Son Güncellemeler Sayfa 23 Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 17:10 on 15 October 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Epicenter, G Noktası, Klitoris   

    Klitoris, G-Noktası & Epicenter 

    Erkek cinsel organının fiziksel kısımlarının kadındaki karşılığı klitoris ve klitoristen rahime doğru uzanan eksendeki bazı tartışmalı yapılardır.

    Klirtoris, kadın cinsel organının küçük dudaklarının üstte birleştiği noktada yer alır. Boyu kişiden kişiye değişir. Görünenin haricinde deri altında da yapısı devam eder. Aynı peniste olduğu gibi süngersi yapılardan oluşmuştur. Duyu sinirleri açısından son derece zengindir. Klitoral uyarı tek başına orgazm için yeterli olabilir.

    G noktası, varlığı tartışmalı bir noktadır. Vajina ile idrar kanalı arasında kalan bölgede bulunur. Vajina girişinden 1-2 cm. uzak bulunur. Bu bölgelerin uyarılmasının daha kaliteli ve güçlü bir orgazm için gerektiği düşünülür. Vagina üst duvarındaki bu alanın, penis başındaki asıl uyarı noktasının karşılığı olduğunu düşünenler vardır. G noktası vaginanın tavanında değil tavanının içinde yer alır. Eğer vajina tavanı kalın ise G noktası bulunamayabilir. Estrojen hormunun etkisi ile dokulardaki kalınlaşma G-noktasının uyarılmasında azalmaya neden olur. Cinsel ikişki sırasında da penis G-noktasını daha az uyarır.

    Epicenter anlam olarak dış merkezdir. Erkekteki prostat organının karşılığının kadınlarda vajinanın dip bölgesinin tavanında bulunduğu kabul edilir. Bu bölgeye epicenter ismi verilir.

    Cinsel ilişki öncesi G-noktası ve epicenter arasındaki bölgenin uyarılmasının hormonal metabolizmayı uyardığı ve daha kaliteli, güçlü bir orgazm sağladığı bazı kişiler tarafından yazılmıştır. Bu konularda kesin ve kabul edilmiş bir bilgi yoktur. Ancak daha iyi ve kaliteli bir orgazm için eşlerin birbirlerini bu kadar detaylı uyarması muhakkak iyi sonuçlar verecektir. İyi ve kaliteli bir orgazmın arkasında her zaman anlayış, sabır ve uyum vardır.

    Kaynak: kadinlar.com – 15 Ekim 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 16:22 on 15 October 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Feromon, Feromonlar   

    Feromonlar 

    Heyecan veya Uyarı Habercileri
    Feromonlar, bir canlıdan salgılandıktan sonra aynı türden başka canlılarda davranış değişikliklerine yol açan koku benzeri ama genellikle kokusuz kimyasal maddelerdir. Kısacası feromonlar, aynı türden bireyler arasında iletişim sağlıyan maddelerdir. Bir dişi hayvanın yumurtlama zamanını erkek hayvanlara bildirerek çiftleşmeye çağıran, karıncaların sosyal hayatlarını düzenliyen, kraliçe arı hariç tüm dişi arıların üremelerini engelliyerek işçi olarak çalışmalarını sağlıyan, hep feromonlardır.

    Feromonlar son derece etkili, genellikle kokusuz, uçucu maddeler oldukları icin algılandıktan sonra bilinçsiz olarak davranışları etkilerler. Feromonların etkilediği bilinen davranışlar, daha çok üreme (estrus, çiftleşme, emzirme) fonksiyonlarının kontrolü ile ilgilidir.

    Feromon (PHEROMONE) kelimesi kökünü eski yunancadan alan bir kelimedir. Phero (heyecan)+hormone (taşıyıcı) kelimelerinden oluşmuştur. Feromon kelimesinin sözlüklere girmesi 1950’lerden sonra olmuştur. Dişi kelebeklerin (Lasiocampa quercus) salgıladığı bir kokunun erkek kelebekleri çektiğini ve ortamda bulunan diğer kokuların bunu engelliyemediğini ilk 1800’lerin son yıllarında gözlenmişse de, ilk feromon 1956 yılında dişi ipek böceği kelebeğinden (Bombyxmori) izole edilmiş ve bombykol adı verilmiştir. Bir molekül bombykolün, bir erkeği çağırmak için 5 km. uzaklıktan etkili olduğu bilinmektedir. Böceklerin antenleri feromonları algılıyamaya hazır bekliyen yapılardır.

    Böcekler (arılar, karıncalar,…) gibi az gelişmis türlerde feromonlar, haberleşme aracı olarak sosyal hayatın düzenlenmesinde ve üremede çok önemli rol oynamaktadırlar. Türler geliştikçe iletişimde ses ve vücüt hareketlerini kullanmaya başlasalar da feromonlar, çeşitli davranışların belirlenmesinde önemini korumaktadır. Daha gelişmiş memelilerde de feromonlar çesitli davranışları ve fizyolojik olayları etkilemektedir. Dişilerden salgılanan feromonların erkekleri cezbettiği, erkeklerden salgılanan feromonların ise estrusun başlamasını ve ovülasyonu düzenlediği bilinmektedir. Örneğin, erkek hayvanın bulunmadığı sürülerde dişi koyun ve keçilerin estrus sikluslarının bozulduğu gösterilmiştir.

    Feromonların davranış üzerinde en etkili olduğu bilinen memeliler kemirgenlerdir. Dişi farelerinin estruslarının erkek farelerin varlığı ile başladığı ve regüle olduğu hatta eşinden başka erkek sıcanla yaşamaya başlıyan dişi gebe sıçanların düşük yaptığı, bilinen bir gerçektir. Ayrıca, farelerde feromonların bilgi aktarmada bile rolü olduğu bilinmektedir. Memelilerde feromonları algılamaktan sorumlu organ, vomeronasal organdır. Burun tabanına yerleşmis çift taraflı organ, çeşitli reseptörlerle feromanlardan gelen haberleri beyine göndererek davranış ve üreme ile ilgili fonksiyonları etkilemektedir.

    İnsanlardan feromonların salgılanıp salgılanmadığı veya bazı hayvan feromonlarının insanlar üzerinde etkili olup olmadığı, tartışılan bir konudur. Bu konuda hem bilimsel hem ticari çalışmalar vardır. İnsanlarda feromonlar yoktur ve etkili olamaz savını ileri sürenleri destekliyen bulgular şunlardır:

    • İnsanlar gelişmiş yaratıklardır (?), davranışların bu kadar basit bir şekilde tek bir faktörle kontrol edilmediği kesindir. Davranış tek bir duyunun kontrolü altında değildir, çeşitli uyarılardan gelen bilgiler işlenip değerlendirildikten sonra belirlenir.
    • İnsanlarda çoğalma ile ilgili davranışlar hormonal değişikliklerden etkilenmez (sex sadece yumurtlama devresinde yapılmaz).
    • Annelik duygusu ve davranışları gebelik ve emzirmeden bağımsızdır.

    Diğer yandan feromonlar insanlarda da önemli olabilir savını destekliyen bulgularda vardır.

    • Fetüste vomeronasal organ vardır, fakat doğumdan sonra dumura uğrar. Bu organ bir bebeğin annesini tanımasında önemli olabilir.
    • Yapılan bir çalışma erişkinlerin %8’inde çift, %22’sinde tek taraflı vomeronasal organ bulunurken, %70’inde bulunmadığını göstermiştir. Ancak bu organların fonksiyonel olduğu gösterilmemiştir.
    • Çeşitli kokuların insanları etkilediği bilinmektedir. Parfümlerde misk, amber, civet gibi hayvan feromonları kullanılmakta ve etkili oldukları iddia edilmektedir.

    İnsanlarda ter ve vajinada bulunan androstandienone ve estratetraenolun feromon olduğu gösteren çalışmalar vardır.

    Bir arada yaşıyan kadınların adet dönemlerinin senkronize olduğu bilinmektedir.

    Yapılan bir bilimsel çalışma, kadınların koltuk altından alınan salgıların başka kadınların adet evrelerini ve uzunluğunu etkilediğini göstermiştir (Nature,392,177-79,1998).

    • Ayrıca Amerika Birleşik Devletlerinde Athena Enstitüsünde yapılan araştırmalar insanların da feromonlar salgıladığını ve bunların bazılarının karşıt cins üzerindeki cazibeyi artırdığını, seks hayatını etkilediğini göstermektedir.
    • Hatta etkileri bilimsel olarak tartışmalı olsa da, piyasada hayvan (domuz, ayı..), veya yapay feromonlar içeren karşı cinsi çıldırtığı iddia edilen çeşitli parfümler, traş kolonyaları bulunmaktadır.

    Sonuç olarak, hayvanların davranışlarında ve üremelerinde çok önemli rolü olduğu bilinen feromonların, insanlarda salgılanıp salgılanmadığı ve etkileri hakkında kısıtlı ve tartışmalı bilgiler bulunmaktadır. Ama eğer insanlarda feromonlar salgılanıyorsa, bunlar bilinç altı yönlendirilen davranışlarda ve dolayısı ile kader kısmet kavramında rolü olabilecek önemli kimyasallardır. İnsan feromonlarının bilimsel olarak tanımlanması ve etkilerinin anlaşılması büyük olasılıkla hayatımıza renk ve bazı hastalıkların tedavisinde yarar sağlayacaktır.

    Kaynak: kadinlar.com – 15 Ekim 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 16:11 on 15 October 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ergenlik, Genler, , Meme Gelişimi   

    Ergenlik Döneminde Meme Gelişimindeki Farklılıklar 

    Ergenlik dönemi hormonlar tarafından yönetilen bir gelişme dönemidir. Ergenlik döneminde hormonların etkilerinin fiziksel değişikliklere neden olmaya başlamadığı bir dönem vardır. Bu dönemden sonra hormonların vücudun fiziksel yapısında oluşturdukları etkiler görünmeye başlar. Fiziksel gelişmeler kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Genç kızların meme olgunlaşması da başta genetik faktörler olmak üzere, ergenlik döneminde hormonlarca kontrol edilen bir süreçtir. Bazı genç kızlarda meme olgunlaşması ve son şeklini alması 12 yaşında olabilirken bazı genç kızlarda 17 yaşına kadar hiç bir olgunlaşma belirtisi olmayabilir. Her iki gelişimde normaldir. Meme büyüklüğünü ve şeklini belli eden en etkili faktör genlerdir. Genlerin taşıdığı bilgi doğrultusunda meme olgunlaşması hormonlarca oluşturulur. Hormonların salgılanmasındaki farklılıklar meme gelişiminin daha ilerki yaşlara doğru kaymasına neden olur.

    Ergenlik döneminde ki genç kızlar için meme gelişimi büyük bir özellik taşır. Bu evredeki genç kızlar kendilerini çevrelerindeki diğer kızlar ile karşılaştırır. Meme gelişimi geç başlayacak olan kızlar için oldukça zor bir dönemdir. Ailelerin mutlaka bu konuda açıklayıcı olması ve bilgi vermesi gerekir. Meme gelişiminin geç başlaması memenin küçük kalacağı anlamını taşımaz, daha öncede belirtildiği gibi genetik faktörler şekil ve büyüklüğü belirler. Meme gelişimi daha erken yaşlarda başlayan genç kızlarında karşılaştıkları sorunlar vardır. Bu sorunların başında çevresindekilerin onu utandırıcı davranışlarıdır. Bu dönemde memelerin hızlı gelişine uygun sütyen bulunamaması göğüsleri daha da belirgin hale getirmekte ve sık ık bu konuda arkadaşları ve yakın çevresi tarafından kızdırlmaktadır. Ailelerin kızlarına bu hassas dönemlerinde özel olarak destek vermeleri gerekir. Genç kızın yaşadığı olayın ne olduğu ona anlatılmalı, örnekler verilmeli ve bu yaşadığı deneyimin sadece ona ait bir sorun olmadığı vurgulanmalıdır.

    Meme gelişimi bazen erken, bazen de geç kalsada genelde normal olarak gelişimini tamamlar. Genç kızların bu konudaki en büyük yardımcıları zaman olacaktır.

    Kaynak: kadinlar.com – 15 Ekim 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 15:54 on 15 October 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Adet Görmek, Adet Kanaması, Ay Başı Olmak, Mensturasyon, Regl Olmak   

    Adet Görme 

    Her ay, uterus (rahim) kendisini muhtemel bir hamilelik için hazırlar. Bu hazırlık tamamen hormonlarca düzenlenir. Uterus duvarları kalınlaşır ve kan damarları artar. Yumurtalıklar tarafından, her ay bir tane yumurta olgunlaştırılır ve serbest hale getirerek uterusun devamı olan Follop boruları ile uterus içerisine doğru, erkekten gelecek spermler ile birleşmek üzere yollanır. Eğer OVUM (kadının yumurta hücresi) ve SPERM (erkeğin eşeysel hücresi) birleşirlerse döllenme gerçekleşir.

    Sperm ve ovum. Eğer bu döllenmiş yumurta uterusa gelmez ise, bütün bu hazırlıklar, yine hormonların kontrolunda özelliklerini kaybederler ve dökülürler (rahim duvarlarında oluşan kalınlaşma ve damarlaşma). Bu döküntüler 30 – 80 ml kan kaybı ile birlikte vagina yolu ile olur. Bu düzenli olay, latincede AY anlamını taşıyan kelime mensis ile adlandırılmıştır. Mensturasyon, genellikle Period olarak isimlendirilir. Ülkemizde de “AY BAŞI OLMAK”, “REGL OLMAK”, “ADET KANAMASI” gibi isimlerle de anılmaktadır.

    Uterusun bu gebeliğe hazırlanması ve gebelik olmazsa da bu hazırlıkların atılması olayı çok düzenli bir olaydır. Genelde 28 gün de bir olur. Bu düzene de Menstürel Siklus denir. (Ay başı döngüsü). Ay başı olmadan 14 gün önce yumurtalıklar olgunlaştırdıkları yumurtayı, döllenebilmesi için serbest bırakırlar. Bu olaya ovulasyon (yumurtlama) denir.

    Doğaldır ki, ilk adet kanamasının Ne zaman olacağını kimse bilemez. Genelde 10-14 yaşları arasında görülür. Eğer 16 yaşına kadar Adet gormeye başlamamışsanız, doktorunuza danışmanız gereklidir. İlk adetinizin ilk gününde , külotunuzda kahverengiye çalan bir leke görürsünüz. Tabi bazı kızlarda daha çok görülebilir. Bu durumda Nasıl bir hijyenik sistem kullanmalısınız?. Bu konuda 2 genel yaklaşım vardır. Hangi yöntemi seçerseniz seçin ama mutlaka ambalajları üzerindeki açıklamaları okuyunuz. İlk adetten sonra aynı ayda belki ikinci bir adet görebilirsiniz, sonrada belki iki ay hiç adet görmeyebilirsiniz. Adetlerin tam bir düzene oturması zaman ile olur ve 1-2 yıl alabilir. Belli bir düzene oturan adetleriniz, 45 yaşları civarına duracaktır. Bu döneme menopoz diyoruz. Adet dönemlerinde günlük aktivitelerinizi aynen yapabilirsiniz. Ancak, eğer kendinizi iyi hissetmiyorsanız da kendinizi zorlamayın. Bu dönemde ter bezleri daha aktif durumdadır. Sık sık duş alın, banyo yapın.

    Kaynak: kadinlar.com – 15 Ekim 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 16:35 on 11 October 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Cinsel Eğitim,   

    Çocuğa Cinsel Eğitim İle İlgili Bilgi Verme 

    Çoğumuz cinsiyet ve üreme konusunda, anne babalarımız tarafından yeterince eğitilmemiş olmamızın acısını çekmişizdir. Bu yanlış tutumu çocuklarımıza karşı sürdürmemiz yanlış ve gereksizdir. Bizler için cinsellik ve üreme ile ilgili bilgi ne kadar önemli ise, çocuklar açısından da o denli gereklidir. Küçük çocukların cinsellikle ilgili soruları, cinsel duygular değil, üreme konusudur. Genellikle çocuklar 2-3 yaşlarında en geç 4 yaşında soru sormaya başlarlar. Bebekler nasıl olur?, Ben nereden geldim? bu soruları gerçeklere dayanarak çocuğunuzun yaşını göz önüne alarak kısaca yanıtlayın. Çocuğunuz cinsellik ile ilgili bilgileri sizden edinsin, bilgileri aktaran siz olun ki cinsiyet ve üreme ile ilgili bilgileri başkaları ile konuşması gerektiğini düşünmesin. Tartışmaktan kaçınmayın kötü, yasak, diye düşünmesin.

    Sorduğu soru ne olursa olsun (cinsellik üreme) herşeyi bir çırpıda anlatmaya çalışmayın. Kısaca sadece sorulan soruyu doğru yanıtlayın. Anne, babaların çoğu sorulan sorulan sorulara hayvanlar, böcekleri örnek gösterirler. Ancak çocuk bundan tatmin olmaz. Onları ilgilendiren gerçek olgulardır. Çocuğunuz size cinsellik ve üreme ile ilgili sorduğu soru karşısında bu ne biçim bir soru edası ile ona bakmayın. Suratınızı buruşturup telaşa kapılmayın doğal olun. Çocuğunuzun sorduğu soruyu yanıtlamanın en iyi yolu belki de döl yatağı içerisinde fetüsün ne şekilde geliştiğini gösteren resim ya da kitaplardır. Hem meraklı gözler ile izleyecek hem de soruya yanıt alacaktır. İleride doğru olarak yanıtladığınız bu bilgileri hatırlayacak, doğru kullanacaktır. Çocuklar anne-babalarından edindikleri bilgileri arkadaşları ile paylaşırlar, bunda da bir sakınca yoktur. Ancak kendi cinsel yaşantınız ile ilgili bilgileri vermeyin. Böyle bir soru sorduğunda bunun sizin için özel olduğunu, paylaşmak istemediğinizi belirtin. Çocuğunuz sizi çıplak giyinirken, görürse doğal olun sakınmayın anne’nin ya da baba’nın anatomik yapısını gözlemler. Bunu özellikle yapmayın uzun süre çıplak dolaşmayın. Çocuğunuz karmaşık duygular içinde kalabilir. Çıplaklığınızın tahrik edici, cinsel yönden uyarıcı bir nitelikte olmaması gerektiğini unutmayın.

    Hazırlayan: Banu Özkan
    kadinlar.com – 11 Ekim 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 09:06 on 10 October 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    Kadınlarda Eşcinsellik 

    Kadın eşcinselliği “lezbiyenlik”

    Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere giderek artan sayıda ülkede eşcinsel bireylerin aile kurmalarına izin verilmektedir. Hatta donör inseminasyonu (donör inseminasyonu, sperm bankasından alınan spermlerle suni döllenme yoluyla gebelik oluşturulması işlemidir, Türkiye’de uygulanmamaktadır) yoluyla iki kadından oluşan bir aile, çocuk sahibi bile olmaktadır.

    Bilim de homoseksüellik konusunda ilerlemeler kaydetmektedir ve tıp mensuplarının eğitiminde eşcinsellik giderek daha fazla konu başlığı altında ele alınmaktadır. Bugüne kadar eşcinsellik kavramı tıp kitaplarında yüzeyel olarak işlenmiş ve psikiyatri dışında kalan branşlarda eşcinsel bireylerin AIDS hastalığının yayılmasında önemli bir etken olduklarının vurgulanması dışında pek fazla ele alınmamıştır. Halbuki günümüzde artık başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerde yayınlanan tıp kitaplarında eşcinsel kadınların ve erkeklerin sağlık durumları geniş bir şekilde anlatılmakta ve konuyla ilgili araştırmalar yapılmaktadır.

    Kadın eşcinselliği kavramı 

    Kadın eşcinselliği “lezbiyenlik” en basit anlatımla kadının kendi cinsinden olan bireylere sosyal ve cinsel ilgi duymasıdır. “lezbiyen” ise kadındaki homoseksüelliğe (eşcinselliğe) halk arasında verilen bir isimdir. Homoseksüel aynı cinse ilgi duyan, heteroseksüel karşı cinse ilgi duyan, biseksüel ise her iki cinse ilgi duyan anlamında kullanılır.

    Burada aynı cinse ilgi duymakla bu ilgiyi cinsel eyleme dönüştürmenin ayrımını yapmak gerekir. Kendini eşcinsel “lezbiyen” olarak gören kadınların önemli bir kısmı bunu sosyal baskılar nedeniyle eyleme dönüştürmezler ve bir kısmı eşcinsel eğilimlerinin farkında oldukları halde ömür boyu bunu iç dünyalarında yaşadıkları ilgiden öteye götürmezler.

    Lezbiyen bir kadın böylece homoseksüel cinsellik dışında, yanlızca heteroseksüel bir cinsellik yaşayabileceği gibi, biseksüel bir cinsel davranış da sergileyebilir. Yani eşcinsellik kadının cinsel eylemleri tarafından değil cinsel ilgi odağı tarafından belirlenir.

    Görülme sıklığı nedir?

    Türkiye’ye ait veriler elimizde olmamasına karşın, Avrupa, Japonya, Amerika, Avustralya ve uzakdoğu istatistikleri kadınların %0.2’si ile %6.9’unun kendilerini “eşcinsel” olarak tarif ettiklerini göstermektedir. Bu rakamlara eşcinsel kimliğini gizleyenler eklendiğinde oranların ne olacağı ise bilinmemektedir.

    Konuyla ilgili yapılan bir çalışmada Amerikalı erkeklerin %20’sinin, kadınların ise %18’inin ergenlik dönemlerinde aynı cinsten birine karşı ilgi duyduğu ve/veya aynı cinsten biriyle cinsel beraberlik yaşadıkları saptanmıştır. Bu kişiler arasında erkeklerin %6.2’si, kadınların ise %3.6’sı son beş yılda eşcinsel en az bir deneyim daha yaşamışlardır.

    Kadın eşcinselliğin nedenleri?

    Bazı eşcinsel kadınlar henüz çocukluk dönemlerinden itibaren eşcinsel eğilimlerinin farkına varırlarken, büyük kısmı bu eğilimlerini çoğunlukla uzun süren ve çoğunlukla kendileri için tatmin edici olan heteroseksüel bir cinsel yaşam sonrası farkederler.

    Homoseksüelliğin hem genetik ile, hem de daha farklı etkenlerle yakından ilgilili olduğunu gösteren bulgular vardır. Tek yumurta ikizlerinden (bu tür ikizlikte iki bireyin genetik yapıları tamamen aynıdır) birinde homoseksüel eğilimler olduğunda, bu durumun diğerinde de ortaya çıkma olasılığının %50’den fazla bulunması genetik ile eşcinsellik arasındaki yakın ilgiyi gösteren önemli bir bulgudur.

    Bunun yanında çift yumurta ikizlerinde (bu tür ikizlikte genetik yapılar farklıdır) de her iki bireyde birden eşcinsel eğilimler ortaya çıkma olasılığının yaklaşık %20 gibi yüksek bir oran olması, olayın aynı rahimiçi ortama maruz kalmış olmanın etkileri sonucu da ortaya çıkabileceğini düşündürmektedir. Gerçekten de rahim içi dönemde gelişmekte olan bebekte üretilen bazı hormonlar bebeğin beynine direkt etkiler göstererek henüz bu dönemde cinsel kimliğe ruhsal adaptasyon sürecini başlatmaktadır.

    Erişkinlikte ise homoseksüel ve heteroseksüeller arasında hormon seviyelerinde bir farklılık saptanmamaktadır. Yani eşcinsel eğilim henüz doğmadan önce belirlenmiş gibi gözükmektedir.

    Araştırmalar, önceden düşünüldüğünün aksine eşcinsel kadınların özgeçmişinde erkekler tarafından şiddete maruz bırakılmak, tecavüze uğramış olmak gibi bir kötüye kullanım olayın olmadığını göstermektedir. Ayrıca çocuklukta erkeklerle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim, ciddi aile sorunları da eşcinseller için pek geçerli değildir. Yani sorun yetiştirilmeyle ya da erkeklerle ilgili değildir. eşcinsellerin erkeklerden nefret ettiği de doğru değildir, eşcinsel kadına erkekler cinsel açıdan çekici gelmemektedir.

    Eşcinsel kadınların önemli bir kısmı geçmişte düzenli heteroseksüel ilişkilerde bulunmuş ve bunların da önemli kısmı çocuk doğurmuş kadınlardır. Bu kişilerde eşcinselliğin daha ileri yaşlarda ortaya çıkmış olmasının nedeni muhtemelen sosyal konumları ve kişilikleri sağlamlaştıkça kendilerini daha rahat ifade edebilme yetisi kazanmaları ve kendilerine güvenleri arttıkça hayatlarını kendi istedikleri doğrultuda yaşama isteklerini eyleme dönüştürmeleridir.

    Eşcinsel kadınların önemli bir kısmı yaşamlarında belli bir aşamaya kadar ve muhtemelen büyük bir kısmı da ömür boyunca bu kimliklerini gizli tutmakta ve eşcinsellikle ilgili düşünce ve duygularını eyleme geçirmemektedirler.

    Eşcinsellik bir ruhsal bozukluk mudur?

    “Ruhsal bozukluk” ve anormal davranış, göreceli kavramlardır. Zira öncelikle normalin tarif edilmesi gerekir. Basit olarak tarif etmek gerekirse, yaşadığı toplumdaki bireylerin çoğunluğunun benimsediği davranış kalıplarını uygulayan birey “normal”, aykırı hareket eden birey ise anormal olarak adlandırılır. Bu durumda eşcinsellik anormal bir davranış olarak görülebilir. Ancak “ruhsal bozukluk ” olup olmadığını belirleyen en önemli etken kişinin kendini nasıl hissettiğidir. Toplumda yaşayan diğer bireylerin özgürlüklerine saldırıda bulunmamak, mesleki, ailevi ve sosyal yaşamını sürdürebilmek koşuluyla, kendini mutlu hisseden kişi eğilimi ne yönde olursa olsun kendini ruhsal açıdan sağlıklı görebilir.

    Eşcinsellik bir cinsel eğilim “bozukluğudur” çünkü toplumun normaline aykırı düşmektedir. Eşcinsel birey ruhsal açıdan kendini nasıl hissediyorsa öyledir. Bu durumdan rahatsız oluyorsa tedavi için başvurur. Ya da eşcinsel eğilimlerine bağlı olarak ortaya çıkan ikincil sorunların (suçluluk duyguları, toplumdan dışlanma nedeniyle ortaya çıkan yanlızlık, depresyon gibi) tedavisi için başvurur.

    2001 – http://jinekoloji.net/dosyalar/escinsel.html

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:59 on 4 October 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Feministler, , ,   

    Kadın Gözüyle Kadın 

    Yıllardır kadın güzelliği üzerine konuşur, rejim listeleri, selülit tedavileri, saç cilt bakımları hakkında birbirimize reçeteler verir dururuz. Belki bazen kendi kendimize: “Kadınlar niçin güzel olmak zorunda?” diye sorduğumuz da olmuştur. Fakat, ya üzerinde fazlaca durmadan cevabı geçiştiririz, ya da “Kendimize saygımızdan ötürü güzel olmak zorundayız.” diye düşünürüz. Oysa bu soruyu Germaine Greer yıllar önce sormuş, sorgulamış ve cevaplarını, yorumlarını derleyerek bir kitap haline getirmiş. İşte bu kitabın öyküsü ve içeriği:

    Germaine Greer otuz yıl önce “İğdiş Edilmiş Kadın-The Female Eunuch” adlı kitabını yayımladığında yer yerinden oynamıştı. Kadınların yüksek sesle konuşmalarının bile garip karşılandığı bir dönemde, bir kadının çıkıp, uluorta hem de yüksek sesle “meme”lerden, “kıç”lardan, “seks”ten, “penis”ten söz etmesi akıl alacak iş değildi. O dönemler Warwick Üniversitesi’nde profesör olan Greer, kısa sürede feminizmin güçlü seslerinden biri haline geldi. “İğdiş Edilmiş Kadın” (Türkçeye çevrildi-Pencere Yayınları) kısa sürede inanılmaz satış rekorları kırdığı gibi, kendisine de “Feminizmin Başrahibesi” unvanını kazandırdı.

    Bugün altmış yaşın üzerinde olan Greer’in uzun süredir sesi soluğu çıkmıyordu. Batıda bolca tartışma yaratan yeni kitabı “The Whole Woman-Tam Kadın” şu sözcüklerle açılıyor: “Bütün kadınlar bilir ki; başardıkları ne olursa olsun, eğer güzel değilse başarısızdır. Ve kadın yine bilir ki; var olan güzelliğini de gün be gün yitirmektedir.” Kitap “kadınların eşitliği”nden çok “kadınların özgürlüğü” kavramına adanmış. Greer, eşit haklar kavramı üzerinde duruyor ve eşitlikle özgürlüğün aynı şey olmadığını söylüyor. Eşitlik konformizme eşdeğer düşünülürken, özgürlük ideolojik kavramında ele alınıyor. Greer eşitlik kavramının kadınlara mutluluk ve özgürlük getirmediğini, tersine ona yeni baskılar getirerek yükünü arttırdığını söylüyor. Greer’in kitabından bazı anabaşlıklar şöyle:

    Histerektomi

    Amerika’da kadınların üçte birinin 60 yaşından önce, İngiltere’de ise beşte birinin 65 yaşından önce rahimlerini aldırdığını söyleyen Greer, “Böyle giderse şu anda Kaliforniya’da yaşayan kadınların ancak yarısı rahimleri ile birlikte gömülecekler” diyor. Greer’in rahim anomalilerini gidermek amacı ile yapılan histerektomilere bir itirazı yok. Onun kabul edemediği rahim sancısını kesmek amacı ile yapıldığı söylenenler. Kadın bedeninin önemli bir organını sanki bir apseymiş gibi duyarsızca alan zihniyete şiddetle karşı çıkıyor Greer.

    Kadın Bedeni ve Selülit

    Greer kadının takıntılı bir biçimde kıllarını alması, kilo vermeye uğraşması, selülitlerini yok etmeye çalışmasının hep medyanın daha güzel, daha ince, daha alımlı ve daha bakımlı bir kadın kışkırtmalarının sonucunda oluştuğunu söylüyor. Kadının ne yaparsa yapsın kendisini güzel hissedemeyeceğini vurgulayan Greer şöyle diyor “Kılları hep alınması gerekecek kadar uzun, kiloları hep fazla, yeterince kilo verdiğinde ise ya göğüsleri küçük, ya kalçaları, ya burnu bozuk, ya dudakları.”

    Greer selülitler konusunda da şunları söylüyor. “Selülit, derinin altındaki yağ dokusu. Genetik yapıya bağlı olarak kimi kadınlarda düz ve gergin bir biçimde olan bu doku kimi kadınlarda gevşek ve yumuşak oluyor. Gevşek ve yumuşak yağ dokusuna sahip olan bu kadınlar, selülitlerini yok etmek için sürekli savaş halindeler. Oysa selülit genetik bağlantılı. Bebeklerin poposuna bakın, kimi düz ve gergin, kimi pürüzlü. Bebekler hayatlarında çikolata yemişler mi, sigara, içki ve kahve çay tüketmişler mi? Neden selülitlerinizi ve bedeninizi sevmeyi denemiyorsunuz? Böylece özel, sağlıklı yaşam antrenörlerinden oluşan ordunun da altın madenini kurutmuş olursunuz.

    Kadın ve Güzellik

    Güzellik kavramı öyle bir temelde oturtulmuş ki, kadın, sürekli olarak vücudunu şekle sokması gereken çirkin bir obje olarak görülüyor. Her tür çağda kadın güzellik anlayışı değiştirilip, kadının kendini çirkin olarak algılaması sağlanıyor. Günümüzde ideal vücut ölçülerine sahip kadına örnek olarak yaratılan Barbie kavramı, dünyanın geniş omuzlu, koca kalçalı, kısa bacaklı, geniş vücutlu normal kadınlarını kendi vücudundan nefret etmeye yöneltiyor.

    Kadınların güzelleşmek uğruna harcadıkları zaman inanılmaz diyen Greer şu örnekleri veriyor: “Bakın Demi Moore’a, günde dört saat egzersiz yapıyor, bacak dış kasları için ayrı, iç kasları için ayrı, sırt için ayrı, karın için ayrı. Tam dört saatini bu işe harcıyor. Bütün bu gayretler onu dal gibi incecik tutuyor, ama evliliğini kurtarmaya yetiyor mu?

    Estetik Ameliyatlar

    “Önceleri yalnızca burun ve göğüs alanlarıyla sınırlı olan estetik ameliyatları bugün öylesine yaygınlaştı ki, sırf İngiltere’de yılda 65.000 kozmetik amaçlı ameliyat yapılıyor. Artık kadınların her yanı değiştirilip, güzelleştiriliyor.

    Barbie Bebekler

    Günümüz kadınına kendine örnek alması gereken imaj gibi sunulan Barbie bebeklerden nefretini gizlemiyor: “25 yıl kadar önce bir Alman seks oyuncağı olan Lilli’den türetilen 20-25 cm boyundaki Barbie bebek, yerini öyle sağlamlaştırdı ki, Amerika’da 3-11 yaş arası kızların ortalama sekiz, İngilizlerin ise altı Barbie bebeği var. Her yıl 120 yeni giysisi üretilen Barbie’nin kedisi, köpeği, kuşu, mutfağı, banyosu, terası var.”

    Bu kadar geniş bir pazara sahip olan Barbie’nin üretimi de büyük bir köle ticaretini gerektiriyor. Çin’de Guangdong bölgesindeki iki dev fabrikada çalışan 11.000 kadın üretiyor Barbie’yi. 1959 yılında üretilmeye başlanan Barbie, o günden beri en gözde oyuncak statüsünü hiç kaptırmamış. Greer’in kadınlara öğüdü; “Barbie gibi bir imaj edinmeye çalışacaklarına, Barbie’yi üretirken sömürülen kız çocukları ile ilgilensinler.”

    Kadın ve Sevgi

    Baba sevgisi, eş sevgisi, çocuk sevisi konularında kadının hep karşılıksız bırakıldığını söyleyen Greer, kadının hep veren, hep fedakarlık eden olduğunu, oysa bunun karşılığını alamadığını, sonuçta da düş kırıklığına uğradığını vurguluyor. Erkeğin sevgisizliğinin kendini kadına göre üstün görmesinden kaynaklandığını, bunun ne yapılırsa yapılsın değiştirilemeyeceğini öne sürüyor. Ona göre karısına sevgi ve şefkat gösteren erkek bile, bir anlamda ya yapay davranıyordur, ya da çok sünepe, zayıf bir erkektir. Normal bir erkeğin karısına ilgi ve şefkat göstermesi mümkün değildir.

    Kadın ve Şiddet

    Greer’e göre erkekler, kadınlardan nefret ediyorlar ama kadınların bundan haberi yok. Bunun en iyi örneği, kocalarından dayak yiyen kadınlar. Erkekler zayıf kadınlara sürekli eziyet ediyorlar. İngiltere’de her üç kadından biri evinde şiddete maruz kalıyor. Dövülüyor, yumruklanıyor, boğazı sıkılıyor, ya da istemediği halde sekse zorlanıyor. Şiddet tehditler, hakaretler, aşağılamalarla da kendini gösteriyor. Az eğitimli erkekler fiziksel şiddeti tercih ederken, yüksek eğitimli erkekler aşağılamayı, hakareti tercih ediyor.

    Feminizm

    Greer’e göre “Özgür Kadın” toplumun çeşitli kurumlarının, erkek etkili kuruluş ve yönelimlerinin etkisinde kalmayan, doğallığını koruyan kadın. İkibinli yılların feminist kadınının, bedeni ve kendisi ile barışık, bedenini düşmanı değil, dostu ve müttefiki olarak algılaması gerektiğini söylüyor. “Yeni feminizm” akımının değil karaya ayak basmak, hâlâ denizlere çıkacak kara parçası aradığını söylüyor. Çünkü feminizm bir devrimse, kadınlar ona ancak hizmet edebilirler, onu yönetecek güce henüz sahip değiller.

    Çalışma Hayatında Kadın

    Feminist hareketin başarısı olarak görülen kadın boksörler, kadın polisler, kadın askerler, yönetim kurullarındaki, parlamentodaki kadınlar aslında kadınlara satılan “sahte eşitlik” ilkesinin sonucunda, erkeklerle aynı safta çalışmaya başladı kadınlar. Ve sanki savaşta gibiler. Feminizmin yapmak istediği bu değildi. Feminizmin amaçladığı belli alanlarındaki erkek egemenliğini kırmaktı. Kadınların erkeklere ait alanlarda çalışmaları onlara özgürlük değil tersine bir yük getirdi. Çalışma alanında kadınlara verilen düşük ücretler, saldırılar, haklarının yenilmesi, işe alınmamalar gibi durumlar kadına ayrı bir stres getirdi. Buna iş dışındaki yaşamın, annelik, karılık gibi yükleri de eklenince kadın yıpranmaya başladı.

    Üstelik modern yaşamın getirdiği nimetler de kadının işini hafifleteceğine, tersine yükünü daha da arttırdı. Greer, çamaşır makinelerinin bile ortadan kaldırılmasını savunuyor. Ona göre annelerimiz temizliğe daha az zaman harcarlarmış, hem de çamaşır, bulaşık makinesi kullanmadan. Çünkü yıllar boyunca temizlik standartlarındaki değişmeler, temizliğe ayrılan zamanı arttırmış. Kadınlar reklamlarda gösterilen bakteriler için ayrı, sudaki kireç için ayrı, lekeler için ayrı, beyazın beyazı için ayrı deterjanların reklamını gördükçe, temizlik hastalıkları daha da kötüleşiyor. Erkekler etraflarında ne olduğu ile ilgilenmezken, kadın tuvaletin kapağının altındaki görünmez bakterilerle, bitmez tükenmez bir savaşa giriyor.

    Kadınların Kızkardeşliği

    Greer yeni feminizmi de elden geçiriyor. Ona göre kadınların kardeşliği, eninde sonunda görünür olmak zorundaydı. Görünürlük örgütlenmeyi gerektirecek, örgütlenme lider arayışını doğuracak, bu da bireyler arasında yarışmaya yol açacaktı. Kadın özgürlük hareketinin “Baş Rahibesi” olarak bilinen Greer, bu rekabetin sonucunda feministlerin birbirlerinin kuyusunu kazmaya yöneldiklerini, bunun sonucunda farklı feminist akımlar oluştuğunu söylüyor. Kadınların kızkardeşliği kavramını kabul eden her feministin, bütün feminist akımları da kabul etmesini gerektirdiğini söyleyen Greer, bunun sonucunda her tür sınıf ve etnik gruba ait kadınların birbirine yaklaştığını da ekliyor.

    Eski feminizm kavramında yer almayan şefkat ve ilgi gibi kavramların da yeniden gözden geçirilmesini, gündeme alınmasını öğütleyen Greer, eski feminizmin kadını kadınsılıktan çıkararak erkeksi görünüme ve davranışlara ittiğini, bunun sonucunda doksanlı yıllarda android tipli düz göğüslü, erkek gibi davranan, erkek meslekdaşları ile publarda içen, küfür eden bir kadın tipinin oluştuğunu, bununsa annelik, eşlik kavramlarına ters düştüğünü, kadının kendisiyle sürekli çelişki halinde olduğunu vurgulayarak bir anlamda da kendisi ile çelişkiye düşüyor. Greer başından beri hep aynı şeyi söyledi. “Başkası gibi olmaya çalışmayın, kendiniz olun. Kendi özgür iradenizi tanıyın, kendi bildiğinizi söyleyin.” Kendisi de başından beri bunu böyle yaptı.

    kadinlar.com – 04 Ekim 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:44 on 4 October 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    Kadınlar & Eğitim 

    Bitmeyen Mücadele

    Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadınlar, eğitim hakkını mücadele ederek aldılar; bu hak, onlardan esirgenmişti. Tanzimat dönemi ile birlikte ilk kız okulları açılmaya başladı. 1842’de Avrupa’dan getirilen ebe kadınların, Tıbbiye’ye verdikleri kurslarla başlayan kadınlara mesleki eğitim çalışmaları, 1858’de ilk kız rüştiyelerinin açılması ile yeni bir evreye girdi. Ancak kadın öğretmen yoktu ve kız çocukların erkek öğretmenlerle bir arada bulunmaları hoş karşılanmıyordu. 1860’larda ilk kız öğretmen okulları açıldı. 1869’da Yedikule’de kadınlar için mesleki eğitime yönelik ilk Kız Sanayi Mektebi açıldı. Bunu, 1878’de Üsküdar Kız Sanayi Mektebi ve 1879’da Aksaray ve Cağaloğlu Kız Sanayi Mektebleri izledi. Okulların sayısının artmasında kadınların, kız okullarının açılması, kız çocuklarının eğitim giderlerinin karşılanması taleplerini sürekli gündemde tutmasının da rolü vardı.

    1913’te Kız Rüştiyeleri altı yıllık kız okulları haline getirildi ve aynı yıl Redif Paşa Konağı’nda ilk kız lisesi açıldı. İstanbul dışında kız liselerinin açılması için 1922’yi beklemek gerekecekti. 7 Şubat 1914’te Darülfünün’un (bugünkü İstanbul Üniversitesi) Konferans Salonu’nda haftada dört gün olmak üzere kadınlara açık konferanslar verilmeye başlanıldı. Üniversiteye kadın öğrenciler 12 Eylül 1914’te alınmaya başlandı ve edebiyat, matematik, tabiat ve güzel sanatlar derslerinin verildiği İnas Darülfünunu (Kadın Üniversitesi) açıldı.

    1921’de kız öğrenciler, erkek öğrencilerin sınıflarını işgal ederek, erkeklerle birlikte derse girmeyi talep ettiler. Bu boykot sonucunda üniversitede karma eğitim başladı. Nihayet 3 Mart 1924’te Tevhidi Tedrisat Kanunu yürürlüğe girdi. Kız ve erkek öğrenciler aynı eğitim sistemi içine alındı.

    Ancak eğitim sisteminde eşitlik yönünde gerçekleştirilen bu yasal düzenlemeler, güncel yaşamda beklenen sonuçları vermedi. Kız öğrencilerin sayısı, bugün bile erkek öğrencilere oranla oldukça düşük. Ayrıca, erkeklerle aynı eğitimi alan kız mezunlar da, pratik yaşamda geleneksel ve hatta bürokratik engellerle karşılaşıyorlar. İlgili fakülte eğitimini başarıyla tamamlamış kadınların, 1989 yılına kadar kaymakam olarak atanmaması, bu engellemelerden sadece biri.

    Kaynak

    Kadın Eserleri Kütüphanesi
    2000 Ajandası

    kadinlar.com – 04 Ekim 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 21:55 on 4 October 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Cumhuriyet, Dinler, ,   

    Kadın Özgürlüğü & Dinler 

    Tek tanrılı dinlerden çok önce, çok tanrılı dinler zamanında kadın yüceltilebileceği kadar yüceltilmişti. Kadın tanrıçaların varlığı kadının her alanda kendisini göstermesine yol açmış ve kadın savaşçılar, kadın kahramanlarla dolu bir tarih yaratılmıştı.

    Oysa tek tanrılı dinlerle birlikte kadının durumunun tam tersine dönerek alçaltılabileceği kadar alçaltıldığına tanık oluyoruz. Hz. Musa’nın (kitabı: Tevrat, Eski Ahit) dini, dişi tanrıların bulunmadığı ilk din. Tanrı erkeği kendi suretine benzeterek, kadını ise onun kaburga kemiklerinden birinden yarattığı anda eşitsizlik başlıyor. Kadının yaratılma gerekçesi bile onur kırıcı: Adem, hayvanlar arasında kendisine uygun bir yardımcı bulamadığı için yaratılmış Kadın.

    Akılsız Havva, yasak meyveyi yediği zaman, Rab Allah onunla şöyle konuşuyor:

    “Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım, ağrı ile evlat doğuracaksın ve arzun kocana olacak, o da sana hákim olacaktır.” (Tekvin)

    Burada kadının hakimi belirlenmiş durumdadır artık.

    Aziz Pavlus, Korintoslulara I. Mektup’ta şöyle diyor:

    “… Her erkeğin başı Mesih ve kadının başı erkek, ve Mesih’in başı Allah’tır.”

    Bakın bir alt kademede Aziz Augistinus tarafından bu nasıl yorumlanıyor:

    “Erkek, sen efendisin, kadın senin kölendir. Tanrı böyle istedi.”

    Hiyerarşik yapı belirlenmiş durumdadır şimdi.

    Aslında Kur’an’da kadınların lehine birçok ayet vardır, ama erkek yorumcular bunlardan değil, başka ayetlerden düşünce ve yöntem üretmişlerdir:

    “Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler. İtaat dairesinden çıkmalarından korktuğunuz kadınlara nasihat edin, yatağınızı ayırın, hafifçe dövün…” (Nisa, 54)

    “Erkeklerin hakkı, onlardan bir derece fazladır.” (Bakara, 228)

    “Kadınlarınız, çocuk yetiştiren ekin tarlalarınızdır. Tarlanızı istediğiniz gibi kullanınız.” (Bakara, 228)

    Hadislerde ve ictihatlarda bu hükümler giderek ağırlaşacaktır.

    Hiyerarşik yapıda filozofları da kadınlara saldırmaktadırlar. Erasmus’a göre kadın; “bir hayvan, açıkça deli ve saçma bir hayvan”dır. Platon da kadın düşmanıdır, Nietzsche de…

    Sanatçıların, aralarında kadınlar da olmak üzere yazarların kadın düşmanlığı çarpıcıdır: “Dünyada, bir kadından daha beter bir şey olamaz, tabii başka bir kadın hariç.” (Aristophanes)

    Fakat kadınlar da artık boyun eğmiyorlar. Kilise korkutuculuğunu yitirmeye başlamış durumda. Batı’da yasalar sayesinde özgürleşmeye başlayan kadınlar, gerekli esnekleşmeyi, çağdaşlaşmayı gösteremeyen Kilise’den giderek uzaklaşıyorlar. Özde Hıristiyan kalsalar da Roma’dan giderek uzaklaşıyorlar. Kilise kadınları yitirmek istemiyorsa, değişmek zorunda.

    İslam dünyasında ise, kadınların aralarında Faslı kadınlar gibi özgürlüğü köle kalma özgürlüğü olarak anlayanlar var. Çarşaf altında güneş görmedikleri için Afganlı kadınların kemikleri eriyor.

    Ülkemizde ise, kadınlarımız Cumhuriyet’in koruyucu şemsiyesi altında. Erkeklerimiz kadın dövme yarışmasında dünya birincisi olsalar da… Türkiye’de kadınların bir kesimi kadın düşmanı libidoyu alt edip özgürleşmek, bir kesimi ise Faslılaşmak, Afganlaşmak istiyor. İki kutup aynı potada yol katetmekteler.

    Burada durup düşünüyorum, düşünürken tek tanrılı dinleri Erkek dinleri diye düşündüğümü farkediyorum.

    Kaynak: kadinlar.com – 04 Ekim 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 20:07 on 15 September 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , Merve İldeniz   

    Merve İldeniz Röportajı 

    1. Türkiye’de yaşanan cinselliğe bakış açınız nedir?
    Cinselliğin, kişilere özel birşey olduğunu düşünüyorum ve uluorta her yerde konuşulmasını sakıncalı buluyorum. Tabi ki cinsellikte bir takım yanlışların aşılabilmesi için, eğitimin önemine inanıyorum ama, konuya her önüne gelenin, profesyonel olmayan bir şekilde yaklaşıp, insanları hatalı davranışlara itebilme olasılığından çekiniyorum. Bazı olması gerekenler, olmaması gereken yerlerde tartışıldığı için bazen dejenerasyon yaşanabiliyor. Uçurumlar bana, bir şeylerin doğru gitmediğini düşündürüyor. Bir yandan küçücük yaşta zorla evlendirilen ve hiçbir hakka sahip olamayıp, genç yaşta bir kaç çocuk annesi olan çocuk-kadınlar; diğer yanda her gece barlarda içki içip, başka insanların kollarında mutluluğu aramaya çalışanlar…. Sayılar az olsa da bir uçurum oluşturmaya yetiyor.

    2. Sizce Türk kadınları cinselliğini rahatça yaşayabiliyor mu?
    Deminki soruyla paralel olarak, genelde bunun yaşanabildiğini düşünmüyorum, çünkü iletişim sorunlarının aşılabildiğini düşünmüyorum, ama tabi ki, bu, kişinin kendisi bağlayan bir olay ve doğru yaşayan, doğruya yakın yaşayan, hatalı yaşayan, çok yanlış yaşayan ve yaşayamayan kesimler var.

    3. Evlilik öncesi birlikte yaşamanın evliliğe olumlu etkisi var mı?
    Evlilik öncesi birlikte yaşamayı, kişilerin karakterlerini gösterebilmesi ve ev içi hallerini açığa çıkarması yönünden faydalı buluyorum ama, tabii bazı şartları var. Kişilerin rol yapmadan, kendileri olabilmesi (genelde kadınları ilgilendiren kısım); evlendikten sonra onları sorunlardan koruyacak, hiç anlaşılamaması halinde de eşleri hatalı bir evlilikten kurtaracaktır. Evlilik zor bir kurum, bazen yıllar sonra anlaşamayıp ayrılanlar var. Birlikte yaşansın ya da yaşanmasın; kendini saklamayan insan doğruyu daha çabuk bulacaktır.

    4. Erkekler cinsellik konusunda gerçekten sanıldığı gibi özgürler mi?
    Eminim ki, bu konuda bir genelleme yapmak bana düşmez, çünkü araştırma yapmadım ama, inancım şu ki; erkekler bu olayı kadınlarla yaşamak zorunda oldukları için, kadınlar özgürce yaşamadan, onlar da gerçek anlamda özgür olamayacaklar. Özgürlükten kasıt, her önüne gelenle olmak değil elbette, istediği tarzda…, hayal ettiği duygusal ve fiziksel güzellikte …

    5. Evli olduğunuz halde başka biriyle ilişkiye girmek için ne gibi bir neden olabilir?
    Hiç bir aldatanın bundan zevk aldığına inanmıyorum. Bu bence kararsızlık, mutsuzluk ve değişik sebepli buhranlar sırasında, insanın kendinden kaçıp, sorunlarıyla yüzleşmeyip, kısaca kendini atlatarak, başına sarabileceği ve sonunda, mutlaka kendisini kötü etkileyecek olan bir deneyimdir. Sorunlarını bekletmeden irdeleyebilen ve kişilik problemi yaratmadan çözmeye çalışan çiftlerin arasında yaşanabileceğine inanmıyorum. İletişimin kopmadığı ilişkilerde, eşlerin birbirlerine olan sevgi, ilgi ve aşkları kendilerini tatmin edemez hale gelmişse ve eğer sorunlarına bir çare bulamıyorlarsa, aldatma gibi işleri daha da kötüye götürebilecek olan bir deneyim yaşamadan da birbirlerine söyleyebilir ve gerekirse birbirlerine şans dileyerek, hayat arkadaşlarını aramaya devam edebilirler… Evlilikte yaşanılan ve devamlı bastırılan başka başka sorunların birikmesi ve eşlerin birbirleriyle konuşamaması, böyle bir sonuca yol açabilir. Bu durumda, zaten her şey baştan yalnış olduğu için, aldatmayı da doğru bulmuyorum. O yüzden aklı başında, kendi ve eşi ile iletişimini koparmamış bir insanın, evlilikte başka biriyle ilişkiye girmek için bir nedeni olmamalı diye düşünüyorum.

    6. Eşcinsellik konusundaki düşünceleriniz nelerdir?
    İnsanın hissetmediği, mutlu olmadığı, kendisine bir takım baskılar kurarak, hayatını yaşamaya çalışmasını hiç bir şekilde doğru bulmadığım için, ben, duygu olarak anlayamasam da, kendisini başka bir cinsmiş gibi hisseden insanların, bunu kimseyi taciz ya da rahatsız etmeden yaşamaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü baskı, hem onları değiştirmeye yetmeyip, mutsuz kılacak; hem de tuhaf patlamalarla dışarıya vurarak, kişiliklerini de bozup vahşileştirecektir. Her insanın sevgiye, anlayışa ve kabule ihtiyacı vardır. Eşcinselliğini farkederek, kendi yolunu çizebilmiş ve bunu acı-tatlı yanlarıyla hayatına adapte edebilmiş insanlara saygı duyuyorum. Herhalde kimse, hissetmediği bir duygu adına toplumsal dışlanmalarla yüzleşmeyi tercih etmez diye düşünüyorum. Anlayışlı olunması gerekir. Böylece eşcinsel insanlar da ruhsal olarak rahata kavuşup, kimi zaman toplumu rahatsız edebilen taşkınlıklardan kendilerini kurtarabileceklerdir. Huzur için, anlayış yani…

     

    kadinlar.com – 15 Eylül 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:35 on 9 August 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Kaos GL, Kaos GL Dergisi, Kaos GL Derneği, Kaos GL Haber Portalı, KaosGL   

    Kaos GL 

    Kaos GL Nedir?
    KAOS GL, Eylül 1994’ten bu yana çıkan, Türkiye’nin ilk lezbiyen ve gey “LGBTİ+” dergisi olup, aynı zamanda bu dergiyi çıkaran eşcinsel “LGBTİ+”derneğinin de adıdır.

    Aşağıdaki bilgiler 2001’de “günümüzde dernek olan” Kaos GL’nin web sitesinde yer alan broşürden alınmıştır..

    Neden Böyle Bir Dergi?

    Her türden onlarca, yüzlerce dergi vardı ama tek bir lezbiyen ve gay dergisi bulunmuyordu.

    Her türlü mevcut yayında, eşcinsellerle ilgili ilgisiz pek çok şey yazılıp çiziliyordu. Bununla birlikte tamamen eşcinseller için ve eşcinseller tarafından çıkarılan bir derginin olmaması her şeyden önce eşcinseller için bir eksiklikti. Bu eksikliğin, rant peşinde koşanlarca ya da medya tekellerince giderilmesini beklemek anlamsızdı. İki gay ile bir lezbiyen daha fazla beklemedi ve ilk sayıyı, 20 Eylül 1994’te çıkardılar.

    Bu broşür, KAOS GL Dergisi ve KAOS Grubu ile ilgili sorulara cevap niteliğinde olup, tanıtım amacıyla hazırlanmıştır. Yanlış ya da eksik bilgilenmeye karşı akla gelebilecek tüm sorulara cevap verilmiştir.

    Türkiye’de yaşayan bütün eşcinsellere hiçbir zaman ulaşılamayacaksa da, amacımız duymadım/görmedim diyenlerin sayısını en aza indirmektir.

    Bazı eşcinseller sadece okur olarak kalmak isteyebilirler. Bununla birlikte bazıları da sadece okur olarak kalmayarak aynı zamanda yazmak, çizmek, her alanda katkılarını sunmak ve paylaşmak isteyebilirler. Bizler de bunu istiyoruz ve iletişim kurmanızı bekliyoruz.

    Başka broşür projelerimiz de bulunuyor: Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, Hukuk ve Eşcinseller, Dinler ve Eşcinseller, Eşcinsellere Yönelik Şiddete Karşı Ne Yapmalı?.. gibi. Önerilerinizi ve katkılarınızı bekliyoruz.

    Neden Böyle Bir Dergi?

    Her türden onlarca, yüzlerce dergi vardı ama tek bir lezbiyen ve gay dergisi bulunmuyordu.

    Her türlü mevcut yayında, eşcinsellerle ilgili ilgisiz pek çok şey yazılıp çiziliyordu. Bununla birlikte tamamen eşcinseller için ve eşcinseller tarafından çıkarılan bir derginin olmaması her şeyden önce biz eşcinseller için bir eksiklikti. Bu eksikliğin, rant peşinde koşanlarca ya da medya tekellerince giderilmesini beklemek anlamsızdı. İki gay ile bir lezbiyen daha fazla beklemedi ve ilk sayıyı, 20 Eylül 1994’te çıkardılar.

    Neden Böyle Bir Grup?

    Üç kişi yeterli sayılmayabileceğinden başlangıçta bir grup olmadığını söylemek daha doğru olacaktır.

    1994’ün yazında İnsan Hakları Derneği, Ankara Şubesi’nde, KAOS GL’yi çıkarmaya başlayan arkadaşlarımızın da içinde yer aldığı, bir Gay ve Lezbiyen Hakları Komisyonu oluşturulmuştu. İHD, Ankara Şubesi’nde değişen yönetim, komisyonu tanımadı. Gerçi yeni yönetimde, eşcinselleri destekleyenler de bulunuyordu ama insan hakları gibi bir alanda parmak demokrasisiyle kovulmuştuk. Bunun üzerine Komisyonu oluşturan eşcinseller İHD’den ayrıldılar. Ayrılan eşcinsellerden bazılarının zaten çıkmakta olan KAOS GL’ye katılmalarıyla, KAOS GL Dergisini çıkaran eşcinseller KAOS GRUBU adını aldılar.

    KAOS Grubu, Türkiye eşcinsel hareketinin bir bileşeni olarak yoluna devam etmektedir.

    Kaos GL, Herhangi Bir Organizasyonla Bağlantılı Mıdır?

    KAOS GL, bağımsız bir eşcinsel topluluğudur.

    Hiçbir parti veya organizasyonla maddi ya da siyasi bir bağlantısı bulunmamaktadır.

    KAOS GL, eşcinselliğin ne olup ne olmadığını anlatmak için her türlü organizasyonla iletişim kurmakta sakınca görmez. Ayrıca eşcinsellere açık olan ya da eşcinselliğe olumlu yaklaşan yapı ve organizasyonlarla sözel iletişim kurmayı önemser. Bununla birlikte KAOS GL, bir grup olarak, sözkonusu yapıların içine girmeyerek bağımsızlığını ve özgürlükçü perspektifini korur.

    KAOS GL, Uluslararası Lezbiyen ve Gay Birliği’nin (ILGA) üyesidir.

    Kaos GL’nin Mali Kaynakları Nelerdir?

    KAOS GL, hiçbir kuruluş ya da organizasyondan mali destek almadan bugüne gelmiştir.

    KAOS GL’nin iki mali kaynağı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi KAOS GL Dergisinin satışıdır. İkincisi ise KAOS GL Grubu katılımcılarının katkılarıdır.

    Bunlar KAOS GL Dergisini çıkarmamıza yetmekle birlikte açıktır ki eksiklerimizi tamamlamada ve önümüze koyduğumuz planları gerçekleştir-mekte yeterli olmamaktadır. Bunun için her miktarda bağışa ihtiyaç duyuyoruz.

    Temmuz 1998’de, bir yıl önce sunduğumuz projeye olumlu cevap veren ASTRAEA’dan 4.500 $ mali yardım alınmıştır. ASTRAEA, Amerika’da bir Ulusal Lezbiyen Eylem Vakfı’dır. Bu yardımla, sunduğumuz proje çerçevesinde bilgisayar, scaner, printer ve faks alınmış; kalan parayla da bu broşür bastırılmıştır.

    Gerçekleştirmeyi Düşündüğünüz Ya Da Planladığınız Projeleriniz Nelerdir?

    Aslında bunlara hayallerimiz demek daha doğru olacaktır!.. Çünkü bir mucize gerçekleşmedikçe ya da eşcinseller olarak bir araya gelerek gücümüzü birleştirmedikçe mevcut koşullarımızda düşündüklerimiz ancak hayal olabiliyor. İşte hayallerimiz:

    İkinci bir dergi… Böylece derginin biri popüler, güncel bir çizgide yayın yaparken, diğeri üç ayda bir yayınlanan; sorunlarımıza daha kapsamlı eğilirken, düşüncelerimizi de daha ayrıntılı ele alma olanağı sağlayan bir dergi…

    Yapmak istediklerimiz ve hayallerimiz çok ama pek çok şeyin de parasız olmayacağı bilinir. İnanıyoruz ki bir gün bir Gay ve Lezbiyen Kütüphanesi, Kültür Merkezi, yayınevi gibi pek çok şey de gerçek olacaktır. Eşcinsellerin ve transeksüellerin çekinmeden ve aşağılanmadan danışabilecekleri bir poliklinik; Eşcinsel Hakları İçin Hukuk Bürosu gibi hayallerimiz de gerçek olacak. Yaşlı eşcinseller için ortak evler, genç eşcinseller için bağımsız psikoloji merkezi… hayallerimiz bitmiyor.

    Kaos GL, “Eşcinsel“den Ne Anlıyor?

    Eşcinsellik, kendini eşcinsel olarak görenlerce yaratılan bağımsız bir varoluştur.

    Hiçbir yerde, hiçbir zaman tek tip, tek model bir “eşcinsel” olmamıştır. Kendi cinsini sevenler olarak lezbiyen ya da gay olabiliriz: “Erkeksi” ya da “kadınsı” olabiliriz, sakallı ya da sakalsız olabiliriz. Uzun saçlı ya da kısa saçlı olabiliriz.

    Bununla birlikte eş/cinsel edim ile eşcinsel bilinç ya da kimlik aynı şey değildir. Eşcinsel olmak, toplumda cinsel hazzı düzenleyen reçeteler karşısında olduğu kadar heteroseksüel toplumun siyasal ve toplumsal yapısı karşısında da eleştirel bir tavır takınmak demektir. Açıktır ki bu, eşcinsel bilinçtir.

    Grup Katılımcıları Kimlerdir ve Kimler Katılabilir?

    Grup daha çok genç eşcinsellerden oluşmakla birlikte her yaştan ve her meslek grubundan insan yer almaktadır. Grup, lezbiyen ve gay yoğunluklu olmakla birlikte transeksüellere ve heteroseksüellere de açıktır.

    Gruba eşcinsel düşmanı olmayan herkes katılabilir.

    Grup Nasıl Çalışır?

    Kaos Grubu, düzenli olarak her hafta grup toplantısı yapmaktadır. Grubun çalışma programı ile birlikte her şey bu toplantılarda katılımcılarca belirlenir.

    Haftalık toplantılarda,

    • grup terapi işlevi gören sohbetler
    • grup içi seminerler
    • film gösterimleri

    gerçekleştirilmektedir. Grup katılımcıları çalışma birimlerinde yer alabilmekte. Çalışma birimleri, isteyen arkadaşlarca, beceri ya da ilgi alanları çerçevesinde gönüllü olarak oluşturulmaktadır. Çeviri birimi, kitap-dergi birimi, sağlık birimi, basın-kupür birimi, yayın birimi, okuma birimi … gibi.

    Grup başkanı ve grup toplantılarında hiyerarşi bulunmamaktadır. Gruba katılmak isteyen yeni arkadaşlara açığız ve bekliyoruz.

    Kaos GL, Politik Midir?

    Pek çoğumuz şu ya da bu şekilde “politika“dan ürkeriz. Yine pek çoğumuz da politikayı kendimizden ve hayatımızdan uzak görür ve onu sevimsiz buluruz. Belki de bunun nedeni “politika” dendiğinde aklımıza sadece gerçekten sevimsiz olan şeylerin yani partiler, parlamento ve iktidarın gelmesidir. Oysa politika sadece bunlardan ibaret değildir.

    Farkında olalım ya da olmayalım, adını koyalım ya da koymayalım POLİTİKA, bir duruş, bir bakış olduğu ölçüde hayatın her alanında karşımıza çıkar. Bu nedenle eşcinsel olmak’ın kendisi de politikadan uzak değildir.

    KAOS GL, heteroseksüel erkek iktidarının çizdiği ve eşcinselliği yadsıyan bütün kategorileri reddederek, eşcinseller olarak kendi kimliğimizi, kendi hayat tarzımızı yaratma gayreti ve mücadelesi güder. Kabul etmek gerekir ki bu, politikadır. Korkulacak ya da çekinilecek bir durum yok; bu bağlamda KAOS GL politiktir.

    Kaos GL, Yurtiçinde Nerelere Ulaşıyor?

    KAOS GL’nin yurtiçinde ulaştığı yerler başlangıçta Ankara ve İstanbul ile sınırlıydı. Bugüne kadar ise Antakya, İskenderun, Balıkesir, Antalya, Mersin, İzmir, Denizli, Eskişehir, Adana, Samsun, Bursa’daki pek çok kitabevine ulaştı. Bu merkezlerden Antakya, Adana, Mersin, Kayseri, Eskişehir, Denizli, Antalya, Bursa, İzmir, İstanbul, Ankara’ya her ay düzenli olarak ulaşmaya devam etmekte.

    Ayrıca posta aracılığı ile Türkiye’nin dört bir köşesine gönderilmekte.

    Kaos GL, Yurtdışında Nerelere Ulaşıyor?

    KAOS GL, yurtdışına, şimdiye kadar, Zimbabve’den Kazakistan’a, Sırbistan’dan Danimarka’ya pek çok yere ulaştı. Pek çok grup ve bireyle gelişerek sürmekte olan bir iletişim kuruldu. Yine pek çok iletişim kurma çabası da sadece haberdar olma düzeyinde kaldı.

    KAOS GL olarak, benzer sorunların görüldüğünü düşündüğümüz Türkiye’ye yakın ülkelerin eşcinselleriyle iletişim kurmayı önemsiyoruz.

    Hollandalı ve Danimarkalı eşcinsellerin deneyimlerini takip etmekle birlikte Gürcistan’da, İran’da, Suriye’de, Sırbistan’da, Yunanistan’da eşcinseller açısından neler olup bittiğini merak ediyoruz. Bugün mektuplarla kurulan iletişimin, ilerde Ortadoğu ve Balkan Ülkeleri Eşcinselleri konferansı doğrultusunda gelişmesini umuyoruz.

    KAOS GL’nin yurtdışında ulaştığı eşcinsel grupları ikiye ayırmak mümkün. Bunlardan ilki karşılıklı haberdar olduğumuz gruplar. İkincisi ise karşılıklı haber ve bilgi alışverişi yaptığımız gruplar.

    Haber ve bilgi alışverişi yaptığımız gruplar: Aynı zamanda üyesi olduğumuz ILGA (Belçika), IGLHRC (ABD), Triangle Center(Rusya), Arkadija(Sırbistan), Quir(İtalya), Türk – Gay/SVD (Almanya), LGFM (İngiltere), Star(Fransa), aus-zeiten(Almanya), FrauenLesbenRat(Almanya).

    Kaos GL, Şimdiye Kadar Neler Yaptı?

    KAOS GL DERGİSİNİ hiç aksatmadan yayınladı ve yayınlamaya devam ediyor.

    Kaos GL’yi çıkaranlar olarak, 1994’te yaz-sonbaharında İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesinde, Gay ve Lezbiyen Hakları Komisyonunda yer aldık. Bir süre sonra yönetim değişti ve komisyonumuz onaylanmadı. Bunun üzerine bu dernekteki çalışmalarımız ve 2 sayı çıkan “Çığlık” adlı bültenimiz sona erdi.

    3. sayı (Kasım 1994) tıbbi ve ideolojik yönleriyle AIDS’e ayrıldı ve ücretsiz prezervatif dağıtıldı.

    7 Aralık 1994’te, Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü Psikoloji Bölümü Topluluğunca organize edilen “Eşcinsellik ve Toplum” konulu söyleşiye iki arkadaşımız konuşmacı olarak katıldı.

    Mayıs – Haziran 1995 tarihinde “Kaos GL Londra Özel Sayısı” Londra’daki arkadaşımız Nedim tarafından hazırlandı ve Londra’daki Türkiyeli lezbiyen ve gaylere dağıtıldı.

    İnsan Hakları Haftası kapsamında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde düzenlenen etkinlikler çerçevesinde Kaos GL’den iki arkadaşımız birer konuşma yaptılar ve tartışmaya katıldılar.(Aralık 1995)

    8 Mart 1996 Dünya Kadınlar Gününde Ankara Tandoğan Meydanında mitinge katıldık ve bildiri dağıttık.

    26 Ekim 1996 tarihinde, İstanbul’da, Toplumsal Araştırmalar Vakfında, İstanbullu okurlarımızla söyleşi düzenledik.

    Eylül 1996’da, ILGA 1996 Yıllık Raporunu çevirdik ve ek olarak verdik.

    AIDS Haftası kapsamında, 6 Aralık 1996’da, Ankara Ü. Fen Fakültesinde, “Doğa ve Çevre Topluluğu”nca düzenlenen “AIDS ve Toplum” konulu panele Kaos GL’den bir arkadaşımız ile Dr. Serdar Tuncer katıldılar.

    Aynı hafta kapsamında Kaos GL, 7.12.1996’da, “Tıbbi ve İdeolojik Yönleriyle AIDS” konulu bir söyleşi organize etti. Söyleşi Özgürlük ve Dayanışma Partisi Ankara/Çankaya şubesinde oldu. Ayrıca Dr. Selma Güngör’ü de çağırdık.

    15 Mart 1997’de, Sanat Eylemi dergisinde, “Eşcinsellik… Önyargılar ve Gerçekler” başlıklı bir söyleşi düzenledik.

    8 Mart 1997’de, Sosyalist İşçi Dergisinin kendi bürosunda düzenlediği 8 Mart paneline, Kaos GL’den bir arkadaşımız da konuşmacı olarak katıldı.

    1 Mayıs 1997’de, Ankara Tandoğan’daki 1 Mayıs mitingine katıldık.

    20 Mayıs 1997’de, İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampüsü Geleneksel Şenliğinde, “Kaos GL ve Eşcinsellik” konulu söyleşiyi sunduk.

    22 Haziran 1997’de, Hacettepe Ü. Beytepe Kampüsü Topluluklar Şenliğinde bir söyleşi sunduk.

    Çağdaş Radyo’da(Ankara) 1 Aralık 1994’te, “Fahrenheit 451” adlı programa katıldık.

    Radyo Arkadaş’ta (Ankara, 88 . 4 FM), 3.2.1996’da, “Siz de Varsınız” adlı programa katıldık.

    25 Haziran 1996’dan 3 Eylül 1996’ya kadar süren “RADYO KAOS” adlı gay ve lezbiyen kültür programını 13 kez gerçekleştirdik. Daha sonra radyo programlı yayınına ara verdi. Mart 1997’de iki program daha yaptık ama Arkadaş Radyo kapandı.

    1996-1997 öğretim döneminde ODTÜ’lü arkadaşlarımız, 20 kişiden oluşan bir grupla bir araya gelerek çeşitli etkinlikler düzenlediler. Eylül 1996’dan Mayıs 1997’ye kadar, her hafta Cuma günleri grup toplantıları yapıldı.

    1996-1997 Döneminde KAOS GL’li ODTÜ’lü Eşcinsellerin Etkinlikleri:

    Workshop: “gay ve lezbiyen kimliği”

    1-“gay/lezbiyen olmak” 16 Aralık 1996

    2-“neden ve nasıl coming out” 10 Nisan 1997

    3-“gay/lezbiyen hareketinin tarihine bir bakış” 8 Mayıs 1997

    film gösterimleri:

    “Maurice” James Ivory

    “II.Edward” Derek Jarman

    “Law of Desire” Pedro Almodovar

    “For A Lost Soldier”

    söyleşi:

    “Psikiyatrinin Eşcinselliğe yaklaşımına eleştirel bir bakış” 19 Aralık 1996

    13 Mayıs 1997 tarihinde yazar-gazeteci Yıldırım Türker’in yapılması planlanan “Politik bir kimlik olarak eşcinsellik” adlı söyleşiye Rektörlük tarafından Bahar Şenliği kapsamında yapılmasına -başlıkta “eşcinsellik” var diye- onay verilmedi.

    10 Kasım 1997 Pazartesi günü gay, lezbiyen, travesti, transeksüel, heteroseksüel olmak üzere 76 kişi topluca Hamam filmine gittik.

    15 Kasım 1997 Cumartesi DSİP’in yıllık tartışmaları kapsamında düzenlediği “Cinsiyetçiliği Nasıl Yenebiliriz?” başlıklı Panele KAOS GL de çağrıldı. Panelde eşcinsellerin ve kadınların maruz kaldığı cinsiyetçilik ve kadınların ve eşcinsellerin kurtuluşu mücadeleleri tartışıldı.

    18 Nisan 1998’te Atölye Sanat Merkezi’nde (Ankara) iki arkadaşımızın konuşmacı olarak katıldıkları bir söyleşi gerçekleşti. . “Eşcinsellik ve Toplum-Önyargılar ve Gerçekler…” başlıklı bu söyleşiyi ASM’ye KAOS GL olarak biz önerdik.

    4 Mayıs 1998’te ODTÜ’de gerçekleştirilen söyleşiyi Uluslararası Gençlik Topluluğu organize etti. “Eşcinsellik ve Toplum” başlıklı bu söyleşiye bir lezbiyen, bir gay arkadaşımız katıldı.

    Medyada Kaos GL

    KAOS GL, çeşitli defalar haber, değinme ya da söyleşi dolayısıyla medyada yer aldı.

    3. sayı ile birlikte KAOS GL, Hürriyet Gazetesinde “Lezbiyenler de dergi çıkardı” başlıklı tanıtıcı bir habere konu oldu.

    Mart 1995’te Sosyalist İşçi Dergisinin 24. Sayısında İHD Ankara Şubesi kapatılan Gay ve Lezbiyen Hakları Komisyonundan iki arkadaşımızla yapılan söyleşi yer aldı.

    28 Nisan 1996 tarihli SiyahBeyaz gazetesinde, Kaos GL ile yapılmış “Eşcinsel Hareketin Öncüleri” başlıklı bir röportaj yayınlandı.

    5 Haziran 1996’da ve 19 Eylül 1996’da Yeni Yüzyıl’da, Habitat ve cinsellik dosyası çerçevesinde KAOS GL de yer aldı.

    1996’nın aynı döneminde Aktüel’de ve Hürriyet Gazetesinde tanıtıcı haberler çıktı.

    28 Eylül 1996’da, Yeni Yüzyıl Gazetesinde, Can Dündar, Zeki Müren’in ölümü üzerine yazdığı bir yazıda, “Türkiyeli eşcinsel ve lezbiyenlerin dergisi” olarak Kaos GL’yi andı ve bir alıntı yaptı.

    Radikal Gazetesinin eki Radikal İki’de Ali Kemal Yılmaz tarafından hazırlanan “Kısık Sesler Yeniden” başlıklı haber tanıtımda Kaos GL’ye geniş yer verildi. (1 Haziran 1997)

    Apolitika Dergisi, Mart 1997’de, beşinci sayısında Kaos GL’ye 7 sayfa ayırdı.

    Artık çıkmayan Express Dergisinde Kaos GL pek çok kez yer aldı ve “GL” sayfasına katkıda bulundu.

    Şu an çıkmayan EdebiyatEleştiri Dergisinde tanıtım amaçlı geniş yer aldı.

    Ayrıca şu an çıkıp çıkmadığını bilmediğimiz Sexpress adlı porno dergide, Kaos GL ile ilgili iki kez hiç de porno olmayan haber yer aldı!

    32. Gün Programında eşcinselliğin işlendiği bölümde KAOS GL’den bahsedildi.

    19 Temmuz 1998 tarihli The Turkish Daily News’in Arts&Culture ekinde KAOS GL Dergisi tanıtıldı.

    Kaos GL, Kaos Grubu Dışındaki Eşcinseller Nasıl Bakıyor?

    KAOS GL, Ankara’daki okurlarını ve bütün eşcinselleri KAOS Grubuna çağırır. Ankara dışındaki okurları ve eşcinsel bireyleri ise kendi bölgelerinde bir araya gelmeleri yönünde destekler. Bunun için tecrübe ve bilgi alış verişine açıktır.

    KAOS GL Grubu gibi görünür ve çalışan LAMBDA İSTANBUL ve SPARTAKÜS (Bursa) gruplarıyla iletişim halindeyiz.

    Kaos GL, Heteroseksüellere Nasıl Bakıyor?

    KAOS GL’nin eşcinsel düşmanı olmayan herkese açık olduğunu söylemiştik. Bu durumda salt heteroseksüellerle bir sorunumuz bulunmuyor. Bununla birlikte KAOS GL’nin aynı zamanda anti – heteroseksist olmasından ötürü, eşcinseller olarak, heteroseksüelliğe olumsuz yaklaştığımızı ya da heterolara düşmanlık beslediğimizi sananlar çıkabiliyor!

    Eşcinseller olarak bize bıkkınlık veren bu yanlış anlama heteroseksüellik ile heteroseksistlik arasındaki olması gereken ayrıma dikkat edilmemesinden kaynaklanıyor olabilir.

    Heteroseksüellik ile heteroseksizm arasındaki ayrıma gelince: Heteroseksizm, heteroseksüel erkek iktidarı tarafından, başta erkek eşcinseller olmak üzere bir bütün olarak heteroseksüel olmayanlara karşı örgütlü bir şiddet, bir terördür. Sözkonusu terör, “benden kaçmaz, ibne olduğunu anladım” imalı bir sırıtıştan yok etmeye kadar uzanabilen ve hayatın her alanında kendini gösteren bir gerçekliğe sahiptir. Bunun için bir eşcinselin, anti – heteroseksist olması hayati bir durum olup, aynı zamanda bir zorunluluktur. Heteroseksüel erkek iktidarının suç ortağı olmak istemeyen heteroseksüeller de pekala heteroseksizme karşı olabilirler. Eğer, hiçbir egemenlik ilişkisine girmeden, özgürce, birlikte yaşanacaksa onlar da anti – heteroseksist olmak zorundalar.

    Kaos GL, Dergisinin Abonelik Koşulları Nedir?

    KAOS GL Dergisi Eylül 1994’den bu yana her ay hiç aksamadan yayınlanmıştır. Gönül rahatlığıyla abone olabilirsiniz. Bunun için 6 aylık ve 1 yıllık seçeneklerimiz bulunmaktadır. Abonelerimize dergiler kapalı zarf içinde gönderilmektedir. Abonelik koşulları her ay dergide yer almakta olduğu gibi, dergiye ulaşamazsanız, iletişim adresimize yazarak abone olmak istediğiniz dönemdeki koşulları öğrenebilirsiniz.

    Kaos GL İle Nasıl İletişim Kurulur?

    KAOS GL’nin henüz kendine ait bir lokali ya da bürosu bulunmamaktadır.

    Bizimle iletişim kurmak isteyen arkadaşlara üç seçenek sunuyoruz. Bunlardan biri yazışma adresimiz yani POSTA KUTUMUZ. İkincisi faksımız. Diğeri ise E – Mail adresimiz.

    Bize ulaşan her mektuba kesinlikle cevap verilmektedir.

    Yazışma Adresimiz;

    ALİ ÖZBAŞ, P.K. 53, Cebeci /ANKARA

    Fax:

    0.312.363 90 41

    E-mail Adreslerimiz

    kaosgl(ilga.org

    kaosgl(geocities.com

    Ayrıca her hafta grup toplantıları yapılmaktadır. Açık toplantımıza, Ankaralı eşcinselleri bekliyoruz. Toplantı yeri dergide yayınlanmaktadır.

    Terimler ve Anlamları

    Eşcinsel: Kendi cinsinden olanlara duygusal, erotik ve cinsel yönelim içinde bulunan kadın veya erkek. Eşcinsel terimi, hem kadın eşcinseller hem de erkek eşcinseller için kullanılmakla birlikte günlük hayatta daha çok, erkek eşcinselleri anlatır.

    Eşcinsellik: “Homosexuality” teriminin birebir çevirisidir. Zamanında bir tıp terimi olarak tanımlanmıştır. Kadın veya erkek, kişinin erotik, cinsel, duygusal açıdan kendi cinsine yönelik olma durumudur. Toplum genelinde ve bazı ruh sağlığı profesyonellerindeki kanının aksine eşcinsellik ile transeksüalizm veya transvestik davranış birbirinin uzantısı, örneğin transeksüalizm eşcinselliğin daha aşırı bir şekli değildir.

    Bunlar ayrı düzlemlere ait olgulardır.

    Gay: Bu terim, eşcinsel kurtuluş hareketiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Başlangıçta hem kadın hem erkek eşcinselleri kapsayan bir kelime olmakla beraber, günümüzde sadece erkek eşcinseller kendileri için kullanmaktadırlar. Bu süreçte, “homoseksüellik”ten politik bir kopuş olarak tanımlanmıştır. “Homoseksüel” kelimesi, tıp tarafından tanımlanmış olduğu halde, “gay” kelimesi, aynı cinsten insanların birbirlerine karşı duygusal, erotik, cinsel yönelimleriyle yarattıkları hayat tarzını tanımlamak için, eşcinsel bireyler tarafından ortaya konmuştur. Bu kelimenin, Türkçe’ye, İngilizce’den olduğu gibi alınması 80’lere rastlar.

    Lezbiyen: Eşcinsel kadın şair Sappho’nun yaşadığı Lesbos (Midilli) adasının isminden türetilmiş bir terim olup, duygusal, cinsel, erotik yönelimleri kendi cinsinden bireylere yönelik olan kadınları tanımlamak için kullanılmaktadır.

    Biseksüel: Duygusal, erotik ve cinsel yönelimlerini kendi cinsine ve aynı zamanda diğer cinse yönelten kadın ya da erkek.

    Homofobi: Bu terim, eşcinsellere yönelik önyargı ve nefreti anlatır. Bir tür kaygı ve korku ifadesidir.

    Heteroseksizm: Bir tür ırkçılıktır. Kadınlara yönelik ayrımcılık olan seksizmin (cinsiyetçilik), heteroseksüel olmayanlara yönelik halidir. Heteroseksizm, heteroseksüelliği bir zorunluluk olarak görme ve biricik varoluş biçimi olarak dayatma halidir.

    Heteroseksist: Heteroseksizmi savunan kişidir. Heteroseksüellik dışında hiçbir varoluşu kabul etmez ve heteroseksüel olmayanlara şiddete varan fizik ya da psikolojik terör uygular.

    Heteroseksüellik: Bireylerin, cinsel, duygusal ve erotik olarak karşı cinsten kişilere yönelmiş olma halidir. Kendiliğinden ve zorunlu olarak, toplumda egemen varoluştur. Bu kendiliğinden ve zorunluluk hali, heteroseksüel bireylerin kendilerini “heteroseksüel” olarak tanımlamalarına bile gerek duyurmamaktadır. Bu durumdaki bireyler, kendini “eşcinsel” ya da “heteroseksüel olmayan” diye tanımlayan bireylerin ortaya çıkmasını kavrayamamakta, “homofobik” ve “heteroseksist” olabilmektedir. Doğal olarak bu durum, bütün heteroseksüellerin heteroseksist olduğu anlamına gelmemektedir.

    Transeksüellik: Karşı cinse ait olma, karşı cinse benzeme isteği, kendisini karşı cinsten biriymiş gibi hissetme.

    Transeksüel: Hem erkek hem de kadın için geçerli. Yani kişi erkek olduğu halde kadın olmayı isteyebilir, kadın olduğu halde erkek olmayı isteyebilir. Ancak transeksüel, daha çok ruhsal eğilimler için belirleyici bir kelime. Kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesi. Bu yüzden transeksüelleri dış görünüşlerinden belirlemek söz konusu değil. Çünkü kendilerini karşı cinsten hissettiklerini dış görünüşlerine her zaman yansıtmazlar.

    Travesti: Daha çok dış görünüşle ve davranışlarıyla karşı cinse ait olma isteğini hissettirir. Halk arasında travesti dendiğinde daha çok kadın kılığındaki erkekler akla gelse de travesti kelimesi aslında hem erkek hem de kadın için geçerli. Travestiler, karşı cinsin eşyalarını kullanmaktan, karşı cinsin giydiği kıyafetleri giymekten, ait olmak istediği cinsin davranışını sergilemekten zevk alan kimseler. Yani bir travestiyi dış görünüşü ve davranışlarından tanımak mümkün. Halk arasında ameliyatla kadın olmamış, yalnızca dış görünümü ve davranışlarıyla kadın kimliğine bürünenleri; transeksüel de giyim ve davranışlardan öte ameliyatla kadın olanları belirlemek için kullanılan yerleşmiş kelimelerdir. Bununla birlikte ameliyat olmuş ya da olmamış kadın veya erkeklerden biyolojik cinsiyetine ve görünümüne birşekilde müdahale edenlerin tamamını kapsayacak şekilde TRANSGENDER terimi yurtdışında kullanılmakla birlikte herşeyin birbirine karıştırıldığı ülkemizde bu terim henüz pratik karşılığını bulamamıştır.

    Transfobi: Bu terim, travesti ve transeksüellere yönelik önyargı ve nefreti anlatır. Biyolojik cinsiyetinden dolayı kendisinden beklenen seksüel ve toplumsal rollere uymayarak cinsiyet değiştirenlere karşı bir tür kaygı ve korku ifadesidir.

    Eşcinsel Bilinç: Eşcinsel olmanın eleştirel gücü yalnız bir cinsel pratiği ötekine tercih etmek olamaz. Eşcinsel olmak, toplumda cinsel hazzı düzenleyen reçeteler karşısında olduğu kadar karşıcinsel toplumun siyasal ve toplumsal yapısı karşısında da eleştirel bir tavır takınmak demektir.

    Stonewall: 29 Haziran 1969 gecesine gönderme yapar. O gece New York’taki küçük bir gay bar’ın (Stonewall Inn) uzun süredir polis tacizine maruz kalan müşterileri bir baskın sırasında saldırıya karşılık verdiler. Başkaldırıları iki gece sürdü ve dünyadaki eşcinsel imajının bir parçası haline geldi. Stonewall, topluma karşı birleşik gay hareketinin simgesi haline gelmiştir ve çoğu Gay Pride (Eşcinsellik Onuru) kutlamasında anılmaktadır.

    Pembe Üçgen (The Pink Triangle): Nazi toplama kamplarındaki eşcinsel tutsaklar üzerinde kullanıldı. Nazi toplama kamplarında öldürülen eşcinselleri anımsatıcı bir işaret olduğu için 1970’lerin başlarında ABD’deki gay aktivistler tarafından dayanışma ve direnişin sembolü olarak kullanılmaya başlandı. Gay özgürlük hareketinin dünya çapında bilinen işaretlerindendir

    Gökkuşağı Bayrağı (The Rainbow Flag): Gay topluluğu içindeki çeşitliliği simgeler. Aynı zamanda, Rainbow Coalition gibi bir çok ilerici siyasal hareket tarafından Amerikan toplumunun tüm kesimlerinin birleşmesini ifade etmek için kullanılmıştır.

    The Lambda (Yunanca L Harfi): New York Gay Aktivist Birliği tarafından 1970 yılında gay özgürleşmesinin simgesi olarak tasarlandı. 1974 yılında Edinburg (İskoçya)daki Gay Hakları Kurultayında, gay özgürleşmesinin uluslararası simgelerinden biri olarak benimsendi. Kimi kaynaklara göre bu simge işbirliğini (synergie) ifade ettiği için seçildi. Sinerji, bütünün kendisini oluşturan bağımsız parçalardan büyük olduğu anlayışıdır. Başka bir kaynak, bu simgenin Liberation (özgürleşme) sözcüğünün ilk harfi olduğu için seçildiğini belirtir.

    https://web.archive.org/web/20010809030955/http://www.geocities.com/kaosgl/brosur.html

    Kaos GL’ye ait Web Siteleri

    Kaos GL Derneği: https://kaosgldernegi.org

    Kaos GL Haber Portalı: https://kaosgl.org

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 22:45 on 13 July 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    Dr. Erdal Atabek’e Göre Eşcinsellik 

    Dr. Erdal Atabek, ülkemiz erkeklerinin yerleşik değerler penceresinden yola çıkarak “Belden aşağımız organlarımızın gettosu olmuştur, anüs ise organların paryasıdır” derken, toplumumuzda eşcinsel değerlendirmelere, tabulara yalın bir dil ve çarpıcı ifadeler kullanarak bizim insanlarımızı anlatıyor.

    “Türkiye’de genç bir erkeğin en büyük korkusu “ibne sanılmak”tır dersek yanılmış olmayız. Burada anahtar-sözcük “ibne” sözcüğüdür. Bu sözcüğün cinsel sapmayı belirtmekten çok daha fazla işlevi vardır. “İbnelik”, “ibnelik etmek” belki de cinsel yönü ile düşünülmeden “kalleşlik etmek”, “arkadan vurmak”, “en yakın arkadaşını satmak” gibi anlamlar taşır. “Eşcinsel” sözcüğü bu toplumsal anlamları taşımayan; cinsel seçimi farklı, neredeyse modern bir kavramı yansıtır görünüyor. “Eşcinsel” sözcüğü “ibne” sözcüğünün anlamlarıyla eşdeğer değil. Belki bir ölçüde “eşcinsel” sözcüğünün Batılı insanı çağrıştırdığı, bizim dışımızdaki bir anlayışı dile getirdiği bile söylenebilir. Bu yanıyla, bizim dışımızda kaldığı için “meşru” bile kabul edilebilir.

    “Homoseksüellik” ise bir tıp terimi gibi görünüyor. Bu terim toplumda ruh sağlığı doktorlarını, polisleri, gizliliği çağrıştırıyor. Burada da hastalıkla suç arasında bir yerde duruyor. Belki “suçlu hastalık” dersek, toplumdaki yerine daha uygun bir deyim de olabilir.

    Kullandığımız dilin sözcüklerine iyice bakılınca nerelerden kaçtığımız, nerelerden kaçmak istediğimizi, neleri gizlemek istediğimizi de bize gösterir. “Homo” ya da “eş” sözcükleri kendi başına çok başka anlamlar taşıdığı halde “cinsel” sözcüğüyle birleşince belirli bir anlamı yüklenmektedir. Oysa dilimizin günlük pratiğinde bu anlamda kullandığımız “ibne” sözcüğü çok geniş anlamlar yüklenir. Bu da kendi başına anlamlıdır.

    En Kirli İlişki mi?..

    Cinsellikle ilgili kitapların, yazıların en güç bölümü bu bölümüdür. Çünkü bu bölümü ahlak kaygılarının dışında yazmak en nesnel bakışlı yazarlar için bile kolay değildir. Ben de bu konuya ahlak kaygılarımızın dışında bakabildiğimizi sanmıyorum. Çünkü yetişmemizin her bölümünde hep ahlak kaygılarıyla donatıldık, bununla gurur duyduk, bununla varolduk, bununla yaşadık. Hayatımızın bir döneminde bu ahlak kaygılarının yanlış olabileceğini düşününce, hele de nesnel düşünme kaygısı daha önce öğretilmiş ahlak kaygılarından daha önemli bulununca, bu konularda özgür düşünme olasılığı artacaktır ama insan dugularının değişmesi daha güçtür. Hele de değer yargılarımızı yeniden yargılamanın güçlüğünü dikkate alırsak…

    Kabul etmemiz gerekiyor ki, “eşcinsellik olgusu”na bakışımız, düşünce planında daha anlayışlı, daha yansız olduğu halde, duygu planında yeterince anlayışlı da değildir, yansız da. Nedenleri mi?

    Bu nedenlerin başında bütün hayatımız boyunca “ibne olma”nın en aşağılık, en kötü, en pis olduğunu “öğrenmemiz” gelir. Bu öğreti hem korkuyla hem de şiddetle pekiştirilmiştir. Gariptir ki, “erkek eşcinselliği” Osmanlı döneminin -dinsel yapısına karşın- hiç de kınanmadığı, dahası cinsel hayatında yer verdiği bir toplumsal davranış olduğu halde, bizim kuşaklarımız bu konuda bağnazlığa varan bir karşıtlıkla yetiştirildik. Belki geçmişin korkularıyla da pekiştirilen bu şiddetli karşı tavır, bizim cinselliğe bakışımızı da biçimlendirmiş olmalıdır.

    Bu biçimlendirmede en önemli kabullerden birisi, “önümüzle gurur duymak-arkamızdan utanmak” olmuştur. Arkamızdan, orada olan “anüs”ten, utanmak, korkmak, “oramızı” aşağılamak, artık hayatımız boyunca taşıyacağımız bir duygu olacaktır. Dilimize “anüs”le ilgili olarak yerleşmiş deyimler de, hep “korku”yla birlikte, “aşağılanma”yla birlikte kullanılacaktır.

    Kendi bedenimiz üzerinde yaşadığımız ikilemin hayatımız boyunca cinsel yaşamımızı nasıl etkilediği de enine boyuna araştırılması gereken bir konudur. Ama belirgin bir korkunun kültürümüzün erkeklerinde “anüs korkusu” olarak yaşadığını kabul etmeliyiz.

    Anüs Korkusu“…

    Dilimizin konuşma alanında kullanılan sözcükleriyle “arka”, “alt”, “geri” diyebildiğimiz, en fazla “kıç” sözünü kullanabildiğimiz “anüs”, böylece hem utancımızı, hem korkumuzu temsil eder duruma gelmiştir. Bedenimizin bu bölgesini “tabu” kılmışızdır. “Orası” yavaş yavaş hayatımızın işlevlerinden bile çıkarılmıştır.

    Onun için de insanların en söz etmek istemedikleri hastalıkları bu bölgenin hastalıklarıdır. “Hemoroid” ya da halk dilinde “basur memesi”, insanlarımızın erkek olsun kadın olsun en zor doktora geldikleri hastalıkların başında yer alır. “Orada” olup biten şeyler hepimize çok sıkıntı verir, çünkü “oramız”dan söz etmek, dahası “oramızı” açıp doktora göstermek, doktorun önünde eğilmek, “oramıza” parmak sokmasına izin vermek bize hep ağır gelmiştir. Böyle bir hastanın sözlerine “özür dilerim ama…” diye başlaması bile çok dikkatimizi çekmelidir.

    “Anüs korkusu” erkeklerin korkusudur ama toplumsal ideoloji bu korkuyu kadınlara da öğretmiştir. Kadınlar da kendi anüslerinden nefret ederler, kendi anüsleriyle ilgili davranışlardan çok rahatsız olurlar. Bu biçimdeki cinsel isteklerin erkek tarafından yansıtılması “ters ilişki” sözcükleriyle belirtilir ve kadınların erkekleri öldürmelerinde “hafifletici sebep” sayılır.

    Ne gariptir ki toplumun bu yaygın korkusu ülkemizde yayımlanan “korku kitapları”nın hiçbirinde yer almamıştır, belki de bu korku, dile getirilemeyecek kadar şiddetle içimizde yaşamaktadır.

    Aslında “ağız” ile “anüs” arasında biyolojik oluşum bakımından hiçbir fark yoktur. Bu iki sözcük, sindirim borusunun başlangıcıyla bitişini anlatmaktadır. Ağzımızdan giren besin maddeleri sindirim borusunun çeşitli yerlerinde sindirilmekte, insana gerekli maddeler alınmakta, geri kalanlar da dışarıya atılmaktadır.

    Düşünürsek, ağzımızdan hiçbir besinin alınmaması ne denli önemliyse, geri kalanların atılmaması da o denli önemlidir.Burada organ hiyerarşisi dediğimiz yapay sınıflandırmayı aşarak bakınca, “anüs”le “ağız” arasında hiçbir fark bulamayız.Ama toplumsal ideolojimiz, organlarımız arasında öyle sınıf farkları yaratmıştır ki, bunları tartışmaktan bile kaçınmışızdır.

    İşte bu nedenlerle de “ağız” çok övündüğümüz, yücelttiğimiz, kutsadığımız organımız olmuştur, “anüs” ise unutmak istediğimiz, aşağıladığımız, korku kaynağımız olan utancımız olmuştur.

    Belden aşağımız, organlarımızın “getto”su olmuştur, “anüs” ayrıca organlarımızın “paryası” olmuştur. Cinselliğe doğru bakmanın yolu belki de organlarımıza doğru bakmaktan geçiyor. Organları sınıflara ayıran bir ideoloji, bir düşünce sistemi cinselliğe nasıl doğru bakabilir ki?..”

    13 Temuz 2001

    geocities.com/WestHollywood/Stonewall/7538/haberler/dr_erdal_atabek.html

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 08:29 on 25 June 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    Medya ve Eşcinsellik 

    Medya… Halkın gözü, kulağı bir yerde de halkın sesi oluyor. Olan bitenden, toplumumuzun çeşitli kesimlerinden, bazen herkesi bazen de hiçkimseyi ilgilendirmeyen konulardan haberdar oluyoruz sayesinde. Peki ya hiç medyayı bizim açımızdan düşündünüz mü? Hiç, medyanın bize; hayatımıza, yaşantımıza, hak ve özgürlüklerimize, amaçlarımıza, isteklerimize değindiğini gördünüz mü? Elbette! Ama ne şekilde? Medyadaki rolümüz, sadece ve sadece tüm toplumumuzun büyük çoğunluğunu oluşturan heteroseksistleri ve homofobiye sıkı sıkıya bağlanmış insanları eğlendirebilmek, çoğu zaman zaten sarfettikleri küfür bazlı sözcükleri, tekrar etmelerini sağlamak. Medyanın kendi çıkarlarını düşünerek malzeme yaptığı tüm eşcinsel içerikli konularda tek neden olduğu şey, insanların yanlış olan görüşlerine birkaç yanlış daha eklemek. Haberlerin yapımında emeği geçenler diyoruz ya, işte o kişiler kimler sizce? Sizce içlerinde eşcinsel olma olasılığı var mı? Bence bu olasılık %0. “Neden?” diyeceksiniz. Eşcinsellik basın sektöründe yok mu? Var, olmaz olur mu! Hiç de azımsanamayacak ölçüde mevcut. Yalnız, hiç sanmıyorum ki bu şahıslar tarafından, medyaya yansıtılan eşcinsel haberlerine bir katkıda bulunulmuş veya müdahale edilmiş olsun. Kimseyi eleştirme amacında değilim. Toplumun her alanında eşcinseller var elbette, ama biliniyor mu? Hayır. Saklanmak, sakınmak ve gizlemek zorundalar bu durumu. Yoksa en basitinden örnek vermek gerekirse işlerinden olurlar. Biraz daha ileri seviyede bir örnek isterseniz, beklenmedik bir yerde ve zamanda aşşağılanmaya, tartaklanmaya maruz kalabilirler ya da büyük bir nefretle katledilmeleriyle sonuçlanabilir. Bunları söyleyerek varmak istediğim yer şu, hiç kimse bu saydıklarımı göze alarak, yapılan haberlerin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmaya kalkmaz. Haber, yapımından sorumlu olan kişinin eşcinselliğe bakış açısına bağlı olarak gelir karşımıza. O andan sonra da geri dönüş yoktur zaten. Ulaşacağı kadar kitleye ulaşmıştır. Darmadağın, saçma sapan yargıları olan insanlara biraz daha homofobiklik aşılar genelde. Çoğu haberde de yapımcının homofobikliği ile doğru orantılı bir biçimde eşcinselleri aşşağılama ve alay söz konusudur. Zaten amaç, eşcinsellik konusunda bi haber olan toplumumuzu, bu bilinmeyen konuyu gülünecek, eğlenilecek bir şeymiş gibi göstererek izleyici kitlesi oluşturmak. Toplumumuzda da homofobik insanların, bizlere büyük nefret besleyen insanların da çoğunlukta olması sayesinde bu amaçlarına oldukça ulaştıklarını düşünüyorum.

    Gazetelerdeki yazılarda, eşcinselliğe doğru bir bakış açısıyla yazılmış, insanlara bizlerin öncelikle insan olduğunu hatırlatan bir yazı okudunuz mu hiç peki? Ben bir tane altın değerinde yazı okudum! Kim mi yazmış? Can DÜNDAR. Saygıdeğer(!) milletvekili, sayın(!) Mehmet GÜL’ün sahip olduğu homofobikliği sayesinde sarfettiği “anlamsız sözler topluluğu”na cevap niteliğinde değil, haddini bildirme niteliğinde olan bu yazıyı yazan SAYIN CAN DÜNDAR’I ŞİDDETLE TEBRİK EDİYORUM. Söylenebilecek en doğru sözleri, en doğru biçimde iletmiş Sayın Dündar. Sayın(!) Mehmet GÜL’ün tarihin çeşitli dönemlerinde yaşaması halinde, tarihe altın harflerle yazılan kişilerin, nasıl hiç duyulmamış bireyler haline geleceğini; eserlerinin ve insanlığa sağladıkları değerlerin nasıl hiç varolmamış olacağını en mükemmel örneklerle, mantığı olmayan(!) insanların dahi anlayacağı şekilde anlatmış. Bir kez daha tebrik etmek istiyorum.

    Ne yazıktır ki, Sayın Dündar gibi sağlıklı düşünüşlere sahip, aklı baliğ aydınlarımız, yazarlarımız, düşünürlerimiz yok denecek kadar az. Bu bir avuç değerli insanlarımız da toplumun farklı sorunlarını ele almakta daha fazla yarar görüyorlar ki sesleri hiç duyulmuyor. Belki de ben yanlış düşünüyorum! Belki onlar eşcinsellik konusuna, bu konuda yayınlanan saçma, baştan savma haberlere değiniyorlar; fakat çatısı altında bulundukları oluşumların baskısı nedeniyle topluma ulaşamıyorlardır. Bir çok görüş ileri sürülebilir. Özgürce yazabilecekleri bir ortam sağlansa, kendilerinin yorumları, düşünceleri sorulup, herşey tüm açıklığıyla yayınlanabilse sorunumuzun kalmayacağına inanıyorum.

    Siyaset konusunda hiçbir bilgim ve ilgim olmadığı için, bizlerin yasalarca nasıl kabul edilip; dünyanın çoğu ülkesindeki eşcinsellerin yararlanabildiği hak ve özgürlüklerden Türkiye’de nasıl yararlanabilir konuma geleceğimizi bilemiyorum. Hatta bu konuyu düşünmek beni hem ürkütüyor hem de üzüyor. Nedenini hepimiz biliyoruz. Homofobik, eşcinselliğe sapıklık veya hastalıkmış gibi bakan bir toplumda; eşcinsellerin haklarına kavuşabilmeleri ve toplum tarafından kabul edilmeleri pek de kolay gözükmüyor. Televizyonda çıkan haberlerde de eşcinsellik değil de, genelde gülünç duruma düşürülmüş travesti ve transeksüeller ele alınıyor ve böylece eşcinselliğin sadece bu görüntülerden ibaret olduğu ifade edilip; hiçbir normal yanının olmadığı görüşüne bir kez daha geçerlilik kazandırılmış oluyor. Toplumun, Türkiye’deki gelişme ve gerilemelerden, olaylardan en fazla haberdar olduğu yol televizyon olduğuna; bu iletişim aracında da sürekli yanlış bilgiler verildiğine ve yanlış düşüncelerle çıkarmalar yapıldığına göre, toplumun bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve doğruları farkedebilmesi mümkün mü sizce?

    Amaçlarımıza ulaşmak için bize düşen görevler ne kadar belirli, nelerle sınırlı pek bilinmiyor. Ne şekilde sesimizi duyurmalıyız, tüm Türkiye’ye ne şekilde ulaşabiliriz bilemiyorum. Bir çok yol var; biz ne kadarını kullanabiliriz, ne kadar çıkar yol bulabiliriz orası da belli değil. Fakat bir kitleye ulaşabilmek, belirli yayınlar aracılığıyla olduğuna göre, medyanın bu iletişimde mutlaka kullanılıyor olması gerekiyor. Öyle sıradan, izleyici oranlarını arttırmak için yapılmış, baştan savma bir haber gibi değil; tüm toplumun sorununu tartışır gibi ciddi, gerçekler ile yaşamasını öğrenmiş, aydın kişiler ile yapılacak bir haber olmalı bu. Eğer böyle yapılmayacaksa zaten bir sonuç alınamaz. Hatta, daha da fazla önyargılar ve tabular oluşacağı kuşkusuz. Son günlerde de içinde bulunduğumuz ekonomik kaos nedeniyle, değinilecek konular arasında eşcinselliğin olabileceğini sanmıyorum.

    Yapmamız gereken, medya ile iletişim içinde olmak ve Türk toplumunun düşünceleri arasında yer alan yanlış eşcinsel imajını silip, gerçekleri gösterebilecek haberlerin, tartışmaların, açıklamaların, duyuruların, bildirilerin gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Nasıl yapılacağı konusunda ise bir kişinin görüşü değil, hepimizin görüşleri değerlendirilmeli. Dünyanın hiçbir ülkesinde ne eşcinselliğin toplum tarafından kabul edilmesi ne de toplumsal zaferlerin kazanılması bir kişinin sayesinde gerçekleşmemiştir. Amaçları uğruna savaş veren, çaba gösteren insanların sayesinde kazanılmıştır herşey.

    Türkiye’de, eşcinsellere karşı olumsuz toplum görüşü aşılmadıkça, hiçbir eşcinsel kabuğundan sıyrılıp haklarımızı savunmaya kalkamaz. Ailesinden, okulundaki veya iş çevresindeki insanlardan, arkadaşlarından gizlenmek zorundadır. Kimse, hem haksız yere hem de durduk yerde aşşağılanmayı, küçük düşürülmeyi, dışlanmayı, işinden olmayı istemez değil mi? Peki bizlerin haklarını kim savunacak? Avukat mı? Hayır!… Yine kendimiz savunmak zorundayız fakat bunu başarabilmemiz için de oldukça yardıma ihtiyacımız var. Ne maddi, ne de manevi yardım bu! Sadece sesimizi duyurabilmemiz için gereken fırsatlara ihtiyacımız var. Doğru kişilerle, doğru yerde ve doğru zamanda.

    Desteğinizi esirgemeyeceğinizi ümit ederek, görüşlerimi sizinle paylaşmak istedim. Baskı altında, kişiliğini gizleyerek yaşamak zorunda kalan; açık verdiğinde zulume uğrayan; aşklarını hiçbir zaman heteroseksüel ilişkiler kadar özgür yaşayamayan; amaçsız insanlar tarafından katledilen eşcinseller adına sizlere sesimizi duyurmak istedim. Sizlerin de, bizlerin sesini ulaşması gereken kitleye, yani Türk Toplumu’na duyuracağınızı ümit ediyorum.

    Sizce, Türkiye hangi yılda yaşıyor? 2001’de mi? Hiç sanmıyorum. Her yerde, her zaman duyduğumuz ülkelerden bahsetmek istemiyorum şimdi. Her gün yeterince haberlerini alıyoruz. Onlar 2001 yılını da çoktan aştılar. Her konuda. Eşcinsellik ise bu konulardan en ufak olanıydı onlar için. Artık Türkiye için de zamanı geldiğini düşünüyorum.

    Vereceğiniz destek; sarfedeceğiniz her kelime, duyuracağınız her ses için sizlere en azından kendim adına TEŞEKKÜR EDİYORUM.

    Saygılar…
    25.06.2001- UnReAcHAbLe_DrEaM

     

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:49 on 9 March 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , ,   

    Transseksüellik 

    Günümüzde bilinen içsalgı bezlerini inceleme teknikleriyle, transeksüel hastalarda ve normal denetim gruplarında cinsel hormonlar arasında bir fark saptamak olanaksızdır. Bununla birlikte, transseksüel hastalar, beyindeki hipotalamustan salgılanan hormonların hipofiz ve gonad hormanlarıyla tepkileşmesi ve etkileşme biçimi bakımından belki de atipiktirler. Bu dogruysa; transseksüelligin doğum öncesi ve erken bebeklik dönemlerinden kaynaklanıyor olması, en güçlü olasılıktır. Birbirini izleyen çeşitli etkenlerin transseksüelliği etkilediği, gerçeğe en yakın açıklama gibi görünmekle birlikte, transseksüellikte kalıtımsal bir öğenin söz konusu olduğuna ilişkin hiçbir geçerli varsayım yoktur.

    Transseksüellerin gelişme öyküleri farklıdır. Bu tip; kadınsı erkeklerden, başka bir tipse erkeksi kadınlardan oluşmaktadır. Bu kişilerin geçmişinde, çok erken yaşlardan başlayarak, aynı cinsten eşleri kapsayan etkin bir erotik (deneyim değilse de) imgelem öyküsü vardır. İkinci tipi, çocuklukta ve yeniyetmelikte cinsiyetine aykırı hiçbir belirti göstermemiş olsa bile, gizliden gizliye her zaman cinsiyet değişikliğini takıntı haline getirmiş kişiler oluşturur; ergenlik döneminde bu kişiler, erotik olarak eylemsizdir. Orta yaşa kadar transseksüellik (karşı cinsin kılığına girme) eğilimi gösterdikten sonra, herhangi bir bunalım etkisiyle transseksüelliğin apansızın ortaya çıktığı kişiler de üçüncü bir tip oluşturur.

    Transseksüellik, kişinin doğumdaki cinsiyetinden şiddetli hoşnutsuzluk duyduğu nispeten ender durumlarda bir rehabilitasyon yöntemidir. Cerrahi yollara başvurulmadan önce, cinsiyet değişikliğinin başarı olasılığını değerlendirmenin yollarından biri, bir süre karşı cinsin üyesi olarak yaşamak, çalışmaktır. Çünkü, hormon müdahalesinden geri dönülebilirse de, cerrahi müdahalenin geri dönüşü yoktur. Bu nedenle, cinsiyet değişikliğinin bütün ruhsal ve toplumsal sonuçları ameliyattan çok önce kavranırsa, hata olasılığı aşağı yukarı bütünüyle ortadan kalkar.

    Özlem Özge YÜREKLİ
    geocities.com/ozlemce_us/
    kadinlar.com – 09 Mart 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:35 on 9 March 2001 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , ,   

    Cinsel Özgürlük 

    Cinsel konular toplumumuzda, nedense, hep tabudur. Cinsellik konusunda pek konuşulmaz. İrdelemeler yapılmaz. Herkes birşeyleri, üstünkörü de olsa, bilir, ama konuşmaz ve tabii ki gönül rahatlığıyla yaşayamaz. Bunun nedeni, cinselliğin tabu olmasına karşın, konu bireysel düzeye indirgendiğinde, özel yaşam temelinde düşünüldüğünde, gerçekte ‘özel’ ve ‘bireysel’in olmaması ve konunun adeta ‘kamu’nun ortak malı olarak görülmesinin sonucu da herkesin herkese, bu konuda konuşma hakkını kendinde görmesidir.

    Cinsellik ve cinsel yaşam kişiye özeldir ve kişilerin bunu gönül rahatlığıyla yaşayabilmeleri gerekir. Özel yaşam, karışılamaz bir özel alandır. Cinsel özgürlüğün ve cinsel yaşamın da bu alanda önemli bir yeri vardır. Cinsel özgürlük dediğimizde, kadınlar açısından düşünürsek, bekaret baskısı, birlikte yaşama, eşcinsellik (homoseksüellik) ve biseksüelliğe karşı önyargı ve baskılar, flörte karşı çıkılması gibi konular, hemen aklımıza gelebilecek, önemli konular.

    Bekaret baskısıyla biz kadınlar çok fazla sınırlanır ve hatta bazen de deyim yerindeyse, boğuluruz. Yukarıda saydığımız toplumdaki tabulardan biridir bekaret. ‘Bekaret’ yüzünden dağılan yuvalar, işlenen namus cinayetleri, kavgaları toplumumuzda sık rastlanır olaylardır. Ailenin namusu, ailedeki kadınların omuzlarına yüklenmiştir. Buna ihanet ederse, cezası dayaktan başlayıp, ölüme kadar varabilir. Toplum da böyle kadınlara ‘kötü’ gözüyle bakar ve damgalar. Bu kadın, onların gözünde artık ‘potansiyel’ bir ‘fahişe’dir.

    Sevindiricidir ki, bu önyargılı çarpık tutum, toplumun özellikle eğitim ve bilinç düzeyi yüksek kesimlerinde değişmeye ve yok olmaya başlamıştır. Bu da yerindedir. Çünkü, gelişmeyle birlikte, kişilerin özel yaşam haklarına duyulan ve gösterilen saygının da artması beklenen bir durumdur.

    Her ne kadar özel yaşam, kişisel ve cinsel olsa da, flört ve birlikte yaşama, toplumda tam anlamıyla kabul görmemiş durumlardır. Bireylerin, istedikleri kişilerle, istedikleri gibi yaşama istek ve haklarına saygı duyulmaz. Oysa bireyler, başkalarının haklarını çiğnememek koşuluyla, özgürlüklerini sonuna kadar kullanma hakkına sahiptirler. Birlikte yaşamanın ‘zina’ olarak kabul edildiğini hemen hepimiz biliriz. Ceza yasası taraflardan birinin evli olması durumunda eylemi suç olarak nitelendirmiştir. Bu nedenden dolayı da, böyle bir ithamla yakalanan kadın ve erkek cezayı hak ederler… Ancak, her zaman olduğu gibi, yine kadının cezası daha fazladır. Kadının zina suçunu işlemiş sayılması için, bir evde/yerde sözkonusu erkekle tek başına, ‘uygunsuzluk’ koşulu aranmaksızın bulunmuş olması yeterli görülürken, erkeğin sözkonusu kadınla, ayrı bir ev tutarak birlikte yaşamış olmasının ispatlanması halinde bu zina nedeni olmaktadır. Biz kadınlar yasalardaki bu haksız durumun dışında, bir de toplumun damgalaması ile çifte ceza görürüz. Erkekler ise, toplumun değerlerine göre, yine ‘elinin kınasını yakmıştır’. Bu durumdan gurur bile duyabilir.

    Bu konuda yasalara bakışımız, varolan haksız düzenlemelerin iyileştirilmesi yönünde istemde bulunmak şeklinde sözkonusudur. Ülkemiz nüfusunun yarısını oluşturan biz kadınlar, eğer gerçekten istersek, yasalardaki eksiklik ve haksızlıkların giderilmesini sağlayabiliriz…

    Bu başlık altında ele alacağımız bir diğer konu da cinsel tercihler konusunda toplumda var olan önyargı ve baskılardır. Bu başlık altında eşcinsellik dediğimiz homoseksüellik ve her iki cinsle de beraber olan için kullandığımız biseksüellik yeralıyor.

    Eşcinsellik dendiğinde, bazı çevrelerden gelen tepkiler, bunun sapıklık, hastalık, anormallik, doyumsuzluk olduğu yönündedir. Oysa, kişinin kendi cinsinden biriyle beraber olmak istemesi, tamamen, o kişinin cinsel seçimidir. Ayrıca, son yıllarda eşcinsellik konusunda yapılan araştırmalar sonucunda, cinssel seçimler konusunda, genlerden kaynaklanan etkilerin varlığı da savunulmaktadır. Eşcinselliği, ister fiziksel nedenlerden kaynaklansın, isterse kişinin özgür irade ve duyguları etkilesin, sonuçta birey, ne istediği ve bunu nasıl yaşamak istediğine kendi karar verecektir. Heteroseksüellik (bireyin tercihini karşı cinsten yana kullanması) sanıldığı gibi ‘normal’ değil, yalnızca ‘sık görülen’ bir cinsel tercihtir. Eşcinselliğin yanısıra, biseksüellik (bireyin tercih yapmadan her iki cinsle de birlikte olması) de kişinin cinsellik yönünde bir seçimidir. Bu kişiler seçimlerini her iki cinsle de birlikte olma yönünde yapmışlardır.

    Eşcinsellik ve biseksüellik konularında karşılaşılan sorunlarda başvurulabilecek herhangi bir koruyucu yasa bulunmamaktadır. Ancak, bu konularda başvurabileceğimiz kadın hakları, insan hakları ve demokrasi ile ilgili çalışmalar yapan kuruluşlar bu konuda bize yardımcı olabilecek kuruluşlardır. Örnek olarak, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Vakfı vb.

    Kaynak:
    Yasemin
    Eksik Etek
    Dördüncü Sayı
    kadinlar.com – 09 Mart 2001

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 15:02 on 18 October 2000 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , ,   

    Kadınlar & Eşcinseller 

    Kadınlar yaşamın her alanında heteroseksist erkek egemen kapitalist devletin saldırılarıyla karşılaşmaktadır. Sistemde çok yoğun olarak cinsiyetçilik ve cins ayrımcılığına karşı mücadele her zaman önümüzde duran güçlü bir görevlerden biri olmak zorundadır.

    Aslında mücadeleyi anlatırken “devletin zorun örgütlenmesi” olduğunu devletin analizini yaptığımızda her durumu, hareketi bununla ilişkilendirdiğimizde mücadelenin önündeki sorunları yürürken görmek, tartışmak, tartışırken ikna etmek ileri taşımak gerekir.

    Neden mücadelenin perspektifi konusunda bir yazıya ihtiyaç duydum öncelikle bunu anlatmak istiyorum. Devlet solu ve işçi hareketini 28 Şubat darbesiyle kendi arasında (laik, anti-laik, KHK’yle Türk – Kürt işçi diyerek) bölmeye çalışmaktadır. 7 Ekim Pazar günü Ankara DSİP büromuzda cinsiyetçilik toplantısı yapıldı. Ben bir eşcinsel olarak, erkeklerin kadınların ezilmesinden çıkarı olmadığını, gerçek marksistlerin Lenin’in, Troçki’nin, Gramşi’nin anlattığı gibi tarihte de bugün de sınıfsal mücadeleyle bu sorunun aşılmasının mümkün olduğunu anlattım. 8 Ekim Pazar günü 2000 Kadın Yürüyüşü’ne katıldığımda önceki gün anlattığım sorunlarla pratikte karşılaşmak sosyalistler açısından üzücü bir deneyim oldu. Benim eşcinsel olarak yürüyüş boyunca bir çok kadının tepkisiyle karşılaşmam, ezilenlerin kendi içindeki ilişkileri ve bölünmüşlüklerini gördüm.

    Sokakta, boyalı ve görsel basında, ve stalinist yapılarda eşcinsellere yönelik politikaya karşı kadınların ve eşcinsellerin birlikte mücadele etmesinin toplumdaki cinsiyetçiliği aşma yolunda önemli bir etkisi vardır.

    Cinsiyetçiliğe, cins ayrımcılığına karşı olan bu bilinci işçi sınıfı mücadelesine bağlayarak, faşizme, savaşa, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, açlığa, yoksulluğa, kadın sömürüsüne, küresel sermaye saldırılarına, devletin böl-yönet politikalarına karşı bugünden birleşik işçi mücadelesini örmek zorunluluktur. Önümüzde duran mücadeleyi iyi görmek ve ciddiyettini kavramak gerekir.

    Mehmet Kaplan

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 01:29 on 19 March 2000 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: ,   

    Kalıp yargılar ve eşcinseller 

    Türkiye’de medyatik olarak tanımlanan bazı kişilerin cinsel tercihleri ile cinsel tercihlerinden ötürü medyatik olan bazı kişiler son yıllarda her türlü televizyon programının konusu olmaya başladı. Özellikle eşcinselleri konu alan bu tür programlar reyting toplasa bile Türkiye’ de eşcinselliğe karşı olumsuz tutumların varlığı tartışılmaz bir gerçek. Yıllardır bu olumsuz tutumlar yüzünden eşcinsellik kötü bir şey olarak algılandı. Bu nedenle de; yaşamın her alanında gizlendi, saklandı; zaten kimse onu görmek de istemiyordu. Yaratılan eşcinsel imajı bu sayede kalıp yargılara dönüştü ve insanların eşcinsellere belirli özellikler yüklemesine ve karşılarına çıkan kişileri kalıp yargılara göre değerlendirmelerine yol açtı.

    Eşcinseller için geliştirilen kalıp yargılar, kültürden kültüre değiştiği için heteroseksüel Türk üniversite öğrencilerinin erkek eşcinseller hakkında geliştirdiği kalıp yargıları belirlemek amacıyla Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümü öğretim üyelerinden Y. Doç. Dr. Nuray Sakallı birkaç aşamadan oluşan bir araştırma yaptı. Araştırmanın ilk aşamasında 62 heteroseksüel öğrenciye istedikleri şekilde yanıtlayabilecekleri birkaç soru soruldu. Öğrencilerin verdiği cevaplardan bazıları şöyleydi:

    Eşcinsel kimdir?

    “Hemcinsine duygusal veya fiziksel yakınlık duyan kişi”, “Duygularını bastıramayan, Allah’ın öyle yarattığı insanlar”, “Bir takım tecrübeler ve deneyimler doğrultusunda kendi cinsinden bir insanla beraberlikten zevk alan insan”, “Kadın ruhuyla doğan erkek”, “Genetik veya psikolojik sebeplerden dolayı kendi cinsine karşı cinsel ilgi duyan insan”, “Eşcinsel, genetik yani tıbbi olarak bir hatadan dolayı cinsini tam anlamı ile bulamamış kişidir; daha çok erkeklerde var olduğu zannedilen ama kadınlarda da görülen bir hastalıktır”, “Eşcinsel, genelde hormonal bozukluk ya da çevresel koşulların etkisiyle kendi cinsine cinsel ilgi duyan kişidir”, “Eşcinsellik kendi cinsinden insanlarla cinsel ilişki kuran ya da kurma hayalleri ve eğilimleri olan -büyük çoğunluğunu sorunlu insanların oluşturduğu- bir davranış biçimidir”.

    Eşcinselliği yansıtan davranışlar nelerdir?” ve “Eşcinsel deyince nasıl biri aklınıza gelir?

    “Marjinal renkler veya kadınsı hatları ısrarla vurgulama çabası”, “Televizyonda çıkan, şarkıcı olarak geçinen tipler; karşı cins gibi giyinip, konuşan; toplumda onlara karşı olan tutumdan dolayı kendini kabul ettirme çabası içinde kendince sempatik olan”, “Sesini incelterek konuşan; kıvırtarak yürüyen ve süslenen erkekler”, “Eşcinsel deyince aklıma geceleri Cinnah’da gezen kalın sesli sarı saçlı bayanlar geliyor”, “Estetikten uzak, doğaya uyumsuz, topluma uyumsuz, kıvırtarak yürüyen, canımcicimli konuşan çirkin bir erkek suratı aklıma geliyor”, “Aşırı yapmacık, kadınsı davranışlarda bulunan kişi”, “Normal bir insan ama cinsel seçimi kendi cinsine yönelmiş”, “Sapık hareketler yapan, her an her kötülüğü yapabilecek kişiler”, “Sorunlu, dışlanmış; aslında çok mutsuz ve hayatı çok anlamsız olan kişi”, “Görünüş bakımından kendi cinsinin ciddiyetini yerine getirmeyen kişiler”, “Kendi cinsinden birisine sarkan, fazla yakın davranan, çok fazla el hareketi yapan kişi”, “Karşı cinsle rahat ilişki kuramayan ve onlarla ilişkileri kötü olan”, “Seks hayatı ile günlük hayatı birbirine karışmış insan”, “Herhangi bir insan nasılsa, eşcinseller de aynıdır”, “Etrafta daha rahat, hatta bazen saygı sınırları dışında davranan”, “Erkekler için kadın duygusallığı taşıyan, kadınlar için ilişkisinde dominant tavırlar sergileyen insanlar diyebilirim; yine de eşcinselliğin insanın iç dünyasında gizli olduğunu, kolay kolay anlaşılamayacağını düşünüyorum”, “Erkeklerin kadınsı, kadınlarında erkeksi davranması durumu; ama bazen görünüşüne bakarak bunu çıkarmak zor; çünkü gayet erkeksi görünen birisi kendi cinsine ilgi duyabiliyor; ayrıca özellikle bayanlarda bunu algılamak çok zor çünkü bizim toplumumuzda bayanların erkek gibi davranmaları (erkek Fatma) kabul gördüğü için her erkeksi davranan bayana lezbiyen demek güç”.

    Eşcinselleri ifade etmek için kullanılan terimler nelerdir?” ve “Bu terimlerin neden eşcinselleri ifade etmek için kullanıldığını açıklayınız.

    “Top: yuvarlak objeler eşcinsellikle bağdaştırılır, çıkıntısı olmayan yani penisini kestirmiş olan, yuvarlak hatları ifade eder, hareketlerdeki değişmeyi yani dönmeyi ifade eder”, “Yuvarlak: yapılan hareketlerdeki dönmeyi ifade eder”, “Yumuşak: erkek gibi davranmayan kadın gibi davranan, tavır olarak nazik olan”, “Dönme: fikirlerindeki değişiklikten dolayı”, “O biçim: eşcinseller farklı bir biçimdir”.

    Sonuçlar gösteriyordu ki; araştırmaya katılan öğrenciler soruları genel olarak erkek eşcinselleri düşünerek yanıtlamıştır. Bu yüzden araştırmanın ikinci aşaması sadece erkek eşcinsellere yüklenen kalıp yargılar üzerine yapıldı. Öğrencilerin açık uçlu sorulara verdiği bu ve benzeri yanıtların tamamı tekrar edilme oranları göz önünde bulundurularak araştırmanın ikinci aşamasında kullanılmak üzere maddeler haline getirildi. Ayrıca bu listeye heteroseksüel Türk erkeğini tanımlayan sıfatlar da eklendi. Böylece eşcinselleri tanımlayan-tanımlamayan ve eşcinseller hakkında olumlu-olumsuz toplam 100 maddeden oluşan bir ölçek; 183 heteroseksüel üniversite öğrencisine verilerek bu sıfatların erkek eşcinselleri ne kadar yansıttığı soruldu. Erkek eşcinsellere yüklenen kalıp yargılardan bazıları şunlardı:
    Kendi cinsinden farklı davranan
    Hemcinsine kur yapan
    Toplumda dışlanan
    Kadınsı giyinen
    Kadınsı konuşan
    Kadınsı davranışlarda bulunan
    “Ayol, canımcicim”li konuşan
    Yumuşak davranışlı
    Pırıltılı giysiler giyen
    Sesini incelterek konuşan

    Hiçbir şekilde erkek eşcinselleri tanımlamayacak sıfatlardan bazıları şöyle ön plana çıktı:
    Maço
    Geleneksel
    Sert görünüşlü
    Delikanlı
    Bıyıklı
    Kaba
    Erkeksi
    Ağırbaşlı
    “Ulan”lı konuşan
    Küfür eden
    Eşcinsel tanıdığı olan öğrenciler listede bulunan olumsuz sıfatlardan hiçbirinin erkek eşcinselleri yansıttığını belirtmemişler. (Sakallı, Pictures of Male Homosexuals in the Head of Turkish College Students.) Yapılan araştırmanın sonuçları gözönünde bulundurularak medyanın yarattığı eşcinsel imajını incelemek amacıyla başka bir çalışma çerçevesinde 14 heteroseksüel üniversite öğrencisine televizyondaki haberlerde, filmlerde, yerli ve yabancı dizilerde, yarışma ve magazin programlarında izledikleri eşcinsellerin özellikleri soruldu. Araştırmaya katılan öğrenciler; haberlerde izledikleri eşcinsellerin genellikle fahişelik yapan travestiler olduğunu ve onlar hakkında olumsuz haber yapıldığını; filmlerde ve dizilerde izledikleri eşcinsellerin; genellikle kadınsı davranışlar gösteren duygusal erkekler olduğunu; yarışma ve magazin programlarında izledikleri eşcinsellerin genel olarak makyaj yapan, aşırı kıyafetler giyen, aşırı davranışlarda bulunan erkek şarkıcılar olduğunu belirttiler. (Ulu ve Uğurlu, Homosexuality and Media Representations.)

    Her iki araştırmanın sonuçları da gösteriyor ki; eşcinseller için kişilerin kafalarında belirgin bir tanım oluşmuş durumda. Oluşan bu tanımda medyanın eşcinseller için yarattığı imajın etkisi açıkça görülüyor. Kesin sınırları olmayan bu imajın çizdiği eşcinsel görüntüsü kadın gibi olmaya çalışan erkekler ve bunu en uç noktasına götürmeye çalışan karakterlerden oluşuyor. Genellikle de medyanın eşcinselliği kullanma amacı, güldürmek. Medya eşcinsellere karşı olumsuz tutumu komiklik üzerinden yürüterek; kadına benzemeye ve kadın olmaya çalışan erkeklerin durumunu önce garip, sonra kötü, en sonunda da komik olarak algılıyor ve öyle sunuyor.

    Bu durum sadece komik olmakla kalmaz, aynı zaman da kötüdür. Örneğin, ruhlar aleminin tatlı cadısı Ruhsar, kocası Mazhar’a kızdığı zaman onu medyanın yarattığı imaja tamıtamına uyan bir eşcinsele dönüştürür. Böylece Mazhar komik ve kötü olmakla cezalandırılmış olur. Çoğu zaman kadın kuaförünü canlandırmanın yolu da mevcut eşcinsel rolünü oynamaktan geçer. Yılan Hikâyesi dizisindeki hayvan kuaförü hiçbir değişikliğe uğramadan aynı eşcinsel imajını canlandırmaya devam ederken; bir yandan da polise ispiyonculuk yapar. Delikanlı Yılmaz Erdoğan ise gerçek hayatta ezilen, hor görülen, ayrımcılığa maruz kalan insanların yanındayım imajına sarılırken; Otogargara oyununda eşcinselleri seyircisini güldürmek için rahatça malzeme olarak kullanır. Tüm bu anlatılanlara ek olarak Mehmet Ali Erbil destekli şov dünyasının eşcinsel taklitleri ise medyanın yarattığı imajı destekliyor. Önce yakın arkadaşım dediği kişileri taklit ederken, onların cinsel tercihlerine atıfta bulunan Erbil; ardından onları ne kadar sevdiğini söyler ve en sonunda Televole kameralarına ciddi bir tavır içinde tüm bu söylenenlerin “şaka” olduğunu vurgulamayı ihmal etmez.

    Medya kalıp yargıları beslerken, kalıp yargılar da medyayı yönlendirir ve gerçek hayata yansıyan her tür ayırımcı davranışın sorumluları, bir kanaldan öbürüne, bir programdan diğerine koşar durur. Elinde uzaktan kumanda aletiyle, ekran karşısında oturanlar da bilmeden kurban olur ve her düğmeye basışta, bindikleri dalı keserler.

    Ozanser Uğurlu
    Radikal, 19 Mart 2000

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 17:33 on 16 March 2000 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Attila İlhan, , ,   

    Attila İlhan’dan şok iddia: Türkiye’nin 5’te biri eşcinsel 

    Türk edebiyatının ünlü kalemi Attila İlhan’ın, ülkemizde yaşayanların yüzde 20’sinin açık ya da gizli eşcinsel olduğu iddiası gündeme bomba gibi düştü.

    İlhan, Aktüel Dergisi’ne verdiği röportajında ‘‘Türkiye’deki eşcinsellik’’ kavramına sermaye birikimi açısından bakıyor. İlhan’a göre bazı sektörlerde gereğinden çok fazla para kazanan bir zümrede bu tür eğilimler ağır basıyor. Bu sektörlerde eşcinsellerin yoğun olarak çalıştığını belirten İlhan, ‘‘Meslek olarak suçlamak istemem ama bunların arasında reklam işini sayabilirim. Çok para kazanıyor sefahata düşüyorlar. Teşhircilik başlıyor. Biz de böylece eşcinsel olduklarını öğreniyoruz’’ diyor.

    Cihangir Gerçeği

    Türkiye’de eşcinselliğin Batı’dan farklı olduğunu söyleyen İlhan, Türkiye’de yükselen değer haline gelen eşcinsel kültürünü şöyle açıklıyor: ‘‘Türkiye’de önce bazı erkek çocukları kadın kılığında sokaklarda dolaşmaya başladı. Asıl mesele bunlara gelen müşterilerdi. Bunlar bayağı para kazandı. Kırsaldan gelmiş zavallı çocuklar bu vasıtayla sınıf atladı. Para kazandılar daire sahibi oldular. Cihangir’e yerleştiler. Şimdi bunların ikinci kuşağı Tünel-Levent-Beşiktaş üçgeninde yaşıyor, para kazanıp rahat bir hayat sürüyor. Küçük burjuvazinin alt katmanlarından yavaş yavaş orta katmanlara çıktılar. Sosyetenin yarısından çoğu da zaten lumpen olduğundan aralarında büyük bir fark da yok zaten zevk olarak. Bu yüzden mükemmelen eklemlendiler.

    Burjuvada Rağbette

    Biz Doğuluyuz. Doğu’da olaya başka türlü bakılır. Batı’da eşcinsel kadın ya da erkek toplumun dışındadır. Bizde içindedir. Biz İran’la Yunanistan arasında bir ülkeyiz. İkisi de eşcinselliğin başkentleridir. Bizde kendi hemcinsiyle ilişki kuran kişi dışlanmaz. Hele erkeklerde bu sadece pasifler için sorundur. Biz zaten kabul ettiğimizi bir modernlik göstergesi olduğu için yeniden kabullenmiş olduk.

    Bir modernlik göstergesi olduğu için. Ama biz biliyoruz ki; Osmanlı’da da Cumhuriyet’in ilk yıllarında da bazı yöneticiler ve eşleri bu işlere bulaşmıştır. Bu gibi meseleleri Batı daha çok sorun yapar, çünkü Katoliklik Müslümanlığa göre bu meselede daha hoşgörüsüz. Evet burjuva eşcinseller artık eşcinselliklerini ilan ediyor. Batı’da böyle olduğu için yapıyorlar bunu. Bunlar tamamen Batı eğitimi aldığı için Batı’da da böyle olduğu için böyle. Ama İstanbul sınırı dışına çıktığınız zaman iş değişebilir’’ ”Araştırmacılara göre farklı olanın her zaman istendiği, prim yaptığı sektörlerde eşcinseller çizgi dışı üretimleriyle kendilerine yer buluyorlar.

    Önceden sanat, moda, eğlence dünyasında görülen eşcinsellik artık reklam, halkla ilişkiler, yayın hayatında ve büroları dolduran beyaz yakalılar arasında yaygınlaşıyor. Çünkü eşcinsellerin sıradışı yaşamlarının etkilediği fikir ve ürünler tam da bu sektörlerin aradığı çizgide yer alıyor.

    Hangi sektörde eşcinsellik yaygın

    Reklam
    Moda
    Sanat
    Eğlence dünyası
    Halkla İlişkiler
    Yayıncılık

     

    Hürriyet – 16/03/2000

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 22:17 on 17 December 1999 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    Türkiye’de ilk kez lezbiyenler üzerine yapılan araştırma 

    Kadın eşcinseller üzerine yapılan ilk araştırma, evliliğin, kadınlardaki lezbiyen duyguları öldürmediğini gösterdi. Bu araştırmaya göre lezbiyenlerin yarısı evli.

    İSTANBUL – Türkiye’de ilk kez kadın eşcinseller üzerinde yapılan araştırma, bu kesimin yarısının evli olduğunu ve cinsel kimliklerini erkek eşcinsellere oranla çok rahat gizleyebildiklerini ortaya koydu. Araştırma, kadın eşcinsellerin yoğun stres ve baskı altında yaşadıklarını, sürekli depresif bir yapıya sahip olduklarını da gösterdi.

    İ.Ü. Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Klinik Psikoterapi Birimi’nde görevli Uzman Psikolog Erdinç Öztürk, Türkiye’de ilk kez kadın eşcinsellerle ilgili kapsamlı bir araştırma yaptı. İstanbul’da yaşayan ve 20-29 yaşlarındaki 80 kadınla yapılan araştırma, evliliğin eşcinselliği engelleyemediğini ortaya çıkardı. Deneklerin yüzde 42’sinin lise, yüzde 30’unun da üniversite mezunu olduğu grupta, mesleklerde ‘sanatçı’lar ilk sırayı aldı.

    Araştırma, erkekler gibi sosyal dışlanmadan şikâyetçi olan kadınların çevreden gelebilecek baskı ve dışlanmaya karşı stres altında depresif bir yapı geliştirdiklerini gösterdi. Cinsel kimliğin açıklanmasıyla birlikte sosyal desteğin yerini sosyal çatışmanın aldığını söyleyen kadın eşcinseller, özellikle din, evlilik ve çocuk sahibi olmak gibi geleneksel değerlerin yoğun olduğu ailelerden geliyorlarsa aşırı duyarlılık, inkâr, suçluluk, utanç duyuyorlar, sürekli stres ve depresyon yaşıyorlar.

    Aile önemli
    Araştırmaya göre, kadın eşcinsellerin yüzde 50’si ilk cinsel deneyimlerini 13-16 yaşlarında yaşıyor. Araştırma, yüzde 50’si evli olan deneklerin evlilikleri süresince kendi cinslerinden partnerleriyle ilişkiye girdiklerini gösteriyor.

    Aile yapısında çatışma içeren atmosfer ve kopuk ilişkiler eşcinselliğin oluşumunda önemli bir faktör olarak belirirken, evlerinde sık sık kavga çıktığı, şiddet eylemlerinin yaşandığı ve alkolizm sorunu olduğu görülüyor. Kadın eşcinsellerin yüzde 37.5’i anne, yüzde 25’i ise babalarıyla olan ilişkilerini ‘kötü’ olarak nitelendirirken, yüzde 40’ının ebeveynlerinin ayrı yaşadığı dikkat çekiyor.

    ‘Erkek kadın’ beğeniliyor
    Araştırmayı yapan Erdinç Öztürk’e göre evlilik, çocuk sahibi olmak, din ve ahlak normları gibi değerlerin çok fazla önemsendiği Türkiye’de eşcinseller, bir azınlık grubu olarak kendi içlerinde cinsel beraberlik yaşıyor. Kadın eşcinsellerin erkeklere göre toplumdan gelecek baskıya karşı cinsel kimliklerini saklamada daha başarılı olduklarını vurgulayan Öztürk, “Çünkü erkek eş cinsellerde ses tonu, giyim, davranış kimliği belli ediyor, kadınsı erkekler aşağılanıyor. Oysa kadınlarda erkeksi tavır aşağılanma değil, onay görüyor, ‘erkek kadın’ gibi sözlerle beğeniler ifade ediliyor. Kadınlar eşcinselliklerini daha rahat yaşıyor” diye konuştu.

    Kadın günleri ve hamamlar
    Evliliğin de kadın eşcinseller için cinsel kimliklerini saklama işlevi gördüğüne dikkat çeken Öztürk, “Ayrıca kadın günleri ve hamamlar, kadınlar arasında eşcinselliğin yaşanmasını kolaylaştırıyor” dedi. Öztürk, dünyada yapılan araştırmalara göre de kadın eşcinsellerin yüzde 70’inin erkeklerle rahatça ilişkiye girdiklerini ifade etti.

    Kadınların duygusallığa önem verdiğini söyleyen Öztürk, “Erkek eşcinseller ilişkilerini yalnızca cinsellik temelinde yaşarken, kadınların ilk gözettikleri tıpkı heteroseksüel kadınlarda olduğu gibi duygusallık” diye konuştu.

    Nedeni keşfedilemedi
    ‘Alternatif yaşam biçimi, cinsel kimlik bozukluğu, cinsel nesneyle ilgili sapma’ olarak tanımlanan eşcinselliğe yönelik ilk izlere eski Yunan, Roman, Sümer, Frig, Asur ve Bizans uygarlıklarında rastlanıyor. Eşcinselliği şeytanlıkla özdeşleştiren engizisyon bu insanların iğdiş edilmesi, yakılması gerektiği inancındaydı. Üremeyi engellediği için tüm tektanrılı dinlerde şiddetle kınanan eşcinsellik, en büyük günahlardan biri olarak tanımlanıyor.

    Eşcinsellik eski Grekçede benzer anlama gelen ‘omos’ ile cinsellik anlamındaki ‘seksüalite’ sözcüklerinden türemiş olup, aynı cinsten bireyler arasındaki cinsel ilişkiyi tanımlamakta kullanılıyor. Çevresel, duygusal ve yapısal faktörler gibi etkilerin önemle vurgulanmasına rağmen, günümüzde halen kişinin eşcinselliğe yönelmesini açıklayacak ‘tek neden’ ortaya konamadı.

    Pervin Kaplan, 17 Aralık 1999 Radikal
    crosswinds.net/~beyoglu/arastirma.htm

     
    • Elif Şentürk adlı kullanıcının avatarı

      Elif Şentürk 08:17 on 11 Mart 2016 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Tam doyurucu nitelikte bir araştırma değil eşcinsellerin hep bildiği şeyler bunlar ayrıca kendisi bu araştırmanın içinde gayet güzel bir gol atmış “Öztürk, dünyada yapılan araştırmalara göre de kadın eşcinsellerin yüzde 70’inin erkeklerle rahatça ilişkiye girdiklerini ifade etti.” bu tam tersidir. Aynı cümlenin aksini Elle Dergisinin zamanında yaptığı bir araştırmada okumuştum. Burada hani ben böyle bir araştırma yaptım işte üniversiteyiz biz ama hani hala bu kadınları erkekler kullanabilir algısı yaratmış. Kusura bakmayın sevmedim bu araştırmayı ben.

      Beğen

      • melek öz adlı kullanıcının avatarı

        melek öz 09:29 on 9 Ağustos 2016 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

        Siz lezmisn elif Şentürk

        Beğen

      • Libi kayar adlı kullanıcının avatarı

        Libi kayar 00:04 on 24 Ağustos 2016 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

        Ben de hic begenmedim bu yaziyi. Cinsel kimlik bozuklugu diye mi tanimlaniyormus? Erkeklerle birlikte olanlarina biseksuel deniyor onlar lezbiyen sinifina girmiyorlar. Ama tuyo icin tesekkurler, bol bol gune ve hamama gideyim ben bundan sonra

        Beğen

    • BİR LEZBİYEN adlı kullanıcının avatarı

      BİR LEZBİYEN 05:31 on 5 Ağustos 2016 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      LEZBİYEN = Bir kadınının sadece kadınlara karşı olan cinsel ve romantik hisleridir BİSEKSÜEL = İki cinsiyetede ilgi duymak.. BİSEKSÜEL KADINLARLA YAPILAN ARAŞTIRMALARI VE BİRLİKTELİKLERİNİ LEZBİYEN OLMAKLA AYNI TUTAMAZSINIZI!.DÜNYADA BİSEKSÜEL KADIN SAYISI LEZBİYENLERDEN ÇOK FAZLA OLMAKLA BİRLİKTE ÇOĞU KENDİNİ LEZBİYEN YA DA HETERO OLARAK TANIMLAMAYI TERCİH EDİYORLAR .BU DA LEZBİYENLER SANKİ ERKEKLERDEN HOŞLANIYORMUŞ İZLEMİNİN VERİLMESİNE NEDEN OLUYOR.KONU HAKKINDA HİÇ BİR BİLGİNİZ OLMADAN BU YAZIYI PAYLAŞMA CESARETİNDEN BULUNMANIZA HAYRAN KALDIM .DAHA AÇIKLAYICI OLMAM GEREKİRSE LEZBİYENLER HİÇ BİR ŞEKİLDE ERKEKLERE CİNSEL ROMANTİK ESTETİK OLARAK BEĞENİ DUYMAZ! HA SİZ ÖYLE OLMALARINI ÇOK İSTEYEBİLİRSİNİZ VE BUNU GÜYA( L)GBT HAKLARINI SAVUNAN BİR SİTEDE PAYLAŞABİLİRSİNİZ TOPLUMUN ÇOĞUNLUĞUDA BÖYLE DÜŞÜNEBİLİR .AMA ASLA” LEZBİYEN HOMOSEKSÜEL GAY EŞCİNSEL KADINLAR”IN VAR OLDUĞU VE OLMAYA DEVAM EDECEĞİ GERÇEĞİNİ DEĞİŞTİREMEZSİNİZ.TOPLUMDA MİNORTY OLMAMIZ BİZİM HAKKIMIZDA ATIP TUTABİLECEĞİNİZ YALAN YANLIŞ PAYLAŞIMLAR YAPABİLİCEĞİNİZ LEZBİYEN OLMAMALARINA RAĞMEN HETERO KADINLARDAN FARKI OLMAYAN BİSEKSÜEL KADINLARLA YAPILAN ,ERKEKLERLE İLİŞKİLERİNDEN BAHSEDEN ARAŞTIRMALARDAN EŞCİNSEL KADINLARMIŞ GİBİ BAHSEDEBİLME HAKKINI VERMEZ !!!!! SANKİ EŞCİNSEL KADIN OLMAK ŞEMSİYE BİR TERİMMİŞ GİBİ ! ZATEN SİZİN LGBT HAKLARI ANLAYIŞINIZ BİR TEK GAY ERKEKLER VE TRANSEKSUEL “KADINLAR” DAN İBARET.ONLARIN CİNSEL KİMLİKLERİ , YÖNELİMLERİ HİÇ SORGULANMAZ. BİZ KADIN OLDUĞUMUZ İÇİN HER YER DE OLDUĞU GİBİ LGBT DE GÖRÜNMEZİZ . İLK KADININ HZ ADEMİN KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILDIĞINA ,KADINLARIN ERKEKLERE HİZMET İÇİN YARATILDIĞINA, ONLARIN CİNSEL HAZLARI İÇİN YARATILDIĞINA İNANAN İNSANLARA NE ANLATMAYA ÇALIŞIYORSAM.SON OLARAK BİZ HALK TABİRİYLE AM SEVERİZ .CLİTORİSLERİN EFENDİSİYİZ SİZ SİK SEVERLERİN HAKLARINI SAVUNMAYA DEVAM EDİN . LEZBİYENLERİ KARALAYAMAZSINIZ .!!!!!

      Beğen

c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın