hem Dr. King’e hem de Washington’daki Mart ayına daha fazla tartışma getirmemesi için gölgelerde çalışmaya zorladı. Buna rağmen, Rustin hala AIDS krizini NAACP’nin dikkatine sunmaya çalışan siyasi ve eşcinsel bir eylemci olarak kaldı.

    Eleanor Roosevelt

    Eleanor Roosevelt

    Eleanor Roosevelt
    Eski First Lady, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni hazırlayan komiteye başkanlık eden ve Beyaz Saray’da bulunduğu süre boyunca ve sonrasında sosyal aktivizmi teşvik eden komiteye başkanlık etmiştir. Başkan Franklin D. Roosevelt ile evlenirken, Eleanor Roosevelt’in New York Times’ın ön sayfasında görünme çizgisini alan ilk kadın gazeteci Lorena Hickok ile bir ilişkisi olduğu düşünülüyordu. Mektupları, neredeyse 4000’i tutkulu bir romantizmi anlatıyor. Bir tanesi Roosevelt’ten “Ah! sesini duymak ne kadar güzeldi, ne anlama geldiğini söylemek sana söylemek o kadar yetersizdi ki… Yapmaya can attığım gibi ‘her zaman hatırlıyorum’ Bunu söylüyorum & seni düşünerek ve küçük sözümüzü tekrar ederek uyumaya gidiyorum.”

    Frida Kahlo

    Frida Kahlo

    Frida Kahlo
    Frida Kahlo yetenekli bir ressamdı ve açıkça biseksüeldi. Ortamını, kadın cinselliği, acı ve kadınsı güzellik standartları gibi tabu konularını, özellikle kendi portreleriyle tasvir etmek için kullandı. Meksikalı ressam Diego Rivera’nın dikkatini çeken sanatıyla yerli Meksika kültürünü onurlandırdı. Rivera onun patronu oldu ve ikisi sonunda evlendi. Evlilikleri sırasında Kahlo’nun, Josephine Baker ve Leon Trotsky dahil olmak üzere kadınlarla ve erkeklerle ilişkisi olduğu biliniyordu.

    Nancy Cardenas

    Nancy Cardenas

    Nancy Cárdenas
    Oyun yazarı ve yönetmen Nancy Cárdenas’ın, televizyonda açıkça ortaya çıkan ilk Meksika insanlarından biri olduğu düşünülüyor. Çalışmalarının çoğu, lezbiyen kimliği etrafında dönüyor, şiir koleksiyonları yazıyor ve eşcinsel ve lezbiyen temalarını ele alıyor. Sadece bir yazar değildi, aynı zamanda bir aktivistti. Cárdenas, Meksika’da eşcinsel önyargıya karşı mücadeleye başlamasına yardımcı oldu ve cinselliklerinden bağımsız olarak herkes için eşit haklar için savaştı.

    Simon Nkoli

    Simon Nkoli

    Simon Nkoli
    Simon Nkoli, birçokları tarafından Güney Afrika’daki eşcinsel ve lezbiyen mücadelesinin ana kahramanı olarak görülüyor. Witwatersrand’ın Gay ve Lezbiyen Örgütünü (GLOW) kuran, apartheid karşıtı, eşcinsel hakları ve HIV / AIDS aktivisti. 1990’da Nkoli ve GLOW Johannesburg’da ilk Pride March’ı düzenlediler. Ayrıca, Güney Afrika’nın iktidardaki siyasi partisi olan Afrika Ulusal Kongresi’nin ülkedeki eşcinsel ve lezbiyen haklarını resmen tanıma konusunda ikna etmede bütünleyici bir rol oynadılar. Beş yıl sonra, Nkoli HIV’in pozitif durumunu ilan etti ve HIV / AIDS’i yok etmek için çalışmaya başladı.

    İfti Nasim

    İfti Nasim

    Ifti Nasim
    Ifti Nasim, cinselliği için zulümden kaçınmak için Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınan eşcinsel bir Pakistanlı şairdi. Şiir koleksiyonunun Narman’ın Urduca’da yazılmış ve yayınlanan ilk eşcinsel temalı şiir kitabı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca Güney Asya LGBTİ topluluğunu destekleyen bir organizasyon olan SANGAT / Chicago’yu kurdu. Nasim, 1996’da Chicago Gay ve Lezbiyen Onur Listesi’ne girerek onurlandırıldı.

     

    Kaynak: National Geographic

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 16:59 on 30 October 2019 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsel Ünlüler, Jwan Yosef, Ricky Martin   

    Ricky Martin dördüncü kez baba oldu 

    Ünlü şarkıcı Ricky Martin’in taşıyıcı anneden dördüncü çocuğu dünyaya geldi.

    2018’den bu yana Suriye doğumlu İsveçli ressam Jwan Yosef ile evli olan Porto Rikolu ünlü şarkıcı Ricky Martin, dördüncü kez baba oldu. 47 yaşındaki müzisyen, yeniden babalık sevincini Instagram’dan bebeğinin fotoğrafını paylaşarak duyurdu.

    Ünlü şarkıcı, sosyal medya paylaşımında İspanyolca “Oğlumuz Renn Martin-Yosef doğdu” diyerek bebeğinin adını da açıkladı.

    Martin’in 11 yaşında Matteo ve Valentino adında ikiz oğulları ve 10 aylık Lucia adında bir kızı daha bulunuyor.

     

    Bu gönderiyi Instagram’da gör

     

    Nuestro hijo Renn Martin-Yosef ha nacido. #elbebéhanacido

    Ricky (@ricky_martin)’in paylaştığı bir gönderi ()

    //www.instagram.com/embed.js

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 05:42 on 16 November 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsel Ünlüler   

    Ünlü Eşcinsel, Biseksüel Erkekler ve Kadınlar 

    Eşcinsellik çağımıza özgü bir hastalık mı? Yoksa o da insan evriminin bir parçası mı? Eğer tarih bize yalan söylemiyor ise bizler başka gezegenlerden gelmedik! Eşcinseller de toplumun diğer bireyleri gibi binlerce yıldır varoldular ve varolmaya devam ediyorlar. Peki biz mi onların farkında değildik de böyle bir kafa karışıklığının içine düştük? Hayır. Onlar, o toplumu oluşturanların bir parçası oldukları için ayrı görülmeyip, “eşcinsel” diye özel bir sınıfa dahil edilmediler. Bugünkü gibi, göz önünde olan birkaç eşcinselin göze parmakla sokulması misali birer aşağılama unsuru olarak ortaya sunulmadılar.
    Hükümdarlardan, devletin en ileri kesimine, hemen her alanda eşcinseller önemli konumlara gelebilen kişilerdi. Peki bunları nereden biliyoruz? Yoksa o zamanlarda da günümüzün paparazzileri gibi birileri bu insanların yatak odalarına kadar mı giriyordu? Elbette hayır. Antik dönemin insanları çok büyük birer yazmandılar. Görüntü ve ses kayıt tekniklerinden yoksun oldukları için her şeyi ama her şeyi yazma ihtiyacı duyuyorlardı. Eşcinsellik çok eski dönemlerde bir tabu olarak görülmediği için de hükümdarların hayatını içeren belgelerden bu olaylara saklı-gizli olmadan rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Eşcinsellik mitolojilerde, eski efsanelerde de sıklıkla karşımıza çıkıyor. Yunan mitlerinde Zeus’tan Herakles’e önemli karakterlerin erkeklerle olan ilişkilerine rastlıyoruz (mitler toplumun izdüşümleridir).

    Ancak tarihte belirli bir aşamaya gelindikten sonra, daha alt kesimdeki eşcinseller 3. sınıf vatandaş muamelesi görmeye ve dışlanmaya başladı. Dolayısıyla onlar da, haklı olarak, eşcinselliklerini gizleyerek yaşamlarını sürdürme ihtiyacı duydular. Bu durumda da ancak spekülasyonlardan ve dedikodulardan yola çıkarak bir sonuca varmak zorunda kalıyoruz. Kendileri açıkça ifade etmedikleri sürece, sanatçıların (özellikle günümüzdeki) eşcinsel olduklarını ancak bu şekilde öğrenebiliyoruz.

    Örneğin Tom Selleck ve Jonh Travolta’nın eşcinsel (tek bir eşcinsel deneyimi olsa dahi) olduğu bilgisi tamamen internet ve 3. şahısların duyumlarından kaynaklı. Fakat bu doğru olmayacağı anlamına da gelmiyor. Sadece kesin bir verimiz yok. (Aşağıdaki listede yer alan şahıslarla ilgili bilginin hangisinin internet kaynaklı olduğunu buradan öğrenebilirsiniz. Geri kalanları ise çok ciddi yayınlardan derlenmiştir.)

    Ve gelelim diğerlerine. Toplumumuzda, tüm antik Yunanlıların toptan gay olduğu gibi saçma bir kanı var ne yazık ki. Bu, eşcinselliğini sakınmadan söyleyebilen kişilerin fazlaca göz önünde bulunmasından öte bir durum değil. Eşcinsel olduğu kadar öyle olmayan da, isim yapmış yüzlerce antik Yunanlı sayabiliriz. Bu ne eşcinsel olanları önemsiz kılar, ne diğerlerinin de eşcinsel oldukları anlamına gelir.

    Buna ek olarak, antik Yunanlıların ergenliğe henüz girmiş bir oğlanın, yetişkin bir erkeğin yanına verilerek eğitim görmesine dayanan bir sistemleri vardı. Homoseksüel ilişkiyi temel alan ve günümüzde pederasti (pederasty) adı verilen bu öğreti özel olarak okullarda da uygulanıyordu. Pederasti kavramı günümüz insanına etik-dışı ve anlaşılmaz (erkeğin zaman ve enerjisini kadınlarla harcamaması açısından, pederasti savaşçıların eğitiminde çok önemliydi) gelse de sadece Yunan ve Roma ile sınırlı değildi! Afganistan, Pakistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Malinezya’da sıkça görülüyordu -günümüzde de hala görülmektedir!

    İlk lirik şair ve bilinen ilk lezbiyen olan Sappho’nun durumu yüzünden tüm bir milleti eşcinsellikle suçlamak sadece cehaletin ironisidir. Kendi de bir eşcinsel olan Platon, onu “10. Musa” (Musalar: 9 sanat tanrıçasından her biri) olarak tanımladıysa bunda kimin suçu var?

    Koskoca orduların cengaveri, insanların önünde titrediği Büyük İskender erkek sevgilisinin ölümünden sonra günlerce yas tutmuş da ona kim karışabilmiş?

    Dilerse Arap Şair Abu Nuwas gibi çıkabilir oğlanları öven nükteli ve erotizmin doruklarında gezen şiirler de yazabilirdi. Hatta onun gibi tüm Bağdat’ta tabuları yıkarak “İkiyüzlülük insanın ölümüdür. Ne yapılacaksa günışığında yapılmalı,” diyebilmelidir.

    Ya da Sufi mistiği Hafız gibi duygularınızı şiirlerle ifade edebilmeli şeker dudaklı oğlanlara karşı. Ya da modern heykelciliğin babası Donatello, aşkı Jonathan’a bu kadar tutkun olmasaydı, Davut gibi homoerotik simgelerle yontulmuş bir eser ortaya koyabilir miydi?

    Çılgın bir dahi-deli olan Da Vinci’nin de toplumdan dışlanmasının nedeni ayyuka çıkan oğlancılığı değil midir? Onun kadar ateşli bir ressam olan Michelangelo durup dururken mi yazmıştır eşcinsel temalı aşk şiirlerini?

    Türk Divan şairi Fuzuli, “Sabah usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi tellaka bağlılığını göstermiş… Başlar, onun amber kokulu usturasının hareketinden, suyun dalgalanıp kabarcıklar meydana getirmesi gibi neşelenip tertemiz oluyor. Her kılımın ucunda bir baş olsaydı ve sevgilim onları saç gibi doğrasaydı, kanlar döken usturasından yine de kaçmazdım…” sözleriyle, hamamda saç tıraşı yapan sevgilisine boşuna mı övgüler yağdırır? (Osmanlı’da Seks adlı kitaptan…)

    İnsan ruhunun en derin kıvrımlarını tiyatroya taşıyan Shakespeare’in de oyunlarında, oğlan kılığına girmiş bir kızı canlandıran bir erkek karaktere yer vermesi şaşırtıcı olduğu kadar, ilginç ve kafa karıştırıcıdır. Bu korkutucu zeka, sonelerinde de sevgilisi, Dark Lady (Kara Hanım) olarak bilinen gizemli Master-Mistress’ten (Bey-Hanım) bahseder.

    Bir diğer Türk şairi, Enderunlu Fazıl Bey dönemin tanınmış bir eşcinseli ve eşcinsel olmakla her zaman, her vesileyle övünmüş. Kadınlardan zevk almadığını devamlı tekrarlamış, eserlerinde hep bu konuyu işlemiş. Maceralarını, duygularını, isteklerini apaçık ve hiçbir şeyin ardına gizlenmeden anlatmış. Üstelik bu açık sözlülüğü, ona ünlü beytini, “Şairiz, şeyn verir şanımıza / Giremez fahişe divanımıza”yı (Şairiz, fahişeler divanımıza giremez, böyle bir şey bize utanç verir) yazdıracak dereceye varmış. (Osmanlı’da Seks adlı kitaptan…)

    Resme dramatik gerçekçiliği getiren Caravaggio, yapıtlarında azizleri ve İsa’yı betimlerken erkek aşıklarını model olarak kullanmıştır.

    Güzel ve zeki İsviçre Kraliçesi Christina, nam-ı diğer Amazon cross-dresser’ı, evlenmeyi reddetmiştir. Descartes gibi büyük düşünürler ve sanatçılar devamlı yanında olmuşlardır.

    We’wha adlı bir Amerikan yerlisi belirsiz cinsiyeti yüzünden “çift-ruh” diye nitelenmiş ve incelenmek üzere bir antropolog tarafından 1866’da Washington DC’ye davet edilmiştir.

    Seksüel asiliğin estetik ikonu Rimbaud Cehennemde Bir Mevsim’i (A Season in Hell), geleneksel bir şair olan Paul Verlaine’le olan aşkından ilham alarak yazmıştır.

    Şiirleriyle gay kültürünün kimliğini vurgulayan Cavafy, Hellen geçmişini yeniden inşa etmiş veyahut İskenderiye’nin altındaki homoseksüel yaşamları, erkek güzelliğini överek gün ışığına çıkarmıştır.

    Hitler’in büyük aşkı Marlene Dietrich, bir yandan lezbiyenlikle ilgili şarkılar söylerken, başrol oynadığı filmde takım elbiseyle görünerek içinde gizlediği maskülinliği de en iyi şekilde göstermiş, pantolon giyme modasının kadınlar arasında çılgınlar gibi yaygınlaşmasına neden olmuştur. Bir diğer kadın idol Greta Garbo’nun, senarist Mercedes de Acosta olan ilişkisi onu lezbiyenliğiyle bilinen Kraliçe Christina rolünü oynamaya kadar götürmüştür.

    Hepsi bu kadar mı?

    Elbette hayır. Biz sadece buzdağının üzerinde kalan bir avuç kar tanesini sunduk. Amacımız eşcinselliğin sadece şarkıcı/türkücü sınıfından insanlara has olmadığını gösterebilmek. Ünlü ya da ünsüz. Onlar aramızdalar.

    Yoksa, uzaydan mı geldiler sandınız?

    Bu listede niye günümüz Türklerinden kimse yok? Açıkçası direkt kendilerini deşifre eden isimler (Küçük İskender’i saymazsak tabii) olmadığı için kimseyi zan altında bırakmak istemiyoruz ki aslında sayıca bir hayli çoklar. Verdiğimiz yabancı kaynaklarda eşcinsel Türk sanatçıların isimlerine rast gelebilirsiniz.

    Gay, Lezbiyen, Biseksüel Ünlü Kadın ve Erkekler ( Özet Liste )

    Edebiyat
    Abu Nuwas (756-810) – Arap Şair
    Arthur C. Clarke – Amerikalı Bilimkurgu Yazarı
    Constantine Cavafy (1863-1933) – Yunan Şair
    E.M. Forster (1879-1970) – İngiliz Yazar
    Enderunlu Fazıl Bey (1759-1810) – Türk Şairi
    Frank O’Hara (1926-1966) – Amerikalı Şair
    Fuzuli (?-1556) – Türk Divan Şairi
    Hafız (1320-1388) – İranlı Şair
    Hanif Kureishi – Yazar ve Senarist (Benim Güzel Çamaşırhanem)
    Hans Christian Andersen (1805-1875) – Danimarkalı Yazar
    John Ashbery – Pulitzer Ödüllü Şair
    Leo Tolstoy (1828-1910) – Rus Yazar
    Marquis de Sade “Count Donatien Alphonse Francois de Sade” (1740-1814) – Fransız Yazar
    Montaigne (1533-1592) – Fransız Deneme Yazarı, Politikacı
    Nikolai (Vasil’evich) Gogol (1809-1852) – Rus Yazar, Oyun Yazarı
    Paul Monette – Yazar
    Renaud Camus – Fransız Yazar
    Sappho (MÖ 613-565) – Yunanlı Şair
    Ursula LeGuin – Amerikalı Bilimkurgu Yazarı (Mülksüzler)
    Virginia Stephens Woolf (1882-1941) – İngiliz Yazar

    Hükümdarlar
    Ai (Yön: MÖ 6-MS 1) – Çin İmparatoru
    Akhenaten (MÖ 1364-1334) – Mısır Firavunu
    Amunullah Han (Yön:1919-1929) – Afgan Kralı
    Anne Ioannovna (Yön:1730-1740) – Rus İmparatoriçesi
    Büyük İskender (MÖ 356-323) – Makedonya Kralı
    Davut (MÖ 1035?-960?) – İsrail Kralı
    I. Alexander (1777-1825) – Rus Çarı
    I. Richard “Aslan Yürekli Richard” (1157-1199) – İngiliz Kralı
    Julius Caesar “Sezar” (MÖ 100-MS 44) – Romalı Hükümdar
    Marie Antoinette (1755-1793) – Fransız Kraliçesi
    Neron (Yön: 54-68) – Romalı Hükümdar
    Kanuni Sultan Süleyman “Muhteşem Süleyman” (1495-1566) – Osmanlı Padişahı

    Müzik
    Annie Lennox – Şarkıcı
    Boy George “George O’Dowd” – İngiliz Pop Şarkıcısı
    David Bowie – İngiliz Rock Şarkıcısı
    Elton John – İngiliz Şarkıcı
    Freddie Mercurie – İngiliz Şarkıcı “Queen”
    George Michael – Şarkıcı
    Joe Jackson – Şarkıcı
    Ludwig von Beethoven (1770-1827) – Alman Bestekar
    Madonna – Pop Şarkıcısı
    Peter Ilich Tchaikovsky (1840-1893) – Rus Bestekar
    Pink – Pop Şarkıcısı
    Rob Halford – “Judas Priest”
    Tori Amos – Şarkıcı

    Politika
    Eleanor Roosevelt (1884-1962) – ABD First Lady’si
    George Washington (1732-1799) – ABD Başkanı
    Winston Churchill (1874-1965) – İngiliz Siyasetçi

    Resim-Heykeltıraşlık-Mimari
    Andy Warhol (1927-1987) – Amerikalı Ressam
    Donatello (1386-1466) – İtalyan Heykeltıraş
    Francis Bacon (1909-1992) – İrlandalı Ressam
    Frida Kahlo (1907-1954) – Meksikalı Ressam
    Leonardo da Vinci (1452-1519) – İtalyan Ressam ve Bilim İnsanı
    Michelangelo (Buonarroti) (1475-1564) – İtalyan Mimar, Ressam, Heykeltıraş, Şair
    Michelangelo Merisi da Caravaggio (1571-1610) – İtalyan Ressam
    Paul Cadmus – Amerikalı Ressam
    Sandro

    Hazırlayan: Uğur P.
    GayGaye.com Editörü

    Kaynaklar:
    http://www.sexuality.org/l/lesbigay/gayceleb.html
    http://www.infopt.demon.co.uk/greatgay.htm
    http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_gay%2C_lesbian_or_bisexual_people

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 01:07 on 25 February 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsel Ünlüler   

    Eşcinsel Olan Ünlüler 

    Eşcinsel Olan Ünlüleri Sizler İçin Sıraladık;

    Lan McKellen
    Yüzüklerin Efendisi’nin Gandalf’ı, X-Men’nin Magneto’su Sir McKellen, eşcinsel kimliğini 1988 yılında açıklamıştı.

    Wentworth Miller
    Prison Break’in Michael Scofield’ı 2006’da eşcinsel olduğunu açıkladı.

    Ellen DeGeneres – Portia de Rossi
    İki ünlü isim 17 Ağustos 2008 tarihinde Beverly Hills’de evlendi.

    Tim Cook
    Apple’ın CEO’su eşcinsel olduğunu henüz açıkladı.

    Ricky Martin
    2010 yılında eşcinsel olduğunu açıklayan Ricky Martin, eşcinselliğini keşfetmeden önce homofobik olduğunu söylemişti.

    Elton John
    Pop/rock müziğin lider ismi David Furnish ile evli.

    Queen Latifah
    Eboni Nichols ile nişanlı.

    Jodie Foster
    2014’te Alexandra Hedison’la evlendi.

    Cynthia Nixon
    Sex and the City’nin yıldızlarından Nixon, 2012 yılında eşcinsel olduğunu açıkladı.

    ünlü eşcinseller
    David Burtka ile evlendi.

    Andy Cohen
    ABD’li ünlü sunucu 2012’de gay olduğunu açıkladı.

    Ellen Page
    Ünlü oyuncu 14 Şubat 2014 tarihinde Las Vegas’ta gerçekleştirilen bir LGBT gençlik konferansında “Saklanmaktan yoruldum” diyerek eşcinsel olduğunu kamuoyuna açıkladı.

    Sean Hayes
    ABD’li komedyen, oyuncu ve seslendirme sanatçısı, eşcinsel olduğu zaten bilinse de 2013’te kendisi resmen açıkladı.

    Marc Jacobs
    Kendi adını taşıyan ünlü markanın baş tasarımcısı Jacobs, 2010 yılında Time dergisinin dünyanın en etkili 100 ismini listelesinde yer aldı.

    George Michael
    Müzik dünyasının eşcinselliğini ilk açıklayan sanatçılarından biri. Elton John ile bir dönem birliktelik de yaşadılar.

    Zachary Quinto
    Star Trek XI (Uzay Yolu 11) filmindeki genç Spock rolü ile tanınan Quinto, eşcinsel olduğunu 2011’de açıkladı.

    Victor Garber
    Hollywood yıldızı, eşcinsel olduğunu 2013 yılında itiraf etti.

    Frank Ocean
    4 Temmuz 2012 tarihinde tumblr sayfasından açık mektup yayınlayan Ocean, ilk kez cinsel tercihini dile getirdi.

    Jim Parsons
    The Big Bang Theory’nin Sheldon’ı, eşcinsel kimliğini 2012 yılında açıkladığında, erkek arkadaşı ile 10 yıldır birlikteydi.

    Robbie Rogers
    ABD’li futbolcu Rogers, 2013’te eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra mesleğini bıraktı.

    Jason Collin
    NBA’de eşcinsel olduğunu resmi olarak açıklayan ilk basketçi oldu.

    Cara Delevingne
    Ünlü model, eşcinsel olduğunu resmen açıklamadı ama ünlü biseksüel oyuncu Michelle Rodriguez ile yaşadığı aşk ve basına yansıyan fotoğraflarını asla inkar da etmedi.

    Freddie Mercury
    Müziğin ‘Kraliçe’si, Queen’in solisti Mercury, 91’de vefat ettiğinde eşcinsel kimliği ile bilinen ilk müzisyenlerdendi.

    Cemil İpekçi
    Türkiye’de eşcinselliği konusunda en cesur ve açık davranan kişi Cemil İpekçi.

    Suze Orman
    Dünyanın en ünlü mali danışmanı Orman, 2007’de eşcinsel olduğunu açıkladı.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:14 on 30 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Eşcinsel Ünlüler, , ,   

    Tarihin Örnek Eşcinselleri 

    PLATON

    “Tanrıların, herkesten çok onur verdikleri ölümlü, Thetis’in oğlu Aşil’di. Onu, Kutsanmışların Adası’na yolladılar… Sevgilisi Patroklus’a olan sadakatinden dolayı, tereddüt bile etmeden ölmeyi -onu kurtarmayı değil, onun öcünü almayı tercih etmişti, çünkü Patroklus zaten ölmüştü. Tanrılar hayranlık içindeydiler; sevgilisine öyle çok değer vermişti ki, onu böylesi onurlandırdılar.” -Sempozyum

    BÜYÜK İSKENDER (d. M.Ö. 365)

    Makedonya Kralı ve Asya’nın büyük bir bölümünün fatihi, gerçek bir askeri deha. Aynı zamanda tarihin en intikamcı kraliçelerinden biri. Sevgilisinin hayatını kurtaramayan bir doktoru çarmıha gerdirtmiş, iç oğlanlarından biriyle alay eden yüksek sınıftan bir hükümet görevlisini idam ettirmişti.

    GAİUS JULİUS CAESAR (d. M.Ö. 100)

    Cicero’nun anlattığına göre, Bithynia (Bolu) Kralı’nın yatak arkadaşı olduğu ortaya çıkınca halkın gözünden düşen Roma İmparatoru. Söylenceye göre, Kral öldüğünde krallığını Roma İmparatorluğu’na bırakmış. Sezar döneminde ergenlik çağındaki çocukların dışında yapılması uygun görülmese de, “ters ilişki” sonradan ters karşılanmamaya başlamış, hattâ ünlü bir tarihçi “Roma halkı tersten sevişmeyi çok sevdiği için kendi adını tersten okuyarak ‘Amor’, yani aşk yapmıştı” iddiasını ortaya atmıştı.

    İMPARATOR HADRİAN (d. M.S. 76)

    Yaşlanmaktan ve güzel görüntüsünü kaybetmekten korkarak kendini boğarak öldüren muhteşem Antonius’un sevgilisi Roma İmparatoru. Hepimiz bu durağa uğradık. Hadrian gerçek bir servet harcayarak oğlanın adına bir şehir inşa ettirmişti. (Hadrianopolis – Edirne).

    ASLAN YÜREKLİ RİŞAR (d. 1157)

    Askeri mahareti ve yiğitliğiyle tarihe geçen İngiltere Kralı. Aquitaine Dükü iken Fransa Kralı Philip ile belgelenmiş bir aşk ilişkisi vardı. Daha sonra evlenmesine rağmen hiç çocuğu olmadı. Hattâ evliliği kilise tarafından ancak ölümünden sonra tanındı. Bunun için dul eşi Papa’ya dava açmak zorunda kalmıştı.II.

    EDWARD (d. 1284)

    Evli olmasına rağmen uzun süreli iki erkek arkadaşı olan İngiltere Kralı. Erkek arkadaşlarından biri Pier Gaveston, diğeri ise Hugh leDespanser’ydi. LeDespanser, eşcinsel olduğu için önce hadım edildi, ardından da başı kesilerek öldürüldü. Edward ise kızgın demire oturtuldu. Bunu evde denemeyin.

    LEONARDO DA VİNCİ (d. 1452)

    İtalyan mucit, ressam, rivayete göre asistanlarını görünüşlerine göre kiralayarak eshcinsel çalışma ağının öncülüğünü yapan gerçek Rönesans adamı. Homofobik eleştirmenler “Mona Lisa”nın aslında kadın kıyafeti girmiş bir erkek olduğunu ileri sürerler. Kötü kıyafet. Varını yoğunu iki erkek asistanına bıraktı.

    MICHELANGELO BUONARROTI (d. 1475)

    İtalyan heykeltıraş, ressam ve bilim adamı. Cinsel eğilimini yüzyıllar sonra “Sevgili Abby”‘de açıkladı. Eserleri arasında Davud, Peta ve Sistine Kilisesi dışında sevgilisi Tommaso Cavalieri’ye yazdığı aşk soneleri de sayılabilir.

    WILLIAM SHAKESPEARE (d. 1564)

    Oyun yazarı ve şair. “Tutkun(m)un ustası” olarak nitelendirdiği bir adama aşk soneleri yazmıştır. Shakepeare’in eğilimleri tartışmaya açık olsalar da eşcinsel olmayan birinin Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı yazması da zor gibi…

    VOLTAIRE (d. 1694)

    Fransız yazar. Büyük Frederick ile aralarında bir-sevgi-nefret ilişkisi olduğu iddia edilir. Ters ilişkinin (sodomy) şiddet eşliğinde değilse yasa dışı olmaması gerektiğini yazmıştı. Yine de, bir arkadaşı ikinci kez eşcinsel ilişkiye girmekten söz ettiğinde arkadaşını şöyle yanıtladığı rivayet edilir: “Bir kez felsefeci, iki kez ters ilişki yanlısı”.

    BÜYÜK FREDERICK (d. 1712)

    Prusya Kralı. Gençken sevgilisi Hans von Katte ile saraydan kaçmış, ne yazık ki durumu onaylamayan babası tarafından yakalanmıştı. Baba, sevgiliyi öldürtmüştü. Frederick, şaşaalı sarayı Sans-Souci’de* erkek sevgilisine aşk şarkıları yazmıştı.*(sans-souci: dertsiz, tasasız)

    ALEXANDER HAMİLTON (d. 1755)

    İlk Amerika Maliye Bakanı. George Washington ile vatanseverlikten başka bağları olduğu da söylenir. Kim olduğu bilinmeyen John Laurens adlı kişiye şöyle mektupları da vardır: “Dilerdim ki sevgili Laurens, sözlerle değil, hareketlerimle seni sevdiğime ikna edecek güç ellerimde olsaydı”. Pek dokunaklı.

    JAMES BUCHANAN (d. 1791)

    Amerika Birleşik Devletleri’nin on beşinci başkanı; Beyaz Saray’ın tek bekârı. Yirmi yıl boyunca oda arkadaşı Senatör William Rufus DeVane King oldu. King’i dönemin yazarları ve önceki başkanlardan Andrew Jackson, “Miss Nancy” veya “Rüküş Teyze” diye anardı.

    HANS CHRISTIAN ANDERSEN (d. 1805)

    Danimarkalı peri masalı yazarı. Önce terzi olmak istedi, sonra fikir değiştirip opera sanatçısı olmaya karar verdi. Sonunda yaşlı bir şairin kanatları altında masallarını yazmaya başladı.

    HERMAN MELVILLE (d. 1819)

    Amerikalı yazar. En ünlü eserleri “Güzel Denizci” ve “Moby Dick”tir. Moby Dick’te iki erkek karakter, Ishmael ve Queequeg yatakta beraberce güzel vakit geçirirler. Melville’in, kesinlikle eşcinsel olmayan ve tavizsiz Nathaniel Hawthorne saplantısı vardı. Hawthorne’un Eski Bir Evin Yosunları adlı kitabını okuduktam sonra Melville şöyle yazmış: “Daha şimdiden bu Hawthorne’un filizlenen tohumlarını ruhuma attığını hissediyorum. Genleşiyor ve daha da derinlere iniyor; onun hakkında düşündükçe ve umutlandıkça New England köklerini Güneyli ruhumun ateşli topraklarında git gide daha derinlere sürüyor”. Herman, soğuk bir duş alsan iyi olacak.

    WALT WHITMAN (d. 1819)

    Bizlere “Elektrik Vücudun şarkısını Söylüyorum”u armağan eden Amerikalı şair. “Gün Kapanışını Duyduğumda” şiirinde Whitman hayatının en mutlu anını “en sevdiğim yanımda, serin gecede benimle aynı örtünün altında uzanıp uyuyordu… kolu hafifçe göğsümün etrafında yatıyordu… İşte o gece mutluydum” diyerek anlatıyor.

    HORATIO ALGER (d. 1832)

    Birleşik Kilise’nin yalnızca bir kez seçilebilen başkanı. Sonradan yazar oldu ve genç erkekler için yazdığı kitaplarla tanındı. Oğlanlara olan ilgisi yüzünden, doğum yeri olan Brewster, Massachussets’ten kovuldu. New York’a gittiğinde, birkaç genç adamı “gayrı-resmi olarak evlat edindi”. İlk kitabının adı “Paralanmış Y..ak”tı.

    PIYOTR ILYCH TCHAIKOVSKY (d. 1840)

    Fındıkkıran, Uyuyan Güzel ve Kuğu Gölü’nün bestecisi. Zaten sadece bir eşcinsel “Su Perisinin Dansı”nı yazabilirdi. İstemeyerek evlendiyse de, ilgisizliği yüzünden eşi önce bir “macera” yaşadı, ardından da bir hastaneye kapatıldı.

    OSCAR WILDE (d. 1854)

    İrlandalı yazar ve “dava şehidi”. Fiili livata (ters ilişki) suçuyla hapse atıldı. Bir yazar tarafından “kendi çizgisini sürdürenlerin koruyucu azizi” olarak tanımlanan Wilde, eserleri dışında çizgi dışı yorumlarıyla da ünlenmiştir. Başkalarının davranışlarını benimsemekten hoşlanmayan Wilde, bir keresinde şöyle demişti: “Ahlaklılık, basitçe, kişisel olarak hoşlanmadıklarımıza karşı takındığımız tavırdır”.

    SIGMUND FREUD (d. 1856)

    Psikolojinin babası. Sevgilisi Berlin’li doktor Wilhelm Fliess’ti. Froydiyen dil sürçmesinin özel bir anlamı da olabilir tabii…

    WINSTON CHURCHILL (d. 1874)

    Açıkça eşcinsel olmadığı kesin olan Churchill, kendine gençliğinde erkeklerle ilişkisi olup olmadığını soran W. Somerset Maugham’a şöyle yanıt vermiş: “Doğru değil! Fakat bir defasında merak ettiğim için bir erkekle yatağa girmiştim.” Maugham nasıl olduğunu sorduğunda ise şöyle demiş: “Müzik gibiydi”.

    W. SOMERSET MAUGHAM (d. 1874)

    İngiliz oyun yazarı, romancı, kısa öykücü. Hayatının en büyük hatasını şöyle itiraf ettiği söylenir: “Dörtte bir normal, dörtte üç eşcinsel olmama rağmen, kendimi tam tersine ikna etmeye çalışıyordum”.

    COLE PORTER (d. 1891)

    Amerika’nın en büyük şarkı yazarlarından biri. “My Heart Belongs to Daddy (Kalbim Babama Ait)” gibi şarkı isimleri onu arada bir ele verirdi: “Ama eğer, bebeğim, ben alttaysam, sen de üsttesin”.

    J. EDGAR HOOVER (d. 1895)

    FBI başkanı ve part-time travesti. 44 yıl boyunca Clyde Tolson ile beraber oldu. Bu başarıya rağmen, Hoover acayip bir adamdı, onunla pek gurur duymayız.

    RUDOLPH VALENTINO (d. 1895)

    “Doğanın kayırdığı” söylenen film yıldızı ve Kazanova. Günlüğüne şöyle yazmıştır: “Çok güzel bir oğlan beni bir çeyrek saat kadar izledikten sonra Opera’nın dışında karşı karşıya geldik… Onunla evine gittim. Vahşice tutku doluydum… Şafağa dek kaplanlar gibi aşk yaptık.

    TENNESSEE WILLIAMS (d. 1911)

    “İhtiras Tramvayı”, “Camdan Köşk”, “Kızgın Damdaki Kedi” oyunlarının ünlü yazarı. Açıkça eşcinsel olan ilk Amerikan ünlüsü olarak anılan Williams, anılarında şöyle yazmıştır: “İçinde hem saf, hem de saf olmayan bir çok büyük zevk anları olan göze çarpacak kadar talihli bir hayat yaşadım”.

    WILLIAM S. BURROUGHS (d. 1914)

    “Çıplak Yemek” yazarı. İnanılmaz bir servetin varisiydi. Biseksüel ve acıklı bir hayat yaşadı. Giyom Tel’i oynamak isterken karısının kafasındaki şampanya bardağını ıskaladı. Bardağa bir şey olmadı.

    JAMES BALDWIN (d. 1924)

    “Git Bunu Dağda Söyle”nin Afrika-Amerikalı yazarı. 1956’da yazdığı “Giovanni’nin Odası” adlı romanı eşcinsel aşkı işliyordu ve bu ad hemen gizli eşcinselliğin karşılığı oldu. Bu ad, daha sonra Philadelphia’da eşcinsel bir kitabevi’nin adı oldu.

    GORE VIDAL (d. 1925)

    “The City and the Pillar” (Kent ve Tuz) adlı romanın yazarı. Ben Hur’un senaristi olan Vidal, bu romanda eşcinsel bir adamı, “Myra Breckenridge”de de bir transseksüeli işlemiştir. İlk yattığı kişinin bir erkek mi yoksa bir kadın mı olduğu sorulduğunda “Bilmiyorum, soramayacak kadar naziktim” diye yanıtlamıştı.

    EDWARD ALBEE (d. 1928)

    “Virginia Woolf’tan Kim Korkar” adlı oyunun yazarı. Bu oyunda yürümeyen bir evlilik anlatılmaktadır. Bazı eleştirmenler, oyunun aslında eşcinsel ilişkileri anlattığını, kadın karakterlerin de kadın kılığındaki erkekler olduğunu iddia etmişlerdir. Biz de Elizabeth Taylor’un berbat bir peruğu olduğunu düşünmüştük.

    DAVID KOPAY (d. 1942)

    San Francisco 49ers, Detroit Lions, Washington Redskins, New Orleans Saints ve Green Bay Packers takımlarında beysbol oynayan Kopay, kendi isteğiyle cinselliğini açıklayan ilk sporcudur. Keşke başka sporcular da dolaplarını açık tutsalar.Federico Garcia LORCA – İspanyol Şair ve Oyun YazarıÖzellikle “Yerma”, “Kanli Dügün” ve “Bernarda Alba’nin Evi” adli oyunlari ve yalin fakat güçlü imgelemlerle dolu siirleriyle taninan ve bu oyunlari hala sahnelenmeye devam eden yazar, 1936 yilinda Franco’nun askerleri tarafindan kursuna dizilerek öldürülmüstür. Dönemin sanat çevrelerinde Salvador Dali’ye olan büyük fakat karsiliksiz askiyla taninmistir. Salvador Dali’nin bir röportajinda “Erotik ama ben karsilik vermedigim için trajik bir askti,” dedigi bu iliski, tek tarafli olarak sairin ölümüne dek sürmüs; karsilik bulamayan sair yasaminin sonuna kadar tutkulu eshcincel asklar yasamistir. Salvador Dali ölümünden kisa bir süre önce yaptigi bir açiklamada, Lorca’nin kendisiyle iki kez escinsel iliskiye girmek istedigini, fakat kendisinin reddettigini söylemistir.

     
    • kutay adlı kullanıcının avatarı

      kutay 02:43 on 7 Temmuz 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      İmparator Hadrianın sevgilisi adına yaptırdığı şehir hadrianopols değil “Antinoupolis”dir Mısırda nil nehri kıyısındadır. sevgilisinin adı antinous zaten. hadrianopolis adında bir tane değil bir kaç şehir vardır trakya hadrianopolisi yani edirne anadolu hadrianopolisi yani bugün karabük sınırlarındaki antik kentler.

      Beğen

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 02:39 on 27 May 2007 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Eşcinsel Ünlüler, Kutluğ Ataman, ,   

    Kutluğ Ataman’la Bir Röportaj 

    “…Yani ben bir eşcinsel olmasaydım, bir travesti yahut da transseksüel olmasaydım, heteroseksüel de olsaydım böyle yapacaktım… bir işçi olsaydım işçi hakları için mücadele etmek zorunda kalacaktım, bir kadın olarak gelseydim kocamla uğraşmak zorunda kalacaktım…”

    Demet Demir, Peruk Takan Kadınlar

    Amaryllis Hippeastrum, fallikvari sürgün verişi ile göz alıcı, kösnül kırmızı/pembe/beyazlı çiçeklerine tomurcuklanmadan evvel yerin altında sessiz sedasız yatar. Uzun, pollen yüklü, kalkık stamenleri ile ya böcekleri baştan çıkarır ya da giysilerde parıldayan bir tortu bırakır. Yerel koşullarda, (Ataman’ın bir çalışmasında da takdim edilen) bu egzotik çiçekler ‘değişik’ ve yaşamdan büyük gibi görünür. Bu çiçekler bir çok bakımdan Ataman’ın ele aldığı öznelere -karakterlere- benzetilebilir.

    Bu özneler, öyküleri, takıntıları,duyarlılıkları ve ben duyumları ile ‘normal’ toplumdan ayrı bir yerde gibidirler. Ataman, buna karşın, toplumun ucu ve merkezi arasındaki her tür karşıtlığı reddeder. Ona göre, ne kadar birey varsa o kadar da merkez vardır. Bunlar oldukça naziktirler, ancak eşit şefkatle iyi sonuç alabilirsiniz… Ataman, bu öznelerinin tamanında kendinden birşeyler bulur ( sadece tanıdığı ve özdeşleşebildiği özneleri seçer.) ve onlar üzerinden bizimle konuşmaya çalışır, fakat o, ne özneleri kendiliklerinden taviz verme durumunda bırakır ne de onları bu uğurda sömürür. Onlara kendi yarattıkları dünyanın merkezinde, hikayelerinin baş kahramanları gibi davranır.
    Ataman’ın özneleri konuşur, hareket eder ve böylece kendi hayat hikayelerini yakın plan bir aktüel kamera karşısında bina ederler. Çoğunlukla yerel şartlarda kaydedilirler – tahminen bu mekanlar evleridir.- ve böylece biz izleyenler sanatçı ve oyuncu arasındaki neredeyse ‘suç ortaklığı’ düzeyinde bir samimiyet hissederiz. Bu oyuncular adeta kendi portrelerinin, belgesellerinin hem yazarları hem yönetmenleridirler.

    Çalışmaları, tek-kanallı ve uzun süreli yahut öykülemin akışında rastlaşıp ayrıldığımız -günlük hayatımızda insanlarla nasıl karşılaşıyorsak- karakterlerin çokkanallı, her bir kanalda aynı anda öykülemin bir başka ses ya da görüntüsü sunulan projeksiyonlarından oluşur. İlk bakışta, tekniği belgeselcilerin ‘fly-on-the-wall’ (olayların bariz bir kamera müdahalesi olmadan kaydedilmesi) tarzını çağrıştırsa da, bir belgesel filmciye hiç de benzemeyen bir şekilde, kendi rolünü bu öykülemin mekaniğinin nasıl işlediğini ve kendi gerçekliğimizi nasıl yarattığımızı göstermek olarak algılar.

    Sanat ve Belgesel

    “Ben belgesel yapmıyorum.” der, Kutluğ Ataman. “Ben oldukça öznel insanları oldukça nesnel bir şekilde aktarıyorum. Belgesel, doğası gereği, gerçeği vaadeder. Öznesiyle birinci dereceden bir ilişki geliştirir ve buna dayanarak izleyicisi de kendisini böylesi bir ilişki içinde konumlanmalıdır. Bense gerçeği vaadetmiyorum. Aksi bir iddiaya da hep şüpheyle yaklaşmışımdır.”

    “Bugünlerde, belgesel dediğimiz şey televizyona indirgenmiş durumda. Her hangi bir kanala belgesel yapmak istiyorum diye gidince size sinopsisinizi sorarlar. Bu, daha filminizi henüz çekmeye başlamadan evvel sunmayı vaadettiğiniz gerçekliğin bir betimlemesiyle gelmelisiniz demektir. Başka bir deyişle, gerçekliği, yaşadığımız dünyayı henüz kamerayla dışarı çıkıp etüt etmeden, bu gerçekliği nasıl kurmacasal-laştıracağınızın betimini sunmalısınızdır. TV deki savaş haberlerine bakın. Haber sunucuları ( haber ‘yaratırcasına’) daha çok tiyatro yönetmeni gibi davranıyorlar.”

    “Tvde diğer medyalarda ve aslında her yerde, gerçeklik diye benimsediğimiz şey esasen bir kurmaca gibi işliyor. Gerçek insanlar bir karaktermişçesine sunuluyor( örneğin, tüm müslaman ve Arap dünyasının Saddam Hüseyin ve Usame bin Ladin’in mini klonlarıymış gibi resmedilişi).”

    ‘Bir sanatçı olarak, oyucularla kopuk bir ilişkinin tekrar kurulması ve onların kendi öykülerini bu ekran üzerinde sadece konuşarak nasıl kurduklarına ilgi duyarım.İşte bu yaratım mekanizması -kendimizi nasıl bir kurmaca karaktere dönüştürdüğümüz- böylece izleyiciye gösterilmiş olur. Ben, izlemenin yol açtığı gerçeklik yanılsamasındansa, izlemenin mekaniklerine ve gerçekliğin nasıl kurulduğuyla ilgilenirim.’

    “Her sanatsal yaratım entellüktüel okumalara açık olmalıdır. Sanat, bence, güzel bir obje değildir örneğin. Bu zanaattır. Bir çalışma güzellik hakkında olduğu zaman sanat halini alır. İşte bu yüzden çalışmalarımı, yaşamımız ve -haksız bir iddia olmayacaksa- medeniyet için yeni anlamlar yaratmak yerine her şeyin bir BigMacmişçesine tüketim için sunulduğu sinema salonları ve televizyondansa, müze ve galerilerde sunma taraftarıyım.”

    Sanatçının Uzanımları

    Ataman’ın özneleri normal toplumun sınırlarındaki eksantrik bireylermiş gibi bir izlenim bırakabilir. Fakat sanatçı böylesi betimlemelerin karşısındadır. “Ben bu “toplumun sınırı” denen şeyi anlayabilmiş değilim.”, der. “Kim kimin topluma göre nerde konumlanacağını nasıl belirleyebilir? Toplumdaki koltuklar numaralıydı da niye benim bundan haberim yok? Bana göre, her birey toplumun merkezidir, çünkü toplum biz bireyler üzerinden kurulan birşeydir. Biz onunla çepeçevre sarılmışızdır, ne kadar birey varsa o kadar merkez vardır. Bu yüzden, birini sırf transvestit ya da hırsız olduğu için kendi yaşamının kıyısında gibi tanımlama fikri kanımca oldukça absürt.”

    “Bu bir sınıf meselesi midir? Yoksa tamamen ekonomik mi? Ya da ahlaki? Bizim kimin nerede oturcağına dair vereceğimiz hükmün kıstaslarını kim belirliyor? O zaman Prenses de toplumun sınırındadır. Ne de olsa, sadece bir prenses var, ve çağımız koşullarında bu oldukça tuhaf bir meşguliyet. Ben böyle düşünmüyorum. O da hepimiz gibi toplumun merkezinde olma hakkına sahip. Bu merkez-sınır kutuplaşmasının günümüz toplumu açısından oldukça arkaik ve işlevsiz olduğunu farketmeliyiz. Hepimiz eğitimli insanlarız, yanlış ve problemli olduğunu bile bile bir takım kalıplar kullanmamız oldukça utanç verici.”

    “Ben oyuncularımı kendimin bir uzanımı gibi algılarım. Bir çok yönden, benim takıntılarımı, mütalaalarımı ve problemlerimi yansitırlar. Mesela, Veronica Read. Onunla kendi çoban çiçeği soğanı koleksiyonum sayesinde tanıştım ve esas niyetim onunla bir iş çıkarmak değildi. Başka insanların belgeselini yapmaya yetkili görmüyorum kendimi. Dahası bu yetkiyi kendinde bulanlara da oldukça şüpheyle yaklaşırım.Sadece kendim hakkında konuşabilirmişim gibi geliyor bana. O yüzden dışarı çıkıp bana benzeyenleri arıyorum, onlardaki kendi yansımamı ortaya çıkarıyorum ki bu yansımam benim onlarda göstermeyi kendime müsaade edebileceğim nadide taraftır; kendimi onların pek de bilmediğim diğer taraflarını anlatırken bulmak beni kaygılandırır.Ve zaten bence o taraflarda benden birşeyler olmadıkça o tarafları pek iyi bilemem. Kaldı ki birinin kendisini bilmesi bile yaşamboyu uğraş gerektirecek birşeydir.”

    Otoportre

    “Ressam bir şeyi resmettiği zaman, esasında o şeyi resmediyor değildir, o şeye dair algısını resmediyordur. Ki bu algı, nesnel bir gerçeklikle o şeyin kimliği oluverir, aslında bu oldukça özneldir. Bütün portreler, sanatsal yahut belgesel, bundan kaçamaz. Bu yüzden ressamların dünyayı resmettikleri iddiası yanlıştır. Onlar aslında kendilerini resmetmektedirler, çünkü dünyaya dair kendi algılarını resmetmektedirler.”

    “Ben ele aldığım şeylerle bu denli bir birinci dereceden ilişki içerisinde olmakla ilgilenmem. Ben ne bir resam ne de belgeselciyim. Bu “resmetme” mekanizmasının işleyişini açığa çıkarmak için öncelikle öznemle aramda olan ilişki kopmalıdır.Mesela, Peruk takan kadınlarda,esasında hepsi de benim uzanımım olan dört özne ile çalıştım ki, onlar aracılığıyla kendimi resmediyor olduğumu gösterebileyim. Bu çalışma dört-kanallıydı, her birinde bir kadının öyküsü ve peruğuyla olan ilişkisi anlatılır. Fakat bütün bu dört ekran birleşip tek bir ekran oluşturulursa( dörde bölünmüş de olabilir), bu beşinci kanalda aslında benim hikayem akmaktadır, bu benim otoportremdir.”

    “İlk kadın, Türkiye’deki askeri darbe sonrasında terörist olmakla itham edilmiş,ki bu deneyim esasında benim bu yaklaşık 300,000 kişinin hapsedilip işkence gördüğü, ve bu işkenceler esnasında toplanan delillere binaen idam edildiği darbeye ilişkin deneyimime oldukça benzemektedir. Dönemin generallari hala yargılanmadı ve Türkiye’deki bu temel adalet noksanlığı toplumun ve benim vicdamızı rahatsız eden kanserli bir problem halini aldı. Bu kadın kimliğini bir peruk yardımıyla değiştirerek, benim kurtulamadığım bu işkence ve kanunsuz hapisten kurtulabilmiş.”

    “İkinci kadın kanser, gögüs kanseri. Tedavi maksadıyla gördüğü kemoterapi saçlarını etkilemiş. O kimliğini muhafaza etmek için takmış peruğu.Onun bu deneyimine kendimi çok yakın hissettim,çünkü benim de böyle sıkıntılarda çabuk toparlanabilen bir yapım vardır. Onun bu kavgasıyla özdeşleştim, onun cesur ve mücadeleci ruhuyla, çünkü benim de böyle bir ruhum vardır. Fiziksel olarak hücuma uğramış olmak da bana tanıdık bir şey, çünkü politik muhalif tavrımdan dolayı Türkiye’de yaşamım tehlike altındaydı. Nihayetinde, bize dört bir yandan hücum etmiş bir hastalıkla bizi yok etmek isteyen bir devlet arasında ne fark vardır ki. Her ikisinde de kontrol edemeyeceğin güçlerle karşı karşıyasındır ve ikisi de korku doludur. Her ikisinde de size yardım edebilecek tek kişi kendinizdir.”

    “Üçüncü kadın ise Fransa’da olduğu gibi Türkiye’de de yasak olan dini örtüsünden dolayı üniversiteye gitmekten alıkonmuştu. Yine, nasıl davranmanız, kim olmanız gerektiğini ki belirleyen bir iktidar. O da bu yüzden doğal saçını kaplayan bu perukla, öğretmendense bir polismiş gibi davranan profesörlerini de şaşırtıp, onlara sıkıntı vererek okuluna devam etmiş.”

    “Dördüncü kadın da transeksüel bir fahişeydi. Polisler kadına benzeyemeyip sokaklara çıkamasın diye durmadan saçlarını kazımışlar. O da peruk takmış. Ben de bir gay olarak Türkiyedeki böylesi muamelelere aşinayim, nasıl onda kendimi görmeyim.”

    “İşte böylece bu dört kadını biraraya getirip onların sadece basit bir peruk kullanarak nasıl da kendi kimliklerini kurmak ve ifade etmek için mücedele ettiklerini gösterdim. Bu iş yansıtıldığı zaman , ben seyirciler gibi dört ayrı parça görmüyorum. Dörde bölünmüş bir ekran görüyorum ve bu ekranda benim resmim var.Bu bağlamda, evet, işlerimle otoportre resmetme geleneği arasında yakın bir ilişki görüyorum.”

    Biçim,Yanılsama ve Gerçeklik

    Atamanın video çalışmalarının çoğu çok kanallı projeksiyonlardır. Bunun arkasındaki fikir nedir?

    “Çoklu ekran, benim bir çalışmadan diğer çalışmaya geçerken gerçekliği kurma şeklimizin nasıl değiştiğine ilişkin kafa yormalarımdan açığa çıkan bir fikirdir. Peruk takan kadınlar’da, dört ekran izleyiciye bu görüntüler arasında gidip gelme şansı sunuyor, böylece her izleyici sadece kendilerne ait bir öykü seçip kurma özgürlüğüne vakıf oluyor. Başka bir deyişle, kurgu işini onların yapmasına müsaade ediyor, böylece, gerçeklik yanılsamasının kuruluş mekanizmasının farkında olmalarını sağlıyor.

    Örneğin,’Veronica Read’in Dört Mevsimi’nde,kadının kendini teslim ettiği o çiçek soğanlarının yıllık döngüsüne takıldığı anda, öykü başını ve sonunu yitirip bir halka oluşturur. Bu yüzden, ekranlar bir kare oluşturacak şekilde yerleştirilmiştir, böylece izleyici öyküye arkadan dolanıp bu küpün içine girerek erişir.Bu Peruk Takan Kadınlar’daki aynı şey, ama onun üç boyutlu hali, ve mesele takıntı olunca bana daha bir uygun gibi geldi. Çünkü ordaki oyuncu da tıpkı hepimizin yaşamlarında olduğu gibi kendi öyküsünde takılıp kalmıştı. Bunlar galeri alanında sahip olduğum ve tek kanallı gösterimlerde sahip olamayacağım özgürlükler.”

    Ataman’ın bazı çalışmalarının süresi oldukça uzundur- mesela, tek kanallı, 465 dakika süren Semiha b unplugged. Herhalde izleyicinin bu çalışmayı baştan sona izlemesi beklenmiyor olsa gerek! “Bu benim ilk çalışmamdı.”, diye belirtir Ataman, “ve hemen ondan sonraki çalışmam Peruk Takan Kadınlar’da kullandığım çokkanal kullanımını mütalaa etmemden önceydi. Niyetim, Peruk Takan Kadınlar da ki niyetimle aynıydı, fakat onu başka bir şekilde gerçekleştirmeye çalışıyordum.”

    “semiha b, bütün bir hayatın yeni baştan yaşanmasıydı. Çok özneldi. Dikkatli biriyseniz, gördüklerinizin gerçek mi kurmaca mı olduğu konusunda şüphelenmeye başlayabilirsiniz. Bu çalışmayı gören bir çok küratör onu itibari değeri ölçüsünde değerlendirdiler, çünkü onlar Türkiye’ye gelen batılılardı ve Müslüman bir toplumda Semiha gibi bir kadınla karşılacabileceklerini pek ummuyorlardı. Bu büyülenmişlik sebebiyle, başlangıçta çalışmayla entelektüel bir ilişki kuramadılar, pek entelektüel-vari olmayan bir şekilde onu idolleştirip hayran olma yoluna gittiler. Bence bu çalışmanın ana noktası uzunluğu. Bu uzunluk, bütün hikayeye ulaşmanızı engelliyor. Bu fiziksel bir olanaksızlık. Böylece dalıp-çıkmalarla bir yaşantıya ait kendi izlenimlerinizi oluşturabilirsiniz fakat bütün hikayeyi asla… Peruk Takan Kadınlar’da olduğu gibi, herkes kendi kurgusunu kendisine has bir şekilde yapmak ve gerçekliğin kendine özgü versiyonunda gezinmek durumundadır.”

    Channel 4 röportajı
    tesmeral sekdiz çevirisidir.

    Kutluğ Ataman kimdir?

    Kutluğ Ataman (d. 1961, İstanbul), Türk film yönetmeni ve çağdaş sanatçı. Filmleri ve sanat eserleri dünya çapında gösterilen sanatçı İstanbul, Londra ve Erzincan’da yaşamını sürdürmekte, Resim sanatı dışında filmleri de, belgesel stiliyle ev videosu türünün içtenliğini birleştirmekle tarif edilmektedir. Kutluğ Ataman, 1988’de Amerika’da Los Angeles, Kaliforniya Üniversitesi (UCLA)’de sinema yüksek lisansını tamamlamıştır.

     

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın