Tagged: Cinsiyet Kimliği Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 09:14 on 11 October 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Cinsiyet Kimliği   

    Cinsel Yönelimler ile İlgili Yanlış İnanışlar 

    Yanlış İnanış: “Eşcinsellik doğaya aykırıdır.”

    Gerçek: Tıbbi görüşün üremeye yönelik olmayan tüm cinsel davranışları, mastürbasyonu ve heteroseksüel bağlamda bile olsa üreme dışında –haz ve sevgi ifadesi gibi- amaçlarla yürütülen cinsel
    birliktelikleri, sağlıksız kabul etmesi ile eşcinselliğin doğal bulunmaması ve hastalık olarak kabulü eşzamanlıdır. “Doğaya aykırılık” iddiası, cinselliğin insan “doğa”sında sadece üremeyle sınırlı bir yeri olduğu kabulünden kaynaklanmaktadır; bu ise tıbbın uzun zaman önce terk ettiği bir yaklaşımdır. Araştırmalarda bugüne kadar orangutan, martı, penguen, kedi gibi 450 kuş ve memeli türünde eşcinsel davranışa rastlanmıştır. Eşcinsel davranışın yanı sıra, eş seçimini kendi cinsi yönünde yapan hayvan türleri ile ilgili gözlemler de mevcuttur. Eşcinsel meyve sineklerinin keşfi, son dönemde cinsel yönelimin biyolojik temeli alanındaki çalışmalarda çok önemli bir rol oynamıştır.

    Yanlış İnanış: “Eşcinsellik geçici bir hevestir, merakla başlar; sosyal olarak öğrenilir ve zamanında müdahale edilmezse alışkanlık haline gelir.”

    Gerçek: Ergenlik döneminde cinsel ilgide artış ve bedensel değişikliklerin belirmesiyle, cinsellikle ilgili merakta artış olur; bu da çeşitli denemelere yol açabilir. Erkek ve kadınlarda, bu dönemde
    kendi cinsiyle değişen ölçülerde cinsel paylaşım seyrek görülen bir durum değildir. Yapılan çalışmalar, hemcinsle yaşanılan bu deneyimlerin yaşla giderek azalan sıklıkta devam ettiğini göstermekte, erişkin dönemde cinsel yönelimle ilişkisi olmadığını göstermektedir. Bu dönemde heteroseksüel birliktelik denemeleri olan eşcinseller olduğu gibi, eşcinsel deneyimleri olan heteroseksüeller de vardır. Başka bir deyişle ergenlikte eşcinsel davranışta bulunmak için, kişinin eşcinsel yönelimi olması gerekmemektedir. Eşcinsel deneyimin zamanla alışkanlık haline geldiği savı, eşcinsel yönelimin öğrenmeyle geliştiği iddialarına dayanır. Bu görüşü savunanlar, eşcinsel deneyime eşlik eden hazzın, bu davranışı  pekiştirdiğini ve sürmesini sağladığını öne sürmüş; eşcinsel fantezilerle tiksinme ve hoş olmayan duyumları koşullayarak cinsel yönelimi değiştirmeye çalışmışlardır. Geçmişte bu amaçla elektrik şoku ve bulantıya neden olması nedeniyle apomorfin enjeksiyonu yapılması gibi yöntemler kullanan çalışmalar yapılmıştır. Günümüzde etik olarak uygulanması mümkün olmayan bu çalışmalara katılanların cinsel yönelimleriyle ilgili bir değişimden çok, yıllar süren ve tedavi gerektirebilecek şiddette ruhsal ve bedensel örselenmeler yaşadıkları daha sonra yapılan gözden geçirmelerle ortaya konmuştur. Ne heteroseksüellik, ne de eşcinsellik öğrenilen bir özelliktir. Hangi yönelimde olursa olsun, cinsel deneyimle yaşanılan haz, bağımlılık yapan maddelere benzer şekilde bir alışkanlığa neden olmamaktadır.

    Yanlış İnanış:Gay ve biseksüel erkekler çocukları cinsel yönden istismar etmeye daha meyillidirler.”

    Gerçek: Erkek çocuklarını hedef alan erkek pedofiller erişkin erkelerle romantik, sevgiye dayalı, duygusal ve seksüel ilişkilerle ilgilenmezler; çünkü onların arzu duydukları bir çeşit parafilidir, eşcinsel yönelim değildir. Eşcinseller tıpkı heteroseksüel bireyler gibi önlerine gelen her insanla cinsel birliktelik arayışı içinde değillerdir. Çocukları cinsel istismara eğilimli olan bireyler her cinsel yönelimden olabilir. Bu kişilerin daha büyük çoğunluğunun eşcinsel olduğuna ilişkin bir bilgi yoktur.

    Yanlış İnanış: “Homoseksüellik erken beyin gelişim problemlerinin ya da doğum ertesindeki belirli yetiştirme tarzlarının sonucudur.”

    Gerçek: Kimse kesin olarak neden bazı insanların LGB olduğunu ve diğerlerinin olmadığını bilemez. Pek çok araştırmacı tek bir etmenden kaynaklanamayacağına inanır. Bu; sosyal, psikolojik ve
    biyolojik etmenlerin sonucudur. Son yıllardaki literatürler genetiğe işaret eder; araştırmalar cinsel yönelimin doğum öncesi şekillendiğini gösterir. Pek çok bilim otoritesi; homoseksüelliğin yaşam biçimi seçimi olmadığını, bunun insanlığın doğal bir varyantı olduğunu kabul eder.  Güçlü anne, zayıf baba miti, çocuğun cinsel yönelimi üzerinde etkili olduğu kanıtlanmış bir gerçek değil, eşcinselliği açıklamak için psikanalizin erken döneminden kalma, halen psikanaliz çevrelerinde yaygın kabul görmeyen bir iddiadır. Yapılan çalışmalar tek tip eşcinsel yoktur görüşünü tek tip eşcinsel ailesi yoktur bulgusu ile desteklemiştir.

    Yanlış İnanış: “AIDS bir gey hastalığıdır.”

    Gerçek: HIV enfeksiyonu ve bu enfeksiyona bağlı olarak zaman içinde gelişen ciddi bir bağışıklık yetmezliği sendromu olan AIDS; her cinsel yönelim, her cinsel kimlik, her cinsiyet, yaş ve ırktan insanda görülebilir. HIV enfeksiyonu ile eşcinsellik arasında doğrudan bir ilişki olmadığını biliyoruz. Bu enfeksiyon çeşitli yollarla herkese bulaşabilir, neden olduğu klinik belirtiler de cinsel yönelime göre farklılık göstermez. Cinsel ilişkide cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için önerilenler, eşcinsel, biseksüel, heteroseksüel ve trans bireyler için farklı değildir. Bulaşma riskini belirleyen kim olduğunuz değil, nasıl davrandığınızdır. Güvenli seks uygulamalarını sergilemeyen her bireyde risk yükselecektir. Bu nedenle bu enfeksiyonla mücadelede risk grupları değil riskli davranışlar vurgulanmaktadır. Eşcinsellerin riskli grup olduğu iddiası, heteroseksüellerin gerçekçi olmayan şekilde kendine güvenip korunmamasına neden olabilmektedir. Uzun süredir enfeksiyonun yaygınlığı ile ilgili veriler, yıllar içinde yaygınlığın artış hızının heteroseksüellerde eşcinsellerden daha yüksek olduğunu göstermektedir. Geylerin daha yüksek riskli varsayılmasının sebeplerinden biri de anal ilişkidir. Anal ilişki vajinal ilişkiden, o da oral seksten daha riskli olabilmektedir. Ancak bu sıralama korunmasız, prezervatif kullanılmayan ilişkiler için geçerlidir. Daha da önemlisi, anal ilişki sadece eşcinsellerin tercih ettikleri bir ilişki değildir ve tüm eşcinseller anal ilişkiye girmezler.

    Türk Tabipleri Birliği: Hekimliler için LGBTİ Sağlığı

    lgbti_sagligi.pdf erişimi için tıklayın

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 07:04 on 7 October 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Cinsiyet Kimliği   

    Cinsiyet Kimliği 

    Cinsiyet Kimliği nedir?

    Temel hatları ile açıklanacak olursa, cinsiyet kimliği oğlan veya kız, erkek ya da kadın olmadır. Cinsiyet kimliği,kültürümüzün herhangi bir cinsiyete ait olma durumunda bireyden beklediği nitelik veya karakterdir.

    Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet farklı mıdır?

    Türkçe’de sex ve gender terimlerini karşılayan tek bir kelime vardır: cinsiyet. Fakat İngilizce’de sex ve gender kelimeleri farklı anlamlar taşıyor olmalarına rağmen günlük hayatta bir birlerinin yerine kullanılır. Fakat sex(cinsiyet) anlamlı kullanımında yani bireyin erkek veya kadın oluşuna biyolojik anlamına vurgu vardır. Gender(toplumsal cinsiyet) olarak kullanımında ise daha çok bireyin nasıl yaşadığına vurgu yapılır: kadın veya erkek olma durumu.

    Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet her zaman uyumlu mu?

    Hayır. Genel anlamı ile tarif edildiğinde “transgender”, biyolojik cinsiyetinden farklı bir toplumsal cinsiyet yaşamı süren(temsil eden) bireyi tarif eder. Örneğin; kadın gibi yaşayan bir erkek transgender olarak kabul edilecektir. Transgender kelimesi Travestite, transeksüel ve drag king/queen kelimeleri için bir çatı terimdir.

    Cinsiyet kimliği karmaşası nedir?

    Cinsiyet kimliği karmaşası bireyin sahip olduğu biyolojik cinsiyeti hakkında olumsuz görüşlere sahip olması, ve biyolojik cinsiyeti ile toplumsal cinsiyetinin uyuşmadığını düşündüğü durumlarda ortaya çıkar. Toplumsal Cinsiyet husursuzluğu, veya doğuştan sahip olunan biyolojik cinsiyetten dolayı bireyin toplumsal cinsiyetinden rahatsız olması bunun koşullarıdır. Cinsiyet kimliği karmaşası yaşayan bireyler genellikle kendilerini yanlış beden içerisinde yaşıyor olarak tarif ederler.

    Cinsiyet Değiştirme veya Cinsiyet Geçişi nedir?

    Cinsiyet değiştirme “Cinsiyet geçişi” bireyin toplumsal cinsiyetini biyolojik cinsiyeti ile uyumlu hale getirdiği bir süreçtir.Bu süreç genellikle kişisel, sosyal ve medikal yönleri gerektirmektedir. En önemli olanı ameliyat, genellikle cinsiyet değiştirme “Cinsiyet geçişi” ameliyatı olarak isimlendirilir ve bireyin cinsel organlarının erkekten kadına veya kadından erkeğe dönüştürülmesidir. Bu ameliyat göğüs bölgesi ve diğer bölgelerin değişimini kapsayabilir.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 16:24 on 4 October 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Cinsiyet Kimliği,   

    İnsan beyninde cinsiyet farkı ve transseksüellikle ilişkisi 

    Transseksüeller, çocukluk çağlarından başlayarak yanlış cinsiyette doğmuş olduklarına ilişkin güçlü duygulara sahiptirler.Transseksüelliğin mümkün psikojen ve biyolojik sebepleri uzun yıllar tartışma konusu olmuştu [1,2]. Burada, cinsel davranış için temel bölge olan bir beyin alanı [3,4], “stria terminalis”in yatak çekirdeğinin merkezi alt bölümü (BSTc) hacminin erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğunu gösterdik. Biyolojik erkek transseksüellerde dişi hacimli BSTc bulundu. BSTc’nin hacmi yetişkinlikteki cinsiyet hormonlarından etkilenmemiştir ve cinsel yönelime de bağlı değildir. ıncelememiz, biyolojik erkek transseksüellerde bir dişi beyin yapısı olduğunu gösteren ve ‘oluşum aşamasındaki beyin ile cinsiyet hormonları arasındaki bir etkileşimin sonucu olarak cinsel kimlik oluşur’ [5,6] hipotezini doğrulayan ilk incelemedir.

    Transseksüellerin hormon seviyeleri, cinsel organları ve genetiği üzerine araştırmalar, onların durumunu açıklayan hiçbir sonuç ortaya koyamamıştır [1,2]. Deney hayvanlarında cinsel organların şeklini doğum öncesinde belirleyen cinsiyet hormonları, cinsel bakımdan ikişekillilik gösteren deney hayvanlarında beynin fonksiyonuna ve yapıya tesir eder [6,7]. Transseksüellerde beynin cinsel farklılaşması hipotezine bu açıdan bakıldığında, gövdenin cinsel farklılaşması gözlenememektedir. Birkaç yıl önce cinsiyete ilişkin çeşitli anatomik farklar ve cinsel yönelim insan hipotalamusunda gözlemlendi (bak [6]), fakat karşı cins özdeşleşmesi (transseksüellik) kavramına ilişkin şimdiye dek herhangi bir “neuroanatomical” araştırma yoktu.

    t1

    şekil 1: şemada (BST) “stria terminalis”in yatak çekirdeğinin iki alt bölümü tarama çizgileri ile belirlenmiştir. BSTc and BSTv: BST’nin merkezi ve karın alt bölümleri; III: üçüncü karıncık; AC: anterior commissure; FX: fornix; IC: internal capsule; LV: yan karıncık; NBM: nucleus basalis of Meynert; OT: optic tract; PVN: paraventricular çekirdek; SDN: cinsel olarak ikişekillilik çekirdeği; SON: supraoptic çekirdek.

    Toplanması 11 yıldan fazla süren 6 biyolojik erkek transseksüelin hipotalamusunu inceledik (T1-T6); Cinsel davranış olarak transseksüeller her iki cinsede yönlenmiş olabilir diyerek cinsel olarak ikişekilli bir beyin yapısı için araştırma yaptık, fakat beyin yapısı cinsel yönelimden etkilenmemişti. Daha önceki gözlemlerimiz paraventricular nucleus (PVN), sexually dimorphic nucleus (SDN) ve suprachiasmatic nucleus (SCN)’un bu kriteri desteklemediği yönündeydi ([6] ve yayınlanmamış bilgi). Cinsel özdeşleşme başkalaşmaları için kabul edilebilir bir hayvan modeli olmadığından, aşağıdaki sebeplerden dolayı incelemek için bir uygun aday olarak (BST) dışarı alındı. Öncelikle, BST’nin kemirgen hayvan cinsel davranışında önemli bir parça rolü oynadığı bilinir [3,4]. BST’de sadece östrojen ve androjen reseptörleri bulunmaz [8,9], aynı zamanda oluşan fare beynininde ana koku merkezidir [10]. Farede BST esas olarak amigdala’dan aldığı yansımalarla preoptic-hypoşalamic region’a kesin girdiler sağlar [11,12]. Deney hayvanlarında hypoşalamus, BST ve amygdala arasındaki karşıt bağlantılar oldukça iyi dökümante edilmiştir [13-15]. Ek olarak, cinsiyet farkları, gelişim aşamasında gonadal steroid’lerden etkilenen kemirgenlerde BST’nin hücre sayısı ve boyutlarıyla tarif edilmiştir [16-18]. Üstelik insanlarda BST’nin kısmi kuyruk parçası (BNST-dspm), erkeklerde kadınlardan 2.5 kere daha büyük olarak rapor edilmiştir [19].

    şekil 1 de BST’nin yeri gösterilmiştir. BST’nin merkezi parçası(BSTc) onun somatostatin hücreleri ve vasoactive intestinal polypeptide (VIP) canlandırması ile karakterize edilmiştir [20]. VIP canlandırması bazında BSTc’nin hacmini ölçtük.

    t2

    (şekil. 2).
    A: Heteroseksüel Erkek B: Heteroseksüel Kadın
    Eşcinsel Erkek D: Biyolojik erkek Transseksüel

    şekil 2: BSTc’ ler vasoactive intestinal polypeptide (VIP) ile görünür duruma getirilmiştir. A: heteroseksüel erkek; B: heteroseksüel kadın; C: homoseksüel erkek; D: biyolojik erkek transseksüel. Bar = 0.5 mm. LV: yan karıncık. Not: A ve B resimlerinde BST iki parça olarak görünmektedir. küçük olan (BSTm) orta altbölüm ve büyük olanı (BSTc) merkezi altbölüm

    Heteroseksüel erkeklerde BSTc hacmi (2.49 ± 0.16 mm3), heteroseksüel kadındaki BSTc hacminden (1.73 ± 0.13 mm3) %44 daha büyüktü. (P < 0.005) (şekil 3). Heteroseksüel ve homoseksüel erkeklerin BSTc hacimleri arasında istatistiksel olarak belirgin bir fark bulunmadı (2.81 ± 0.20 mm3) (P = 0.26). BSTc homoseksüel erkeklerde heteroseksüel kadınlardan %62 daha büyüktü (P < 0.005). BSTc hacimlerine AIDS etkisi görülmedi: ıki heteroseksüel AIDS’li kadın ve üç heteroseksüel AIDS’li erkekte BSTc hacmi kendi referans grupları içinde kaldı (Fig. 3). Biyolojik erkek transseksüellerde BSTc hacmi daha küçük bulundu (1.30 ± 0.23 mm3) (Fig. 3). Bu hacim, heteroseksüel erkeklerdekinin %52 si (P < 0.005), homoseksüel erkeklerdekinin ise %46 sı (P < 0.005) kadardı. Transseksüellerdeki BSTc hacmi dişi gruptakinden daha küçük olmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak belirli bir fark değildi (P = 0.13). BSTc hacmi, incelenen referans gruplarının hiçbirinde yaşa bağlı değildi (P>0.15), averaj olarak heteroseksüel ve homoseksüel erkeklerden 10-13 yıl daha fazla yaşamış olan transeksüellerdeki küçük BSTc hacmi de bunu gösteriyor.

    Farelerdeki araştırmalar göstermiştir ki, BST gonadotrophin bırakılmasının düzenlenmesinde ve erkeksi cinsel davranışta önemli bir rol oynar [3,4,21]. ınsan cinsel davranışı üzerinde BST’nin böyle bir rolü olduğuna dair doğrudan bir kanıt yoktur. Gelişim sırasında ve yetişkinlikte cinsiyet hormonlarının beyin üstündeki etkilerinden dolayı fare beyninde nörokimyasal cinsiyet farkları olabilirliği öne sürülmüştür [22,23]. ınsanlar hakkındaki bilgilerimiz, yetişkinlikteki cinsiyet hormonu seviyelerindeki çeşitlilikten BSTc hacminin etkilenmediğini gösteriyor. Çok yüksek testesteron ve androstenedione kan seviyelerine sebep olan bir adrenal cortex tümörüne 1 yıl kadar dayanabilmiş ve 46 yaşında ölmüş bir kadının BSTc hacmi diğer kadınların dağılım bölgesi içindeydi (şekil 3: S1). Bundan başka, 70 yıldan fazla yaşamış iki (menopoza girmiş) kadın tamamen normal dişi BSTc gösterdi (şekil 3: M1, M2). Transseksüellerin tümünün öströjenlerle tedavi edilmelerinden sebeple, kanlarındaki yüksek östrojen seviyelerinden dolayı BSTc hacminin düşmesi mümkün olmuş olabilirdi. Bu olguya karşı kanıt olarak her ikiside küçük dişi benzeri BSTc’ ye sahip T2 ve T3 transseksüelleri gösterilebilir (şekil 3): Prolaktin seviyesi çok yükseldiğinden T2, ölümünden 15 ay önce hormon kullanmayı bırakmıştı. T3 ölümünden 3 ay önce tespit edilen sarcoma’dan dolayı hormon tedavisini durdurmuştu. Üstüne üstlük çok yüksek östrojen kan seviyeleri indükleyen feminize olmuş bir adrenal tümöründen muzdarip 31 yaşında ölen bir erkeğin buna rağmen BSTc’si çok büyüktü (şekil 3: S2).

    t3

    şekil 3: M: Heteroseksüel erkekler, HM: Homoseksüel erkekler, F: Heteroseksüel dişiler, TS: Transseksüeller. Altı transseksüel T1 den T6 ya numaralandı. Cinsiyet hormon seviyeleri normalin üstünde olanlar S1 den S4 e numaralandı. M1 and M2: menapozdaki kadınlar.

    Bizim sonuçlarımız, transseksüel grupta BSTc’nin dişi hacimli oluşunun, androjen bulunmayışından dolayı mı olduğunu da açıklamalıydı: T4 dışında hepsinin testisleri alınmıştı. Bunun üstüne prostat kanserinden dolayı ölümlerinden 1 ve 3 ay önce testisleri alınmış iki erkeği inceledik (S4 ve S3, söylendiği sırasıyla) ve bulduk ki, onların BSTc hacimleri normal erkek BSTc bölgesinin üst ucundaydı. Testisleri alınmamış tek transseksüelin (T4) BSTc hacmi ise transseksüel skorlarının ortasındaydı. (şekil 3). Transseksüellerin beşi yalnız testisleri alınmakla kalmamış, onların tümü antiandrogen cyproterone acetate (CPA) kullanmıştı. BSTc üzerinde bir CPA etkisi benzerliği görülmedi, çünkü T6 son 10 yılında ve T3 ölümünden önceki 2 yıllık sürede CPA almamıştı ve her ikiside özellikle bir dişi hacimli BSTc’ye sahipti.

    Özet olarak,gözlemlerimiz yetişkin cinsiyet hormon seviyelerindeki farklarla biyolojik erkek transseksüellerin küçük hacimli BSTc’lerinin açıklanmış olamayacağı, fakat cinsiyet hormonlarının bir düzenleme hareketi neticesinde gelişim sırasında tesis edildiği fikrini doğuyor, yeni doğmuş erkek farelerde gonadectomy ve dişi farelerde androgenization’un BST’nin nöron sayısında cidden belirgin değişiklikler indüklemesi ve cinsel iki şekilliği bastırmış olması bu fikri desteklemektedir [17,18].

    Hayvanlardan sağlanan bilgilerle birlikte dikkate alındığında incelememiz, “cinsel özdeşleşme başkalaşımları oluşum aşamasındaki beyin ile cinsiyet hormonları arasındaki bir etkileşimin sonucu olarak gelişebilir” hipotezini destekler [5,6]. Genetik faktörlerin doğrudan etkisi hayvan deneyleri temelinde dikkate alınmış olacaktır [24].

    Transseksüellerin cinsel yönelimleri ile BSTc hacimleri arasında onlar erkek yönelimli (T1, T6), dişi yönelimli (T2, T3, T5) ya da her ikisi (T4) olsa da olmasa da bir ilişki bulamadık. Bundan başka, heteroseksüel ve homoseksüel erkeklerin BSTc hacimleri, cinsel yönelim BSTc hacmini düşürür fikrini güçlendiren bir fark değildi. Ek olarak, erken geçiş yapan (T2, T5, T6) ve geç geçiş yapan (T1, T3) transseksüeller arasında BSTc hacimleri bakımından fark yoktu. ılginç olanı, transseksüellerdeki çok küçük BSTc hacmi çok yerel bir beyin farkı olarak görünür. Diğer üç hypoşalamic nuclei’nin (PVN, SDN, SCN) aynı kişilerde benzer değişiklikler gösterdiğini gözlemleyemedik (unpublished data). Bu nuclei’lerin tüm gelişimlerini aynı zamanda yapmamasından ya da cinsiyet hormon reseptorlerinin bulunmasına veya aromatase’ına bağlı olarak BST ve bu nuclei’ler arasında bir farktan dolayı bu böyle olabilir. Biz şimdi cinsel yönelim ve cinsiyetle beyin ilişkisini, çeşitli hipoşalamic nuclei’de cinsiyet hormon reseptorlerinin dağılımı ve aromatase aktivitesi bakımından inceliyoruz.

    MEşODS. (Bu bölümde BSTc hacminin nasıl ölçüldüğü anlatılıyor. Çok fazla teknik bilgi gerektirdiğinden Türkçe’ye çevrilmedi. Bu teknik bilgiye ilgi duyanlar zaten anlar.) Brains of 42 subjects matched for age, postmortem time and duration of formalin fixation were investigated. şe autopsy was performed following şe required permission. For immunocytochemical staining of VIP, şe paraffin sections were hydrated and rinsed in TBS (Tris-buffered-saline: 0.05 M tris, 0.9% NaCl, pH 7.6). şe sections were incubated wiş 200 µl anti-VIP (Viper, 18/9/86) 1:1000 in 0.5% triton in TBS overnight at 4° C. şe immunocytochemical and morphometric procedures were performed as described extensively elsewhere [25-27]. In brief, serial 6 m m sections of şe BSTc were studied by means of a digitizer (Calcomp 2000) connected to a HP-UX 9.0, using a Zeiss microscope equipped wiş a 2.5x objective and wiş 10x (PLAN) oculars. Staining was performed on every 50ş section wiş anti-VIP. şe rostral and caudal borders of şe BSTc were assessed by staining every 10ş section in şe area. şe volume of şe BSTc was determined by integrating all şe area measurements of şe BSTc sections şat were innervated by VIP fibres. In a pilot study, şe size of şe BSTc was measured on boş sides in eight subjects (five females and şree males) and no left-right asymmetries were observed: şe left BSTc (1.71±0.16 mm3) was comparable in size to şat of şe right BSTc (1.83±0.30 mm3) (P=0.79). No asymmetry was observed in şe BNST-dspm eişer [19]. şe rest of our study was şerefore performed on one side of şe brain only. Brain weight of şe male transsexuals (1385±75 g) was not different from şat of şe reference males (1453±25 g) (P=0.61) or şat of şe females (1256±35 g) (P=0.23). şe cause of deaş of şe six transsexuals was suicide (T1), cardiovascular disease (T2,T6), sarcoma (T3), AIDS, pneumonia, pericarditis (T4) and hepatitic failure (T5). Sexual orientation of şe subjects of şe reference group (12 men and 11 women) was generally not known, but presumably most of şem were heterosexual. Sexual orientation of nine homosexuals was registered in şe clinical records [28]. Differences among şe groups were tested two-tailed using şe Mann-Whitney U test. A 5% level of significance was used in all statistical tests.

    Acknowledgements

    We şank Mr. B. Fisser, Mr. H. Stoffels, Mr. G. van der Meulen, and Ms. T. Eikelboom and Ms. W.T.P. Verweij for şeir help, and Drs. R.M. Buijs, M.A. Corner, E. Fliers, A. Walter and F.W. van Leeuwen for şeir comments. Brain material was provided by şe Neşerlands Brain Bank (coordinator Dr. R. Ravid). şis study was supported by NWO.

    References

    Money, J. and Gaskin, Int. J. Psychiatry, 9 (1970/1971) 249.
    Gooren, L.J.G., Psychoneuroencrinology, 15 (1990) 3-14.
    Kawakami, M. and Kimura, F., Endocrinol. Jap., 21 (1974) 125-130.
    Emery, D.E. and Sachs, B.D., Physiol. Behav., 17 (1976) 803-806.
    Editorials Lancet, 338 (1991) 603-604.
    Swaab, D.F. and Hofman, M.A., TINS, 18 (1995) 264-270.
    Money, J., Schwartz, M. and Lewis, V.G., Psychoneuroendocrinology, 9 (1984) 405- 414.
    Sheridan, P.J., Endocrinology, 104 (1979) 130-136.
    Commins, D. and Yahr, D., J. Comp. Neurol., 231 (1985) 473-489.
    Jakab, R.L., Horvaş, T.L., Leranş, C., Harada, N. and Naftolin, F.J., Steroid Biochem. Molec. Biol., 44 (1993) 481-498.
    Eiden, E.L., Hökfelt, T, Brownstein, M.J. and Palkovits, M., Neuroscience, 15 (1985) 999-1013.
    De Olmos, J.S. In: Paxinos, G. (Ed.), şe Human Nervous System, Academic Press, San Diego, 1990, pp. 597-710.
    Woodhams, P.L., Roberts, G.W., Polak, J.M. and Crow, T.J., Neuroscience, 8 (1983) 677-703.
    Simerly, R.B., TINS, 13 (1990) 104-110.
    Arluison, M., et al., Brain Res. Bull., 34 (1994) 319-337.
    Bleier, R., Byne, W. and Siggelkow, I., J. Comp. Neurol., 212 (1982) 118-130.
    Del Abril, A., Segovia, S. and Guillamón, A., Dev. Brain Res., 32 (1987) 295-300.
    Guillamón, A., Segovia, S. and Del Abril, A., Dev. Brain Res., 44 (1988) 281-290.
    Allen, L.A. and Gorski, R.A., J. Comp. Neurol., 302 (1990) 697-706.
    Walter, A., Mai, J.K., Lanta, L. and Görcs, T.J., Chem. Neuroanat., 4 (1991) 281-298.
    Claro, F., Segovia, S., Guilamón, A. and Del Abril, A., Brain Res. Bull., 36 (1995) 1-10.
    Simerly, R.B. and Swanson, L.W., Proc. Natl. Acad. Sci. U.S.A., 84 (1987) 2087- 2091.
    De Vries, G.J., J. Neuroendocrinol., 20 (1990) 1-13.
    Pilgrim, Ch. and Reisert, I., Horm. metab. Res., 24 (1992) 353-359.
    Swaab, D.F., Zhou, J.N., Ehlhart, T. and Hofman, M.A., Brain Res., 79 (1994) 249- 259.
    Zhou, J.N., Hofman, M.A. and Swaab, D.F., Neurobiol. Aging (1995) in press.
    Zhou, J.N., Hofman, M.A. and Swaab, D.F., Brain Res. 672
    Swaab D.F. and Hofman M.A., Brain Res., 537 (1990) 141-148.

    Correspondence and requests for materials to:

    J.-N. Zhou, M.A. Hofman and D.F. Swaab
    Graduate School Neurosciences Amsterdam
    Neşerlands Institute for Brain Research
    Meibergdreef 33
    1105 AZ Amsterdam ZO
    şe Neşerlands

    L.J.G. Gooren
    Department of Endocrinology
    Free University Hospital
    1007 MB Amsterdam
    şe Neşerlands
    Email: lgooren@inter.nl.net

     

    Araştırma J.-N. Zhou, M.A. Hofman, L.J. Gooren ve D.F. Swaab tarafından yapıldı. (1997)
    Alıntı: Bu inceleme http://www.symposion.com/ijt/ijtc0106.htm adresinde ıngilizce yayınlanmıştır.
    Burada Türkçe çevirisini okuyacaksınız. Bazı teknik terimler çevirilememiştir.
    geocities.com/Wellesley/3116/brain.html
    Not: Geocities 2009’da kapandı

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 16:01 on 4 October 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Cinsiyet Kimliği,   

    Transseksüellik ve Cinsel kimlik 

    Transseksüelliği anlayabilmek için bazı kavramların anlamlarını iyi anlamamız gerekmektedir. Bu kavramlar insan cinselliğinin bütününü oluştururlar. Bunlar biyolojik cinsiyet, cinsel rol ve cinsel kimlik kavramlarıdır.

        Biyolojik cinsiyet:
    Bir insanın erkek ya da dişi olmasıdır. Doğduğumuz andaki ilk belirlenen biyolojik cinsiyetimizdir.
        Cinsel rol:
    Bir kişinin dişiliğini ya da erkekliğini ifade etme biçimi, yani ne kadar kadınsı ya da ne kadar erkeksi gibi olduğudur.
    Cinsel kimlik:

    Bir kişinin kendini erkeklik ya da dişilikle özdeşleştirmesidir.

    Biyolojik cinsiyetle, cinsel rolün ayrı kavramlar olarak alma gereği, cinselliğin bedensel olduğu kadar beyinsel bir kavram olmasından kaynaklanır. ınsanların cinselliğinin toplum tarafından algılanışı insanlar, karakter ve davranışların belirli kültürel kalıplara uyması ölçüsünde dişi ya da erkek nitelikli sayılırlar şeklindedir. Ancak cinsel rolün, toplum tarafından algılanışı ile bizzat kişi tarafından algılanışı farklıdır. Bir örnekle açıklarsak, dış cinsel organlarından dolayı çevresi tarafından erkekliğe uygun görülen kişi, kendini tam ters yönde algılayabilir. Yani kendisine yakıştırılan cinsel rol ile kendine yakıştırdığı cinsel kimliği farklı olabilir. Uzun vade de bu kişinin cinsel rolüyle değil de cinsel kimliği ile bütünleşmesi, yani erkek cinsel organlarından dolayı kendisine uygun görülen erkek rolüne göre yetiştirilmesine rağmen dişi kimliğini benimsemesi çok mümkündür. Bu tür durumlar çok sık görülmemekle birlikte insanların cinsel kimliğinin fiziksel durumları ve görünüşteki davranışları ile değil, yalnız ve yalnızca kendilerini dişilik ya da erkeklikle özdeşleştirmeleri ile belirlendiği ortaya çıkar.

    ınsanların büyük çoğunluğunda cinsel kimlik ile cinsel rol gerek toplumsal algılanışı gerekse kendi algılayışı bakımından aynıdır. Yani çoğu erkek yalnızca erkeklik rolünü oynamaz, aynı zamanda onu özümser ve benimser. Bir çocuk doğduğunda dış cinsel organlarına bakılarak hemen cinsiyeti tespit edilir ve o andan itibaren takılan adla, giydirilen renkle, alınan oyuncakla ve desteklenen davranışlarıyla diğer cins ile aralarında farklar yaratılmaya başlanır. 3-4 yaşlarındaki bir çocuk kendini erkeklik ya da kadınlıkla özdeşleştirmiş olur ve tipik erkek ya da kadın davranışını üstlenir. Böylece çocuk henüz kendi başına karar alabilecek duruma gelmeden cinsel rolü, biyolojik cinsiyetine uydurulmuş olur. Bu kurala uymayan durumlar istisnalar ya da sapmalar olarak ele alınır. Tamamen kadın ve tamamen erkek olanların iki ucu oluşturacaklarından hareketle bunlar arasında kalan ve büyük çeşitlilik gösteren fiziksel ya da ruhsal sapmalar demetine intersex adı verilir.

    Transseksüellere uygulanan ve aslında pek titizlikle seçilmiş bir kavram olmayan cinsiyet değiştirme kavramı yerine cinsiyetin düzeltilmesi kavram olarak daha doğrudur. Çünkü bir insanın cinsel kimliği değiştirilemediğine göre cinsiyetini gerçek anlamda değiştirmek olanaksızdır. Cinsiyetin tespiti için doğumda dış cinsel organların görünümünü kıstas almak yanlış bir davranış değildir. Çünkü büyük bir çoğunlukla, tespit edilen cinsiyetle sonradan ortaya çıkan cinsellik ve cinsel rol, cinsel kimlikle denk düşmektedir. ınsanın cinsel kimliği doğuştan var olan özelliklerdendir. Ancak insan cinsel varlığının farkına varana değin anlaşılamaz. Bu bakımdan transseksüellik daha çocukluk çağlarında kendini belli eder. Transeksüelliğin teşhisine ve tedavisine ilişkin uluslararası sağlık standardları 1979 da yayınlanmış, B.M. Dünya Sağlık Teşkilatınca kabul edilmiştir. Tıbben Gender Disphoria adı verilen transseksüelliğin, teşhis edilmesi için aranan nitelikler bilimsel olarak belirlenmiştir. ılk cinsiyetin düzeltilmesi ameliyatı tam olmasa da 1912 de Berlin’de biyolojik kadın transseksüellere uygulandı. Yine Berlin’de biyolojik erkek transseksüellere ilk ama tam gerçekleşmeyen bir ameliyat 1920 de gerçekleştirildi. ılk tam anlamıyla gerçekleşen ameliyat 1931 de Berlin’de yapıldı. Ameliyattan sonra Dorchen adını alan Rudolph 10 yıldan fazla Dr. Hirschfeld’in enstitüsünde hizmetçi olarak çalıştı. ılginçtir ki, bu ameliyat ve sosyal kimlik bilgilerinin değiştirilmesi Nazi Almanya’sında yasaldı. Bazı Avrupa ülkeleri örneğin ısveç 1972 de, Almanya 1981 de, ıtalya 1982 de, Hollanda 1985 de ve Türkiye 1988 de bu işlemi yasal hale getirdi.

    Cinsel organları incelendiğinde bir transseksüel hiç kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kadın ya da erkektir ve çoğu kez üretken durumdadır. Ama kendini başka cinsiyetteki bir bedenin içinde tutsak hisseder ve kendisine yakıştırılan cinsel rolden sorumlu olan cinsel organlarından nefret eder. Yani biyolojik cinsiyeti ile cinsel kimliği arasında bir uygunsuzluk vardır ve bunun düzeltilmesi gerekir.

    Çoğunlukla cinsiyet ile cinsel kimlik arasındaki zıtlık ve bunun açıklanmasındaki zorluk anksiyete, depresyon gibi bazı psikolojik rahatsızlıklar biçiminde kendini ortaya koyar. Bu gibi durumlar tıbbi yardım gerektirdiğinden ilk teşhis terapist tarafından konulur. Transseksüel kişinin cinsiyetinin düzeltilmesi arzusu geçirdiği depresyonun şiddetiyle genellikle doğru orantılıdır. Kişi ya tamamen yaşamından ya da toplumsal konumundan vazgeçmek kararını vermek zorunda kalır. ıstatistiklere göre transeksüellerin %20 si 1. şıkkı seçmektedir. Aslında toplumsal açıdan bakıldığında her iki seçimde bir bakıma intihardır. ıkinci şıkkın bir intihar konumundan çıkarılması için toplumun bu konuda eğitilmesi önem kazanır. Kararını önce ailesine söyler, genellikle bu evlat ailesi tarafından reddedilir. ış yerinde patronuna söyler, genellikle işinden atılır. Gerçek kimliğinde daha mutlu ve dengeli bir insan olarak toplumda faydalı bir birey olarak yaşaması mümkünken toplum tarafından dışlanan bu kişi yasal olmayan yollara başvurmak zorunda bırakılarak toplum açısından asalak bir birey durumuna gelir. Bu insan savurganlığından başka bir şey olmadığı gibi toplumsal kalitenin de bozulmasına yol açar. Bu insanın tek kusuru cinsel yönden hatalı/sakat doğmuş olmasıdır.

    Cinsiyetin düzeltilmesi için ameliyat yasalsa da bu yeterli değildir. Ayrıca ömür boyu sürecek hormon tedavisi ve bir takım estetik ameliyatlar geçirmesi gerekir. Bu oldukça yüksek bir maddi yük getirir. Bugünkü(1997) koşullara bu miktar 2 Milyar TL.nin üstündedir.Ayrıca daha da zor olanı biyolojik erkek bir transseksüelin sadece yüzündeki kıl sayısı 30,000 civarındadır ve bunların kökleri elektrikle yakılarak, 1-2 saatlik seanslarla 300-500 saatte alınabilmektedir. Bu işlemin toplam faturası cinsiyeti düzeltme ameliyatının faturasının çok üzerindedir ve 1-2 yıl sürer. Sadece hormon tedavisinin aylık gideri (1997) 5 Milyon TL. civarındadır. Gardrobunu yeni baştan oluşturmak zorundadır. En önemlisi yaşamak istediği cinsel rolün toplum tarafından kabul edilebilmesi için cinsel rolün gerektirdiği davranış modeline uyum sağlaması gereklidir. Bu davranış modeli normal bir insana daha çocukluğundan başlayarak, yetişkin bir insan olana kadar ailesi ve arkadaşları tarafından öğretilerek, özendirilerek, düzeltilerek uzun bir zaman dilimi içinde yerleştirildiği halde, bu kişilerden bu davranış modeli sanki insanın doğal bir yeteneği imiş gibi hemen bu modele uygun davranması beklenmektedir. Hormon tedavisi ile bir biyolojik erkek transseksüelin nispeten kabul edilebilir bir kadın görünümü alması ve davranış modelini oturtması en az iki yıl, tamamen bir kadın görünümü alması ise 8 yıl sürmektedir. Batı ülkelerinde bu süreç içindeki eğitim ve tıbbi destek, bu konuda uzmanlaşmış personel tarafından profesyonel bazda verildiği halde, ülkemizde bir transseksüel bu eğitimi ancak transseksüel arkadaşlarından amatör bazda alabilmektedir.

    Transeksüelliğin teşhisi ve tedavisine ilişkin sağlık standardları 1979 da belirlenmiştir. Bir çok ülkede uygulanan sistem: Transseksüel teşhisi konan kişi terapisti tarafından cinsiyetin düzeltilmesi için fiziksel ve ruhsal desteği sağlamakla yükümlü merkezlerden birine tavsiye edilir. ılk 3-4 aylık hormon tedavisinden sonra bireyin karşı cinsiyetin cinsel rolünde toplum içinde en az 2 yıl, günde 24 saat, hormon tedavisi görerek yaşaması istenir. Bu süreç için kendisine karşı cinsiyetin kimliği ve hakları yasal olarak sağlanır. Yani bir biyolojik erkek transseksüel cinsiyetin düzeltilmesi ameliyatını geçirmeden önce yasal kimlik bilgileri kadın olarak değiştirilerek en az iki yıl bu rolde yaşar. Bu süre içinde kendisine bu role uyum sağlaması için gerekli tüm eğitim ve ruhsal destek verilir. En az 1 yıl sonra yeni rolüne sağladığı uyuma göre kendisine ameliyat izni verilir veya bu denemeye devam etmesi istenir. (Amerika, Fransa, ısviçre, Yugoslavya, Avusturya, v.s.)

    Ülkemizdeki durum ise çok farklıdır. Bir transseksüelin yasal olarak kimlik bilgilerinin değişebilmesi için, bu ameliyatı geçirmiş ve ruhsal kimliği ve davranışlarıyla yeni cinsiyetinin gerçek bir üyesi durumuna gelmiş olması gereklidir. (Türkiye, Almanya, ıtalya, Hollanda ve ısveç) Bu durumda ameliyat öncesi gerçek yaşam testi yasal olarak uygulanabilir değildir. Bir transseksüel en azından, emniyet birimlerinin arasıra yaptığı kimlik kontrollerinde kimliğini ispatlıyamıyacağından şüpheli şahıs olarak göz altına alınacaktır. Böylece toplumsal baskı yanında, yasal bakımdan illegal bir kişi haline gelmek te göze alınması gerekli engellerden biri olarak karşısına çıkar. Herşeyi göze alan transseksüeller ameliyat olup, resmen kimliğini alabilir duruma gelene kadar uygulanan toplumsal ve yasal baskılar nedeniyle toplum açısından çoğunlukla sağlıksız bireyler haline gelmektedirler. Bir transseksüelin en doğal hakkı olan (toplumun büyük çoğunluğunun zaten doğal hakkı olan) cinsel kimliğine uygun ve yasalara uygun yaşama hakkı yetersiz düzenlemelerle kişinin elinden alındığı gibi, toplumsal yapıda istenmeyen bozulmalara da sebep olmaktadır. Yine de ülkemizdeki bu yasa Brezilya gibi bazı ülkelerin yasalarından daha medenidir.
    ilk olarak 09.Ağustos 1997 de hazırlandı ve 12 Ocak 2000 de yeniden düzenlendi.
    geocities.com/Wellesley/3116/first.html

    Not: Geocities 2009’da kapandı

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 11:52 on 30 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Cinsiyet Kimliği   

    Cinsel Yönelim Nedir? 

    Amerikan Psikologlar Birliği’ne göre. . .

    Cinsel yönelim, erkekler, kadınlar veya her iki cinsiyet için kalıcı bir duygusal, romantik ve / veya cinsel uyarılma paterni anlamına gelir. Cinsel yönelim, aynı zamanda bu ilgi çekici yerlere, ilgili davranışlara dayanan bir kişinin kimliğini ve başkalarının topluluğuna üye olmayı ifade eder. Birkaç on yıl boyunca yapılan araştırmalar, cinsel yönelimin, özel çekiciliğinden diğer cinsiyete, özel çekiciliğine ve aynı cinsiyetten cinsel ilişkiye kadar sürdüğünü göstermiştir. Bununla birlikte, cinsel yönelim genellikle üç kategori olarak tartışılır: heteroseksüel (diğer cinsiyet üyelerine duygusal, romantik, ya da cinsellik çekicilikleri olan), eşcinsel / lezbiyen (bir kişinin ownsex üyelerine duygusal, romantik, ya da cinsellik çekimleri olan) ve biseksüel hem kadınlara hem erkeklere duygusal, romantik veya cinsel çekicilikte olan) .Bu dünyadaki çeşitli kültür ve uluslarda bu tür davranışlar ve atraksiyonlar tanımlanmıştır. Birçok kültür, bu cazibe merkezlerini ifade eden insanları tanımlamak için özdeşlik etiketleri kullanır. Amerika Birleşik Devletleri’nde en sık kullanılan etiketler lezbiyenler (kadınlara çeken kadınlar), eşcinsel erkekler (erkeklere çeken erkekler) ve biseksüel insanlardır (erkekler ya da kadınlar kızak cinsiyetlerini çekmiştir). Bununla birlikte, bazı insanlar farklı etiketler kullanabilir veya hiç kullanmazlar. Cinsel yönelim, biyolojik cinsiyet (anatomik, fizyolojik) dahil olmak üzere, cinsiyet ve cinsiyetin diğer bileşenlerinden farklıdır.

    ve erkek ya da kadın olmakla ilişkili genetik özellikler, cinsiyet kimliği (erkek ya da kadın olmanın psikolojik anlamı), * ve toplumsal cinsiyet rolü (kadınsı ve erkeksi davranışı tanımlayan kültürel normlar). biyolojik cinsiyet, cinsiyet kimliği veya yaş gibi bir birey. Bu perspektif eksik çünkü cinsel oryantasyon başkaları ile ilişkiler açısından tanımlanıyor. İnsanlar cinsel oryantasyonlarını, elleri öpüşmek gibi basit eylemler de dahil olmak üzere, diğerleri ile olan davranışlarıyla ifade ederler. Bu nedenle cinsel yönelim, sevgi, bağlanma ve yakınlık için derinden ihtiyaç duyduğunu hissettiren samimi kişisel ilişkilerle yakından ilişkilidir. Cinsel davranışlara ek olarak, bu bağlar, ortaklar arasında cinsel olmayan cinsel dürtü, paylaşılan hedefler ve değerler, karşılıklı destek ve devam eden taahhüt içerir. Bu nedenle, cinsel yönelim yalnızca bireyin içindeki kişisel bir özellik değildir. Daha ziyade, birinin cinsel yönelimi, kişisel kimliğe bağlı kişilerin temel bir bileşeni olan tatmin edici ve doyurucu ilişkileri bulması muhtemel olan insan grubunu tanımlar.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın