Son Güncellemeler Sayfa 20 Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 04:07 on 2 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Aseksüel, Aseksüeller, Aseksüellik   

    Aseksüellik Nedir? 

    Aseksüeller, düşük veya düşük düzeyde cinsel çekicilik ve arzu yaşarlar. Genellikle seçilen bekârlığın aksine, aseksüellik bir kişinin cinsel kimliğinin kendine özgü bir parçasıdır ve tamamen normaldir. Bununla birlikte, bu, aseksüel bireylerin romantik veya yakın ilişkilere kesinlikle ilgi duymadıkları anlamına gelmez. Bazı aseksüeller kendi başlarına daha mutlu olsalar da, diğerleri yakın bir arkadaş grubuyla en mutlu, hatta cinsel insanlarla uzun vadeli ortaklıklar kurabilirler.

    Genellikle lezbiyen, gey, bi, queer veya düz olarak tanımlayan birçok aseksüel insan cazibe yaşar, ancak bu çekim üzerinde cinsel bir şekilde hareket etme arzusu hissetmez. Bunun yerine, kişi aseksüel, fakat romantik olarak tanımlayabilir ve fiziksel çekiciliği yaşamadan birisini çok yakından tanıma ihtiyacını hissedebilir. Öte yandan cinsel uyarılma, eşcinsel olarak ifade etme isteği ile ilişkili olmasa da, eşeysiz kişiler arasında da düzenli olarak meydana gelebilir.

    Kimlik

    Aseksüel olarak tanımlanan insanlar çok çeşitli olduğu için, aseksüellik geniş tanımları kapsayabilir. Bazıları aromantik (kimseye karşı romantik çekicilik hissetmeyen) olarak tanımlanabilirken, diğerleri şöyle tanımlamaktadır:

    biromantik (biseksüel karşıtı)
    heteroromantik (heteroseksüel karşıtı)
    homoromantik (eşcinsel karşıtı)
    panromantik (panseksüel karşıtı)

    Çoğu aseksüel birey, yaşamları boyunca aseksüel olmuştur. Tıpkı hiç kimsenin beklenmedik bir şekilde doğrudan eşcinsel olarak ilerleme kaydetmesi gibi, aseksüel insanlar da nadiren cinsel veya tersi olurlar. Bir başka küçük azınlık da kendi cinsel kimliklerini araştırırken ve sorgularken kısa bir süre için kendilerini aseksüel olarak düşünebilir.

    Birinin cinsel mi yoksa aseksüel mi olduğunu belirleyen bir test yoktur. Cinsellik, başka herhangi bir cinsel kimlik gibidir ve insanların kendilerini keşfetmelerine yardımcı olan bir kelimedir. Bazı aseksüel insanlar dışarı çıkma ihtiyacı hissetmezken, diğerleri bunu farkındalığı yaymak için yapar.

    Cinsellik Üzerine Araştırma Durumu

    Yakın zamana kadar, aseksüalite, halk arasında nadiren tartışılan bir konu olarak kaldı. Buna göre, araştırmacılar aseksüellik kavramını kavramsal olarak anlamaya çalıştıkça, konuya olan akademik ilgi artmaya başlamıştır. Araştırmacılar aseksüelliğin tekil bir cinsel yönelim (veya bunun eksikliği) olarak tanımlanıp tanımlanmayacağını tartışıyor. Dahası, aseksüelliği incelemek için büyük bir kavramsal engel, aseksüel bireyleri birleşik bir grup olarak görmekte zorluklar yaratan aseksüel popülasyondaki görünür çeşitliliktir. Diğer güncel araştırma soruları şunlardır:

    Arzu ve cazibe nasıl ilişkilidir?
    Aseksüeller için sağlıklı bir ilişki nedir?
    Aseksüel bireylerin hangi eğitim veya sağlık hizmeti ihtiyaçları yaşayabilir?

    Cinsel Bireylerin Karşılaştığı Zorluklar

    Cinsel olmayan bireyler çoğu cinsel insandan çok farklı zorluklarla karşı karşıyadır. İlk olarak, her aseksüel kişi, aseksüeller arasındaki çeşitlilik nedeniyle, çok farklı şekillerde ilişkiler, çekicilik veya uyarılma deneyimleri yaşar. Her şeyden önce, aseksüel bireyler, sürekli olarak onun cinsel olduğunu varsayan bir toplumda yaşarlar. Medyanın herkesi sürekli cinsel veya cinsel olarak kışkırtmış olarak gösterdiği bir toplumda, aseksüel bireyler marjinalleşmiş ve temsil edilmemiş hissedebilir.

    Aseksüeller, gerçekliklerini anlamayan insanlar üzerinde hayal kırıklığı yaşayabilir. Veya kendilerini cinsel ilişkide bulunmalarının beklendiği veya cinsel çekiciliğe aykırı davranma konusunda baskı altında hissedebilecekleri şekilde kendilerini bulabilirler.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 15:44 on 28 November 2013 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    Türkiye’de Trans Olmak! 

    Zordur… Sürekli didişir durursunuz bedeninizle. Doğanın hatasını düzeltmek size düşmüştür. Sürekli bu hatayla mücadele etmek, bir yandan da birlikte yaşamaya alışmak zorundasınızdır. Bedeninizi yeniden “tasarlamak”; yepyeni bir beden yaratmak zorundasınızdır. Bir anlamda tanrıyla yarışmak yani…

    Sesiniz, tüyleriniz, elleriniz, ayaklarınız, cildiniz, göğüsleriniz, kalçalarınız, cinsel organınız; hepsi beyninizde “arıza” olarak kodlanmıştır. Onarılmalıdır. Bunun için içinizde “tasarladığınız” kadına giysiler giydirmek, makyaj yapmak hiç bir zaman yeterli gelmeyecektir size; çok daha derinlere inip, kimyasını değiştirmeniz gerekir bedeninizin. Bu, yaşamınızın bundan sonraki bölümünü psikiyatristlerle, endokrinologlarla, bir sürü tahlillerle ve bir takım ilaçlarla geçireceksiniz demektir. Gün gün bedeninizdeki değişimi izlersiniz artık. Yeni bağımlılığınıza da merhaba dersiniz; aynalar…

    Ölmek isteyeceğiniz zamanlar çoktur. Ne yapsanız, ne etseniz hiçbir zaman tam da içinizdeki kadın olamayacağınızı düşündüğünüz zamanlar ölmek istersiniz. Gerçekleşmesi için çalıştığınız düş yaşamla tek bağınızdır. Bu giderek sizi “sürekli” bir düş içinde yaşamaya zorlayacaktır. Uyandığınız anlarda ölmek isteyeceğiniz bir düş…

    Ailenizden, dostlarınızdan ister istemez uzaklaşırsınız.
    Oluşmakta olan “yeni” bedeninizi bir yandan gizlemeye çalışırken, bir yandan da görmesini istersiniz herkesin. İkili bir yaşam sürdürmeye başlarsınız artık; meşru olan ve olmayan… Dişiliğinizi dışa vurmamaya ne kadar çalışsanız da bunun elinizde olmadığını, yani bir “tercih” değil, bir “zorunluluk” olduğunu anladığınızda en sancılı süreç başlar; açılma… Açıldıkça daha da yalnızlaşırsınız…

    Bu “yalnızlaşma”nın bir diğer boyutuyla da, tanrıyla yarışıyor olmanızın diğer insanlarda uyandırdığı rahatsızlık, öfke, öteleme, yok sayma, yok etme duygularıyla karşılaştığınızda tanışırsınız. Sokakta meraklı, alaycı, aç, öfkeli gözlerden kaçırmaya çalışmak boşunadır gözlerinizi. Annesine “anne bu kadın mı, erkek mi?” diye soran çocuğun sesi ister istemez uğuldar beyninizde. Çarşıda, pazarda satıcının “buyur abla!” derken gözlerindeki alaycı ifadeyi nereye koyacağınızı bilemezsiniz. Sürekli tetikte olmanız gerekir kalabalıkların içinde. Kişilerin bir başınayken kuzu, grup halindeyken kurt olduklarını öğrenmişsinizdir artık; sık sık yolunuzu değiştirirsiniz.

    Gittikçe daha alıngan, kırılgan olmaya başlarsınız. Sevgilinizle yollarda hiçbir zaman el ele, sarmaş dolaş yürüyemeyeceğinizi bilmek, dostlarınızın artık sizinle birlikte görünmekten kaçındığını görmek acıdır. Kocaman mutsuzluklar ve küçücük mutluluklarınızla yaşamın kıyısında yürürken, sizi kıyıdan daha içerilere çekecek dost eller ararsınız sürekli. Sizi “meşru” olarak gören ve sizi “böyle” sevecek dostlar… Bunun için her türlü iletişim yolunu açık tutmak zorundasınızdır; başka şansınız yoktur.

    Burada duralım artık. Şimdi arkanıza yaslanın ve düşünün; artık sokakta gördüğünüz bir transeksüele daha önce baktığınız gibi bakabilecek misiniz?

    Serap – Gacı  28 – 11 -2003

     
    • ahmet adlı kullanıcının avatarı

      ahmet 13:35 on 29 Ağustos 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      bol bol kitap okurum üzelikle tarih bilim ilim vese ben birtürlü bu insanlardan anlayamadım Mesele surye tarih derinliklerine baktığımızda neler neler var ilginç Mesele memlekete şehre indiğimde mileti izlerim çarşı kalabalık yerler İnsanlar hep koşturuyolar bakiyorum izliyorum Anlık çıkar vebe nice nice akıl almaz yaşam Bazen soruyorum bu ne koşmak koşturmak Yani kısacası anlamlı yaşam varken akılı yaşam iradeli yaşam mutlaka olmalı ama baktığımızda cidi birbirini anlayan yok HERKES ÖZGÜR OLMALI insanlar mutlaka bir ibrine saygılı olmalı Ne ekersin onu biçersin

      Beğen

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 06:59 on 14 October 2013 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    LGBT Dernekleri ne yapıyor? 

    LGBTLezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans” derneklerinin amacı ne? Ne gibi aktivitelerde bulunmaları gerekir? Neden başarısızlar? Türkiye’deki olgunlaşmamış siyasetin buna etkileri var mıdır?

    Türkiye’de son yıllarda birçok LGBT derneği kuruldu. Bunlar bizim için, toplumda ifade edilmemiz ve topluma karşı görünür olmamız için atılan önemli adımlar.

    Ancak şunu fark ettim ki LGBT dernekleri birkaç aile toplantısı ve de senede birkaç onur yürüyüşünü organize etmekten pek öteye gidememişler. Ki Onur yürüyüşlerinin onurunu da siyasete çevirmişler ve onursuzlaştırmışlardır.

    Oysa LGBT onur yürüyüşleri yalnızca LGBT’leri topluma göstermek, LGBT bireylerin kendi içlerinde yalnız olmadıklarını hatırlatmak, Devlet otoritesine ve konvansiyonel medyada sesimizi duyurmak amaçlı olmaldır.

    Her ne olursa olsun ve ne yapmış olursa olsun hükümete karşı “siyaseten” Bazı ideolojik sebeplerden dolayı ayrı düşmek ne kadar mantıklıdır? LGBT hareketi içinde dahil olmayan toplumsal siyasi olayları onur yürüyüşlerinde sırf muhalif olabilmek adına kullanmak ne kadar doğrudur?

    LGBT Dernekleri bu konuda kendi aralarında karar alıp bunu tüm LGBT oluşumuna dayatmakta özgür müdürler? LGBT bireylerin farklı ideolojik düşüncelerini yok sayabilirler mi?

    Bence bunların hiçbiri etik davranışlar değil. Bilakis LGBT dernekleri asıl amacından bile şuan çok uzakta görünürken LGBT’leri bırakıp, Gezi olayları ile yahut Kürt Açılımları ile uğraşması LGBT bireylere yapılan bir bencilliktir.

    Bu noktada LGBT Derneklerinin varoluş amaçlarını tekrar hatırlamaları ve LGBT Bireyleri için daha rasyonel çalışmalarda bulunmaları esastır.

    Bunların başında da toplumu bilinçlendirmek, iş verenleri bilinçlendirmek ve eğitimcileri bilinçlendirmek gelmektedir. LGBT bireylere istihdam sağlayabilmek, gerekirse ulaşabildikleri kadar iş verene ulaşıp onlarla konferanslar düzenlemek ve LGBT bireylerinde diğer insanlar gibi normal olduklarını başta iş verenlere, devlete ve de halka anlatabilmek ve sonucunda anlaşılabilmek gelmelidir. Ki devleti eleştirmek ne derneklerin işidir ne de sivil toplum kuruluşlarının.

    Dernekler devleti bilinçlendirebilir, olması gerekeni çeşitli aktivitelerle anlatmaya çalışabilir ve bu yollarla farkındalık kazandırabilir. Ve kazandırmalıdır da.

    Üniversitelerde akademisyenlerle yapılan toplantı ve konferanslar üzülerek söylemeliyim ki LGBT bireyler adına hiçbir şey ifade etmemektedir.

    LGBT bireyleri gören, bilen ve de anlayabilen insanlara karşı değil tam aksine yanlış bilen, anlamayan ve de LGBT bireylerin toplum içinde bulunması zorunlu olan (çalışma alanı, dolaşma alanı, eğlenme alanı, aile birlikteliği) alanlarda farkındalık yaratılabilirse zaten ortada “sorun” diye atfedilen şey kalmayacaktır.

    Rosa Spina @ Turk Gay Club > LGBTİ – 2013 

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 14:08 on 10 October 2013 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ayrımcılık, Önyargı, Nefet Söylemi, Nefret, ,   

    Eşcinsellere karşı olan önyargı ve ayrımcılık 

    Eşcinsellere karşı olan önyargı ve ayrımcılık ne derecede yüksektir?
    Eşcinsellere yönelik önyargı ve nefreti ifade eden kavrama “homofobi” denilmektedir. Bir tür kaygı ve korku ifadesi olan homofobi, dünyanın her yerinde eşcinsellere karşı olan olumsuz tutumlar hatta şiddete neden olabilmektedir. Örneğin İngiltere’de her üç eşcinsel kişiden 2’si sözel veya fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Brezilya’da 1997 ve 2007 yılları arasında, 2509 erkek, eşcinsellikleri yüzünden öldürülmüştür. Lezbiyen, gey ve biseksüel gençlerin intihar etme olasılıkları heteroseksüel gençlere kıyasla 4 kat daha fazladır.
    Eşcinsellere karşı olan önyargı ve ayrımcılığı yenmenin yolu nedir?
    Eşcinsellere karşı olumlu düşüncelere sahip kişiler, en az bir eşcinsel bireyi yakından tanıdıklarını belirtmektedirler. Bu sebeple psikologlar, eşcinsel gruba yönelik olumsuz tutumun sebebinin, eşcinsellerle yaşanmış herhangi bir olumsuz olaydan ötürü değil, kalıp yargılar ve önyargılar yüzünden oluştuğuna inanmaktadırlar. Eşcinsellere yönelik önyargı ve ayrımcılığın sona ermesi için, bireylerin bu konuya olan farkındalıklarını artırmaları, konu hakkında bilinçlenmeleri ve çevrelerindeki diğer kişileri de doğru şekilde bilgilendirmeleri gerekmektedir.
    Cinsiyet bir bireyin kadın veya erkek olması anlamına gelir. 
    Cinsiyetiki ana başlık altında toplanabilir:
    1- Biyolojik Cinsiyet; bir insanın penis, testisler, vajina, rahim ve benzeri biyolojik özellikleriyle tanımlanır. Bunlar anatomik bakımdan bir kişiyi kadın ya da erkek olarak tanımlayan özelliklerdir.
    2- Toplumsal Cinsiyet; belli bir zaman döneminde, belli bir kültüre has “erkeksi” (ör. maço) ya da “kadınsı” (ör. kırılgan) kabul edilen davranış özellikleri ve cinsiyete dayalı rolleri (kadın “anne” rolünde, erkek ise “ekmek parası getiren” rolde) kasteder. Bu özellikler, saç şekli ve giyim tarzından, insanların konuşma ya da duygularını ifade etme tarzlarına kadar uzanabilir.
    Cinsel yönelim; belli bir cinsiyetteki bireye karşı süregelen duygusal, romantik ve cinsel çekimi ifade eder. Üç çeşit cinsel yönelim şekli vardır:
    • Heteroseksüellik: Kişinin karşı cinsiyetten birine yönelmesi.
    • Eşcinsellik (homoseksüellik): Kişinin kendi cinsiyetinden birine yönelmesi.
    • Biseksüellik: Kişinin her iki cinsiyete de yönelmesi
    Eşcinsellik ile İlgili Merak Edilen Sorular
    Cinsel yönelim bir seçim midir?
    Cinsel yönelim birçok insanda, ergenliğin ilk dönemlerinde, kişi henüz cinselliği yaşamamışken, ortaya çıkar. Bazı insanlar uzun süre eşcinselliklerini heteroseksüelliğe dönüştürme mücadelesinde bulunmakta, fakat başarılı olamamaktadırlar. Cinsel yönelim, karşılaşılan önyargıya, aşağılanmaya, aile-dost tarafından reddedilme kaygısı ve korkusuna rağmen inkar edilememekte ve
    değiştirilememektedir. Bu sebeplerden dolayı, psikologlar, cinsel yönelimin birçok insan için, istenildiğinde değiştirilebilecek, bilinçli bir seçim olmadığı görüşündedirler.
    Eşcinsellik bir akıl hastalığı mıdır?
    Hayır. Eşcinselliğin geçmişte bir hastalık olarak görülmesinin sebebi, birçok bilimsel çalışmaya sadece terapideki eşcinsellerin katılmasıydı. Sonradan, araştırmacılar terapide olmayan eşcinselleri de araştırmalarına katınca, eşcinselliğin bir patoloji olmadığı ortaya çıkmış ve psikologlar, psikiyatristler ve diğer davranış bilimleri uzmanları, eşcinselliğin bir hastalık, psikolojik bir bozukluk
    veya duygusal bir sorun olmadığına karar vermişlerdir. 1973’te Amerikan Psikiyatri Derneği’nce yapılan araştırmalar sonucunda, ‘eşcinsellik’ terimi psikolojik ve duygusal bozukluklar listesinden çıkartılmış, 1975’te de Amerikan Psikoloji Derneği bunu destekleyen kararlar almıştır.
    Cinsel yönelim terapi yolu ile değişebilir mi?
    Hayır. Eşcinsel bireyleri, heteroseksüel bireylere dönüştürmenin hiçbir bilimsel gerekçesi yoktur. Buna rağmen, bazı bireyler kendilerinin ya da başkasının (örneğin çocuklarının) cinsel yönelimini değiştirme arayışı içine girmektedirler. 1990’da Amerikan Psikoloji Derneği, değiştirme terapisinin işe yararlılığı konusunda bilimsel bir bulgunun olmadığını, aksine, bu terapi yönteminin, yarardan çok zarar getirebileceğini belirtmiştir. Bir kişinin cinsel yönelimini değiştirmek, sadece cinselliğini değiştirmek değil; o kişinin duygusal, romantik hislerini, cinsel
    dürtülerini, sosyal kimliğini ve öznelliğini de değiştirmek demektir.
    Neden bazı eşcinseller için cinsel yönelimlerini açıklamak zordur?
    Cinsel yönelimlerini açıklamak, eşcinseller için, üzerlerindeki önyargılar sebebiyle, duygusal rahatsızlık veren zorlu bir süreç haline gelebilmektedir. Eşcinsel bireyler hemcinslerinden hoşlandıklarını anladıklarında kendilerini ‘farklı’ ve ‘yalnız’ hissederler. Başkalarına açılmaları durumunda, aileleri, dostları, iş arkadaşları ya da dini kurumlar tarafından reddedilmekten korkabilirler. Araştırmalar, eşcinsellerin yüksek oranda şiddet ve ayrımcılığa maruz kaldığını göstermekte, bunun yarattığı tehdit de eşcinsel bireylerin cinsel yönelimleri hakkında başkalarına açılmalarını engellemektedir.
    Bilgi İçin: DAÜ-PDRAM 2013
    Eşcinsellik ve Cinsel Yönelim
    Doğu Akdeniz Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Rehberlik ve Araştırma Merkezi (DAÜ-PDRAM)
    Adres: Kuzey Kampüsü, Sağlık Merkezi Binası, Zemin Kat
    Tel: (0392) 630 2251, Faks: (0392) 365 0789 – (0392) 630 2254
     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 06:11 on 23 August 2013 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ahmet Mümtaz Taylan, ,   

    Ahmet Mümtaz Taylan ile Röportaj 

    Oyuncu ve yönetmen Ahmet Mümtaz Taylan ile gerçekleştirdiğimiz röportaj…

    Tiyatroculuğu neden ve nasıl seçtiniz?

    Sinema yönetmeni olmak istiyordum. 80’lerin başlarında üniversitelerde sinema yönetmenliği eğitimi seçenekleri sınırlıydı. İktisat okuduktan sonra ikinci üniversite için Konservatuvar Tiyatro Bölümünü tercih ettim. Eninde sonunda yönetmenlik yapacaksam oyunculuk disiplini ve reflekslerini tanımak iyi olur diye düşünmüştüm. Sonra oyunculuk üstüme kaldı…

    Başarınızı neye borçlusunuz?

    Severek yaptığım bir işim var. Emeğimi sakınmadan iştahla çalışmayı seviyorum, hayat yardım ediyor.

    Eşcinsellik hakkına ne düşünüyorsunuz?

    Esasen erkekler, kadınlar için ne düşünüyorsam o… Ama eşcinseller toplum içinde hakları olan rutin düzen içinde yaşam sürdürebilecek pratik koşullara kavuşana kadar özellikle sakınılmalılar diye düşünüyorum. Bu kısmen kadınlar için de geçerli. Erkek egemen toplumun sistemli tacizinden sözediyorum.

    Eşcinsel doğmuş olsaydınız kimliğinizi gizlemek gereksinimi duyar mıydınız?

    Muhtemelen…

    Günümüz Türkiye’sinde kimliğini gizlemek zorunda kalan siyasiler ve sanatçılar bulunuyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Aşmamız gereken bu ve benzeri çok engel var. Birlikte yaşama kültürümüzü geliştirmek olgunlaştırmak zorundayız.

    Çocuğunuz eşcinsel olsa ve eşcinsel olduğunu size açıklarsa nasıl bir tepki verirsiniz?

    Seçtiği, arzu ettiği bir hayat yaşayabilmesi için verdiğim desteği aynı standart ve angajmanla sürdürürüm.

    Türkiye’deki eşcinsellerin karşılaştıkları sıkıntılar ve bunların çözümleri hakkındaki düşünceleriniz?

    Sıkı çoğunluk tarafından ötekileştirilen her “öteki”nin yaşadığı her zorluk ve eşcinsellere özel olarak daha fazlası… Çözüm uzun vadeli sosyal politikalar üretilerek gerçekleşecek. Toplumsal hayatın her alanında evrensel saygı ve nezaket kurallarının hakim kılınması için her yurttaşın üstüne sorumluluk düşüyor. Demokratikleşmenin seçim dönemlerinde dillendirilip seçimden sonra sağıra yatılan gerzek bir vaat olmaktan kurtarılıp içinin doldurulması iyi bir başlangıç olurdu. Yani henüz başlangıç noktasında bile değiliz.

    Tiyatro veya Sinemada Eşcinsel bir karakteri canlandırma teklifi almış olsanız kabul eder misiniz?

    İyi bir senaryo ve meydan okumaya müsait, iyi yazılmış bir karakterse kuşkusuz kabul ederim.

    Bir eşcinselin Sinema ve Tiyatro oyunculuğu mesleğini seçmesini tavsiye eder misiniz?

    Hiç kimseye hiçbir şey tavsiye etmek istemem… Eşcinsel ya da hetero, hiç kimseye…

    Eşcinsel Sinema & Tiyatro oyuncularının karşılaştığı genel sorunları kısaca özetleyebilir misiniz?

    Orada sektörümüz her oyuncuya aynı derecede çirkin davranır. İyi oynadığınız ilk rolden sonra sizi o tür roller çekmecesine kapatırlar ve sonsuza dek sadece benzer roller için teklif alırsınız zaten. İster homoseksüel olun, ister heteroseksüel… Hiç ayrım yok. Ne kadar eşitlikçi bir sector değil mi?

     

    Ahmet Mümtaz Taylan ve Menajeri Rânâ Denizer’e teşekkürler.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 12:23 on 11 July 2013 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , ,   

    Türkiye’de Trans Kadın Olmak 

    Türkiye de transeksüel olmak; transeksüel olmak hayat boyu üzerinde bir yük taşımak demektir. Ülkemizde maalesef ki transeksüellerin durumu oldukça kötü. toplum bilgili değil. aileler bilgili değil. Toplumumuza travesti ve transeksüeller sadece olay olduğunda gösteriliyor. Haberlerde bağıran çağıran travestiler gösteriliyor. Hem de aşağılayıcı bir şekilde. (‘adamlar yine sahnede..!’)

    Bu toplum bu haberleri izleyince travesti ve transeksüellerin bundan ibaret olduğunu anlıyorlar. Tu kaka uzaylı yaratık gibi görmeye başlıyor toplum…

    Maalesef günümüzde, evine kapanan travesti ve transeksüel oldukça fazla. Dışarı çıkmaya korkar olmuşlar. taciz korkusu hakaret korkusu şiddet korkusu… akşam On dan sonra seks işçiliği yapsın yapmasın. travesti ve transeksüel gören memurlar sorgusuz sualsiz ekip arabasına aldıkları o dönemler…. ”ben seks işçisi değilim” desende nafile. Karakola alınıp yok yere para cezası kesiliyor. Üstelik bakkala gitmek için evden çıkan, seks işçisi olmayan bir transeksüel yaşıyor bunu. Ve bu cezayı nasıl ödeyeceklerini bile sormuyorlar. ”Seks işçisi isen çalış öde..!” deniliyor. Bu cezayı keserek; bu insanları bir kez daha seks işçiliğine ittiklerinin farkındalar mı bilinmez… Normal iş verilmediği gibi, para cezası ödemesi için medet umuyorlar.

    transeksüel bireyler, genç yaşta cinayete kurban gidiyorlar. kendi abisi bile sırf transeksüel olduğu için kardeşini öldürüyor. Ne var namusmuş.! Ailesi reddediyor. transeksüeller yalnız yaşamaya mahkum ediliyorlar. Sevgiden yoksun aileden yoksun. Seks işçiliği dışında başka bir şans tanınmıyor bu insanlara. Neden çünkü transeksüeller! Ötekiler! Kiralık ev tutmak istediğinde bile, yüksek miktarda kira isteniyor. ”transeksüelsin sen mecbursun o evi tutmaya, başka şansın yok…”

    Bu durum gerçekten derinden kanayan bir yara, ülkemiz için. Halbuki bir çok şey yapılabilir. Aileler ve toplum bilgilendirilse durumlar daha da düzelebilir. Ama maalesef hiç bir yüksek makamda ilgili kimse yok.. Kimse transeksüel ve eşcinsel bireylerin sesini serzenişlerini duymak istemiyor yada duymazdan geliyor….

    Toplumda, sokakta bir transeksüel gördüklerinde, alaycı bakışlarla tacizlerle küfürlerle aç gözlü bakışlarla karşılanıyorlar. Benim ailemde yok, transeksüel olamazda diye bir kurama takılmış insanlar. Peki transeksüellerin annesi babası ailesi yok mu? Ailede transeksüel olması, bu o ailenin namussuz olduğu anlamına mı geliyor?

    İnsanlara, topluma, ailelere, travestinin transeksüelin onların ailesi içinden de çıkabileceği anlatılmalıdır. bunun bir tercih olmadığı, özenti olmadığı, transeksüellerin bu durumda, suçlarının olmadığı insanlara anlatılmalıdır… Doğarken hangi insana kadın mı? erkek mi? transeksüel mi? doğmak istersin diye sorulmadığı insanlara anlatılmalıdır. çok geç kalınsa da!…

    Ülkemizde milyonlarca, Eşcinsel, Travesti, transeksüel, Lezbiyen var….

    Travesti ve transeksüel cinayetlerinde hemen üstü körü bir haber yapılıyor o kadar. Ama heteroseksüel bireyler cinayete kurban gittiğinde günlerce programlar yapılıyor, (burada tabi ki hiç bir insan cinayete kurban gitmeyi hak etmez heteroseksüel olsa bile, (yanlış anlaşılmasın) Aynı haklara eşcinsellerde sahip olmalı.onlar içinde günlerce yapılan programlar olmalı….

    Kim bilebilir ki? bir gün kardeşinin, ablasının, abisinin, çocuğunun, eşcinsel olmayacağını kim bilebilir?

    Umarım bir gün travestiler de transeksüeller de insanca yaşayabilirler ülkemizde.

    yazan:  trans azranil.  07/2013

    transseksuel.net

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 06:33 on 10 November 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    Türkiye’de Gay Olmak ve Ben 

    Şu sıralar gerçekten çok düşünmeye başladım. Hayatım ve yaşamımla ilgili. Öyle ki Üniversiteye hazırlanıyorum ve içinde bulunduğum durumdan dolayı kafamı toparlayamıyorum.Cinsiyetimi değiştirmeyi de çok düşündüm ama bunu yapabilmek için gerçekten cesur olmak lazım. Bakınız size hayatımı özetlemek istiyorum.

    Küçükken, Annemin kıyafetlerini giyerdim. Ayakkabılarını giymeye çalışırdım. Makyaj yapardım. Bu şekilde çok zamanım geçti. 12-13 yaşlarına geldiğimde her akşam yatağıma yatarken Tanrım sabah uyandığımda bir günlüğüne kadın olarak yaşayayım dediğim çok geceler oldu. Kendimin bir çeşit kadın olduğunu düşünürdüm. Bu beni rahatsız da etmiyordu. Bedenimden, ses tonumdan hep tiksindim. Okul yıllarında ismimi söylemekten çekinirdim. Ama ne var ki dünyada olup bitenlerden haberim de yoktu. Gey kimliğimi sanırım 15’li yaşlarda internetin hayatıma girmesi ile keşfettim. Sanal ortamlarda tanıştığım kişilere kendimi kadın olarak tanıtırdım. Bu şekilde tanıştığım ve gerçekten samimi olduğum ve hatta şuan gerçek kimliğimi bilen birkaç arkadaşım da oldu. İnsanlara bir şeyler ispat etmek zorunda kalmadım. Aksine çok daha sağlıklı iletişim kurabiliyordum. Şu anda da değişen bir şey yok. Ama hayatımdan endişe ediyorum. Davranışlarımın çok efemine olduğunu çoğu kişi söylüyor. Psikolojik destek de alıyorum hem ailemle olan iletişim problemim için hemde kendim için. Bu sonu nereye gideceği belli olmayan mesajı da neden yazdığımı gerçekten bilmiyorum. Sadece yazmak istedim. Transeksüel olmayı kaldırabilir miyim hiç bilmiyorum. Benim için artık hayatımda bir erkeğin olması da önemli değil. Sadece hislerimi özgürce yaşayabilmek istiyorum. Üniversite için çalışıyorum ve bu benim için çok önemli. Büyük bir ihtimalle de akademisyen olarak kalırım. Her zaman irdelemeyi severim. Küçük detaylar benim için önemli olmuştur. Ve düzenli bir hayatım olsun istiyorum. Kopuk, belirsiz ve dağınık bir yaşam tarzını ben kaldıramam. Türkiye’deki eşcinsellerin çoğu maalesef bu şekilde yaşıyorlar ve bunun sebebi de başkaları. Ama erkek gibi yaşamak zorunda kalmam benim için acı verici, yıpratıcı.

    Cinsiyet değiştirdiğimi varsayarsak bu daha radikal bir yaşam tarzını benimsemem gerektiğini mi gösteriyor bunu kestiremiyorum. Mutlaka insanlar antipati ile yaklaşacaklardır ama ben erkek olarak kalırsam bunun daha yıpratıcı olacağını düşünüyorum hem kendi açımdan hemde diğer insanların gözünden.

    Ve bu ne kadar mümkün olabilir? Yani cinsiyet değişimi ve bu konuda benim hiçbir fikrim yok.
    Bir Arthur Schopenhauer sözü ile yazımı sonlandırıyorum; “İnsan istediğini elbette yapabilir ama istediğini isteyemez”

    Kötü bir türkçe ile yazdığım bu yazı için tüm okuyanlardan özür diliyorum.

    İyi günler.

    Uğur Avensis @ Turk Gay Club –  10 Kasım 2012 

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:12 on 18 October 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Dönme   

    Dönmelerin AŞK’ı Büyük Olur 

    Tarih kadar eskidir, Dönmelik… Kimi fikrinden döner, kimi dinden döner, kimi nefretten döner, kimi cinsiyetten döner, kimi de olduğu yerde döner… Neden dönülmesin ki? Dünya bile döner! Dünyanın bile döndüğünü anlayamayan bazı kişiler, kendilerinin de bir şeylerden döndüğünün farkında bile değildir…

    Ben bir Dönme olarak, hem dönmelerden hem de dönemeyenlerden bahsedeceğim ya da dönmenin kötü bir durum olduğunu düşünenlerden…

    Bu gün her zamanki gibi iş yerime gitmek için otobüse bindim. Ön tarafta oturan dört gençten bir tanesi ‘Dönme’ olduğumu fark etmiş olacak ki, diğer arkadaşlarına eğilerek bir şeyler söyledi ve hepsi ‘Dönerek’ bana baktı… Sonra tabii her zamanki gibi fısıldaşmalar, gülüşmeler; öyle ki bu gülüşler giderek argo tabirde ‘Votkalı gazoz içmiş pavyon karıları’nınkine döndü…

    Pavyon karıları alınmasın, zira birçok arkadaşım pavyon karısıdır ve para kazanmak için gülmek zorundadırlar. Ve en azından birilerini küçük görerek gülmeyenlerden oldukları için gözümde bir hayli değerlidirler… Bizim neşeli dört genç eğlene-dursun, ben düşünmeye başladım…

    Neydi ‘Dönme’lerin bu çektiği? Etek giymek kadınlık çağrıştırdığı için ya da kadın kıyafeti giymek hor görüldüğü için doğal olarak ‘Errrrrkeklikten Dönmeler’ gülünç karşılanıyorlar… Neden mi? Kadın olmak aşağılık bir durumdur çünkü.

    Birinin kadın kıyafeti giymesi alçakça, eksik etek karılar gece sokağa tek başına çıkamaz, tek başına yolda yürürken bile tacize uğrarlar. Tek görevi ev işi yapıp çocuk doğurmak olan kadınlığa geçilir mi?

    Bu alçaltıcı durum, toplumun her alanında ‘Errrrrkekten Dönenlerin’ alay konusu olmasına neden olur. ‘Alçak dönmeler’, ilk olarak ailelerinden dışlanır. Okul okuyamazlar, çünkü arkadaşlarınca da dalga geçilir bir pozisyondadırlar. İş verilmez onlara, çünkü onlar ‘Dönmüş’lerdir…

    Yalnız ve kimsesiz bırakılan ‘Dönme’nin layık olduğu tek şey de Orospu olmaktır… Sonunda hem yalnız, hem Orospu olmuş bir ‘Dönme’ yaratır bu ‘Errrrkek’ meraklıları…

    Bunca dışlanmışlığın arasında sevilmeyi ister ‘Dönme’. Ailesi, arkadaşları, akrabaları ve toplum sevmemiştir O’nu. Sevgiye açtır ‘Dönmeler’… Kimsenin sevmediği ‘Dönme’yi’ sevgi ayağına sikmeyi hevesleyen o kadar çok Errrkek vardır ki!

    Bu Errrkekler, dört duvar arasında kalçalarını ve göğüslerini sever ‘Dönmelerin’, ama dışarıda tanımazlar. Çünkü, toplumca dışlanmıştır Dönme, halkın arasına kolay karışamaz. Her babayiğitin harcı değildir, bir Dönme’nin elinden tutup gezmek.

    ‘Seni Seviyorum’ diyenlerin çoğu da başka nedenlerle yanaşır ‘Dönmelere’; ya parasını yemektir derdi ya da elinin altında bedavadan bulundurduğu bir cinsel tatmin aracı… Bunun dışında, yaşadığı Aşk bile gerçek değildir çoğu zaman…

    Elinden tutup, gezdiren adamı fazla yargılamaz ve ona Aşık olduğunu söyler. Bazen şiddet görse de, biricik aşkı parasını yese de ses çıkartmaz. Sevmiştir çünkü, kimsenin onu sevmediği bir dünyada, O sevmiştir! Bu yüzden, olsundur… O’nu da seven biri olsundur…

    Bir de kendini avutur bile bile, Üç-beş çocuk doğuran karılar bile aldatılır, kendilerini kocatan-kocaları tarafından boşanırlar… Sanki bu devirde kimin ilişkisi doğrudur-kusursuzdur ki, dönmelerin ilişkileri kusursuz olsun!

    Dövse de-sövse de-soysa da-sikse de, olsundur… Kimse tarafından sevilmeyen bu ‘Dönme’ sevilmenin böylesiyle bile mutludur!

    Eğitim alamamış, aile hayatı yaşayamamış, Orospuluktan başka bir iş yapamamış, kendini hiç yararlı hissedememiş ve çok ahlaklı toplumumuz tarafından hayatı kurban edilmiş bir ‘Dönme’nin dayak ve kullanılmakla bile mutlu olabileceği hiç aklınıza gelir miydi?

    Gelsin ama…

    Demet Yanardağ
    18 Ekim 2012
    siyahpembe.org

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 14:30 on 26 May 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Eski Mısır, ,   

    Eski Mısır’da Eşcinsellik 

    Bazı başka toplumlarda da, genç bekârların eşcinsel olmaları hoşgörüyle karşılanıyordu, hatta yeni yetişen ergenleri, özel yerlerde olgun erkeklerle, bir ya da iki yıl süreyle, eşcinsel ilişkilere sokuyor; ancak, bundan sonra..

    Davranışlarımızı yönlendiren – denetleyen sayısız kurallarla birlikte yaşıyoruz. Bu kurallar, değişik kaynaklardan gelmekte: Hukuk, ahlak, görgü, dinsel kurallar ve kökenleri kesin olarak bilinmeyen tabularla çevrelenmiş bir durumdayız. Tabulardan biri ve belki de en önemlilerinden biri, cinsiyet konusunda – üçüncü cinsiyet olarak da tanımlanan, ‘Eşcinselliktir’

    Eşcinsel ilişkiler, tarih boyunca bilinen bütün uygarlıklarda var olmuştur; kuşkusuz, bu toplumları oluşturan kişiler, bir aile sahibi olmak, dünyaya çocuk getirmek için, hetereseksüel ilişkiler kurmuşlardır. Onlar için eşcinsellik, doğal bir gösteri, kişinin ‘cinsel özgürlüğünü kanıtlayan bir araç’ olarak ortaya çıkmıştır.

    Eski Yunan’da, Hıristiyanlığın gelişmesinden önceki Roma’da, cinsellik, herkes tarafından uygulanabilen bir olaydı.

    Bazı eski uygarlıklarda, düzenlenen ayinlerle, ergenliğe erişmemiz erkek çocukları, ‘eşcinsel yetiştirmek’, gerçek cinsel yaşama hazırlamak doğru yol kabul ediliyordu. Bazı başka toplumlarda da, genç bekârların eşcinsel olmaları hoşgörüyle karşılanıyordu, hatta yeni yetişen ergenleri, özel yerlerde olgun erkeklerle, bir ya da iki yıl süreyle, eşcinsel ilişkilere sokuyor; ancak, bundan sonra “hetereseksüel ilişkilerde bulunmalarına izin veriliyordu.

    Eski Mısır’da Üçüncü Cinsiyet

    Cinsiyet karmaşıklığı eski Mısır Kültürü’ne kök salmıştır. Tanrıların yaratılışının Mısırlı öyküsünde, ilk Tanrı hem erkek hem de dişidir… Adı da “Atum”dur. Cinsellik olmadan üreme yoluyla Atum, iki tanrı daha yaratır: ‘Shu’ ve ‘Tefnut’. Bu ikili, ‘bir çift’ daha üretir: Geb ve Nut.’ Sonunda, Geb ve Nutla, yeryüzü ve Gökyüzü birleşip iki çit üretirler: İsis Osiris ve Seth – Nephthys. Bu arketip varlıkların öykülerinde, “İsis, üretken dişiye, Osiris ,üretken erkeğe… Seth, üretken olmayan ‘hadıma’ ve Nephthys bekar bakireye (Lezbiyen) örnek gösterilir…

    Seth ve Nephthys’in, İsis ve Osiris gibi bir çift olmaları gerekir; fakat, birlikte maceraları ve çocukları yoktur. Nephthys, tüm zamanını, İsis ile birlikte, geçirir ve ona değişik şekillerde yardımcı olur. Aynı şekilde Seth de tüm zamanını Osiris ve sonra da Osiris’in oğlu Horus ile geçirir; fakat, Nepthys’in tersine, Seth, tüm zamanını, her türlü tahribata neden olacak bir şekilde harcar…

    Seth ve Osiris, Tanrılar arasındaki üstünlük için yarışmaktadırlar. Seth, Osiris’i parçalara bölerek ve bu parçaları da, tüm Mısır’a saçmak suretiyle öldürür; fakat, İsis, kızkardeşi Nephtys’in yardımıyla, parçaları birlikte toplar ve onu, kendini döllenmeye yetecek bir süre kadar diriltir… Daha sonra İsis, Horus isminde bir ‘oğlan çocuk’ doğurur ve Osiris, Ahreti yönetmeye gider…

    Daha sonra Seth, dikkatini, Horus’a çevirir ve onu bir erkek olarak itibarsızlaştırmak için, onunla seks yapar… Annesinin tavsiyesi üzerine, Horus, Seth’in menisini eliyle yakalar; sonra meniyi İsis’e getirir…  İsis de meniyi nehre atar! Daha sonra İsis, Horus’un bir miktar menisini Seth’in en sevdiği yemeğin (cinsellik olmadan üreyen) marulun üzerine serper, Seth de bunu yer. Menisinin, Horus’un içinde olduğunu düşünen, fakat, Horus’un menisini salata sosu olarak yiyen Seth, Horus’la birlikte, Tanrılar arasında kimin üstün olduğunu belirleyecek olan hakimlerin karşısına çıkarlar. Seth, yargıçlara menisine seslenmelerini söyler ki, menisi nerede olduğunu söylesin.. Yargıçlar, seslenirler, fakat, menisi, nehirdeki  kamışlardan yanıt verir ve bu yanıt Seth’in nehirde verimsiz bir şekilde, kendi kendini tatmin etmiş gibi görünür. Yargıçlar, daha sonra Horus’un menisine seslenirler ve meni, Seth’in çok büyük şaşkınlığı karşısında – Seth’in kendi karnından – yanıt verir. Seth, rezil olmuştur.

    Böylece, Horus, en üstün Tanrı rolünü üstlenir…

    Bu öykünün farklı bir versiyonu, ‘Ölünün Kitabında’ yer almaktadır. Buradaki versiyona göre, Seth, Horus’un gözüne “pislik” fırlatır ve bu gözden sur çıkmasına… Pislikten, ne demek istendiği soru işaretidir… buna karşılık olarak Horus, Seth’in hayalarına saldırır. Belki de Seth, Horus’un gözüne boşalmıştı. Her durumda, Horus’tan her zaman yeniden kazanılan gözünün gücü olarak, Seth’ten ise yitirdiği erkekliği (cinsel gücü, iktidarı) olarak bahsedilir.

    Seth’in davranışı uygunsuz ve zararlı olarak düşünülebilir ve o, saygınlığını yitirmiş olabilir; fakat o, tartışılmaz bir şekilde salt ‘homoseksüel eğilimler’ sergilemektedir. Bu da demektir ki, bir homoseksüel, Mısır Mitolojisi’nde, en eski, merkezi arketiplerdendir. Ve, Seth’in iktidarsız hayalara sahip olduğu anlatılır ki, ‘farka’ örnek gösterilmektedir. Bu da, erkeklere ilgi duymayan bir kadının yine de bir adamla seks yaparak çocuk doğurabildiğidir; fakat, kadınlara ilgi duymayan bir erkek, bir kadınla birlikteyken, dölleyici seksin ön koşulu olan ereksiyonu kolaylıkla sağlayamaz. Cinsiyetin, geleneksel olarak üremekte rolü olduğu için – erkek, başka bir kişinin bedeninde üretendir ve kadın, kendi bedeninde doğurandır – kendi bedeninde doğurmayan veya başka bir kişinin bedeninde üretmeyen, ‘hadım’ veya, ‘salt homoseksüel’ ne erkek ne de dişidir; fakat, bir lezbiyenin, erkeklere ilgi duymamasına rağmen, dişi rolünü engellemediği için, dişiliğinden fedakarlıkta bulunması gerekmez…

    Eski Thebes (şimdi Mısır’da Luxor) yakınlarında, ‘Orta Krallık’ zamanına – MÖ – 2000 – 1800 – ait, bulunan yazılı, kırık çömlekler, ‘insanlığın cinsiyet listesini’ şu sırayla ihtiva eder: Erkekler – Hadımlar ve dişiler. (Bakınız: Sethe, Kurt, “Die Aechtung Feindlicher Fürsten, Völker und Dinge auf altagyptischen Tongefa Bscherben des mittleren Reiches” İn: Abhandlungen der Preussischen Akademie der Wissenschaften, Philosophisch – Historische Klasse, 1926,p.61.) Erkek için olan kelime (tanım), bir penis resmi ile diz çöken bir adamın resmini içerir. Hadım için olan kelime de diz çöken bir adamın resmini içerir ama bir “Penis”  resmini içermez. Dişi için olan kelime, diz çöken bir kadının resmini içerir ama beden parçalarının resmini içermez. (Kalkan şeklindeki, “kadını işaret eden şekil”, bir dişi kasık kemiği bölgesi resmi değilse eğer.)

    Kırık çömleklerdeki kelimelerin telaffuzu sırasıyla: Tai (tie), sht (sekhet) and hmt (hemet) olarak verilmiştir. Burada, ‘hadım’ için kullanılan kelime, ‘sht’, bir piramit metninde de görülür ve erkek için kullanılan kelime, ‘tai’ ile ters düşer. Eski Mısırda, insanların ‘hadım edilmesiyle’ ilgili fazla bir ‘kanıt’ yoktur. (Böyle bir kanıt bulmaya çalışan, ama bence, başarılı olamayan Frans Jonckheere’nin, 1954 yılındaki, benim tercüme ettiğim makalesine bakınız.) Aksi kanıt olmadıkça, eski Mısır’daki hadımların anatomik olarak, eski dünyanın diğer yerlerindeki ‘hadımlar gibi’ tam ve doğal hadımlar oldukları farzedilebilir.

    Eski Mısır Yazıtları’nda ‘hadım’ için kullanılan bir diğer ortak kelime daha vardır ki, bu da, ‘hm’dir. Bu kelime dişi için kullanılan kelimeye benzer; fakat dişi gramatikal sonek –t, eksiktir. ‘Hm’ kelimesi farklı anlamlarda kullanılmıştır. Berlin sözcüğü, ‘hm’ kelimesini “korkak” olarak tanımlar. Edfu’daki tapınaktaki bir metinde, Sebennytus’ta, ‘hmti’ ya da bir erkekle, seks yapılmaması gerektiği söylenir; ki, bu da ‘hm’i’ erkek olmayan bir adam konumuna getirir. (Bu metin, Yunanlıların, Mısır’ı fethinden çok sonra yazılmıştı; böylece, hadımlarla seksin yasaklanması, ‘Eflatun ve Aristo Felsefesi’nin’ etkisinin bir yansıması olabilir.) Hm, aynı zamanda, mezar yazıtlarında çok ortak bir kelimedir ve Mısırologlar, bu kelimeyi “rahip” olarak tercüme etmeyi severler; çünkü ‘hmlerin’ ölüler için her kurbanı (fedakarlığı, özveriyi) yaptıkları resmedilir. Rahip için kullanılan bu kelime – hm – hadım için olan ‘hm’den farklı olarak – yukarıya çevrilmiş bir tür ‘sopa’ olarak yazılır; fakat, telaffuz tamamen aynıdır ve kullanım alanları, ‘hizmetçi’ anlamıyla örtüşür.

     

    Memphis yakınlarındaki sakkara’da, iki adam tarafından kurulan mezarda, bu iki adamın el ele tutuştuğu ve birlikte, bir ziyarette yiyip içtikleri resmedilir ve ‘kurbanlık odalarında’, iki defa çok sevecen bir şekilde kucaklaştıkları görülür. (Bakınız, Ahmed Moussa ve Hartwig Altenmüller, Das Grab des Nianchchnum und Chnumhotep, Old Kingdom Toms at the Causeway of King Unas at Saqqara,Excavated by the Departman of Antiquities, Archaologische veröffentlic hungen vol. 21, Mainz: Philipp von Zabern, 1977). Her ikisi de, Kral Neusserre’nin manikürcüleriydiler ve ikisinden de hm(rahip) kelimesi kullanılarak söz edilmişti.

    Niankhkhnum ve Khnumhotep, mezarlarının girişinde birbirlerinin isimlerini karıştırmışlardır: Nİankh – Khnum – Hotep, bunun anlamı da şudur: “Hayatta birleştiler, ölümde birleştiler…” (Veya, “huzurda birleştiler.” Mezarın içinde ‘hm rahiplerinin’ görevlerini yapmalarını yetkilendiren ve mezar sahiplerinin kendi ailelerinin onları engellemelerini yasaklayan bir de yasal bildiri vardır. (sayfa 87). Mezar kazıcılar mezarda, çok sayıda hm rahiplerinin resmedildiğinden ve bunların büyük bölümünün de isimleriyle konu edildiğinden söz etmişlerdir. (sayfa: 30). Mezar kazıcıları, bunu, mezar sahiplerinin yüksek sosyal pozisyonlarının bir işareti olarak gördüler; fakat, tabii ki bu, aynı zamanda onların, bu hm rahiplerinin pek çoğuyla, şahsen tanışmış olduklarının da bir işareti olabilir. Belki de, hm rahipliği yalnız, ‘homoseksüellerin’ bulunduğu bir kurumdu ve bu kurumun önemli üyeleri homoseksüellerdi…

    Durum böyleyse, bu hm rahipleri sadece, diğer kültürlerdeki homoseksüellerin oynadığı ‘ruhsal rolü’ oynuyorlardı…

    Mezarın duvarları çok ayrıntılı bir şekilde resim ve metinlerle oyulmuştu ve iki adamın çeşitli görüntülerini – sahnelerini resmediyordu! Adamların bir tanesi, Niankhkhnum, diğer adam, Khnumhotep’e göre, sürekli olarak tipik bir ‘erkek’ pozisyonuna konulmuştur. Khnumhotep ise, sürekli olarak bir ‘dişi’ pozisyonunda resmedilmiştir. (Bu analizi Greg Reeder, http://www.egyptology.com’un yazarından işittim). Mezarda, dikkate değer bir şekilde az miktarda dişi figürleri vardır. Resmedilenler ya kız kardeşler, kızlar ya da adamların karılarıdır. Her adamın bir karısı vardı. Bir ziyafet sahnesinde, adamların masanın her iki ucunda oldukları resmedilmiştir… Ve, Niankhkhnum’un karısının onun arkasında oturduğu resmedilmiştir; fakat karısının sureti manzaradan kalemle oyularak, sadece silik bir ana hat olarak tanımlanabilmektedir. Masanın diğer ucunda, Khnumhotep yalnız olarak otururken, karısını resmedebilecek bir boşluk bile bulunmaz bir şekilde resmedilmiştir. Başka bir duvarın bir bölümünde, dişilerden oluşan bir alay vardır; fakat, figürlerin tümü farklı ürünlerin alegorik tasvirleridir. (Tabaklar, 66-67) Duvardaki 97 kişinin isminin, sadece 21 i erkek ve dişi (ve diğer) aile üyelerine aittir. İki mezar sahibinin dışında ismi geçen diğer 76 kişinin tümü de erkektir ve tümüne de hm (rahipler) denmiştir. Mezarı anlatanlar hm’i, ‘Totenpriester’ ya da cenaze sahibi olarak tercüme etmişlerdir.

    Eşcinsellik Denen Ağur Tabu
    Neriman Cahit – Yeni Düzen

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 21:29 on 26 April 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    SPoD 

    Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği, kısa adıyla SPoD, İstanbul’da faaliyet yürüten sosyal politika temelli bir LGBTİ hakları derneğidir.

    Aşağıdaki bilgiler 2012’de SPoD derneğine ait web sitesinden alınmıştır, güncel bilgiler için lütfen dernek sitesini ziyaret edin..

    I. Biz Kimiz?

    SPoD 2011 baharında bir grup aktivist, akademisyen ve öğrencinin bir araya gelerek 21 eylül 201’de resmi olarak kurulmuş bir sosyal politika temelli LGBT hakları derneğidir. Derneğimiz sadece kimlik eksenli değil aynı zamanda sosyal politikalar ekseninden de hak ve özgürlükleri geliştirmeyi kendine ilke edinmiş genç bir dernektir.

    II. Amacımız Ne?

    SPoD, toplumun her alanında yaşanan ve özelde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet, baskı, sosyal dışlanma ve ayrımcılık durumları ile ilgili veri oluşturmayı ve bütün ayrımcılık biçimlerinin ortadan kalkmasına yönelik çalışmayı amaçlar. SpoD bu doğrultuda öncelikli olarak ekonomik, sosyal haklar ve sosyal politika alanlarına yoğunlaşır.

    III. Derneğimizin İlkeleri Nedir?

    1. SPoD, adalet ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda heteroseksizme, patriyarkaya, militarizme, inanç, dil, etnik köken, yaş, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, bedensel özellikler, yaşam tarzı ya da herhangi bir sosyal statü temelli ayrımcılık ve sosyal dışlanmaya, yoksulluğa ve emek sömürüsüne karşı hak temelli sosyal politika anlayışını geliştirir ve uygular.

    2. SPoD toplumsal cinsiyet bağlamında yasal metinlerde tanımlanmamış kimlikleri ya da bu alanda kendisini herhangi bir kimlik altında tanımlamadan baskı şiddet ve ayrımcılığa maruz kalan bireylerin haklarını da aynı şekilde savunur.

    3. SPoD çalışmalarında uluslararası insan hakları metinlerini temel alır ve bu metinleri yeni gelişen hak kategorileri ve güncel yorumlarla beraber değerlendirir. İnsan haklarının bütüncüllüğünü savunur ve haklar arasında hiyerarşiye karşıdır.

    4. SpoD, her çalışma alanında oluşturduğu iç hukuk metinleri doğrultusunda hareket eder.

    5. SPoD bütün çalışma alanlarında şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine bağlı kalarak çalışır.

    6. SpoD bütün çalışma alanlarında ve özelde kar amaçlı kurumlarla olan ilişkilerinde her zaman emekten yanadır.

    IV. Hangi alanlarda çalışıyoruz?

    A. Ekonomik ve Sosyal Haklar

    SPoD amaçları doğrultusunda ekonomik ve sosyal haklar alanında ve cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği dolayısıyla ayrımcılığa uğrayan bireylerin haklarını gözetir ve geliştirir. Bu bağlamda sağlıkta, eğitimde, barınmada, ulaşımda, çalışma hayatında, istihdamda ve kültürel alanda ulusal ve uluslararası sözleşmeler ve sosyal devlet ilkeleri üzerinden çalışmalar yürütür. İnsan ihtiyaçları üzerinden yoksulluğu ve buna bağlı dışlanmayı bir bütün olarak kavrar, bunu aşmak için projeler geliştirir. Devletlerin ve uluslararası kuruluşların insanlara karşı sorumluğunu hatırlatmak için lobi faaliyetlerini ve raporlama çalışmalarını yerel ve uluslararası düzeyde sürdürür.
    1. Çalışma Hayatı,
    2. Eğitim,
    3. Sağlık/Sosyal Güvenlik,
    4. Sosyal Hizmet,
    5. Barınma ve Kentsel Yaşam,
    6. Çocuk ve Engelli Hakları,
    7. Yoksulluk Çalışmaları-Vatandaşlık Geliri
    8. Ekoloji

    B. Hukuk ve Adalete Erişim

    LGBT bireylere yönelik hukuki çalışmalar öncelikli olarak üç alanda yoğunlaşacaktır:
    a) Adalete erişim

    LGBT bireylerin kimliklerinden dolayı uğradıkları hak ihlallerinde hukuk mekanizmalarını daha etkin kullanabilmeleri için şu çalışmalar yapılacaktır:
    1. LGBT bireylerin hakları konusunda bilgilendirilmeleri
    2. Bireylerin hukuki mücadele sürecinde uzman yardımına daha kolay ulaşmaları için avukat eğitimleri
    3. Emsal davalara dair dokümanların bir veri tabanında toplanması yoluyla dava sürelerini kısaltma ve teknik destek sağlanması
    b) Anayasal güvence talepleri

    1. Yogyakarta İlkeleri başta olmak üzere uluslararası sözleşmeler ve mevzuata uygun anayasal değişiklikler yapılması konusunda faaliyetler/kampanyalar
    2. Yeni anayasa yazım sürecine etkin ve güçlü katılımın sağlanması
    3. LGBT birey ve gruplarının anayasa ve anayasa yazım süreçleri konusundaki kapasitelerinin geliştirilmesi
    c) Yasalar/Mevzuat

    1. Mevzuat yapım sürecine LGBT birey ve gruplarının etkin katılımının sağlanmasına katkıda bulunma
    2. Ayrıntılı yasa ve yasal mevzuat taramaları yapılması
    3. Uluslararası mevzuat ve başka ülkelerin mevzuatları ile karşılaştırmalı çalışmaların yapılması

    C. Akademi

    Akademik Çalışmalar, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği üzerinden ayrımcılığa uğrayan bireylerin haklarını savunmaya yardımcı olmak amacıyla veri üretmeye yönelik faaliyetlerde bulunur. Anket, sözlü tarih, saha araştırması gibi çeşitli araştırma yöntemlerini kullanarak üretmiş olduğu verileri ilgili makamlar, dernekler, kurumlar ve kamuoyu ile paylaşır.
    Türkiye’deki akademik bilgi birikimine katkıda bulunmak amacıyla sempozyumlar, paneller ve atölyeler düzenler. Akademik tartışmaların yer aldığı süreli ve süresiz yayınlar çıkarmayı amaçlar.

    D. Siyasi Temsil

    Hak temelli sosyal politikaların yerleşmesi ve demokrasinin derinleşmesi için ulusal ve yerel yönetimlerin bu alanda daha fazla çaba sarf etmesi gerekir. Bu anlamda sosyal haklar için somut önlemlerin siyasi partiler ve belediyelerce alınması için SPoD politika ve proje geliştirir. Yaşlılıktan sağlığa, eğitimden kültürel hizmetlere kadar tüm sosyal politika alanlarında LGBT bireylerin evrensel, ulusal ve yerel tüm imkânlardan eşit şekilde faydalanmasına çalışılır. TBMM’nde ve Belediye meclislerinde LGBT temsili çalışmalarını yürütür.
    Alanlar: Siyasi Temsil, Ulusal ve Yerel Yönetimler, Siyasi Partiler, Belediyeler,

    E. Medya

    Bilişim teknolojisinin yaygınlaştığı, sosyal ağların çoğaldığı bir çağda SPoD, çalışmalarını internet, tv, gazete ve dergiler üzerinden yürütür. Ana akım medya çalışanları ve alternatif medya ile ortak projeler geliştirir. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği alanında yaşanan sorunları sosyal politika üzerinden gündemde tutulmaya çalışır. SPoD üyeleri için bilgi ve haber değeri taşıyan haberleri paylaşır.

    Alanlar: Medyada ayrımcılık, haber tarama, haber yapma, belgesel, bülten, sosyal medya, kampanya.

    F. Uluslarası İlişkiler

    SPoD amaçları doğrultusunda evrensel LGBT haklarının bir parçası olarak uluslar arası ilişkilerde kendi gündemini ve uluslar arası LGBT gündemini takip eder. Evrensel anlamda LGBT bireylerin yaşamış olduğu ayrımcılığa dikkat çeker. Uluslar arası evrensel insan haklarının özgürlük ve eşitlik ilkesi çerçevesinde uygulanmasını ve geliştirilmesini hedefler. İLGA üyesi olan SPoD diğer uluslararası kuruluşlarla da etkin bir şekilde çalışmayı hedefler.
    Alanlar: Diğer LGBT örgütleri, İLGA, Uluslararası Af Örgütü, İLO, Birleşmiş Milletler

    V. Gönüllü nasıl olabilirim?

    Derneğimizin aşağıdaki adresinde gönüllü formunu doldurmanız yeterli olacaktır. Gönüllü işlerinden sorumlu arkadaşımız size en kısa sürede dönecektir. Ayrıca belli aralıklarla yaptığımız gönüllü eğitimlerine de katılabilirsiniz.

    VI. Üye nasıl olabilirim?

    Derneğimize oldukça kolay üye olabilirsiniz. İnternet sayfamızda yer alan üye formunu doldurmanız ve bize yollamanız yeterlidir. Bununla ilgili ayrıntılı bilgiyi internet sayfamızda bulabilirsiniz.

    Spod Derneği Web Sitesi: http://spod.org.tr

    https://web.archive.org/web/20120426030427/http://www.spod.org.tr/turkce/biz-kimiz/

     

    LGBTİ: Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans & İnterseks

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 14:51 on 6 April 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    Türkiye’nin ilk Gay Güzellik Yarışması 

    Türkiye’nin ilk Gay Güzellik yarışması İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Frappe İstanbul Bistro Cafe Bar’da önceki akşam yapıldı.

    Yaşları 18 ile 30 arasında değişen 22 yarışmacının katıldığı Gay Güzeli Yarışması’nda 25 yaşındaki Deniz Tunç, Türkiye Gay Güzeli seçildi.

    Frappe İstanbul’un sahibi Anıl Taş, bunun Türkiye’de bir ilk olduğunu belirterek Türkiye Gay Güzeli’nin kendilerinin yardımı ile Malezya ve Venezuelladaki Dünya Gay Güzeli yarışmalarına gönderileceğini, çalışmaların başladığını söyledi.

    Anıl Taş, “Türkiye’nin ilk gay güzellik yarışı oldu. 22 yarışmacı tüm konukların önünde güzelliklerini sergiledi. Yaş grupları 19 ile 30 arasındaydı. Jüri, genelde davetliler arasından oluşturuldu. Bilinen saygın konuklar arasından seçildi. Uluslararası gay-lezbiyen oluşumlara güzelimizin adı ve birinci olduğu bildirildi.

    Venezuella’ya ve Malezya’ya maillerle bildirdik. Uluslararası yarışmalara giderse bizim işletmelerimiz harcamaları finanse edecek. Madam Marika yani Nedim Uzun yarışmada önemli rol oynadı. Tacı Türkiye Gay Güzelimize kendisi taktı” dedi. (dha)

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 08:31 on 3 February 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    Gay, Lezbiyen ve Biseksüel Gençler ve Aileleri 

    Gay, Lezbiyen ve Biseksüel Gençler ve Ebeveynleri İçin Gerçekler

    Gay, lezbiyen veya biseksüel olup olmadığını merak ettiyseniz, yalnız değilsiniz. Birçok genç bu soruyu kendilerine soruyor. Bu hayatın normal bir parçası.

    Belki aynı cinsiyetten birine ilgi duyuyorsunuz ya da aynı cinsiyetten biriyle öpüştünüz veya başka bir cinsel ilişkide bulunmuş olabilirsiniz. Ancak cinsel davranış her zaman cinsel yönelim ile aynı değildir. Cinsel yönelim, büyüdükçe ve yeni şeyler yaşadıkça gelişir. Her şeyi anlamak zaman alabilir.

    Bu yüzden emin değilseniz endişelenmeyin. Zamanla aynı cinsiyetten üyelere olan ilginiz artmaya devam ederse, bu kötü bir şey değil, sadece sizsiniz.

    Kendiniz, arkadaşlarınız ve dünyadaki yeriniz hakkında daha fazla bilgi edinirken yararlı bilgiler bulmak için okumaya devam edin. Ayrıca ailenizin sizi daha iyi anlamasına yardımcı olabilecek bilgiler de vardır.

    Cinsel yönelim nedir?

    Birkaç tanım ile başlayalım.

    Cinsel yönelim: Bir insanın aynı cinsiyetten bir kişiye veya farklı bir cinsiyete karşı cinsel ve/ya duygusal ilgi duyması durumu…
    Düz (veya heteroseksüel): Karşı cinsiyetten insanlar için cinsel veya romantik duyguları olan insanlar. Erkekler kadınlardan etkilenir, kadınlar da erkeklerden etkilenir.
    Gay (veya eşcinsel): Aynı cinsiyetten insanlar için cinsel veya romantik duyguları olan insanlar. Erkekler erkekleri cezbeder, kadınlar da kadınları cezbeder.
    Biseksüel (veya bi): Hem erkek hem de kadınlar için cinsel ya da romantik duyguları olan insanlar.
    Lezbiyen: Eşcinsel kadın.

    Kim eşcinsel?

    Bazı tahminler nüfusun yaklaşık % 10’unun eşcinsel olduğunu söylüyor. Her ırk, yaş, aile geçmişi ve vücut tipinde eşcinsel insanlar var. Sadece birine eşcinsel olduğunu bakarak söyleyemezsin. Bir erkeğin bazı kadınsı niteliklere sahip olması ya da bir kızın biraz erkeksi davranması, onun eşcinsel olduğu anlamına gelmez.

    Ben normal miyim?

    Eşcinsellik zihinsel bir hastalık değildir. Amerikan Psikiyatri Birliği, Amerikan Psikoloji Derneği ve Amerikan Pediatri Akademisi de dahil olmak üzere tüm büyük tıbbi organizasyonlar eşcinsellik bir hastalık veya hastalık değil, bir cinsel yönelim olduğu konusunda hemfikirdir.

    Kimse bir insanın eşcinsel, biseksüel veya heteroseksüel olmasına neyin neden olduğunu bilmiyor. Muhtemelen birkaç faktör vardır. Bazıları biyolojik olabilir. Diğerleri psikolojik olabilir. Sebepler bir kişiden diğerine değişebilir. Gerçek şu ki, gey, biseksüel ya da heteroseksüel olmayı seçmiyorsunuz.

    Bunun hakkında konuşmak

    Kafanız karışıksa veya endişeleniyorsanız, duygularınız hakkında konuşmanız önemlidir. Konuşmak için güveneceğiniz birini bulun. Kolay olmayabilir ama sonunda yaparsanız daha iyi olur.

    Aşağıdakiler, konuşmak isteyebileceğiniz bazı insanlar:

    Ebeveynler
    Yakın arkadaş veya aile üyeleri
    Çocuk doktorunuz
    Eşcinsel, lezbiyen veya biseksüel arkadaşlar
    Bir öğretmen, okul danışmanı, antrenör veya diğer yetişkin mentoru
    Yerel bir eşcinsel, lezbiyen ve biseksüel destek grubu

    Eğer “dolabın dışına çıkma” ya da cinsel yönelimini başkalarına açıklama konusunda endişeleniyorsan, sorun değil.  Herkes eşcinselliği kabul etmez, bu yüzden bu bilgiyi paylaşmak sizin için zor olabilir. Bazı insanlar bunu yapmaya karar vermeden önce yıllarca bununla çabalıyor. Diğerleri cinsel yönelimlerini tüm yaşamları için bir sır olarak tutar.

    Bu bilgiyi aileniz ve arkadaşlarınızla paylaşmanın en iyi zamanını yalnızca kendinizin kararlaştırabileceğinizi unutmayın. Hazır olmadan önce “açılma” için baskı hissetmeyin.

    Aşağıdakiler karar vermenize yardımcı olabilecek bazı şeylerdir:

    Başkalarından öğren. Diğer eşcinsel arkadaşlarınızla deneyimleri hakkında konuşun. Bu ne olacağını bilmenize yardımcı olabilir. Eşcinsel gençlik örgütleri de büyük bir destek kaynağı olabilir
    Ailenize söylemek için iyi bir zaman ve yer seçin. Bu bilgi bir aile çatışması veya krizi sırasında ortaya çıkarsa, kabul edilmesi daha da zor olabilir.
    Şok, inkar, öfke, suçluluk, üzüntü ve hatta reddetme gibi çeşitli reaksiyonlara hazırlıklı olun. Unutma, kimliğini kabul etmek için zamanın vardı. Ailenize ve arkadaşlarınıza da zaman verin. Açık, dürüst ve sabırlı kalmaya çalışın.

    Ebeveynlere mesaj

    Oğlunuz veya kızınızın gey, lezbiyen veya biseksüel olduğunu öğrenmek zor olabilir. Ebeveynler genellikle suçlu hisseder. Kendilerine “Buna neden olacak bir şey yaptım mı?” Gibi sorular soruyorlar. “Çocukken farklı bir şey mi yapmalıydık?” “Benim hatam mı?” Bu gibi sorular yaygındır, ancak yardımcı olmaz.

    Çocuğunuzu reddetmek de iyi bir cevap değildir. Çocuğunuzun cinsiyeti ile ilgili olarak anlaşması çok zor olabilir. Ama aynı zamanda onu reddetmeniz de yıkıcı olabilir. Çocuğunuzun size çok ihtiyacı var!

    Öyleyse derin bir nefes alın ve düşünün. Çocuğunuzun haberleriyle başa çıkmak için biraz zaman ayırın. Çocuğunuzun geleceği için hayallerinizi yeniden ayarlamanız gerekebilir.O hala sizin çocuğunuz ve sevginize ve desteğinize ihtiyacı var. Çocuğun eşcinsel olmayı seçmedi, lezbiyen,

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 20:31 on 27 January 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ahmet Yıldız, Banu Güven   

    Ahmet Yıldız’ın dünyası 

    Ahmet Yıldız bundan üç buçuk yıl önce, 15 Temmuz 2008’de cinayete kurban gitmişti. Bu cinayetten bir yıl önce savcılığa ‘Eşcinsel olduğum için, ailem beni öldürebilir’ diye başvurmuştu. Ama bir önlem alınmadı. Ahmet’i öldürmekten yargılanan babası Yahya Yıldız firari. Hakkında kırmızı bülten var, kendisi ortada yok. Davanın 9. duruşması geride kalırken, bizi Ahmet ile buluşturan Zenne filmi de hala gösterimde. Film ekibinin anlattığı Ahmet’in Dünyası’nı bugün sizlerle paylaşmayı çok anlamlı buluyorum. Orada Ahmet’i de görecek ve duyacaksınız. Bir de yazı ekliyorum.

    Ahmet, hakikat, bir cinayet ve Zenne üzerine…

    Ondört ya da onbeş yaşındaydım. Bir pazar günü, gazetenin ekinin arka kapağında mutlu bir aile tablosu gördüm. Fotoğrafta orta yaşlarda bir anneyle baba oğullarını hayat arkadaşıyla beraber yemekte ağırlıyordu. Hepsinin yüzü gülüyordu. Masadaki dördüncü kişi de bir erkekti. Resimaltında anne – babanın oğullarını anlayana kadar geçirdiği bocalamanın kısa bir özeti vardı. Önemli kısım en sonundaydı: ‘Ama sonra kabul ettik. Oğlumuz ve sevgilisiyle her pazar yemek yiyoruz. Onun mutluluğunu görmek bizi de mutlu ediyor. Ayrıca sürekli bir ilişkisi olduğu için de mutluyuz.’ O fotoğrafa uzun uzun bakıp, ‘İşte bu!’ dediğimi hatırlıyorum. ‘Aile dediğin böyle olmalı!’

    Aile dostumuz çift

    O günlerde iki aile dostumuza biraz daha farklı bakmaya başladım. Her zaman bir aradaydılar. Aynı evde oturuyorlardı. Birbirleriyle tatlı tatlı tartışırlardı bazen. Bir gün bizimkilere sordum. Aileden biri ‘Onlar beraber ama pasifler!’ dedi. Birbirini böyle seven iki insanın birbirine dokunmayacağı hiç aklıma yatmamıştı doğrusu. Romantik bir hikayeleri vardı. Yıllar önce dağda kayak yaparken tanışmiılardı. Biri kayarken düşmüş, öteki yardıma koşmuş. İki yakışıklı adam. Aşık bir çift. Oluyordu işte. Hayatta bu da vardı. Ölümlerine kadar en yakın dostlarımız oldular.
    Mehmet ile Caner

    NTV’de yeni çalışmaya başladığım dönemdi. Yıl 1997. Haber merkezine son derece zarif, kibar, güzel bir genç adam geldi. Mehmet Binay ile o zaman tanıştık, çok iyi anlaştık ve sonra beraber uzun mesailere giriştik. Mesai uzadığında Mehmet’e gelen ‘Daha uzun sürecek mi?’ telefonları, acele acele yapılan konuşmalar hoşuma gitmişti. Sonra bir gün bir öğle yemeğinde Mehmet bana Caner’den söz etti. Hayat arkadaşı Caner Alper’di.

    Biz çok iyi dost olduk. Mehmet’in de Caner’in de ortak bir hayat kurma mücadelelerine tanık oldum ve onlarla hep gurur duydum. Beraberlikleri ve birbirlerine olan sevgileri beni hep duygulandırdı. Ailelerinin onları kucaklaması bana hep gazetede gördüğüm, içimde iyi hisler yaratan o mutlu aileyi hatırlattı. Birbirlerine olan bağlılıkları da aile dostumuz o çifti.
    Ahmet

    Bir gün onlarda yemekteyken kapı çaldı ve içeriye tatlı bir genç adam girdi. Bizimkilerin hayat mücadelesine destek verdiği bu genç adam Ahmet’ti. Güçlü, sağlam bir fiziği vardı, ama o bedenin içinden bize doğru sanki bir kuzu bakıyordu. Çekingen, kibar bir genç adam. Ahmet’i böyle tanıdım. Sonra bir gün Caner beni aradı, Ahmet’in katledildiği haberini verdi. Hayatta bırakmamak üzerine kurgulanmış, feci bir saldırıydı. Ahmet’in cenazesi bir müddet morgda kaldı. Bunu yayında duyurduktan hemen sonra Ahmet’in kızkardeşi arayıp, ‘Ahmet, sahipsiz değil’ dedi. Kardeşleri Ahmet ile ilgilendi. Cinayet konusunda bütün işaretler babayı gösteriyordu. Ahmet daha önce de savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Hiçbir önlem alınmadı. Sonra ölüm geldi, onu kıskıvrak yakaladı. Ahmet’in babası ortalıkta yok. Bir ara Irak’ın kuzeyinde bir yerlerde olduğu söyleniyordu. İstediği yere kaçsın, üzerindeki kan temizlenemez ki. Aynı Macbeth’in elindeki kan gibi. Hele evladının kanı. En ağırı. Aynı Mehmet Binay ile Caner Alper’in yönettiği Zenne filminin anlattığı gibi.
    Zenne

    Caner ile Mehmet, bir zenneyi konu alan bir film yapma yolunda ilerliyorlardı, derken Ahmet katledildi. Hikayeler birbiriyle buluştu. Diyarbakırlı genç oyuncu Erkan Avcı Ahmet oldu. Öyle Ahmet oldu ki, bazı sahnelerden sonra kendine gelmesi için zaman gerekti. Bir ölümün içine girmek kolay değildi. Hele böyle bir cinayetin kurbanı olmak…

    Kerem Can oyunculuk için yaratılan bedeni ve zihniyle Zenne Can’a dönüştü. Filmin en cüretkar ama en yalnız karakteri oldu. ‘Kaybettiğin yakınını özlediğinde, geri getirmek istediğinde ne yaparsın’ sorusuna filmde verdiği cevapla beni yere yapıştırdı.

    Almanya’da bir dizide uzun yıllar Türk bir karakteri canlandıran Giovanni Arvaneh, Alman fotoğrafçı Daniel olarak karşımıza çıktı. Dürüstlüğün bazen en acımasız şekilde cezalandırılabildiğini bilemezdi. İyi insanlar, vicdanı hiç susmayanlar, başkalarının kötülüğünün sınırsızlığını, vicdanlarının körlüğünü bir türlü anlayamazlar. İyimserlikten kurtulamazlar. Sonra bütün masumiyetleriyle o acımasızlığa avlanırlar. Ahmet gibi, Daniel gibi ya da Hrant gibi…

    Mesela bu videoda Ahmet’in kendi ağzından duyacağınız gibi. Caner’e anlatıığı bir hikayenin ortasında ‘Bana birşey olsaydı, annem babam onu öldürürdü’ diyor. Anne babasının kendisini koruyacağına inanmak istiyor.
    Askerde pornografik arşiv?

    Zenne bize Ahmet’in hikayesini anlatıyor, ama sadece Türkiye’nin ilk eşcinsel namus cinayeti olarak kayıtlara geçen bu katlin hikayesiyle yetinmiyor. Böyle bir acımasızlığa zemin oluşturan anlayış neredeyse, onu da ortaya koyuyor. Mesela bundan birkaç yıl öncesine kadar askere gitmek istemeyen eşcinsellere yapılanları… ‘Eşcinsel misin? O halde ilişki halindeyken fotoğrafını görelim’ diyen ordu, tatmin olmazsa ‘muayene’ de yapıyordu. Filmin de söylediği gibi, kısa süre öncesine kadar TSK dünyanın en geniş pornografik arşivine sahip ordusuydu muhtemelen. Şimdi o fotoğraflar, o dosyalar nerede? Bu da ayrı bir soru.

    Fotoğrafla ıspat ve muayene uygulaması birkaç yıl önce kaldırıldı. Ama memlekette askere gitmemek için eşcinsellerin psikolojik testlerde takılması gerekiyor. Yani elinize sayfalarca soruyu alıyorsunuz, sonra nasıl ‘Psikolojik olarak elverişli değildir’ raporu alırım diye uğraşıp duruyorsunuz. Bienale gidenler, küçükken tanıdığım ve çok sevdiğim birinin, Kutluğ Ataman’ın ‘Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Raporu’nu hatırlarlar belki. Tanı diye bir bölüm var. Sanki bir hastalıkmış gibi, o hanede ‘Homoseksüalite’ yazıyor.

    Yani TSK’nın homofobi hastalığı devam ediyor. Erkekliğin tescili kabul edilen askerliğin bu memlekette erkekleri nasıl yiyebildiğini de görüyoruz bu filmde. Kendini muktedir zannedenlerin bir kere savaşa bulaşınca oradan ne zor döndüğünü ya da hiç dönemediğini görüyoruz. Tolga Tekin’in harika oyunu bizi oraya götürüyor.

    Tilbe Saran kendini hakikatin güvenli kollarına bırakan, sevgisiyle çocuklarını ayakta tutan, Rüçhan Çalışkur ise hakikati öldürmeye çalışan, sevgisi evladının celladı olan bir anneyi başarıyla canlandırıyor. Ünal Silver omuzları düşmüş, erkek olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilip gitmiş bir baba.
    Rezillik derken…

    Hayat içinde eşcinselliği barındırıyor, ama hayata dışarıdan tahakküm etmeye çalışanlar eşcinselliğe yaşam hakkı tanımıyorlar. Bir önceki kabinenin ultra bağnaz Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanı’nın performansını, bu kabinede yer alan İçişleri Bakanı ileriye taşıdı ve eşcinsellikten ‘rezillik’ diye söz etti. Özür falan da dilemedi sonra.

    Bu tür cinayetlere giden yolun taşları böyle döşeniyor işte.

    Erk sahipleri eşcinselleri aforoz etmeye devam ederken, Ahmet Yıldız cinayetinin 9. duruşması geride kalıyor. Sinemada Zenne var. Sadece onun hayatı değil orada göreceğiniz, ama Ahmet’i orada hissedebilirsiniz, evet. Ona dokunabilir, onun size dokunmasına izin verebilirsiniz. Başkalarının hakikatinin kendi sonları olduğunu zannedenlerin nasıl felaketlere neden olduğunu, yalnızca cinsellik – namus meselesi sınırlarında değil, daha geniş bir çerçevede düşünebilirsiniz. Bu toplumda her alanda erkin varoluşunu dayandırdığı senaryoyu yerle bir etmenin olası bedelleriyle yüzleşip, ‘Ne yapmalı?’ sorusu üzerine düşünmeye başlayabilirsiniz.

    Zenne ‘Dürüstlük öldürmemeli’ diyor ve sizin için orada, bekliyor.

    Banu Güven

    27 Ocak 2012

    banuguven.com

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:22 on 11 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Tedavi   

    Eşcinsellikten Kurtulmak 

    Adı Hakan’dı…

    Eskişehir’in küçük bir kasabasında doğdu. Herkes gibi basit ama herkesinkine benzemeyen bir yanı vardı. Çocukluğu büyük ölçüde fakirlik içinde geçti. Birçok Türk ailesi gibi evin ilk erkek çocuğu olma konusunda bütün ayrıcalıklardan yararlandı. Yaşı nedeniyle diğer çocuklar arasında her şeyin ilkini o yapıyordu ve bu da ailenin nazarında onu çok ayrıcalıklı bir konuma yerleştiriyordu. Diğer çocuklar arasında ile üniversiteye giden de o olmuştu. O gün ailenin mutluluğu tartışılmazdı. Akrabalar toplandı, herkes çocuklarına “Hakan abi gibi olma” konusunda nutuklar çekti, yemekler pişirildi, mutfakta uzun zamandan sonra bu vesile ile birbirlerini gören akrabalar dedikodular yaptı, erkekler uzun sohbetlere boğuldu…

    Misafirlere Eskişehir’in özel günlerine özel yapılan pide ve ayranlar ikram edildi…

    Herkesin karnı toktu, herkes mutluydu…

    O gün büyük bir gündü, ne de olsa aileden biri üniversiteye gidecekti hem de iktisat gibi bir bölüm okuyacaktı. Çocuk daha üniversiteye başlamadan bitirince ne olacağına ilişkin yorumlar yapıldı. Ne de olsa “Zuhal ablanın kızı da bu bölümü okumuş İstanbul’da büyük yerlere” gelmişti. Hatta kimilerine göre şu anda kullandığı arabayı bile çalıştığı banka vermişti. Hatta emekli olunca çift maaş alacağını iddia eden bazıları bile çıktı.

    Aile bu tür hikayeleri dinleyerek gururlandı, duygulandı, doğmamış çocuğa don biçmekle kalmadı o dona aşık bile oldu…

    Hakan ise oradan buradan ziyarete gelen “emmilerin” verdiği küçük paralar ile çarşıda kasım kasım gerilerek gezindi durdu. Küçük bir kasaba çocuğu için daha önce hiç görmediği kadar parası olmuştu. Yolda sık sık durup elini cebine atarak bu paraların yerinde olup olmadığını bile kontrol etti durdu. Hatta bazı arkadaşlarına çay, gazoz bile ısmarladı…

    O ise o kasabanın içinde durup artık herkesten farklı bir insan olduğunu düşünüyordu, ancak sistemin bir süre onu da tek tip insan moduna sokacağını zaten bilmiyordu…

    Bir süre sonra Hakan’ın “haklı gururunu” kutlamak için gelen kalabalık dağıldı. Yerine aile üyeleri artık Eskişehir’in ayazında üşümemesi için kışlık kazak stoğu yapmaya, çantaları hazırlamaya başlamıştı. Herkesin evde ona verdiği öğütler aile tarafından dikkatli bir şekilde damıtılmış, Hakan’a belli aralıklarla propaganda yoluyla sık sık tekrar ediliyordu: “Aman siyasete bulaşma, aman derslerine çok çalış, hocalarına saygıda kusur etme, kızlara takılma…”

    Bütün bu öğütlerin içinde belki de en gereksiz olanı buydu: “Kızlara takılma!”

    “Kızlara takılma!”

    O bu sözün aslında ne kadar gereksiz olduğunu aylar sonra üniversiteye başladığında anladı. Hatta bir ara “keşke kızlara takılabilsem” bile dediği oldu.

    Üniversitenin ilk günlerinde bütün öğrencilerin yaşamış olduğu yalnızlık, korku ve belirsizlik duygularını yoğun bir şekilde yaşadı. Okula başlayan bütün öğrenciler gibi o da son derece yeni elbiseleri, hiç kirlenmemiş defterleri, etrafa korkakça bakan gözleri ile kendini belli ediyordu…

    Yıllar kendisini kovalarken bir süre sonra arkadaşlar edindi. Arkadaşları arasında sürekli olarak “farklı” olduğunu düşünüyordu. Çünkü derinlerde bir yerlerde bir şeyler diğer arkadaşları gibi olamıyordu. Aynı mekânda yiyip içmelerine rağmen aynı zeminde değildirler sanki. O sanki hepsinden biraz uzaktı, içinde bir dert vardır sürekli büyüyen…

    Herkes gibi o da bir süre sonra soluğu psikolojik danışma merkezinde aldı. Kapalı kapılar ardında önceleri belirsiz sorunlardan bahsetti durdu. Konuşmaları muğlak ve kendisini rahatsız eden şeyi ele vermemek üzere tasarlanmıştı. Psikolog ile konuşurken sürekli kapıya bakıyordu: acaba yeterince kapalı mıydı? Önünde kimse onları dinliyor muydu? Hem bu psikologa ne kadar güvenebilirdi ki?

    Antidepresanlar ile tanıştı. Sabah mide bulantıları ile uyanmaya alıştı. Aldığı ilaçların yan etkisinden başka bir etkisi olmadığını düşünmeye başlamıştı. Buna da alıştı…

    Üniversite sorunlu bir şekilde bitti. İnternetin yeni yaygın olduğu dönemlerde birçok erkekle sanal birçok ilişki yaşamaya çalıştı. Yüzünü görmediği insanlara ısındı, onlar ile ilgili olarak hayaller kurdu. Sonrasında tüm bu hikayelerin ardında aslında sadece hayaller olduğunu ve bu kişilerin hayallerin dışında bir şey yaşayamayacağını fark etti.

    Askere gitti daha sonra bir bankada işe girdi. Aslında işe girmesine biraz babası ön ayak olmuştu. Araya tanıdıklar girince cvsi “daha iyi değerlendirildi” ve herkese uygulanan o zor işe alma prosedürleri ona uygulanmadı.

    Sadece kurumsal hizmet veren bir bankada çalışmaya başladı. Kısa bir süre sonra İstanbul’a taşındı. Ve bu bankada kısa sürede iyi bir pozisyona geldi.

    Önceleri kendi kabuğunu kıran her gay gibi davranmaya başladı: etrafında sadece “elit” insanlar topladı, herkese güvendi ama samimi olmadı. Sık sık evinde gayleri toplayarak onlar ile çeşitli etkinlikler yapmaya çalıştı. Aslında bu yaptığı onu sosyalleştirmiyordu. Bu çift yönlü bir bıçaktı ve birçok gay hep bu hataya düşerdi: sosyalleşmeye çalışırken kendilerine sadece gaylerden oluşan bir duvar örer ve daha sonra bu duvarın ardında mahsur kalırlardı.

    O da bu hatayı yaptı. Aslında bu hatayı yapmasının nedeni sadece gayler ile sosyalleşmek değil, onlara bakarak kendisini tanıyamaya çalışmaktı.

    Gayler ile tanışmak: aynı nakarat!

    Evlerinde yaptığı toplantılar hep aynı formatta geçiyordu: kim hangi barda kimle görülmüş, kim kimle yatmış, başlarına gelen komik olaylar ve kendilerini toplumun her kesiminden üstün gören kadınsı erkeklerin aşağılama ve alay dolu hikayeleri. Aslında bu yaptıkları toplumdan bir intikamdı sadece, ha bir de gören duyan olsaydı…

    Hakan bir süre sonra onlardan bazıları ile görüşmeme kararı aldı. Aslında bu sadece sonun başlangıcı olacak olaylar zincirinin ilk halkasıydı.

    Üç yıl sonra bir kadınla severek ve isteyerek evlendi, Mecidiyeköy’deki evinden taşındı, telefon numarasını değiştirdi.

    Eşcinsellikten “kurtulmak”

    Eşcinsellikten dönmüştü…

    Neydi onu bu şekilde davranmaya iten?

    Neydi onu etrafında o seve seve ördüğü tüm ilişkileri silip atmasına neden olan?

    Neydi onu eşcinsellikten bile soğutan?

    O eşcinsel değil miydi? Evet, eşcinseldi!

    Onunla birkaç gün önce karşılaştığımda öğrendim tüm bunların cevaplarını;

    Bana eşcinsel dünyasından neden uzaklaştığını anlattı. Gözlerinin önü çökmüş, saçına birkaç ak düşmüş ve eskisinden daha hüzünlü bir hal almıştı mizacı. Onu gören kötü bir olaydan kurtulmuş ancak bir o kadar da canı yanmış sanırdı.

    “Zor oldu be Oko” dedi bana. “Zor oldu ama yaptım!”

    “Peki, Hakan, neden?”

    “Sen bu sürece hala inanıyor musun? Gay olmaya?”

    “İnanmak!???”

    Ben bu dünyaya insanların penislerini indirmeye gelmedim!

    “Oko, bir yere varmadığını sen de görmedin mi? Gayler!!! Hepsi bencil ve dedikoducu adamlar. Seninle birlikte yer içer iki Dakka sonra arkandan atarlar. Ben Mehmet’i çok sevdim hatırlarsan. Şu çağrı merkezinde çalışan çocuğu. Onu bile en samimi gay arkadaşım elimden almak için yapmadığını bırakmadı. Neden biliyor musun? Onun penisinin çok büyük olduğuna dair yaptığım esprilerden dolayı ‘denemek’ istemiş. Onlar bana bakarken, benle birlikte gülerken aynı zamda beni üzmek için kayıt tutan kameralar gibiydiler. Ben bu dünyaya insanların penislerini indirmeye gelmedim! Saygı ve sevgi hak ettim ama söylediklerimin tümü sadece yatağa kadar oldu. Penisleri indikten sonra beni üzmek için yapmadıklarını bırakmadılar. Terk edilmekten sıkıldım. Cep telefonum yüzünü bile hatırlamadığım ama bir geceliğine bedenimi verdiğim adamların sahte isimleri ile doldu – Mert, Burak, Can…

    Yaşadığın sürece kimsenin bana vermeyeceği zararı onlar verdi: bencillerdi, kendi zevkleri için her şeyi yaparlardı, kıskançlardı!!!”

    Sustum, Ortaköy’de kahve içtiğim bu mekanda serin bir rüzgar esti sırtımdan… Üşümedim, ürperdim. Dik durdum ve ona baktım…

    “Oko ben bu yüzden gayler ve onların dünyasından kaçtım ve kurtuldum. Evlendim!!!”

    Söylenecek çok şey vardı ama ben sustum…

    Biseksüel Hayat

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:35 on 30 October 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Lambda, , ,   

    Lambda İstanbul 

    Lambdaistanbul eşcinsellerin yaşadığı sorunları çözebilmek, dayanışma örgütlemek ve eşcinsellere yönelik olumsuz bakış açılarını değiştirmek için oluşturulan bir sivil toplum örgütüdür. 1993 yılından beri faaliyetlerini sürdüren Lambdaistanbul İstanbul’da faaliyet yürüten bir LGBTİ+ “Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks+” dernektir..

    Aşağıdaki bilgiler Lambdaistanbul’un web sitesinden alınmıştır…

    Lambdaistanbul’a Karşı Kapatma Davası Kronolojisi

    1. 18 Mayıs 2006 tarihinde Dernek Tüzüğü İstanbul İl Dernekler Müdürlüğü’ne teslim edildi. Dernek; Alındı Belgesi ile resmiyet kazandı.

    2. İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü 25 Mayıs 2006 tarihinde Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği’nin tüzüğünün incelenmesi için İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı’na yazı yazarak görüş istedi.

    3. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı ise tüzükte gerekli incelemeleri yapıp 01 Haziran 2006 tarihinde İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü’ne yazdığı cevabi yazıda Dernek Tüzüğü’nün:

    1. Türk Medeni Kanunu Madde 56/2’de belirtilen hukuka ve ahlaka aykırı dernek kurulamaz hükmüne aykırılık teşkil ettiğini

    2. Anayasanın 41. maddesi olan Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır hükmüne aykırılık teşkil ettiğini
    3. Anayasanın Madde 33/3’de belirtilen dernek kurma hürriyetinin sınırlanabileceği hükmü kapsamına girdiğini
    4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 11/2’ye göre dernek kurma özgürlüğünün sınırlanabileceği hükmü kapsamına girdiğini belirtip ayrıca
    5. Derneğin adında geçen Lambda kelimesinin Türkçe karşılığının dernek isminde öncelikle belirtilmesi gerektiğini söyledi.

    4. İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü; İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın değerlendirmeleri doğrultusunda 09 Haziran 2006 tarihinde Dernek Yönetim Kurulu Başkanlığı’na tüzükte noksanlıkların olduğu ve noksanlıkların 30 gün içinde giderilmesi gerektiğine dair bildirimde bulundu.

    5. 14 Haziran 2006 tarihinde tebliğ edilen bildirim Dernek Yönetim Kurulu tarafından incelendi; Lambda kelimesinin anlamının tüzükte açıklayıcı bir biçimde ve dip not olarak yer alması ancak Dernek Tüzüğü’nde hukuka ve ahlaka aykırılık teşkil edecek bir hususun olmamasından dolayı değişiklik yapılmayacağı sonucuna varıldı ve bu durum 13 Temmuz 2006 tarihinde ilgili Kuruma yazı ile bildirildi.

    6. Dernek Yönetim Kurulu’nun tüzükte olduğu iddia edilen noksanlıkları gidermeyeceğini bildirmesinden dolayı, İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü derneğin feshi için 18 Temmuz 2006 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak dava açılmasını talep etti.

    7. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılarından Muzaffer Yalçın 08 Şubat 2007 tarihinde Dava Açılmasına Yer Olmadığına Dair Karar verdi.

    8. İstanbul Valiliği, Cumhuriyet Savcısı’nın takipsizlik kararına itiraz etti ve takipsizlik kararı İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 30 Mayıs 2007 tarihinde kaldırıldı. Derneğin feshi ile ilgili kararın hakim tarafından verilmesi gerektiğini ifade eden İstanbul 5.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı; özgürlüklerin esas olduğunu ancak hiçbir özgürlüğün sınırsız olmadığını söyleyip, çağdaş değerler ve değer yargılarının ülkeden ülkeye değişeceğinden başka ülkelerde olan her şeyin ülkemiz açısından da kesinlikle doğru olduğu sonucuna varılamayacağına karar verdi.

    9. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin; Cumhuriyet Savcısı’nın vermiş olduğu takipsizlik kararının kaldırılması kararı gereğince Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği’nin feshi için 11 Haziran 2007 tarihinde dava açtı.

    10. Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2007/190 Esas numaralı dosya ile Derneğin feshi davası 19 Temmuz 2007 tarihinde başladı. Yargılamanın ikinci oturumunda savcılık dosyanın bilirkişiye gitmesini talep etti. Bilirkişi olarak atanan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Tufan Öğüz 14 Nisan 2008 tarihli bilirkişi raporunda özetle şu hususları belirtti:

    1. Davanamede belirtilen aykırılılardan biri olan Lambda kelimesinin Türkçe karşılığına tüzükte yer verilmemesi Medeni Kanununun 60/2 kapsamında hukuka aykırılık teşkil etmemekte, dernek ismi Dernekler Kanununun 28. maddesine de aykırılık teşkil etmemektedir. Dolayısıyla anılan hususun düzeltilmemesi derneğin Medeni Kanunun 60/2 hükmü uyarınca feshine dayanak teşkil etmez.
    2. Derneğin amacının hukuka ve ahlaka aykırı olup olmadığı hususunda ise Derneğin tüzüğünde belirtilen amaçları ve çalışmalarını düzenleyen hükümler göz önünde tutulduğunda ; derneğin amacını esas itibariyle dernek üyelerinin toplumsal, sosyal ve ekonomik alanlarda yardımlaşması ve dayanışma içinde bulunmaları olarak ifade etmek mümkündür. Tüzüğün amacının, kanaatimce hukuka ve ahlaka aykırı olduğunu söylemek mümkün değildir. … Hukukumuzda bu nitelikte bir örgütlenmeyi engelleyen pozitif bir norm bulunmadığı gibi, bu kişilerin yukarıda belirtilen nitelikte yardımlaşma ve dayanışma içinde olmalarının toplumda yerleşmiş ahlaki esaslara aykırı olduğu söylenemez. … Derneğin amaç ve faaliyet konularının Anayasa madde 41 hükmünde devlete görev olarak yüklenmiş ailenin korunması ilkesi ile de çelişen yönü, kanaatimce bulunmamaktadır. Sonuç itibari ile de Derneğin feshi talebinin hukuki dayanağının bulunmadığı sonucuna varmış bulunuyorum.

    11. Yargılama sürecinde Derneğin feshine dair hiçbir kanıt bulunmamasına rağmen 29 Mayıs 2008 tarihinde Derneğin feshine karar verildi.

    12. Derneğin feshine dair gerekçeli kararda; “Davalı derneğin kurulmasının toplumumuzun genel ahlakına aykırı olup olmadığı hususunda somut olay bulunmasa da, toplumumuzda Ataerkil aile yapısının güçlü bir şekilde mevcut olması, Aile mufhumuna atfedilen kutsiyet, akraba bağları, din ve görgü kuralları, söz konusu farklı cinsel yönelim sahibi erkek ve kadınların azlığı ve bu tür taleplerin dillendirilmeye başlanması olgusunun çok kısa bir döneme tekabül etmesi ve hatta ülkemizin kırsal kesiminden ziyade sadece metropol şehirlerde ortaya çıkmış bulunması hususları hep bir arada değerlendirildiğinde, toplumumuzun aşağı yukarı tamamına yakın bir kesimi tarafından tasvip edilmeyen, ahlaka ve edebe aykırılık olarak kabul edilen ve nitelendirilen bir yapı arzettiği söylenebilir.” denilmektedir.

    13. Tarafımıza tebliğ edilen Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/190 Esas ve 2008/236 Karar sayılı gerekçeli kararı 24 Haziran 2008 tarihinde “DURUŞMA TALEPLİ” olarak Yargıtay’a temyiz edildi.

    14. Temyiz talebimiz doğrultusunda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nde 25 Kasım 2008 tarihinde DURUŞMALI olarak savunmamızı yapmakla ilk mutlu sona ulaşmış olduk. Yargıtay’daki duruşmaya gerek İstanbul’dan gerekse diğer illerden gelen ve örgütlü mücadeleye destek veren insan hakları aktivistleri duruşmayı takip etmiş ve aynı günün akşamında basın açıklaması ile kapatma kararını bir kez daha protesto etmiş oldu.

    15. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, dosyamız üzerinde yaptığı inceleme neticesinde haklılığımızı tescil etmiş oldu. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2008/4109 Esas- 2008/5196 Karar Sayılı ve 25.11.2008 tarihli kararında Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/190 Esas ve 2008/236 Karar sayılı kararını esastan BOZDU.

    24/04/2009

    https://web.archive.org/web/20100130002302/http://www.lambdaistanbul.org/php/main.php?menuID=6&altMenuID=17&icerikID=7105

    Özetle; Lambda İstanbul Ne Yaptı?

    1993’te, Türkiye’de ilk defa, uluslararası bir eşcinsel etkinliği düzenleme girişiminde bulundu. Etkinliklere katılmak üzere Türkiye’den pek çok aydın ve sanatçı ile anlaşıldı. Yurtdışındaki birçok eşcinsel organizasyonun temsilcileri ile yabancı milletvekilleri de etkinlik sebebi ile Türkiye’ye geldi. Türkiye’nin gündeminde ilk defa böyle bir konu geniş biçimde yer aldı. Etkinlikler başlangıç tarihine bir gün kala valilik tarafından yasaklandı. Etkinliklerin yasaklanmasından sonra, uluslararası girişimler sonucu, Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu, Türkiye raporuna, eşcinselliği de ekledi. ABD kongresinden Türk hükümetine protesto notaları çekildi.

    Kurulduğu 1993 yılında ILGA (Uluslararası Lezbiyen ve Gey Derneği) üyesi oldu.

    AİDS ve cinsel sağlık konusunda eşcinsel bireyleri bilinçlendirmek adına birçok faaliyette bulundu. Lambdaistanbul grubu adına, AİDS Savaşım Derneği (A.S.D.) vasıtası ve Dünya Sağlık Örgütü’nden gelen para ile Bülent Erkmen’in tasarımını yaptığı bir AİDS posteri hazırlandı. Poster, Fransa’da ödül kazandı ve Taksim Meydanı’nda sergilendi. Yine bu dönemde A.S.D.’nin hazırlatmış olduğu ve pek çok eşcinselin tepkisini çeken bir TV reklâmı ile eşcinsel düşmanı ifadeler içeren bir AİDS broşürü, Lambdaistanbul’un girişimleri sonucu yayından ve dağıtımdan kaldırıldı.

    1993 yılında, Club Prive’de, 3 ay boyunca, eşcinsel bireyler arasında fikir alışverişini; yaşananlar üzerinden ortak bir söylem geliştirmeyi hedefleyen toplantılar düzenlendi. Ama polis baskısı yüzünden mekân terk edildi. (Lambdaistanbul bu tarihten sonra, çeşitli mekânlarda haftada en az bir gün toplantı düzenleyerek eşcinsel bireylerin bir araya gelmesine yardımcı oldu)

    1995 Eylül’ünde düzenlenmek istenen ikinci Gey ve Lezbiyen Özgürlük etkinlikleri de valilikçe engellendiği için yapılamadı. Bu ikinci antidemokratik engelleme, internet ve Reuters Ajansı aracılığıyla, dünya kamuoyuna duyuruldu. Türk basınının ilgisizliğine rağmen, engelleme, dünya basınında yer aldı ve protestolarla İçişleri ve Kültür Bakanlıkları ile Başbakanlık’ın faksları kilitlendi.

    Şubat 1996 tarihinde, 100’de 100 Gey ve Lezbiyen adlı bülteninin ilk sayısını, yayınladı. Bültenler, Ankara merkezli Kaos GL dergisinin İstanbul kopyalarının içinde, Bilsak, Beşinci Kat ve Barbahçe gibi çoğunlukla eşcinsel bireylerin gittiği mekânlarda dağıtılmaya başlandı. (Bu bülten ancak iki sayı çıkabildi)

    5 Mayıs 1996’dan itibaren, Açık Radyo 94,9’da, Türkiye’nin ilk gey ve lezbiyen radyo programına başlandı. Her Pazar saat 24.00 ile 01.00 arası yayınlanan program, kısa sürede ilgi odağı oldu ve eşcinseller kadar birçok heteroseksüel dinleyici tarafından dinlenmeye başlandı. Bu programa bir buçuk yıl devam edildi.

    1 – 17 Haziran 1996 tarihleri arasındaki BM Habitat II konferansı kapsamında, İstanbul Teknik Üniversitesi Taşkışla binasında, İnsan Kaynakları Vakfı ile bir stand kiralandı. Lambdaistanbul ve çalışmaları ilk kez ülke çapında basında ve televizyonlarda yer aldı. Bu, Lambdaistanbul’un adını duyurmasında büyük rol oynadı. Ayrıca, Ülker Sokak’taki travesti ve transseksüellere uygulanan polis baskısı ve şiddet, Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Örgütü ile hazırlanan basın açıklamasıyla duyuruldu. Bu sokak, yerli ve yabancı katılımcılar ile ziyaret edildi ve bu insan haklarını hiçe sayan durum protesto edildi.

    1996 Temmuz’unda Club Prive’de “PRIDE (ONUR)” gecesi düzenlendi. Bu etkinlik daha sonraki senelerde “Eşcinsel Onur Haftası Etkinlikleri” olarak genişletilecek ve söyleşi, panel, film gösterimleri gibi farklı etkinliklerle zenginleştirilerek gelenekselleştirilecekti.

    AIDS Savaşım Derneği İstanbul (A.S.D.) için Türkiye’nin ilk ‘Erkekler İçin Güvenli Seks broşürü’ yazıldı, tasarlandı ve baskıya hazır hale getirildi.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) maddî destek verdiği ve A.S.D. ile birlikte yürütülen bir eğitim ve araştırma projesinin sonucu olarak, “AIDS Hakkında Bilmek İstemediğiniz Her şey” kitapçığı hazırlandı ve basıldı. Çeşitli etkinliklerde dağıtıldı, Kaos dergisi ile birlikte verildi ve hâlâ dağıtılmaya devam ediyor.

    27 Eylül 1998’de Kaos GL, Sappho’nun Kızları, Bursa Spartaküs ve Almanya Türk Gay’in de katılımıyla Türkiyeli Eşcinsellerin İlk Buluşması; İstanbuluşma gerçekleştirildi. Bu buluşmalar 2004 yılına kadar altı ayda bir Ankara ve İstanbul’da dönüşümlü olarak sürdürüldü. Toplantılar başta olmak üzere, yemek, kokteyl, film, piknik, parti gibi etkinliklerin de düzenlendiği buluşmalar Türkiye’deki eşcinsel hareket bileşenlerinin ve eşcinsel bireylerin bir araya gelerek tanışma, tartışma platformu oldu. 1999 Ocak ayında eşcinsel destek telefon hattı projesi hayata geçirildi. (Hat bir yılsonunda bazı grup içi problemlerden dolayı kapatıldı.)

    1999 Şubat ayında, Cumhuriyet gazetesinde, İsçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek’in eşcinselleri hedef alan bir yazı dizisi yayınlanmasının ardından; Sappho’nun Kızları, KAOSGL ve Lambdaistanbul’un birlikte kaleme aldığı uzun ve ayrıntılı yanıt Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı.

    2000 Şubat ayında, Lambdaistanbul Dergi Alt Grubu, yeniden küçük boyutta ve bedava dağıtılacak bir bülten çıkartmaya başladı. “ ..cins.. ” adlı bülten, bir dönem internet üzerinden de yayınlandı. (Bu bülten de kısa bir süre çıkartılabildi)

    Aynı yıl “Sivil Bir Anayasa İçin Girişim” adı altında bir araya gelen sivil toplum kuruluşlarına katıldı. Yayınlanan basın açıklamalarının sonucu olarak, bu konuda Cumhuriyet gazetesine röportaj verildi.

    2002 Mayıs ayında şiddetle mücadele alt grubunun hazırladığı Eşcinsellerin karşılaşabilecekleri şiddetle ilgili bilgilendirici içeriğe sahip Şimag broşürü dağıtılmaya başlandı.

    2002’de, Savaşa Hayır Platformu bünyesinde, 1 Mayıs gösterilerine katıldı. “Homofobini Sorgula”, “Zorunlu heteroseksüellik insanlık suçudur”, “Eşcinsel Hakkı, İnsan Hakkıdır” gibi dövizler taşındı ve sloganlar atıldı. Gökkuşağı bayrağı açıldı.

    2002 Mayıs ayı itibariyle, Lambdaistanbul ilk kez, hafta boyunca eşcinsellerin kullanımına açık olan bir mekâna kavuştu. Bu yeni yerin açılışı, Stonewall olaylarının 33. yıl dönümü olan 26 Haziran 2002’de, bir kokteyl ve film gösterimiyle yapıldı. İzleyen haftada da Eşcinsel Onur Etkinlikleri, söyleşiler, sunumlar, bir gezi ve partiyle sürdü.

    26 – 29 Ekim 2002 tarihleri arasında “Eşcinseller Ne İstiyor?” başlıklı 9. Türkiyeli eşcinseller buluşmasını düzenledi ve ev sahipliği yaptı. Ardından 1 Kasım 2002’de, eşcinsellerin taleplerini kamuoyuyla paylaşmak amacıyla diğer eşcinsel gruplarla birlikte bir basın toplantısı düzenledi.

    1 Aralık 2002’de Savaşa Hayır Platformunun düzenlediği ve yaklaşık 150 STK’nin katıldığı “Irak’ta Savaşa Hayır” yürüyüşü ve mitingine “Lambdaistanbul EŞCİNSEL Sivil Toplum Girişimi” pankartıyla katıldı.

    2003 yazı Lambdaistanbul, Amargi Kadın Akademisi, Dayanışma Sendikası, Gökkuşağı Kadın Derneği ve Ortadoğu Tarih Akademisi’nden katılımcılar, grupların birbirlerini geçici platformlar üzerinden değil, daha yakından tanıması amacıyla oluşturdukları İstanbul Toplumsal Ekoloji Platformu sürecini başlattılar. Avrupa Birliği desteği ile yürütülen proje bir yıllık bir süreyi kapsıyordu.

    2003 Mart ayında Lambdaistanbul Kültür Merkezi’nde, eşcinsel temalı edebiyat eserleri başta olmak üzere, insan hakları raporları, eşcinsel politikaları ile ilgili yerli yabancı makaleler, çeşitli STK’ların süreli-süresiz yayınları ve eşcinsel temalı film ve belgesellerden oluşan bir kütüphane oluşturulmaya başlandı. Sayısı bine yaklaşan kitaplarıyla Lambdaistanbul Eşcinsel Kütüphanesi çalışmaları devam ediyor.

    16 Mayıs 2003 İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, akademisyenler, Lambdaistanbul katılımcıları çalışmasıyla “Eşcinsellere Yönelik Ayrımcılık ve Şiddet Sempozyumu” gerçekleştirildi. Sempozyumda eşcinsellere yönelik ayrımcılık; Adli Psikiyatri, Hukuk, Psikoloji, Sosyoloji, Sosyal Hizmet ve benzeri alanlarda genel olarak değerlendirilirken, “Travesti ve Transseksüellerin sorunları” ve “Lezbiyen Görünmezliği” gibi konulara ayrı oturumlarda değinildi.

    2003 Haziran ayında, Lambdaistanbul, Eşcinsel Onur Haftası Etkinlikleri’ni 10. yaş kutlamalarıyla birleştirdi. 10. Yıl Lambdaistanbul Eşcinsel Onur Etkinlikleri kapsamında, Türkiye’de ilk defa eşcinseller kendi başlarına İstiklal Caddesi’nde, yaklaşık 50 kişinin katılımıyla bir yürüyüş gerçekleştirdi.

    27 Eylül 2003 Lambdaistanbul Avrupa Adlî Bilimler Kongresi kapsamında, 27 Eylül’de gerçekleşen Eşcinsel Cinayetleri Oturumu’na konuşmacı olarak katılmakla beraber, bu konuda Kanada’da ayrıntılı çalışmalar yürüten diğer bir konuşmacı Douglas Janoff, İstanbul’da geçirdiği birkaç gün boyunca, Türkiye’deki durum konusunda bilgilendirdi.

    1 Aralık 2003 itibarîyle başlayan Dünya İnsan Hakları Haftası sebebiyle NTV’de yayımlanan Ayrımcılık başlıklı televizyon programında, katılımcılarımız Deniz Yıldız ve Öner Ceylan eşcinsellerin karşılaştıkları temel problemleri dile getirdiler.

    2003 Aralık ayından başlayarak 80 yıl sonra yenilenen Türk Ceza Kanununa eşcinsel bireylerin haklarını gözeten maddelerin eklenmesini amaçlayan bir kampanya başlattı. Bu kampanya çerçevesinde basın açıklamaları, mektup ve faks yollama kampanyaları düzenlemenin yanın sıra, Kaos GL grubu ile birlikte TCK Türk Ceza Kanununun hazırlanma sürecinde müdahil olarak meclise gidildi. Adalet alt komisyonu üyesi CHP milletvekili Orhan Eraslan’a taleplerini bildirdi. Ayrıca kanunun kadın haklarını gözeten bir yapıya kavuşmasını amaçlayan TCK Kadın Platformunda Lambdaistanbullu kadınlar olarak da yer aldı.

    7–8 Mayıs 2004 tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’yle ortaklaşa “Türkiye’de Cinsel Kimlik ve Yönelimleri Anlamak” başlıklı yeni bir sempozyum gerçekleştirildi.

    2004 Mayıs ayında CETAD (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği) kongresinde Lambdaistanbul masası açıldı. Eşcinsellik konusunda oturumlara katılındı.

    2004 Haziran ayında iki ayda bir yayınlanan Lambdaistanbul Bülteninin ilk sayısı çıktı. Bu bülten aracılığıyla Lambdaistanbul gündemini ve politikalarını yazılı olarak aktarmaya yeniden başlamış oldu.

    26 Temmuz 2004 tarihinde Eşcinsel Danışma Hattı ilk Alo ile hizmete başladı. Eşcinsellikle ilgili merak edilen her konuda aranılabilecek 0 212 244 57 62 numaralı telefon hizmetine devam ediyor. Şu ana kadar 1000’in üzerinde görüşme gerçekleştirildi.

    2004 Temmuz’unda SKY TV’de ‘Rüstem Batum’la Söylenmeyenler’ programına üç katılımcısıyla katıldı. Bu programdan dolayı programa katılan eşcinsel arkadaşlarımız üzerinden eşcinsellere hakaret içeren bir yazıyı kaleme alan Akşam gazetesi yazarı Burhan Ayeri hakkında hakaret davası açıldı. Dava devam ediyor.

    2004 Ekim ayında Türkiye’nin ilk gey lezbiyen film festivali Outistanbul’a karşı ülkücü ve köktendincilerin basın açıklaması yapması üzerine bir basın açıklaması yapıldı ve topluca galaya katılındı.

    2004 Ekim ayında İstanbul Üniversitesi öğrenci şenliğinde Lambdaistanbul olarak masa açıldı çeşitli sol gruplar tarafından protesto edildi. Bu gelişmelerin ışığında 9 Kasım’da siyasal bilimler fakültesinde ‘toplumsal cinsiyet ve militarizm’ başlıklı panel gerçekleştirildi.

    11–12 Ekim 2004 tarihlerinde Ankara’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından düzenlenen “Avrupa Birliği’nde Ayrımcılıkla Mücadele ve Ülkemize Yansımaları” seminerine katılındı.

    2004 Kasım ayında Hülya adlı travesti arkadaşımıza işkence uygulayıp cezaevine girmesine neden olan polisler hakkında İHD ile birlikte işkence davası açıldı. Duruşmalara katılıp konu hakkında kamuoyu yaratmak için eylemler düzenlendi.

    2005 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yürüyüşüne ilk kez Lambdaistanbullu biseksüel, lezbiyen, travesti ve transseksüel kadınlar olarak pankart ve dövizlerle katılındı.

    2005 Mart ve Haziran ayları arasında eşcinsel ve biseksüel bireylerin açılma ve dışlanma deneyimlerini araştıran bir anketi 400 kişiyi kapsayan bir anket uygulandı. (Anket sonuçları kitap olarak Nisan 2006 ‘da yayınlandı.)

    2005 Nisan ayında tutuklanarak askeri cezaevinde işkenceye maruz bırakılan eşcinsel aktivist, vicdani/total retçi Mehmet Tarhan’la Dayanışma İnisiyatifi içerisinde çeşitli eylemlere ve basın açıklamalarına katılındı.

    2008 yılında Transseksüel kadınların karşılaştığı sorunlar hakkında bir alan araştırması daha yapıldı. 2010 yılında bu araştırmanın sonuçları, “İt İti Isırmaz” adlı kitapta toplanarak yayınlandı.

    Yukarıda sıralananlar dışında, sayısız basın açıklaması, eylem ve düzenli toplantılar gerçekleştirilmiştir.

    http://www.lambdaistanbul.org/s/hakkinda/ozetle-lambdaistanbul-ne-yapti/

    Lambda İstanbul Web Sitesi: https://lambdaistanbul.org

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:00 on 26 October 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Özgürlük, , Heteroseksüeller, , Heteroseksist   

    Heteroseksüel Sistem ve Özgürlük 

    Hayata cinsel yönelimlerin penceresinden bakmıyorum. Ancak hayattaki cinsel yönelimim her alanda her şekilde beni etkiliyor. Şu ana kadar yapmış olduğum bütün mücadele bir heteroseksüel ataerkil toplum içinde var olabilmek içindi. Bu ne kadar başarılı olur tartışılır ancak yıllar sonra gelmiş olduğum sonuç benim bu sistem içerisinde asla var olamayacağım yönünde.

    İçinde bulunduğum sistem heteroseksüel ataerkil toplum tarafından kurulmuş bir sistem aslında. Dili de öyle, dini de öyle, estetik anlayışı da öyle, sanatı da öyle.

    Ben bu sistem içerisinde sadece bu sistemin oluşturduğu kelimler ile konuşabilirken nasıl kendi dilimi oluşturabilirim? Bu sistem içerisinde her nokta egemen güç tarafından oluşturulmuşken ben nasıl var olabilirim: sadece egemen yapının bana açtığı aralık kadar “özgür” olabilirim ve tüm mücadelem de aslında bu açık aralıkta var olabilmek.

    Eğer gerçekten özgür olmak istersem dilden sanata kadar kendi oluşturduğum bir sistem içerisinde var olabilirim. Başkasının dilini kullanarak insan kendi dilini öğrenemez. Bu yüzden Biseksüeller kendi dillerini kurmaları gerekmektedir.

    Eğer kendi sistemimizi kuramazsak sadece ataerkil heteroseksüel sistemin devamını sağlarken sadece kendimiz için birkaç iyileştirme talep edebiliriz. Bu iyileşmenin derecesine göre kendimizi özgür hissedebilir ve var olabiliriz.

    Bizim amacımız burada sistemin ize acıyarak belli aralıklarda bizi özgür bırakması değil, sistemin tam anlamıyla değişmesi olmalıdır. Ancak bu şekilde bizler gerçekten özgür olabilir ve var olabiliriz.
    Biseksüel Hayat

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:29 on 17 October 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Devlet, , , Medya   

    Homofobik devlet ve medya istemiyoruz 

    YKP ve 7 sivil toplum örgütü, Rum eski ekonomi bakanı Mihalis Sarris’in ve bazı kişilerin “doğaya aykırı cinsel ilişki” suçlamasıyla tutuklanması ve bugün yeniden Mahkemeye çıkarılmaları dolayısıyla Mahkemeler önünde basın toplantısı düzenleyip “Ceza Yasası’nın 171. maddesinin kaldırılmasını” talep etti.

    YKP, YKP-fem, Homofobiye Karşı İnisiyatif Derneği, Feminist Atölye, Post Araştırma Enstitüsü, Aktivist Düşünce Topluluğu, Kıbrıslı Gençlik Platformu ve Shortbus Movement grupları, Mahkemeler önünde düzenlediği basın toplantısında “doğaya aykırı ilişki yoktur, doğaya aykırı yasalar vardır!” görüşünü dile getirdi.

    Örgütler adına ortak açıklamayı Tegiye Birey okudu. Açıklamada, olaya karışanların yaşları konusunda yapılan tartışmalar ele alınarak, “Kuzey Kıbrıs’ta İngiliz Koloni döneminden kalma Fasıl 154 Ceza Yasası’nın eşcinsel (hemcins) ilişkileri ‘doğaya aykırı ilişki’ çerçevesinde suç kapsamına sokan 171. maddesi insan haklarını ihlal etmeye devam ediyor” görüşü savunuldu.

    Bu kapsamda 3 kişinin tutuklanmasını eleştiren örgütler, tutuklanan kişilerin polis şiddetine maruz kaldıklarını ileri sürerek, bu durumun kabul edilemez olduğu ve olayın işkence boyutuyla ilgili olarak takipçisi olacaklarını bildirdi.

    Örgütler, medya kurumlarını da yapılan haberlerden dolayı eleştirerek, tutuklananların isimlerini, mesleklerini, fotoğraflarını deşifre etmekle kalmayan bazı kurumların, insan haklarının savunuculuğunu yapmak yerine bu ihlalleri görmezden gelip “homofobiyi besleyici” yorumlarla gündemi çarpıttıklarını öne sürdü.

    Tutuklanan kişilerden birinin 17 yaşında olduğunun öne çıkarılmaya çalışıldığını savunan örgütler, bu konudaki görüşünü şöyle dile getirdi:

    “Ülkemizde kadınların cinsel ilişkiye rıza gösterme yaşı yasal olarak 16 olarak belirlenmiş olsa bile, erkek bireyler için böyle bir yaş sınırlaması yasalarda yer almamaktadır. Dolayısıyla, yasal olarak rıza yaş konusunda uygun bir yasal düzenleme mevcut olmasa da, ki bu üzerine çalıştığımız ve çalışmaya devam edeceğimiz yasal bir boşluktur, yaş konusu söylem olarak eşcinselliği pedofiliyle özdeşleştiren homofobik önyargıları beslemek amacıyla kullanılmaktadır.

    Bu da dolaylı yoldan yürürlükte olan ceza yassının bireylerin vücut bütünlüğünü veya çocukların haklarını değil, toplumun ‘ahlakını’ korumayı hedeflediğini gözler önüne sermektedir.”

    “HOMOFOBİK DEVLET VE MEDYA İSTEMİYORUZ!”

    YKP ve örgütler, “Homofobik devlet istemiyoruz!” diyerek, Ceza Yasası’nın 171. Maddesinin kaldırılmasını, yasalara açık bir şekilde eşitlikçi ve özgürlükçü maddelerin eklenmesini, tutukluların yargılanacaksa doğru platformlarda yargılanmasını ve benzeri yasaların hayatlarına dokunduğu insanlardan özür dilenmesini talep etti.

    “Homofobik medya istemiyoruz!” görüşünü de dile getiren YKP ve örgütler, medya kurumlarına ve yazarlara karşı önlem alınmasını, gazetecilik etiklerinin haber yazarken temel alınmasını ve sevginin değil nefretin suç sayılmasını da istedi.

    17.10.2011

    Havadis Gazetesi

    havadiskibris.com

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:03 on 7 October 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ayetler, , Hadisler, Kuran,   

    Kur’an-ı Kerim’de Eşcinsellik İle İlgili Sanılan Ayetler 

    Müslümanların kutsal kitabı, Kur’an-ı Kerim’de Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans ve İnterseks bireyler, cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimler ile ilgili doğrudan herhangi bir ayet, süre veya ifade geçmemesine karşın, Lut kavminin erkek erkeğe cinsel ilişki “eşcinsel ilişki” sonucu helak edildiğinde yönelik olduğu sanılan bazı ifadeler geçiyor. Bu ifadelerden kaynaklı bazı islam din alimleri ve müslümanlar eşcinselliğin lanet sebebi olduğunu, yaygınlaşması durumunda helak olacaklarına inanıyor. Muhalif bazı müslümanlar ise işlenen suçun cezasının dünyada verilmediğini aksi taktirde dünya yaşamının bir sınav yeri olmaktan çıkacağına, bu nedenle Lut kavminin eşcinsellikten  veya farklı bir sebepten dolayı helak edilmediğini, Lut kavminin başına gelen olayın sadece yaşanmış bir deprem, sel, heyelan.. gibi bir doğal afet olduğuna inanıyor. Bazı diğer müslümanlar ise Lut kavminin helakının pedofili, tecavüz, israf vs. gibi nedenlerle gerçekleştiğine inanıyor.

    İşte eşcinsellik ile ilgili olduğu sanılan o süreler ve ayetler

    A’raf suresi veya A’râf Sûresi Kur’an-ı Kerim’in yedinci suresidir. Sure 206 ayetten oluşur. Sûre, ismini 46. ve 48. âyetlerinde geçen yüksek yerler, yüksek mevkiler anlamına gelen “el-A’râf ” kelimesinden almıştır. Bakara Suresi ile Şu’ara Suresi’nden sonra en fazla ayet içeren üçüncü suresidir

    7 Araf Suresi

    78. Bunun üzerine onları, o şiddetli sarsınıt/o korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler.

    79. Nihayet Sâlih onlardan yüzünü döndürüp şöyle dedi: “Ey toplumum! Andolsun ki, Rabbimin mesajını size tebliğ ettim, size öğüt verdim; ama siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”

    80. Ve Lût… Toplumuna şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz?”

    81. “Siz, kadınları bırakip şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz.”

    82. Toplumunun cevabı sadece şunu söylemeleri oldu: “Çıkarın şunları kentimizden. Çünkü onlar, temizlik tutkunu insanlardır.”

    83. Biz de onu ve ailesini kurtardık. Karısı müstesna. O, yere geçenlerden oldu.

    84. Üzerlerine bir de yağmur indirdik. Bak nasıl oldu suçluların sonu!

    Hud Suresi Kur’an’ın 11. suresidir. Sure 123 ayetten oluşur. 12., 17. ve 114. ayetleri Medine’de diğerleri Mekke’de indirildiğine inanılmakta, surenin 50. ile 60. ayetleri Ad kavmi ‘ne gönderildiği söylenen bir peygamber olan Hud’dan bahsettiği için bu adı almıştır.

    11. Hud Suresi

    77. Elçilerimiz Lût’a geldiğinde onlar için kaygınlanmış, göğsü daralmış da şöyle demişti: “Bu zorlu bir gün!”

    78. Lût’un kavmi koşarak onun yanına geldi. Bunlar daha önce de kötülük yapmışlardı. Lût dedi ki: “Ey toplumum! İşte şunlar kızlarım. Onlar sizin için daha temiz. Allah’tan korkun da misafirlerim önünde beni rezil etmeyin. İçinizde olgun bir adam yok mu?”

    79. Dediler ki: “Senin kızlarında hakkımız olmadığın çok iyi biliyorsun. Ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun.”

    80. Dedi: “Ah, size karşı koyacak bir gücüm olsaydı yahut sağlam bir kaleye sığınabilseydim.”

    81. Melekler dediler: “Biz senin Rabbinin elçileriyiz. Sana asla el süremezler. Gecenin bir yerinde aileni götür. İçinizden hiç kimse geri kalmasın; karın müstesna. O, ötekilere çatan beyalaya çarptırılacaktır. Onaların azap vakti, sabah vaktidir. Sabah da ne kadar yakın, değil mi?”

    82. Nihayet emrimiz gelince, oranın üstünü altına getirdik. Ve üzerlerine, pişirilmiş çamurdan yapılıp istif edilmiş taş yağdırdık.

    83. Rabbin katında damgalanmış taşlar. Zalimlerden çok uzak değildir bu.

    Şu’ara Suresi Kur’an’ın 26. suresidir. Sure 227 ayetten oluşur. Sure ismini, 224. ayette geçen ve şairler anlamına gelen “eş-Şu’ara” kelimesinden almıştır. Mekke döneminde indirildiğine inanılır

    26. Şuara Suresi

    160. Lût kavmi de hak elçilerini yalanladı.

    161. Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: “Hâlâ korunmuyor musunuz?”

    162. “Ben size gelen emin bir elçiyim.”

    163. “Artık Allh’tan korkun da bana itta edin.”

    164. ” Ben bu iş için sizden bir üçret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbi’ndendir.”

    165. “Âlemlerin içinden erkeklere gidiyor da,

    166. Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz? Doğrusu siz haddi aşmış bir kavimsiniz.”

    167. Dediler. ” Eğer bu tavrını sona erdirmezsen, ey Lût, yemin olsun bu topraktan sürülenlerden olacaksın.”

    168. Lût dedi: “Ben sizin şu yaptığınıza öfkelenenlerdenim.”

    169. “Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından koru.”

    170. Bunun üzerine biz onu ve ailesini toplu halde kurtardık.

    171. Ancak geridekiler arasında bir kocakarı kaldı.

    172. Sonra ötekilere mahvedip batırdık.

    173. Üzerlerine bir de yağmur yağdırdık. Ne de kötüymüş uyarılanların yağmuru!

    174. Elbette bunda bir ayet var ama onların çoğu inanmamıştır.

    Ankebut Suresi Kur’an’ın 29. suresidir. Sure 69 ayetten oluşur. Sure ismini 41. âyetinde geçen ve örümcek anlamına gelen “el-Ankebut” kelimesinden almıştır. Mekke döneminde indirildiğine inanılan surenin 41. ayetine göre evlerin en dayanıksızı örümcek evidir.

    29. Ankebut Suresi

    28. Lût’u da gönderdik. Toplumuna şöyle demişti o. “Öyle bir iğrençliğe bulaşıyorsunuz ki, sizden önce âlemlerden bir tek kişi bunu yapmamıştır.”

    29. “Erkeklere gidiyorsunuz, yol kesiyorsunuz, toplantılarınızda çirkinlikler sergiliyorsunuz, öyle mi?” Toplumunun cevabı sadece şunu söylemek oldu: “Eğer doğru sözlülerdensen, hadi getir bize Allah’ın azabını.”

    30. Lût dedi: “Rabbim, şu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et.”

    31. Elçilerimiz, İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: “Biz şu kentin halkını helak edeceğiz. Çünkü ora halkı zalim oldular.”

    32. İbrahim dedi: “Ama orada Lût var”. Dediler: ” Orada kim olduğunu biz daha iyi biliyoruz. Elbette ki onu ve ailesini kurtaracağız. Ama karın azaba terk edilenlerden olacaktır.”

    33. Elçilerimiz Lût’a gelince, onlar yüzünden fenalaştı, eli-kolu birbirine dolandı. “Korkma, tasalanma dediler, biz seni ve aileni de kurtaracağız. Ama karın azaba terk edillenlerden olacaktır.”

    34. “Şu kent halkı üstüne, yaptıkları fenalıklardan ötürü gökten bir felaket indireceğiz.”

    35. Yemin olsun biz o kentten, aklını işleten bir topluluk için geriye apacık bir işaret bıraktık.

     

    “Ayet & Süre Kaynakları: Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Meali. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Yeni Boyut, İstanbul 1997”

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:56 on 5 October 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , ,   

    Kadınlar Erkeklerden 5 Kat Fazla Eşcinsel İlişki Yaşıyor 

    Amerika’da seks alışkanlıklarıyla ilgili bir rapor yayınlandı. “Cinsel Kimlik ve Cinsel Davranış” adı altındaki raporda birbirinden ilginç sonuçlar çıktı.

    Raporda, 2002 yılındaki araştırmalarda 15- 24 yaş arası genç kızların yüzde 22’si hiç seks yapmadığı belirtildi ancak bu sonuçlar 2006- 2008 yılları arasında değiştiği kaydedildi. Değişen sonuçlara göre 2006- 2008 arasında erkeklerin yüzde 27’si, genç kızların ise yüzde 29’u cinsel ilişkiye girmediği belirtildi. 2007 yılında 24 binden fazla genç kız 17 yaşında bekâretini kaybetti.

    En Az Bir Kez Oral Seks Denediler

    Yaklaşık 4 bin genç kız ise ilk ilişkisini 18 ile 19 yaşları arasında yaşadı. 2007- 2008 yılları arasında 15- 24 yaş arasındaki 24 bin kişinin ise en az bir kez oral seksi denediği belirtildi. 2002 yılında 15- 24 yaş arasındaki kadınların yüzde 12,4’ü lezbiyenliği tercih ederken kadınlarda  lezbiyen ve/ya biseksüel ilişki oranı 2008’de yüzde 13,4’e çıktı

    Kadınlar 5 Kat Fazla Eşcinsel İlişki Yaşıyor

    Fakat yaş aralığı açıldığında yani 15- 44 yaş arasına getirildiğinde kadın ve erkekler arasında belirgin bir fark ortaya çıktı. Kadınlar erkeklerden beş kat daha fazla eşcinsel ilişki yaşıyor. Biseksüel olduğunu belirten kadınların oranı ise yüzde 3.5 arttı.

    Huffingtonpost

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:34 on 3 September 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , İç Çamaşırları, İç Çamaşırı   

    Kadın & Erkek İç Çamaşırları 

    İncir Yaprağı fantazisini bir kenara bırakacak olursak aslında gerçek anlamda kadınlar için iç çamaşırının tarihi milattan önce 2000′lere kadar uzanıyor. Fakat bu dönemlerde yaşayan ve Jacques Laurent tarafından da bugün görkemli fahişeler olarak tanımlanan Cretan kadınları bu çamaşırları sadece çıplak göğüslerini yukarı kaldırmak, kalçalarını vurgulamak ve vücutlarını daha alımlı göstermek için giyiyorlardı.

    Eski yunanda kadınlar cüppelerinin altına Zona giyerlerdi. Bu, kumaş ya da deriden yapılmış ve tek amacı dişiliği vurgulamak olan korselerdi. Aynı şekilde, Romalı kadınlar da üstlerine oturan dar, taşlı jartiyer benzeri kemerler giyiyorlardı. Bu jartiyerler o dönemlerde henüz icat edilmemiş olan çorapları tutmak için orada değillerdi elbet; onların tek amacı erkeklerin (ya da karşılarında kim varsa onun ! ) arzularını uyandırmaktı. Aynı Greeklerde oldugu gibi Romalı erkekler için de jartiyerler, eşarplar ve vücudun en değerli kısımlarını örten işlemeli kumaşlar erotik bir özellik taşıyordu. Yüzyıllar boyu devam edecek olan bu yaklaşım bir anlamda fetişist kültürün doğuşu olarak da düşünülebilir. Cestus, kasıktan göğüslerin altına kadar olan bölgeyi kaplayan işlemeli korse, bir mite göre Venüs tarafından icat edilmiş ve kendisine şehvetli bir vücut bahşedilmiş olan tanrıça Junoya tavsiye edilmiş. Martial bu korseyi hiçbir erkeğin kaçamayacağı bir tuzak, aşkın alevlerini tekrar tutuşturacak bir araç olarak tanımlıyor ki, kendisi Venüsün ateşiyle hala sıcak olan bir cestusa dokunmanın düşüncesiyle tahrik olur.

    Kadınların erkeklerde tutku uyandırmak için geçerli olan bir yolun da cinsiyetler arası doğal farklılıkları vurgulamak olduğunu fark etmeleri yeni bir şey değil. Kadınlar eskiden de kendi iç çamaşırlarını, gerçekten farklı bir cins olduklarını sevgililerine devamlı hatırlatmak için kendileri seçiyorlardı. Orta çağlarda iç çamaşırı şimdikinden daha az popüler değildi. Kadınlar külot giymezlerdi çünkü özel bölgelerini yeterince havalandırmalarını ve şöminede ısıtmalarını engellediğini düşünürlerdi. Yine de ortaçağ, iç çamasırı için altın yıllardı; bu dönemde iç çamaşırı fetişizm için bir araç haline gelmis ve jartiyer benzeri icatlar özel bir erotik aksesuar olarak kabul edilmişti.

    Rönesansta İtalyan sanatı, Leonardo da Vinci, Boticelli, Michelangelo ve Raphael gibi tanınmış eşcinsel sanatçıların yapıtlarıyla şekilleniyordu. Bu sanatkarlar kimi zaman fırça ve keski yardımıyla, kadın göğüslerine sahip olan başsız erkek vücutları, güzel erkeklerin ateşli gözlerine sahip yalın madonnalar gibi çeşitli çapraşık yaratıklar yarattılar. Vertugade ya da Fransız Farthingaleinin (bele takılan ve eteklerin kabarık durmasına yarayan tahta ve seriden yapılan iskeletler, yastıklı rulolar) icadıyla iç çamaşırı hızla ilerlemeye başladı. Bu giysinin ortaçağdaki feminen anlamda popüler özelligi olan karnı ortadan kaldırmak ve kadın vücuduna daha erkeksi bir görünüm sağlamak için giyiliyordu. Başka bir deyişle, bu iç çamaşırını homoseksüel estetikle aynı çizgiye getirmek için başlatılmış belirgin bir girişimdi. Seksüel eşitliğin hevesli bir savunucusu olan Maria de Medicinin pantalon adı verilen, kadınların bacaklarını erkekler gibi gösterme isteklerini ortaya koyan bir çeşit paçalı don veya kalça-sarmalayıcı modasının önderi olduğu söylenir. Ayrıca bu pantalonların ağ bölgeleri, kadınların kendilerini pratik bir şekilde, soyunmadan erkeklere verebilmeleri için açıktı. Pantalonlar kadınları toza soğuğa karşı koruyordu, ancak tek kötü yanları attan düşen ya da kayan kadınların bacaklarını ve bazı bölgelerini gözlerden saklıyor olmalarıydı. Homoseksüelliğin yaygın olduğu bir dönemde, pantalonlar sade olmanın tersine kadınların kalçalarını iç oğlanları gibi sergilemelerine olanak sağlıyordu.

    1914-18 savaşındaki her top patlamasında etek boylari iki santimetre daha kısaldı ve önce alt baldırları, daha sonra da dizleri açık bıraktı. Korseler bir süre sonra yerini bele takılan ve direk tenle temas eden jartiyerlere bıraktı. 1800′lü yıllarda karısının çorap düşme sorununa karşı Eyfel Kulesinin mimarı Gustave Eiffelin icadı olan jartiyer, ciddi anlamda mutasyon geçirmişti. Kadınlar yeni keşfettikleri özgürlüklerinin tadını çıkararak rahatladı; ata binmeye başladılar, tenis oynadılar ve deniz kenarına tatile gittiler. Gereksiz ağırlıklarından kurtulan moda giderek daha hafif hale geldi. Kalın çorapların yerini ipeğe bıraktı. 1930′larda erotizm, kendini en çok çorapların bittiği yerle külot arasında kalan o büyülü yerde, bir kadının bacak bacak üstüne attığında ya da arabadan indiğinde gözüken o ince ten çizgisinde gösteriyordu.

    Ne yazik ki dünya yeni bir savaşa girmek üzereydi bu yeni durumu keşfetmeleri için pek zamanları olmadı. Şehvet meraklıları için de bu yıllar karartma yıllarıydı. İç çamaşırı endüstrisi, ürünleri için yeni materyaller elde edemiyordu ve paraşütler çorap askılarından çok daha önemli hale gelmişti. Şehirlerde, kadınlar savaş öncesinde aldıkları iç çamaşırlarıyla idare etmeye çalışıyor ya da boyayla çoraplarının rengini değiştirmeye çalışıyordu; bacağın arkasına, boydan boya, kalemle çizilen yalancı bir dikiş bu değişimlerdeki son noktaydı. Askerler ise iç çamaşırı giymiş pek de sanatsal değeri olmayan iç çamaşırlı kadın resimlerini ranzlarına, uçaklarının levyelerinin kenarlarına, jiplerinin güneşliklerine iğnelediler. Böylece pin-up kızları da doğmuş oldu. Daha sonra pin-up bir tarz olarak illüstrasyon sanatında yerini alacaktı.

    İkinci Dünya Savaşının bitişi, yeni bir refah dönemini ve Christian Diorun devrim yaratan Yeni Görünümünü beraberine getirdi. 1947′de uzun süren lüks eşyalardan zoraki olarak kaçınma dönemi yerini iç çamaşırı için büyüyen bir talebe bıraktı. Savaş zamanında olduğu gibi göğüsler artık gizlenmiyordu, tam tersine bir güvercin gibi, ipeğin içine yerleşiyordu. Howard Hughes yarım kaplı sutyeni icat etti ve bununla birlikte Jane Russelli Hollywood dünyasına kazandırdı. Artık, iç çamaşırı modası gümüş perdeden takip edilebiliyordu. Filmciler kısa zamanda ufak iç çamaşırlarının tamamen çıplak olmaktan çok daha müstehcen olduğunu fark ettiler. O zamandan sonra, her film yıldızı sansüre karşı süregelen bu gizli savaşta, külotları veya çorap askılarıyla göz kamaştırıcı ve sarsıcı gözükerek yerini aldı. Sahnede bir soyunma hali başlı başında bir film, ve soyunma hareketi de başlı başına bir son olabilirdi. Fellini’nin striptiz sahnesi (La Dolce Vitadaki Nadia Gray) Vittorio De Sicaninki (Dün, Bugün ve Yarındaki Sophia Lauren) kadar anılmaya değerdir.

    Sansürün kısıtlamaları ve film yapımcısının becerikliliği arasındaki gerilimin somutlaşmış bir hali, Femme Fataledir. Örneğin Joseph von Sternbergin Mavi Melek filmindeki Lola-Lola Emil Jannings tarafından oynanan bağnaz Profesör Unrath, bir ölümlüdür ve Marlene Dietrichin baştan çıkarmalarına karşı koyamaz. Dietrich, seksi bir jartiyerin içinde, kendi zehiriyle kaplı bacaklarıyla Vamp kadının somut bir örneğidir. Bu uyanış esnasında Bob Fosseun Kabaresi, Fassbinderin Maria Braun Evliliği ve devam filmi Lola Marlene Dietrichten daha iyisini yapmaya çalışan Lisa Mineli, Barbara Sukowa, Hana Shygulla, May Britt ve Hildegard Kneff, Dietrichin paha biçilmez eşyaları olan jartiyerlerini ve siyah çoraplarını kullanmaya devam etmişlerdir.

    Kınamalar ne kadar şiddetli olursa, yapılan iş o kadar iyidir. Kardinal Spellman, St. Patrik Katedralinin mezarlarını sarsan bir açıklamada bulundu; bu filmi seyretmeye cüret eden kimse, bu utanmaz kadına bakan kimse, ölümcül bir günah işler. Tanrıdan korkan bu ülkede bu kadar iğrenç, tiksindirici, ve kaba bir şey gözler önüne serilmemiştir. Bu büyük kınama, Mavi Meleke değil, başka bir kült filme, Elia Kazanin 1956′da yaptığı Baby Dollü’ne yapılmıştı. Kazanın işlediği ölümcül günah, Carroll Bakeri baby doll içinde başparmağını emerken göstermekti. Kardinalin bu öfkesi, filmin reklam şirketlerince yapılan bütün tanıtımlarının toplamından daha fazla ilgi görmesine neden oldu. Daha sonraları yayınlanan Kinsey Raporuna göre, bu parmak emme hareketini takdir edenlerin oranı %65’lere fırlamıştı. Ve son olarak da, kardinalin tepkisinin en hesaba katılmamış yanı gerçekleşti ve babydoll geceliklerinin satışı 25 milyona ulaştı. Kilisenin müdahalesi sayesinde film endüstrisi iç çamaşırının reklamını yapmış oldu.

    Bu uygun iklimde iç çamaşırı kendine gelmeyi başardıysa da fırtına bulutları toplanmaya başlamıştı. 1960larda, fetişistler için kara bir günde, eski bir model olan Mary Quant mini eteği ortaya çıkardı. Açığa çıkan baldırlar, jartiyerler için felaket haline geldi. Mini eteğin önüne geçilemez sonucu olarak külotlu çoraplar icat edildi. Fransızcada Mitoufle olarak bilinen bu tek parça çoraplar, külotlarla çorapları birleştiriyordu. Fakat özgürlük gerçekten çok kısa sürdü. Mini etek deli gömleğine bir dönüş gibi olmuştu. Feminist hareket bayrağını açtı: seks nesnesi olarak kadına hayır veya cinsiyetsiz kadınlara çok yaşa. Reklamlar bu fikirlerle yankılandı.

    Fakat iç çamaşırı eski suç ortağı olan erotizm olmadan yaşayamaz. Bu dönemde ise bir karşı saldırı gelişmekteydi. Bu yeni modanın estetik olarak bir hatası yoktu. Tam tersine, Atinalilar uzun zaman önce genç kadınlara phaenomerides yani baldırlarını gösterenler diye lakap takmışlardı. Sürgüne yollanan çoraplar, kendi kendilerine bacakta duracak sekilde yeniden tasarlanarak geri döndüler. Bu stay-up çoraplar mini etekle giymek için de uygun hale gelmişlerdi, çok yükseklere çıkabiliyorlardı. Bunun karşılığında reklamlar, külotlu çorapların alakalı alakasız pratik yanlarını övmeyi bıraktı ve çamaşırların bu en zevksizine birazcık da olsa fantezi öğeleri yüklemeye çalıştı.

    Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans ve İnterseks bireyler de cinsiyet kimlikleri ve / ya cinsel yönelimleri doğrultusunda ihtiyaca veya isteğe göre erkek ya da kadın iç çamaşırı giymeyi tercih edebiliyor.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın