Son Güncellemeler Sayfa 15 Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:28 on 30 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    AIDS Kurdelesi 

    AIDS Kurdelesi veya Kırmızı Kurdele, ceket yakalarında veya diğer giysilerde AIDS ile savaşımın ve dayanışmanın bir simgesi olarak görülmektedir.

    Kurdele Projesi 1991 yılında, New York temelli bir grup olan Visual AIDS tarafından gündeme getirildi. Visual AIDS, AIDS yüzünden ölen veya AIDS hastası olan arkadaş ve meslektaşlarını onurlandırmak ve anmak için bir araya gelen sanatçılardan oluşan bir yardım kuruluşudur. Bu kuruluş, sanat kurumlarını, müzeleri, galerileri ve AIDS destek örgütlerini, AIDS’e kurban verdiklerimizi anmak, AIDS/HIV bilincini artırmak, AIDS’li kişilerin gereksinimlerini duyurmak ve AIDS araştırmalarına mali destek sağlamaları için harekete geçirmeyi amaçlamaktadır. Kurdele imgesi, Körfez Savaşı’nda bulunan Amerikan askerlerini onurlandırmak için verilen sarı kurdelelerden esinlenilmiştir. Kırmızı renk ise, Visual AIDS yetkililerine göre “öfkeyle değil, kendini feda eden bir aşık gibi kanla ve tutkuyla olan bağlantısından” dolayı seçilmiştir.

    Kırmızı kurdelenin halkla ilk tanışması 1991 Tony Ödülleri’nin galasında oldu. Galada, sunucu Jeremy Irons yakasına kırmızı bir kurdele taktı. Bunun hemen ardından kırmızı kurdele, sanatçıların ve ünlülerin “politik doğru” giyim tarzlarının vazgeçilmez bir aksesuarı oldu. Bu aşırı popülerliğinden dolayı bazıları, kırmızı kurdeleyi kullananların içten olmadıklarını düşünmektedir. Bunu bir örneği, eski A.B.D. başkanının eşi Barbara Bush’un otururken kırmızı kurdeleyi takması, konuşma sırasında ise çıkarmasıdır.

    Ancak, Kurdele Projesi AIDS bilincinin yaygınlaşması ve bu hastalık için araştırmanın ve savaşımın sürmesinde ciddi bir güç olduğu söylenebilir. Kurdele Projesinin en içten amacı, bu projeye gerek duyulmayacağı günlerin gelmesidir.

    Kırmızı kurdeleden esinlenilerek tasarlanan pembe kurdele, göğüs kanseri için kullanılmıştır. Göğüs kanseri de AIDS gibi eşcinsel çevrelere kısıtlı bir hastalık olmamasına rağmen, bu hastalığa, çocuk doğurmayan kadınlarda istatistiksel olarak daha sık rastlandığı saptanmıştır. Bunun sonucunda, bazı lezbiyenler için göğüs kanserinin önlenmesi çok önemli bir konudur.

    Sarı kurdele savaş esirleri, rehineler, insan hakları ve eşitlik hareketlerinde kamuoyunun ilgisini çekmek için kullanılmıştır. Günümüzde politik doğruluğun bir yaşam tarzı halini almaya başlamasıyla beraber, kurdele renklerinde çeşitlilik görülmeye başlanmıştır. Yeşil kurdeleler çevre konusunda duyarlı kişiler tarafından kullanılırken mor kurdeleler şehir içi şiddete karşı, mavi kurdeleler şiddet kurbanlarına destek için (yakın zamanda da internette sansüre karşı) kullanılıyor. Görüldüğü gibi, kurdele kampanyaları birbirlerini gölgelemek bir yana, insanlığa olan katkılarından dolayı beraberce bir güç oluşturuyorlar.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:22 on 30 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ayılar, Bears   

    Ayılar ve Deri Sevenler 

    Leather Pride Bayrağı, deri seven toplumun, ki bu topluluk deri, jeans, sado-mazoşizm, hükmetme, üniforma, kovboy ve diğer fetişleri de kapsamaktadır, bir simgesidir. Bu bayrak, sanatçı Tony DeBlase tarafından tasarlanmış ve ilk kez Chicago’daki Mr. Leather yarışmasında sergilenmiştir. Bu bayrak, eşcinsel çevrelerde sıkça kullanılmasına rağmen sadece eşcinsellere özgü değildir. Bazı eşcinsel deri toplumu üyeleri, gökkuşağı bayrağının mor şeridi yerine siyah bir şerit ekleyerek leather pride bayrağını değiştirmektedirler.

    Bear Pride Bayrağı, yüzleri, vücutları ve göğüslerindeki tüy fazlasıyla belirlenen ve “bear” (ayı) tabir edilen eşcinsel erkekler tarafından kullanılmaktadır. Ayılar, bazen de ileri sayılabilecek yaşları, irilikleri ve hattâ kilolu olmalarıyla da belirlenirler. Ayıları genel anlamda kapsayan tek bir simge yoktur. Ancak, kulüpler, barlar ve diğer “ayı” gruplarının kullanmayı tercih ettiği birçok simge vardır.

    Yukarıda görülen Bear Pride bayrağı, Seattle’da bulunan Spags adlı “ayı” barından alınmıştır. Bayrağın renkleri yeri ve yerle gök arasında yaşayan ayıları simgeler. Altın sarısı pençe-güneş ise dünya üzerindeki ayıların kardeşliğini ve “ayı” ruhunu simgeler. Mavi şerit gökyüzünün, beyaz şerit kutup ayılarının, siyah şerit siyah ayıların, kahverengi şerit kahverengi ayıların, yeşil de dünyanın simgesidir.

    Bir diğer (ve belki de daha popüler olan) bear bayrağı Uluslararası Bear Kardeşliği Bayrağı’dır.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:14 on 30 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , ,   

    Tarihin Örnek Eşcinselleri 

    PLATON

    “Tanrıların, herkesten çok onur verdikleri ölümlü, Thetis’in oğlu Aşil’di. Onu, Kutsanmışların Adası’na yolladılar… Sevgilisi Patroklus’a olan sadakatinden dolayı, tereddüt bile etmeden ölmeyi -onu kurtarmayı değil, onun öcünü almayı tercih etmişti, çünkü Patroklus zaten ölmüştü. Tanrılar hayranlık içindeydiler; sevgilisine öyle çok değer vermişti ki, onu böylesi onurlandırdılar.” -Sempozyum

    BÜYÜK İSKENDER (d. M.Ö. 365)

    Makedonya Kralı ve Asya’nın büyük bir bölümünün fatihi, gerçek bir askeri deha. Aynı zamanda tarihin en intikamcı kraliçelerinden biri. Sevgilisinin hayatını kurtaramayan bir doktoru çarmıha gerdirtmiş, iç oğlanlarından biriyle alay eden yüksek sınıftan bir hükümet görevlisini idam ettirmişti.

    GAİUS JULİUS CAESAR (d. M.Ö. 100)

    Cicero’nun anlattığına göre, Bithynia (Bolu) Kralı’nın yatak arkadaşı olduğu ortaya çıkınca halkın gözünden düşen Roma İmparatoru. Söylenceye göre, Kral öldüğünde krallığını Roma İmparatorluğu’na bırakmış. Sezar döneminde ergenlik çağındaki çocukların dışında yapılması uygun görülmese de, “ters ilişki” sonradan ters karşılanmamaya başlamış, hattâ ünlü bir tarihçi “Roma halkı tersten sevişmeyi çok sevdiği için kendi adını tersten okuyarak ‘Amor’, yani aşk yapmıştı” iddiasını ortaya atmıştı.

    İMPARATOR HADRİAN (d. M.S. 76)

    Yaşlanmaktan ve güzel görüntüsünü kaybetmekten korkarak kendini boğarak öldüren muhteşem Antonius’un sevgilisi Roma İmparatoru. Hepimiz bu durağa uğradık. Hadrian gerçek bir servet harcayarak oğlanın adına bir şehir inşa ettirmişti. (Hadrianopolis – Edirne).

    ASLAN YÜREKLİ RİŞAR (d. 1157)

    Askeri mahareti ve yiğitliğiyle tarihe geçen İngiltere Kralı. Aquitaine Dükü iken Fransa Kralı Philip ile belgelenmiş bir aşk ilişkisi vardı. Daha sonra evlenmesine rağmen hiç çocuğu olmadı. Hattâ evliliği kilise tarafından ancak ölümünden sonra tanındı. Bunun için dul eşi Papa’ya dava açmak zorunda kalmıştı.II.

    EDWARD (d. 1284)

    Evli olmasına rağmen uzun süreli iki erkek arkadaşı olan İngiltere Kralı. Erkek arkadaşlarından biri Pier Gaveston, diğeri ise Hugh leDespanser’ydi. LeDespanser, eşcinsel olduğu için önce hadım edildi, ardından da başı kesilerek öldürüldü. Edward ise kızgın demire oturtuldu. Bunu evde denemeyin.

    LEONARDO DA VİNCİ (d. 1452)

    İtalyan mucit, ressam, rivayete göre asistanlarını görünüşlerine göre kiralayarak eshcinsel çalışma ağının öncülüğünü yapan gerçek Rönesans adamı. Homofobik eleştirmenler “Mona Lisa”nın aslında kadın kıyafeti girmiş bir erkek olduğunu ileri sürerler. Kötü kıyafet. Varını yoğunu iki erkek asistanına bıraktı.

    MICHELANGELO BUONARROTI (d. 1475)

    İtalyan heykeltıraş, ressam ve bilim adamı. Cinsel eğilimini yüzyıllar sonra “Sevgili Abby”‘de açıkladı. Eserleri arasında Davud, Peta ve Sistine Kilisesi dışında sevgilisi Tommaso Cavalieri’ye yazdığı aşk soneleri de sayılabilir.

    WILLIAM SHAKESPEARE (d. 1564)

    Oyun yazarı ve şair. “Tutkun(m)un ustası” olarak nitelendirdiği bir adama aşk soneleri yazmıştır. Shakepeare’in eğilimleri tartışmaya açık olsalar da eşcinsel olmayan birinin Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı yazması da zor gibi…

    VOLTAIRE (d. 1694)

    Fransız yazar. Büyük Frederick ile aralarında bir-sevgi-nefret ilişkisi olduğu iddia edilir. Ters ilişkinin (sodomy) şiddet eşliğinde değilse yasa dışı olmaması gerektiğini yazmıştı. Yine de, bir arkadaşı ikinci kez eşcinsel ilişkiye girmekten söz ettiğinde arkadaşını şöyle yanıtladığı rivayet edilir: “Bir kez felsefeci, iki kez ters ilişki yanlısı”.

    BÜYÜK FREDERICK (d. 1712)

    Prusya Kralı. Gençken sevgilisi Hans von Katte ile saraydan kaçmış, ne yazık ki durumu onaylamayan babası tarafından yakalanmıştı. Baba, sevgiliyi öldürtmüştü. Frederick, şaşaalı sarayı Sans-Souci’de* erkek sevgilisine aşk şarkıları yazmıştı.*(sans-souci: dertsiz, tasasız)

    ALEXANDER HAMİLTON (d. 1755)

    İlk Amerika Maliye Bakanı. George Washington ile vatanseverlikten başka bağları olduğu da söylenir. Kim olduğu bilinmeyen John Laurens adlı kişiye şöyle mektupları da vardır: “Dilerdim ki sevgili Laurens, sözlerle değil, hareketlerimle seni sevdiğime ikna edecek güç ellerimde olsaydı”. Pek dokunaklı.

    JAMES BUCHANAN (d. 1791)

    Amerika Birleşik Devletleri’nin on beşinci başkanı; Beyaz Saray’ın tek bekârı. Yirmi yıl boyunca oda arkadaşı Senatör William Rufus DeVane King oldu. King’i dönemin yazarları ve önceki başkanlardan Andrew Jackson, “Miss Nancy” veya “Rüküş Teyze” diye anardı.

    HANS CHRISTIAN ANDERSEN (d. 1805)

    Danimarkalı peri masalı yazarı. Önce terzi olmak istedi, sonra fikir değiştirip opera sanatçısı olmaya karar verdi. Sonunda yaşlı bir şairin kanatları altında masallarını yazmaya başladı.

    HERMAN MELVILLE (d. 1819)

    Amerikalı yazar. En ünlü eserleri “Güzel Denizci” ve “Moby Dick”tir. Moby Dick’te iki erkek karakter, Ishmael ve Queequeg yatakta beraberce güzel vakit geçirirler. Melville’in, kesinlikle eşcinsel olmayan ve tavizsiz Nathaniel Hawthorne saplantısı vardı. Hawthorne’un Eski Bir Evin Yosunları adlı kitabını okuduktam sonra Melville şöyle yazmış: “Daha şimdiden bu Hawthorne’un filizlenen tohumlarını ruhuma attığını hissediyorum. Genleşiyor ve daha da derinlere iniyor; onun hakkında düşündükçe ve umutlandıkça New England köklerini Güneyli ruhumun ateşli topraklarında git gide daha derinlere sürüyor”. Herman, soğuk bir duş alsan iyi olacak.

    WALT WHITMAN (d. 1819)

    Bizlere “Elektrik Vücudun şarkısını Söylüyorum”u armağan eden Amerikalı şair. “Gün Kapanışını Duyduğumda” şiirinde Whitman hayatının en mutlu anını “en sevdiğim yanımda, serin gecede benimle aynı örtünün altında uzanıp uyuyordu… kolu hafifçe göğsümün etrafında yatıyordu… İşte o gece mutluydum” diyerek anlatıyor.

    HORATIO ALGER (d. 1832)

    Birleşik Kilise’nin yalnızca bir kez seçilebilen başkanı. Sonradan yazar oldu ve genç erkekler için yazdığı kitaplarla tanındı. Oğlanlara olan ilgisi yüzünden, doğum yeri olan Brewster, Massachussets’ten kovuldu. New York’a gittiğinde, birkaç genç adamı “gayrı-resmi olarak evlat edindi”. İlk kitabının adı “Paralanmış Y..ak”tı.

    PIYOTR ILYCH TCHAIKOVSKY (d. 1840)

    Fındıkkıran, Uyuyan Güzel ve Kuğu Gölü’nün bestecisi. Zaten sadece bir eşcinsel “Su Perisinin Dansı”nı yazabilirdi. İstemeyerek evlendiyse de, ilgisizliği yüzünden eşi önce bir “macera” yaşadı, ardından da bir hastaneye kapatıldı.

    OSCAR WILDE (d. 1854)

    İrlandalı yazar ve “dava şehidi”. Fiili livata (ters ilişki) suçuyla hapse atıldı. Bir yazar tarafından “kendi çizgisini sürdürenlerin koruyucu azizi” olarak tanımlanan Wilde, eserleri dışında çizgi dışı yorumlarıyla da ünlenmiştir. Başkalarının davranışlarını benimsemekten hoşlanmayan Wilde, bir keresinde şöyle demişti: “Ahlaklılık, basitçe, kişisel olarak hoşlanmadıklarımıza karşı takındığımız tavırdır”.

    SIGMUND FREUD (d. 1856)

    Psikolojinin babası. Sevgilisi Berlin’li doktor Wilhelm Fliess’ti. Froydiyen dil sürçmesinin özel bir anlamı da olabilir tabii…

    WINSTON CHURCHILL (d. 1874)

    Açıkça eşcinsel olmadığı kesin olan Churchill, kendine gençliğinde erkeklerle ilişkisi olup olmadığını soran W. Somerset Maugham’a şöyle yanıt vermiş: “Doğru değil! Fakat bir defasında merak ettiğim için bir erkekle yatağa girmiştim.” Maugham nasıl olduğunu sorduğunda ise şöyle demiş: “Müzik gibiydi”.

    W. SOMERSET MAUGHAM (d. 1874)

    İngiliz oyun yazarı, romancı, kısa öykücü. Hayatının en büyük hatasını şöyle itiraf ettiği söylenir: “Dörtte bir normal, dörtte üç eşcinsel olmama rağmen, kendimi tam tersine ikna etmeye çalışıyordum”.

    COLE PORTER (d. 1891)

    Amerika’nın en büyük şarkı yazarlarından biri. “My Heart Belongs to Daddy (Kalbim Babama Ait)” gibi şarkı isimleri onu arada bir ele verirdi: “Ama eğer, bebeğim, ben alttaysam, sen de üsttesin”.

    J. EDGAR HOOVER (d. 1895)

    FBI başkanı ve part-time travesti. 44 yıl boyunca Clyde Tolson ile beraber oldu. Bu başarıya rağmen, Hoover acayip bir adamdı, onunla pek gurur duymayız.

    RUDOLPH VALENTINO (d. 1895)

    “Doğanın kayırdığı” söylenen film yıldızı ve Kazanova. Günlüğüne şöyle yazmıştır: “Çok güzel bir oğlan beni bir çeyrek saat kadar izledikten sonra Opera’nın dışında karşı karşıya geldik… Onunla evine gittim. Vahşice tutku doluydum… Şafağa dek kaplanlar gibi aşk yaptık.

    TENNESSEE WILLIAMS (d. 1911)

    “İhtiras Tramvayı”, “Camdan Köşk”, “Kızgın Damdaki Kedi” oyunlarının ünlü yazarı. Açıkça eşcinsel olan ilk Amerikan ünlüsü olarak anılan Williams, anılarında şöyle yazmıştır: “İçinde hem saf, hem de saf olmayan bir çok büyük zevk anları olan göze çarpacak kadar talihli bir hayat yaşadım”.

    WILLIAM S. BURROUGHS (d. 1914)

    “Çıplak Yemek” yazarı. İnanılmaz bir servetin varisiydi. Biseksüel ve acıklı bir hayat yaşadı. Giyom Tel’i oynamak isterken karısının kafasındaki şampanya bardağını ıskaladı. Bardağa bir şey olmadı.

    JAMES BALDWIN (d. 1924)

    “Git Bunu Dağda Söyle”nin Afrika-Amerikalı yazarı. 1956’da yazdığı “Giovanni’nin Odası” adlı romanı eşcinsel aşkı işliyordu ve bu ad hemen gizli eşcinselliğin karşılığı oldu. Bu ad, daha sonra Philadelphia’da eşcinsel bir kitabevi’nin adı oldu.

    GORE VIDAL (d. 1925)

    “The City and the Pillar” (Kent ve Tuz) adlı romanın yazarı. Ben Hur’un senaristi olan Vidal, bu romanda eşcinsel bir adamı, “Myra Breckenridge”de de bir transseksüeli işlemiştir. İlk yattığı kişinin bir erkek mi yoksa bir kadın mı olduğu sorulduğunda “Bilmiyorum, soramayacak kadar naziktim” diye yanıtlamıştı.

    EDWARD ALBEE (d. 1928)

    “Virginia Woolf’tan Kim Korkar” adlı oyunun yazarı. Bu oyunda yürümeyen bir evlilik anlatılmaktadır. Bazı eleştirmenler, oyunun aslında eşcinsel ilişkileri anlattığını, kadın karakterlerin de kadın kılığındaki erkekler olduğunu iddia etmişlerdir. Biz de Elizabeth Taylor’un berbat bir peruğu olduğunu düşünmüştük.

    DAVID KOPAY (d. 1942)

    San Francisco 49ers, Detroit Lions, Washington Redskins, New Orleans Saints ve Green Bay Packers takımlarında beysbol oynayan Kopay, kendi isteğiyle cinselliğini açıklayan ilk sporcudur. Keşke başka sporcular da dolaplarını açık tutsalar.Federico Garcia LORCA – İspanyol Şair ve Oyun YazarıÖzellikle “Yerma”, “Kanli Dügün” ve “Bernarda Alba’nin Evi” adli oyunlari ve yalin fakat güçlü imgelemlerle dolu siirleriyle taninan ve bu oyunlari hala sahnelenmeye devam eden yazar, 1936 yilinda Franco’nun askerleri tarafindan kursuna dizilerek öldürülmüstür. Dönemin sanat çevrelerinde Salvador Dali’ye olan büyük fakat karsiliksiz askiyla taninmistir. Salvador Dali’nin bir röportajinda “Erotik ama ben karsilik vermedigim için trajik bir askti,” dedigi bu iliski, tek tarafli olarak sairin ölümüne dek sürmüs; karsilik bulamayan sair yasaminin sonuna kadar tutkulu eshcincel asklar yasamistir. Salvador Dali ölümünden kisa bir süre önce yaptigi bir açiklamada, Lorca’nin kendisiyle iki kez escinsel iliskiye girmek istedigini, fakat kendisinin reddettigini söylemistir.

     
    • kutay adlı kullanıcının avatarı

      kutay 02:43 on 7 Temmuz 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      İmparator Hadrianın sevgilisi adına yaptırdığı şehir hadrianopols değil “Antinoupolis”dir Mısırda nil nehri kıyısındadır. sevgilisinin adı antinous zaten. hadrianopolis adında bir tane değil bir kaç şehir vardır trakya hadrianopolisi yani edirne anadolu hadrianopolisi yani bugün karabük sınırlarındaki antik kentler.

      Beğen

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:09 on 30 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: ,   

    Homofobi Nedir? 

    Etimolojik bir açıklamayla; Homo aynı demek, fobi de doğal olmayan, mantıksız ve güçlü bir korku veya nefret demek.
    Homofobi kelimesindeki homo ise aynı anlamında değil de eşcinseli çağrıştırması için kullanılmış. Yani Türkçe’ye bir şekilde çevrilecek olursa, “eşcinsel korkusu” denilebilir. Ya da bu tanımın içeriğine daha uygun bir biçimde “eşcinsel nefreti” denebilir.

    Homofobiye sahip kişilere “homofob”, böyle tavırlara ise “homofobik” deniyor. Farkındaysanız eşcinselleri sevmeme ya da onlardan nefret etme, hastalık sayılabilecek klastrofobi, agorafobi, araknafobi gibi öteki korkularla aynı kategoriye sokuluyor.

    Peki homofobi kuru tanımların dışında pratikte nedir? “Ben homofobik değilim kesinlikle, eşcinseller beni rahatsız etmediği sürece istediklerini yapabilirler, yeter ki bana görünmesinler”. Eşcinselleri gördüğü yerde vurmak, onları asmak isteyenlerinkiyle karşılaştırılamasa da, bu homofobinin başka bir çeşididir.

    Bir toplulukta herkese sarılıp öptükten sonra, kendi cinsinizden olan eşcinsel arkadaşınızın sadece elini sıkıyorsanız, siz bir homofobsunuz.

    İşyerinizdeki eşcinsel arkadaşınızın sürekli sizin gözünüze bakıp sizi mutlaka yatağa atmaya çalıştığını düşünüyorsanız, siz bir homofobsunuz.

    Çevrenizdeki eşcinsellerin hala neden bir psikiyatriste gidip tedavi olmadığını merak ediyorsanız, siz bir homofobsunuz.

    Homofobi sadece heteroseksüellere özgü bir şey değil, yani hem eşcinsel olup, hem de homofobiye sahip olabilirsiniz. Tabii ilk duyuşta biraz tuhaf geliyor ama ne yazık ki bu doğru. Homofobinin bu türü genelde, eşcinsel olduğu için bulunduğu pozisyonundan olacağını düşünen gay ve lezbiyenlerde görülüyor.

    Örneğin bazı eşcinseller heteroseksüel ortamlarda eşcinselleri kötüleyip aşağılayarak kendilerini bir şekilde temize çıkardıklarını, onlara yönelen şüphelerden kurtulduğunu düşünürler. Ve daha sonra bunu o kadar benimserler ki, geceleri yatağında kendi cinsinden biri olduğu halde gündüzleri böyle davranışlarda bulunanları çok ayıplarlar ve toplumun onlardan kurtulması gerektiği yolunda uzun konferanslar verirler.

    Ya da gazetelerde, köşelerinde konulara tam bir heteroseksüel gibi yaklaşıp, eşcinsellerden söz ederken üçüncü çoğul şahısı kullanırlar. Eşcinsel olup, böyle konuların konuşulmaması gerektiğini, herkesin nasıl olsa istediğini özgürce yaptığını, bundan fazlasını istemenin yarardan çok zarar getirdiğini söylemek ise yine homofobi değil de nedir?

    Uğur Alper

     
    • GÖKHAN ÖNER adlı kullanıcının avatarı

      GÖKHAN ÖNER 23:32 on 22 Şubat 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      HETEROSEKSÜELLİK NE KADAR NORMALSE VE DOĞALSA;HOMOSEKSÜELLİK,BİSEKSÜELLİK,ASEKSÜELLİK TE O KADAR NORMAL VE DOĞALDIR.İNSANLARIN DOĞUŞTAN GELEN CİNSEL NATURALARI VARDIR..BİREY,KENDİNDE SEKSÜEL AKTİVİTENİN BAŞLADIĞINI HİSSETTİĞİ ANDAN İTİBAREN,ÖNCE KENDİ BEDENİYLE SONRA DA DİĞER BİR BİREYİN BEDENİYLE CİNSEL HAZZA VE CİNSELLİĞİN DORUK NOKTASI OLAN ORGAZMA ULAŞMAK İSTER..OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE YAŞANAN SOSYOLOJİK,PSİKOLOJİK,PSİKİATRİK ETKENLER VE HORMONAL SİSTEMDEKİ BİR TAKIM DÜZENSİZLİKLERİN ETKİSİYLE BÜLUĞ ÇAĞI DENİLEN,CİNSEL ORGANLARIN FİZYOLOJİK YETERLİLİĞE ULAŞTIĞI DÖNEMDEN İTİBAREN BİREYİN CİNSEL KİMLİĞİNDE, OLMASI GEREKENİN DIŞINDA SAPMA YA DA TERCİHLER OLABİLİR..
      İNSANLAR CİNSEL KİMLİKLERİ VE TERCİHLERİ YÜZÜNDEN KESİNLİKLE UTANMAMALI YA DA DIŞLANIP SOYUTLANMAMALIDIRLAR..ÜREME VE CANLILIĞIN DEVAMINI SAĞLIYACAK HETEROSEKSÜEL İLİŞKİNİN DIŞINDAKİ TÜM CİNSEL İLİŞKİLER, TOPLUM TARAFINDAN KABUL GÖRMEDİKÇE İNSANLIK TAM OLARAK MEDENİYETLEŞEMEYECEKTİR..

      Beğen

    • yok adlı kullanıcının avatarı

      yok 20:05 on 13 Temmuz 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      daha kısa yazsan olur mu okurken gözlerim yerlerinden fırladı

      Beğen

    • hakan YILDIZ adlı kullanıcının avatarı

      hakan YILDIZ 12:50 on 16 Temmuz 2019 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      doğuştan olan çft cinsiyetliliğe hermafrodit denir ve senin normal saydığın sapıklıkla alakası yoktur…
      cinsel kimliği kişinin hangi özelliği ağır basıyorsa o dur. ama burada dikkat edilmesi gereken biz kız gibi yetiştirilen erkek çocuklarının kadınsı hareketler yönelmesinin erkek gibi yetiştirilen kız çocuklarının bir noktadan sonra erkeksi hareketler yönelmesinin öncelikle kişi sağlığı sonrasında da yoplum sağlığına olumsuz etkilerinin ve doğuracağı sonuçlar olmasıdır.

      Beğen

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:03 on 30 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Kadınlar Günü   

    Kadınlar Günü’nün Tarihi 

    ABD’nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar,1800lü yılların ortalarından beri daha iyi çalışma koşulları,emeklerinin karşılığında hakkettikleri ücret ve daha iyi yaşam için mücadele vermektedirler. Ama,bunca yıllık mücadeleye karşın elde edebildikleri pek bir hak yoktur. En sonunda, 8 Mart 1908 günü, haklarını alabilmek için son çarelerden biri olan greve baş vururlar ve grev ilan ederler. Patronların buna verdiği cevap ise hunharca bir saldırı olur. Patronlar ve onlarla iş birliği yapan “gardiyan”lar işçi kadınları fabrika binasına kilitler. Patronlar, bu yolla işçi kadınlara destek veren sendika aktivistlerinin grev yapan kadınlarla dayanışmaya girmelerini önlemek amacını gütmektedir. Patronların korkusu, işçi kadınların verdikleri kavganın güçlenmesi ve grevin başka fabrikalara sıçramasıdır.

    Fabrika binasında birdenbire beklenmedik bir yangın baş gösterir,kısa bir süre içinde binanın hemen hemen tümü alevlere teslim olur. İçerde bulunan kadın işçilerden yalnızca çok azı kaçarak canlarını kurtarabilir. Fabrikanın çevresinde barikatlar kurmuş olan karşı grevcilerin çemberini yarıp dışarı çıkabilmeyi ne yazık ki pek az emekçi kadın başarabilir. Fabrikada kapalı kalan 129 işçi kadın alevler içinde can verir.

    Aynı yıl yine tekstil,tütün ve diğer endüstri kollarında kadın işçiler mücadeleyi devam ettirirler, işlerini bırakarak grev dalgasını sürdürürler.

    Grevler 1909 yılında da devam eder. Manhattan’da tekstilde çalışan 20.000 kadın işçinin ilan ettiği grevde,binlercesi tutuklanır. Buna rağmen,grev önlenemez. İki ay süren grevin sonunda kadın işçiler kavgasını verdikleri hakları elde ederler;patronlar kadın işçilerin taleplerini kabul etmek zorunda kalırlar.

    Amerikalı sosyalist kadınların inisiyatifiyle, kadınların seçme/seçilme hakkı, sosyalizm mücadelesi çerçevesinde “enternasyonal kadın mücadele günü” fikri doğar. Her şubat ayının sonuncu pazar gününün kadınların seçme/seçilme hakkı konusunda etkinlikler ve toplantılar düzenlenmesi kararı alınır.20 Şubat1909 günü Amerika’nın hemen hemen bütün kentlerinde “Kadınlar Günü” kutlamaları yapılır.1910 yılında sosyal demokrat partilerin Kopenhag’da düzenlediği ve 17 ülkeden 100’e yakın kadın delegenin katıldığı II. Enternasyonal Kadın Konferansı’nda Clara Zetkin’ in girişimleriyle “II. Enternasyonal Kadın Mücadele Günü” resmen kabul edilir. Bu günün anlamı,dünyanın neresinde olursa olsun kadınlara uygulanan sömürü ve baskıya karşı mücadele yürütülmesi zorunluluğudur. Kadınların seçme/seçilme hakkını alması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve emperyalist savaşa karşı mücadele bütün dünya kadınlarının ortak mücadele prensiplerinin başında yer almaktadır.

    19 Mart 1911 günü,milyonlarca kadının katıldığı ilk “Enternasyonal Kadınlar Günü”Danimarka,Almanya Avusturya, İsviçre ve ABD’de gerçekleştirilir.1912 yılında, düzenledikleri yürüyüşlerle Fransız, Hollandalı ve İsveçli kadınlar da katılırlar Kadınlar Günü’ne. Kadınların seçme/seçilme hakkı ve günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi, insanca çalışma koşulları ve daha yüksek ücret talepleriyle başlayan proleter mücadele, kadınların yürüttükleri mücadelenin temelini oluşturmaktadır.

    1914 yılı, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kadınlar Günü’ nün büyük toplantılar ve yürüyüşlerle kutlandığı son yıl olur. Bu yıl da önceki talepler yinelenir ve “savaşa karşı savaş” sloganıyla, başlayan Birinci Dünya Savaşı’na karşıt tavır alınır.

    Birinci Dünya Savaşı’nın beraberinde getirdiği acılar ve dertler nedeniyle 1917’ye kadar Kadınlar Günü yürüyüşleri ve etkinlikleri birkaç yıl boyunca yapılamaz. Tâ ki, 8 Mart 1917 günü Petrograd’da greve gitmelerine kadar. Kadın işçiler, bu grevi Kadınlar Günü’nde başlatarak bu güne özel bir anlam kazandırırlar. Aynı gün metal işçilerine delegeler göndererek onların da greve katılmalarını talep ederler. Grev dalgası çok kısa bir süre içinde tüm kente yayılır; 8 Mart akşamına kadar yaklaşık 120.000 işçi bu grevde yerlerini alır. 1921 yılında toplanan II. Enternasyonal Konferansı’nda 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olması kararlaştırılır.

    İki dünya savaşı arasındaki zaman diliminde kadınların talepleri ve 8 Mart Kadınlar Günü’nde yoğunlaştırdıkları mücadelenin içeriğini, serbest ve yasal kürtaj hakkıyla işçi kadınların hamileliklerinde ve anne olduklarında koruma altına alınmaları konuları oluşturur. Ayrıca, aynı işe eşit ücret, günlük çalışma saatlerinin ücretlerde düşme olmadan azaltılması gibi konularda kadın-erkek eşitliği konusunda getirilen istemlerdir.

    8 Mart, bu gelişme içinde Enternasyonal Kadınlar Günü olarak dünya çapında yayılmıştır. Kadınlar Günü, bugün de, aynı başlangıçta olduğu gibi, politik haksızlıklara, savaşa ve faşizme, emperyalist sömürüye karşı; daha iyi yaşam ve çalışma koşulları, bağımsız ve sömürünün olmadığı bir düzen ve sınıfların ortadan kalktığı eşit bir toplum için verilen mücadele olarak algılanmaktadır.

    Tüm dünya kadınlarının Kadınlar Günü’nde mücadeleyi devam ettirmeleri dilekleriyle!

    SİBEL TÜRKER/HAMBURG

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:00 on 30 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: ,   

    Dr. Magnus Hirschfield 

    Dr. Magnus Hirschfield 1910’de Berlin’de Cinsel Bilim Enstitüsü’nü kurmuş bir bilim adamıydı. Eşcinsellerin karşılaştığı sorunlara karşı dünya tarihinde ilk kez böyle bir kurum oluşturuluyordu. Bu nedenle eşcinsel hareketin başlangıcı bu tarihlere dayandırılabilir. Hirschfield 1903’te eşcinsel davranışlar konusundaki ilk araştırmayı yaptı ve Enstitü’nün kurulmasından sonra ise Anders als die Anderen (Ötekilerden Farklı) adındaki ilk eşcinsel temalı filmi çekti. Amerikalı gazeteciler Hirschfield’e Cinselliğin Einstein’ı adını takmıştı. Hirschfield ise “Einstein’a Fiziğin Hirschfield’i deseniz daha iyi olur” diye yanıt vermişti. Hirschfield’in kurduğu enstitüde toplumun farklı kesimlerinden gelen insanların cinsel eğilimleri ile ilgili terapiler uygulanıyordu. Bunların arasında birçok Nazi partisi üyesi de vardı. Özellikle Nazilerle ilişkiye girdikten sonra fizyolojik ya da psikolojik sorunlar yaşayan ve terapiye gelen erkeklerin anlattıkları hikâyelerin kayıtları kabarıktı.

    Hitler’in yakın dostu ve SA adı verilen askeri birliklerin başında ünlü bir eşcinsel olan Ernst Roehm vardı. Naziler kendi aralarındaki eşcinsel ilişkileri gizlemek için eşcinsel karşıtı bir söylem kullanıyorlardı. Hatta muhalifleri Nazilere politik olarak bu yönden saldırıyorlardı. Bu arada Ernst Roehm’un da emrindeki birliklerin fazla güçlenmesi üzerine, aleyhlerindeki eşcinsel propagandalarına da son vermek için Haziran 1934’deki bir hafta sonu, sonradan “Uzun Bıçaklar Gecesi” olarak anılacak olan büyük tasfiye gerçekleştirildi. Bir kaç gün içinde başta Roehm ve diğer bazı SA liderleri olmak üzere yaklaşık 1.000 kişi öldürüldü.

    İktidara geldiklerinde ise Magnus Hirschfeld’in kurduğu enstitü 6 Mayıs 1943 günü ani bir saldırıya uğradı ve yerle bir edildi. Bu hareket, Naziler tarafından “homoseksüellik virüsüne indirilen büyük darbe” olarak gösterilmişti halka. Ayrıca Naziler, kendi homoseksüellikleri ile ilgili bilgileri de ortadan kaldırmış oluyorlardı.

    1871’de kabul edilmiş Reich Ceza Yasasının 175. maddesi “İki erkek ya da bir insan ve hayvan arasındaki doğal olmayan cinsel ilişki hapisle cezalandırılabilir ve vatandaşlık haklarından mahrum bırakılabilir” şeklindeydi. Hitler 1935’te bu kanuna yeni ve ağır maddeler ekleyerek kanunu genişletti. Savaş yıllarında ise Auschwitz, Treblinka, Sobibor, Majdanek gibi büyük toplama kamplarında, Yahudiler, Çingeneler, Ruslar, komünistler, savaş esirleri gibi grupların yanında kıyafetlerindeki pembe üçgenle işaretlenen eşcinseller de vardı.

    Almanya’da Magnus Hirschfield’le hızlı başlayan eşcinsel hareketle birlikte Berlin dünya eşcinsel başkenti olarak anılmaya başlanmış ve daha o yıllarda birçok gey-lezbiyen barı açılmıştı. Ancak Nazilerin eylemleri sonucu Magnus Hirschfield hayatının geri kalanında sürgünde yaşamak zorunda kaldı ve eşcinsel hareketin gelişimi 1969 yılındaki Stonewall olaylarına kadar yavaşladı.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:53 on 29 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Robin Hood   

    Robin Hood Gey miydi? 

    Robin Hood ve Sherwood Ormanı’nda saklanan arkadaşları belki de eşcinseldi!

    İngiltere’deki Cardiff Üniversitesi’nde saygın bir öğretim üyesi olan Profesör Stephen Knight, Nottingham’da yapılan  geleneksel Robin Hood Konferansı’nda araştırmalarının sonuçlarını “The Forest Queen” (Ormanın Kraliçesi) adlı makalesinde sundu.

    Ondördüncü yüzyıl hikayelerinin uzun ve dikkatli incelemelere tabi tutulması sonucu Knight, Robin Hood ve adamlarının heteroseksist toplumda dışlanmış eşcinseller olduğu iddiasını ortaya attı. Lady Marian hikayesinin de on altıncı yüzyılda tarihçiler tarafından Robin Hood’u “düzeltmek” için eklendiğini de iddialarına ekledi.

    London Times gazetesine verdiği röportajda Knight, anlatılan hikayelerin onun gey olduğunu doğrudan söyleyemeyeceğini çünkü toplumsal değerlerin buna izin vermeyeceğini ama buna rağmen hikayelerin birçok homo-erotik imgeler taşıdığını söyledi. Hikayelerin içinde geçen alt metinlere bakıldığında ormanın erkekliğin sembolü, mızrak ok ve kılıçların da fallik semboller olduğunu belirtti.

    Konferansa ev sahipliği yapan Robin Hood Derneği üyelerinden gelen tepkiler farklıydı. Bazıları bu iddiaların kahramanlarının karalanmaya çalışılması olduğunu söylerken bazıları da Robin Hood’un gey gençler için çok iyi bir rol modeli olabileceğini söyledi.

    Derneğin web sayfasında ise son derece ılımlı bir mesaj yayınlandı: “Robin Hood efsanesi birçok farklı şekilde değerlendirilebilir. Robin birçok insan için farklı sebeplerden dolayı özel biri olabilir. Zaten onu bir efsane yapan da bu yanıdır. İşimiz yargılarda bulunmak değil, her şeyi olduğu gibi kabul edip, herkesi ne düşünmek istediklerinde serbest bırakmaktır.”

    Derneğin bu iddiaya karşı çıkmayıp ılımlı açıklamalar yapmasının nedeni, araştırmayı yapan Knight’ın gerçekten alanında uzman ve son derece saygıdeğer bir tarihçi olması. Bu da iddiaların doğruluk ihtimalini güçlendiriyor. Bu durumda da artık geylerin yeni bir rol modeli var:

    Robin Hood!

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:45 on 29 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Hitler   

    Nazi Almanyası’nda Eşcinsellik 

    1970’lere kadar Nazilerin eşcinsellere hoşgörüyle baktıkları görüşü egemendi. Bunun bir nedeni yaptıkları zulmü hafifletmek, bir nedeni de Nazi imgesinde bastırılmış bir homo-erotizm bulunmasıydı. Ancak 1970’lerde yapılan araştırmalar ve yazılan makalelerle Nazilerin eşcinsellik karşıtı kanunlar çıkardığı, Magnus Hirschfiedl tarafından kurulan Cinsel Araştırmalar Enstitüsü’nü kapattıkları ve yok edilmesi gerekenler listesine eşcinselleri de ekledikleri ortaya çıktı. Yani dünya bir şekilde Nazilerin yaptığı “eşcinsel katliamını” unutmuştu.

    Son yıllarda aktivistlerin çalışmaları, Martin Shaw tarafından yazılan Bent (Kırık) adındaki oyunla (filmi de çekildi) eşcinsellerin çektikleri su yüzüne çıktı ve anma günleri düzenlendi. Washington DC’deki “Holocaust Museum” eşcinsel katliamıyla ilgili belgeleri de sergilemeye başladı.

    Çoğunlukla ölesiye çalıştırılmak suretiyle hayatlarını kaybeden 15 bin eşcinsel olduğu tahmin ediliyor. Geyler kamplara “gey” olarak bir sınıf halinde, büyük gruplarla gönderilmiyordu. Çünkü Museviler, Çingeneler ve Sırplar gibi bir etnik topluluk değillerdi. Tek tek yakalanıyorlardı ve kamplara grupların dışında gönderiliyorlardı. Bu da onlar için daha zordu.

    İşte eşcinsellik hakkındaki 175 nolu Nazi kanunu:
    “Başka bir erkekle cinsel ilişkiye giren ya da kendini başka bir erkeğe seks için kullandıran bir erkek hapisle cezalandırılacaktır. Taraflardan biri yapılan eylem sırasında 21 yaşından küçükse, mahkeme, özellikle önemsiz vakalarda ceza vermeme hakkına sahiptir.

    eshcinsel.net

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:32 on 29 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Sembol, Semboller   

    Semboller 

    Gökkuşağı bayrağı, eşcinsel toplum bilincinin (gay pride) kolayca tanınan bir simgesi olmuştur. Gökkuşağının kültürler arası simgeselliği daha önceden de söz konusuydu: Jesse Jackson’un Gökkuşağı Koalisyonu da gökkuşağını siyasi simgeleri olarak benimsemişti. Gökkuşağı ayrıca, Yunan, Kızılderili, Afrika ve diğer kültürlerde de birçok öykü ve söylencede cinsler ve cinsellikle bağlantılı bir simge olarak geçer.

    Gökkuşağı bayrağının eşcinsel toplum tarafından ilk kullanımı 1978 yılında San Francisco Gay ve Lezbiyen Özgürlük Günü Yürüyüşü’ne rastlar. Hippi hareketinin ve zenci yurttaşlık hakları gruplarının simgeselliğinden esinlenen San Francisco’lu sanatçı Gilbert Baker, eşcinseller tarafından her yıl kullanılabilecek bir simge arayışı içinde gökkuşağı bayrağını tasarladı. Baker ve otuz gönüllü, yürüyüş için iki dev prototip bayrağı elle dikip boyadılar. Bayrakların, her biri farklı renkte, sekiz şeridi vardı, her renk eşcinsel toplumun farklı bir bileşenini temsil ediyordu: cart pembe cinselliği, kırmızı yaşamı, turuncu iyileşmeyi ve gelişmeyi, sarı güneşi, yeşil doğayı, cam göbeği sanatı, çivit mavisi uyumu ve mor maneviyatı. Bir sonraki yıl Baker, bayrağın 1979 yürüyüşünde kullanılmak üzere seri üretimi için San Francisco Paramount Bayrak Şirketi’ne başvurdu. Üretimdeki bazı kısıtlamalar yüzünden (cart pembe boyanın piyasada fazla bulunmaması gibi) pembe ve cam göbeği tasarımdan çıkartıldı, çivit mavisi yerine de çini mavisi konuldu. Altı renkli bu tasarım San Francisco’dan diğer kentlere de sıçradı ve kısa süre içinde eşcinsel bilincinin ve çeşitliliğinin dünyaca tanınan simgesi oldu. Hattâ, Uluslararası Bayrak Yapımcıları Kongresi tarafından da resmen tanındı. 1994 yılında, 9 metre eninde, 1.5 kilometre boyunda devasa bir gökkuşağı bayrağı New York Stonewall 25’inci Yürüyüşü’nde on bin kişi tarafından taşındı.

    Gökkuşağı bayrağı benzeri simgelerin de yaratılmasına yol açtı: özgürlük yüzükleri ve iğneler gibi. Bayrağın bir çok farklı uyarlaması da yapıldı. Bunlar arasında, Amerikan bayrağını andıran yıldızlı bir uyarlama ve diğer eşcinsel simgelerin eklendiği tasarımlar sayılabilir.

    AIDS’e Karşı Zafer Bayrağı, gökkuşağı bayrağının en altına siyah bir şerit eklenmesiyle oluşur. San Francisco kaynaklı bir grubun önerisiyle hayata geçen siyah şerit, AIDS’e kurban verdiklerimizin anısınadır. AIDS yüzünden ölmekte olan Vietnam Gazisi Çavuş Leonard Matlovich, AIDS’e kalıcı bir tedavi bulunduğunda, siyah şeritlerin tüm gökkuşağı bayraklarından çıkartılarak Washington’da bir törenle gömülmesini önermiştir.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:25 on 29 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: ,   

    Eşcinsellik 

    Sosyocinsel birleştirim bize, cinsel deneyimin eşcinsellerde heteroseksüellerden daha yoğun ve daha zengin olduğunu göstermektedir. Bunun nedenini bilmiyoruz: Daha özgür cinsellik, kültürel gereklere daha az boyun eğiş, eşcinselliğin en küçük bir kabullenişine bile sadık kalma; cinsel itkinin çokyönlü cinsel güdülenmelerin hizmetine geçmesi (egemenlik, boyuneğme, kışkırtma, vb.); cinsel düzeneklerin doğal yoğunluklarının daha yüksek olması, vb. Aşk duygusu ve karşılıklı bağlılık gereksinmesi, eşcinsellerde en az heteroseksüellerde olduğu kadar önemlidir. Heteroseksüellerin kurdukları evliliklerle eşcinsellerin beraberliklerini karşılaştırmanın anlamı yoktur, ama her iki cinsiyette de bunun aynı değerde olduğu anlaşılıyor. Gerçekten de bu nitelikten başka her iki cinsiyetteki eşcinsellerin, heteroseksüel benzerleri gibi davranmaya çok güçlü eğilimleri vardır, ancak eşcinseller cinsellik konusunda daha yüksek bir kuşakta yer alırlar.

    Eşcinsellerin anlamlı bir biçimde heteroseksüellerden daha erken gelişmelerini doğrulayacağız. Başlangıçta romantik bağlılık, düş kurma ya da uyarılma sözkonusu olduğunda eşcinseller heteroseksüellerden çok daha önce etkinleşirer. Eşcinsellerde bu gelişmeler 14 yaştan önce; heteroseksüellerde ise, heteroseksüel bir yönelime göre 14 ile 19 yaşları arasında başlar (Saghir ve Robins). Erkek eşcinsellerin ilk cinsel kaynaşmasının bir erkek çocukla olması şansı büyüktür (yaklaşık %80’i, Dannecker ve Reiche, 1974; Whitman, 1977).

    Slater (1962) her iki cinsiyetten 454 eşcinsel üstünde yaptığı bir istatistik incelemede, eşcinsellerin genellikle yaşı geçkin bir annenin son doğan evlatlarından olduğunu buldu. Martensen-Larsen (1957) heteroseksüellerin 4 katı kadar eşcinselin 15 yaşından önce babalarını kaybettiklerini buldu.

    Davison (1973), terapi uzmanının amacını ve hedefini belirlemesi için bir deneğin eşcinselliğinden kurtulmayı görmek istediğini açıklamasının yeterli olmadığını söylüyor: “Davranış terapisi uzmanları eşcinsel müşterilerine istemeleri durumunda bile cinsel yönelimlerini değiştirmeleri konusunda yardım etmemelidirler.” Herşeyden önce gerçek sorunun nerede yattığını, deneği sosyal dışlamaya son verme gereksinmesine az ya da çok doğrudan sürükleyebilecek açıklanan bu değiştirme isteğinin ne anlama gelebileceğini bilmek daha uygundur. Böylece bazı terapi uzmanlarının eşcinselleri kendi cinsel yönelimlerinin olanaklarına en iyi uyum sağlatmayı öngördükleri anlaşılıyor

    (Duehn ve Mayadas, 1972; Philipps ve çalışma arkadaşları, 1976).

    Jacques Corraze © Que sais-je?

    Eşcinsel çocuk kendini ilk başta heteroseksüel egemenlikten bir toplumun değerlerinin ve kurallarının dışında bulur. Öteki cinsten birine aşık olmak, onunla çıkmak, evlenmek ve çocuk yetiştirmekten oluşan toplumsal ritüellerle – bu eril ya da dişil tür tarafından belirlenmiş klasik rollere- eşit güçteki bir düşünceler ve arzular yığınıyla karşı çıkılır: Kendisiyle aynı cinsten birine aşık olmak, onunla çıkmak, birlikte yaşamak ve hayatını paylaşmak.

    Tek bir eşcinsel bile yakından incelemediği bir hayatı yaşayamaz. Eşcinseller kendilerini eşcinsel olmayan hemcinslerinden daha bilinçli bir şekilde oluşturmak zorundadırlar; toplum tarafından sunulan bileşenleri gözden geçirmek ve eşcinsel kimliklerine uyanları seçmek durumunda kalırlar. Tek başlarına gerçekleştirdikleri bu yürüyüşte genellikle yardım ve destek almazlar. Ama yine de bu yürüyüşü gerçekleştirirler.

    Marjinal olduğunu kabul etmek bir güç kaynağı olabilir. Marjinalin perspektifi hayaller kurma ve hakim kültür içinde kendini rahat hissedenlerin ulaşamayabilecekleri bir hayat düşleme özgürlüğü verir. Genç eşcinsellerin gündüz düşleri özel niteliklere sahiptir. Aynı şekilde, kültürel kurallara meydan okumaktan özel bir haz duyarlar. Bir diğer yönden, eşcinsellerin hayal güçleri hayatın temel sorularına cevap verebilme amacıyla çok uzaklara açılabilir: Kimim ben? Nerden geliyorum? Varlığımın anlamı nedir?

    Dünyalar arasında yaşamak, eşcinseller içinm her zaman bir hayatta kalma stratejisi olan hayal gücünü ve taklit yapmayı gerektirir. Çocukluk ve ergenlikleri boyunca taklit yapmayı öğrenmiş olan – ister karşı cinsle ilgileniyormuş gibi yapmak, isterse kendi cinsiyle ilgilenmediğini iddia etmek olsun – eşcinseller yetişkinliklerine çok iyi bir taklit yapma özelliğini taşırlar. Ayrıca taklit etme yeteneğinin gelişip serpilebildiği bir zeka diriliğini de korurlar. Eşcinseller, eşcinsel olmayan topluma uyum sağlamak için eş, koca, aile, işadamı ya da herkesin gözü önündeki sosyal varlıklar olarak konularına hakim olurlar ve uzmanlaşırlar. Buna rağmen, her zaman o toplumla biraz mesafeli dururlar, gelenkesel toplumun ikiyüzlülüklerini, saçmalıklarını ve adaletsizliklerini farketmelerini sağlayacak bir şekilde, olaylara biraz dışarıdan bakarlar.

    Aşkın nesnesi bir kişidir, cins değil.

    Thomas Cowa

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:43 on 28 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Belgrad, ,   

    Belgrad’taki “Onur Yürüyüşü”nde olaylar çıktı 

    Sırbistan’da tepkilere rağmen başkent Belgrad’da LGBTİ  bireyleri ve destekçilerinin yürüyüşü, geniş güvenlik önlemleri altında gerçekleşti.

    LGBTİ üyelerinin yürüyüşü öncesinde Belgrad’ın ana caddeleri ulaşıma kapatıldı, bine yakın özel polis gücü ise zırhlı araçlarla ve yerleştirdikleri güvenlik barikatları ile hazır bulundular.

    Saat 11 sıralarında 3 binin üzerinde LGBTİ üyesi ellerinde gökkuşağı bayrakları, “Biz de varız”, “Sırbistan’da Demokrasi” yazılı pankartlarıyla ele ele tutuşarak fakülteler semtinden, Sırbistan Meclisi binası önüne yürüdüler.

    Sırbistan Meclis binası önünde yapılan konuşmalarda , LGBTİ bireyleri artık dünyanın neredeyse her yerinde gerek hükûmet gerekse toplum tarafından kabul edilen bir hareket olduğu vurgulandı. Sırbistan Hükümetinden LGBTİ’nin yasalaştırılması istemi ortaya atıldı.

    Yürüyüşte destek amacıyla ABD Büyükelçisi Michael D. Kirby, Belgrad Büyük Kent Belediye Başkanı Sinişa Mali, Demokratik Parti üyeleri hazır bulundu.

    Saldırı engellendi

    Sırbistan Meclis binası önünde LGBTİ üyelerinin eylemi sürerken, Sırbistan Başbakanı Aleksandar Vuciç’in kardeşi, Andreya Vuciç önderliğinde 100 üzerinde genç, LGBTİ üyelerine saldırmak için hazırlanırken Jandarma birlikleri müdahalede bulundu ve bu sırada Başbakanın kardeşi olan Andreya Vuciç gözaltına alındı.

    Arka sokaklarda LGBTİ üyeleri ile bazı gençler arasında arbede yaşandı ve bu sırada 11 kişi yaralandı çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Araştırmalara göre Sırbistan’da homofobi ve transfobi her yıl yüzde 2 oranında artıyor.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:30 on 28 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    İstanbul’da evlenen çift konuştu 

    Geçtiğimiz günlerde devletin resmî nikahıyla olmasa da; alternatif bir törenle İstanbul’da evlenen LGBTİ üyesi çift Yurt Gazetesi’ne konuştu.
    Bir tekne kalabalık bir insan grubunu taşıyor. Kadehler beyazlar giymiş iki adama kalkıyor. Yüzler gülümsüyor. Tebrikler yağıyor. Beyazlar giyen iki adamın mutluluktan ağzı kulaklarına varıyor. Havada boğazın serinliği ama daha da önemlisi aşk var. Bu, yüzüğüyle, damatlıklarıyla, davetiyesiyle, romantik müzikleriyle bir düğün. Tek eksik nikah memuru. Gelin yok ama bu bir eksiklik değil. Çünkü iki damadı var bu düğünün. Hayatı birlikte paylaşmaya karar vermiş iki adam. En romantiğinden evlilik teklifi de var, bu arzuya tanık 90 davetli de. Eh durum böyle olunca bu aşka devletin “olur” demesine pek de gerek duymadan, onlar birbirine “evet” diyivermiş. Bu iki cesur adam 21 yaşındaki Ekin Keser ve 28 yaşındaki Emrullah Tüzün. Kimin kime aşık olabileceğine devlet karar verirken onlar özgürlüklerine sahip çıkmış. Aile cüzdanı sizin olsun deyip birbirine kenetlenen ellerini kendi belgeleri yapmışlar. El alem ne derse desin onlar çocukları gibi sevdikleri köpekleri Freddie, kedileri Marilyn, Monroe, Piaf ve İnci ile artık kocaman bir aile ve çok da mutlular. Birkaç saatliğine evlerine konuk olarak bu mutluluğa ortak olduk. Hikayeye dair merak ettiklerimizi sorduk. Keyifle ve gururla anlattılar.

    “BEN BÖYLEYİM NEDEN KENDİMİ SIKAYIM?”
    Emrullah 2 yaşından beri İstanbul’da yaşıyor. Aslen Kürt kökenli, 13 çocuklu ailesinin 8 oğlundan biri. Okulla pek arası olmadığını söylüyor. Küçük yaşlarda garsonluk yapmaya başlamış. Sonra ailesi giyim sektörüne girince o da dahil olmuş. 7 yıl sonra iflas ettiklerinde kendisini sorumlu hissetmiş, zor zamanlar geçirmiş. Eşcinsel kimliğini aile ve çevre korkusundan kontrol altında tutsa da cinsel yöneliminin her zaman farkındaymış. Ancak 25 yaşından sonra kendi deyimiyle gizli saklı merdivenini aşmaya başlamış. “Ben böyleysem, bunu da gerçekten yaşamak istiyorsam neden kendimi bu kadar sıkayım, kapalı tutayım.” diye düşünmüş. Tam bu zamanlarda da karşısına hayatının aşkı Ekin çıkmış.

    “HİÇ BEN YANLIŞIM DEMEDİM”
    Ekin ise aslen Hatay’lı ve Arap kökenli. Güzel sanatlarda üçüncü sınıf öğrencisi. Kendisinden gayet emin bir şekilde “Ben kendimi bildim bileli erkeklere ilgi duyuyordum” diyor. Erkek muhabbetlerini hiç sevmezmiş. 12 yaşında da ailesine açılmış. Bunun üzerine ailesi hormon testleri filan yaptırmış ama görmüşlerki hormonla ilgisi yok. Babası kabullenmemiş durumu. Anne yüreği ise yalnız bırakamamış oğlunu. Okulu seven, başarılı bir öğrenciymiş. Cinsel yönelimi ona eğitim hayatında zor zamanlar yaşatmış elbette. Öğretmenlerinden ve sınıf arkadaşlarından hakarete varan ifadeleri ve imaları sıklıkla işitmiş. Ama hiçbir zaman “Ben yanlış mıyım” dememiş. Liseye dair bir anısını anlatıyor gülerek, “Bir gün kız arkadaşlarımla merdivende oturuyorduk. Psiklolojik danışmanlık hocam yanımıza geldi ve parmağını sallayarak ‘Seni kızlarla çok görüyorum’ dedi. Düşünebiliyor musunuz, kendisi psikolojik danışmanlık hocasıydı.”

    Tanışma hikayeleri de tamamen tesadüfe dayalı. O tesadüfi günü şöyle anlatıyor Ekin:
    “Taksim’de hiç istemeye istemeye bir açılış partisine gitmiştim. Sadece 5-6 erkek vardı ve arkadaşımla dans ederken Emrullah’ı gördüm. Ne kadar tatlı çocuk dedim. Arkadaşım sonra kapmış Emrullah’ı ‘Haydi tanışın’ diye yanıma getirdi.”

    “KARŞILAŞTIKTAN SONRA HİÇ AYRILMADIK”
    Peki ya sonra tekrar nasıl bir araya geldiniz diye soruyorum, “Bir daha hiç ayrılmadık ki” diyor Emrullah ve anlatıyor:
    “Ertesi sabah Ekin’de kahvaltı yaptık. Uyandığımda karşımda kocaman bir Hatay sofrası buldum. Sonra da 3 yıl boyunca hiç ayrılmadık zaten. Hep aynı evde oturduk. Bunu hiç konuşmadık, hiç kararlaştırmadık. İçimden birşey doğru yaptığımı söylüyordu ve ben de hiç sorgulamadan devam ediyordum. Çok hızlı bir şekilde yaşadık herşeyi ve daha sonra rayına bıraktık. Güven aramızdaki en önemli şey.”
    “EVLİLİĞİ ÜÇÜNCÜ AYDA KONUŞMAYA BAŞLADIK”
    Henüz ilişkilerinin üçüncü ayında bir arkadaşları sohbet arasında “Sahi siz niye evlenmiyorsunuz?” diye sorunca evlilik fikri de bir anda düşüvermiş akıllarına.
    “İlişkimize bir zaman biçmiyorduk 5 sene ya da 50 sene gibi. Zaten beraberdik ve hepberaber olacağız. Bu yüzden ‘Evlenelim’ dedik. Zaten herşeyimiz beraber. İlla bir kağıt olması gerekmiyor. Bir arkadaşımız muhabbet arasında konuyu açmıştı. Laf arasında ‘Şöyle yapsak güzel olur mu’ filan diye konuşurken Ekin’le beraber ciddi ciddi konuşmaya başladık. Biz bunu yapalım ve eşcinsel ilişkiler de sadece sevgililik olarak kalmasın düşüncesindeydik” diyor Emrullah.
    Ekin ve Emrullah çifti bu kararlarında en büyük gücü de Silo felsefesinden almış. Arjantinli düşünür Mario Luis Rodriguez Cobos’un temeli “evrensel hümanizm”e dayanan düşünce akımı Silo onların hayatlarında önemli bir etkiye sahip. Silo’nun hümanist hareketi sayesinde dünyanın pek çok ülkesinden dostlar edinmişler. O dostları da onlara bu düğünü yapabilmeleri için ellerinden gelen her türlü desteği vermiş. İlk başta düğünü bir villanın bahçesinde yapmak istemişler. Ancak masrafın büyük olacağına karar verip bir yıl beklemişler. Silo felsefesinde gökyüzüyle temas kurmanın önemli olmasından dolayı daha sonra teknede karar kılmışlar. Evlilik hep akıllarının kenarındaymış, hatta yüzükleri de beraber seçmişler ama romantik bir evlilik teklifi de ilişkilerinde eksik kalmamış. O özel günü önce Emrullah, sonra Ekin anlatıyor:

    Emrullah:

    • Yüzükleri birlikte beğenmiştik ama organizasyonu benim yapacağım fikrinde anlaşmıştık. Zaten birlikte yaşıyoruz ama bunu bir coşkuya çevirmek istedim. Bazen süprizler güzeldir ilişkiye de tat katar. Süprizi yapacağım gün Ekin çalışıyordu ben izinliydim. Birkaç arkadaşımı eve yönlendirdim. Cepte para kısıtlı. Kendi içimde baya stresliyim. Oturdum hemen şiirsel bir metin yazdım. Müziği ayarladım. Müzik çalarken şiiri okumaya başladım. Şiiri kaydettik bilgisayara. Sonra dışarı çıkıp son paramla bir yalancı orkide buketi yaptırttım. Üstüne not yazarak kapının girişindeki tavana astım. Kapıdan salona kadar koridor boyunca mumlar dizdim. Salondaki masanın tam ortasına da bilgisayarı koydum. İçerisi baya hoştu. İki arkadaşımı da Ekin’i işten çıkınca oyalaması için ayarlamıştım. Arkadaşlarımız da yanımızdaydı. Hatta çoğunluğu heteroseksüeldi. Herkes evde biryerlere saklandı. Sonra Ekin şaşırarak içeri girdi laptopu gördü. Play tuşuna bastı. Şiir sonlandığı anda arkasında belirip yüzüğü uzattım. O bana sarılınca bütün arkadaşlar çıkmaya başladı.

    Ekin:

    • Tamamen süprizdi. Çok heyecanlıydım. Böyle bir şey beklemiyordum. Çok tatlı bir gündü. Emekle vaad edilen, inşa edilen herşey çok güzel.

    Ekin Emrullah’ın ona yazdığı şiiri de Kürtçe’ye çevirip göğsüne dövme yaptırtmış daha sonra.
    “ONLARI EVLENDİREN BİZ DEĞİLİZ”

    Çiftin düğünü de emek dolu. Davetiyeleri kendi elleriyle hazırlamışlar. Davetiyedeki karikatürü bir arkadaşları çizmiş. Gömleklerini çok yakın bir arkadaşları dikmiş. Damatlıklarını da çocukluk arkadaşları seçmiş. Düğün günü de maceraları eksik olmamış. Trafik kilitlenince kendi düğünlerine geç kalıyorlar. Kadıköy’den Eminönü’ne vapurla geçmeye karar verip üzerlerinde damatlıklarla yola çıkıyorlar. Yanlarında Ekin’in nedimeleri ve Emrullah’ın sağdıcı onlara destek oluyor. Yol uzayınca haliyle karınları acıkıyor yetişip bir çikolata getiriyorlar. Eminönü iskelesinde çikolata yiyen iki damat görenler de reklam filmi çekildiğini sanıyor. Sonunda düğünün yapılacağı tekneye ulaşıyorlar. 120 kişi davetli. 90’ı orada. İçlerinde Emrullah ve Ekin’in ailesinden gelenler birkaç kişi de var. Alkışlar eşliğinde tekneye adım atıyorlar. Kokteylin ardından törene geçiliyor. Silo felsefesine göre ilk önce Ekin ve Emrullah “iyi hissediş seromonisi” gerçekleştiriyor. Ardından da düğün seromonisi. Seromoni sırasında şu cümle dikkat çekiyor: “Onları evlendiren biz değilizdir, kendileri topluluğumuz önünde evlenirler.” Eşlere tek tek “Senin için bu evlilik nedir?” diye soruluyor. Emrullah ve Ekin kendileri için evliliğin anlamını açıklayan metinlerini ayrı ayrı okuduktan sonra tören sonlanıyor. Sonrası alışkın olduğumuz düğünlerden pek de farklı değil. Ekin ve Emrullah Edith Piaf’ın “Padam” şarkısıyla düğün danslarını yapmışlar. Heyecandan elleri ayakları birbirine dolanmış. “Hiç güzel yapamadık” diye yakınıyorlar hala. Daha sonra para ve takı merasimi yapılmış. Halay çekmeyi de ihmal etmemişler.
    Düğün oldukça eğlenceli geçmiş, ancak onlar için herşey toz pembe değil elbette. Birçok tehdit aldıklarını belirtiyorlar. Aile fertlerinden de, sosyal medyadan da ölüm tehditleri geliyormuş. Ancak bu cesaretlerini kırmamış. “Aktivizmi her zaman destekledik ve bir nebze içinde yer almak istedik. Yaptığımız şeyle gurur duyuyoruz. Başımıza birşey gelirlerse bizi renkli bir şölenle uğurlasınlar” diyorlar.

    “BİZ VARIZ, HEP OLACAĞIZ”

    Günün birinde çocuk sahibi olmayı da isteyen Ekin ve Emrullah çifti sohbetimizin sonunda tüm cinsel yönelimi farklı bireylere şu mesajı veriyor:
    “Gerçekten korkmasınlar. Biz varız hep olacağız. Bizi yok edebilirler. Ama bu hareketi yok edemezler. Çevre ve toplum sizi her halükarda sizi rencide etmeye ve aşağılamaya hazırdır. Sadece siz buna aldırış etmediğiniz zaman sorun yok demektir. Herkes kendine ve çevresindeki renklere saygı duysun. O zaman istenilen bir yerde yaşar herkes. Bütün herkese de bizi destekleyen arkamızda olan herkese sevgilerimizi yolluyoruz.”

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 14:33 on 27 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Kısa Film, TÜSİAD, tusiad.org.tr, Yarışma   

    TÜSİAD’dan Cinsiyet Eşitsizliği Kısa Film Yarışması! 

    Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusunda kamuoyunda farkındalık yaratmak için bir yarışma düzenleyecek. Yarışma kapsamında “Kadın-erkek eşitliğinden ne anlıyorsunuz?”, “Kadın-erkek eşitliği nasıl olmalı?”, “Mevcut eşitsizlikler sizi ve çevrenizi nasıl etkiliyor?” gibi sorulara cevap aranacak. Yarışmada, ‘En çok 1 dakika süreli’ ve ‘En çok 5 dakika süreli’ olmak üzere iki kategoride kısa film başvuruları alınacak. Başvurular 14 Kasım’da sona erecek.

    Toplum tarafından kadına ve erkeğe yüklenen roller ve sorumluluklar eşitsizlik yaratarak kadınların sadece cinsiyeti nedeniyle çeşitli engellerle karşılaşmasına, ayrımcılığa maruz kalmasına sebep oluyor.

    Nesilden nesile aktarılan söz konusu zihniyette bir dönüşüm sağlanması, daha demokratik ve refahın daha adil paylaşıldığı bir ülke olmamızın bir önkoşulu olup, hayatın her alanına ve tüm topluma olumlu yansımaları olacak.

    Bu anlayışla TÜSİAD, üniversite öğrencilerine yönelik, “Kadın-Erkek Eşitliği” temalı kısa film yarışması başlattı. Yarışma, genç nesillerin toplumsal zihniyet dönüşümünü hızlandırıcı gücünden hareketle, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda kamuoyunda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

    Yarışma kapsamında “Kadın-erkek eşitliğinden ne anlıyorsunuz?”, “Kadın-erkek eşitliği nasıl olmalı?”, “Mevcut eşitsizlikler sizi ve çevrenizi nasıl etkiliyor?” gibi sorulara cevap aranıyor.

    Yarışmada, “en çok 1 dakika süreli” ve “en çok 5 dakika süreli” olmak üzere iki kategoride kısa film başvuruları alınacak.

    Başvuru süreci 14 Kasım 2014 tarihinde sona erecek. Ön elemeyi geçen eserler aşağıdaki jüri üyeleri tarafından değerlendirecek.

    Ön Elemeyi Geçen Filmler için Jüri Heyeti* *Alfabetik sıralanmıştır.
    1. Nuri Çolakoğlu
    2. Prof. Dr. Yıldız Ecevit
    3. Nur Ger
    4. Tomris Giritlioğlu
    5. Şener Şen
    6. Alin Taşçıyan
    7. Yavuz Turgul
    8. Hülya Uçansu
    9. Uğur Vardan
    10. Serra Yılmaz

    Ödüller:
    Her bir kategori için birincilik ödülü 7.500 TL, ikincilik ödülü 5.000 TL ve üçüncülük ödülü 3.000 TL’dir.

    Kazananlar Ocak 2015’te TÜSİAD tarafından düzenlenecek konferans kapsamında ödül töreninde açıklanacak ve ödüller sahiplerine takdim edilecektir. İstanbul dışından katılım sağlayıp, ödül kazanan yarışmacılara yurtiçi ulaşım ve konaklama desteği sağlanacaktır.

    detaylı bilgi için tusiad web sitesi: tusiad.org.tr

    http://lgbti.family.blog

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 10:27 on 27 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Lady Gaga, ,   

    Lady Gaga İnterseküel mi? 

    Çoğu insana göre Lady Gaga İnterseksüel, hermafrodit gibi davranmaktan hoşlandığını da pek çok yerde belirten Lady Gaga hayranları tarafından mother monster” (anne yaratık) olarak adlandırılıyor.

    Barbara Walters 2009’da ABC News’teki programı 10 Most Fascinating People için Gaga ile röportaj yaptığında, şarkıcı şehir efsanesi haline gelen interseksüel olduğu iddialarını reddetmişti. Bu konu hakkında yanıtladığı bir soruda “İlk başta çok ilginçti. Ama bir bakıma kendimi çok hermafrodit gösteriyorum ve hermafroditliği seviyorum.” demişti.

    Boyu 1,55 m olan Lady Gaga‘nın gerçek ismi Stefani Joanne Angelina Germanotta.
    Manhattan’da doğup büyüyen Lady Gaga başlangıçta lise oyunlarında yer alarak ve müzik kariyerine odaklanmak için yarıda bıraktığı CAP21’da öğrenim görerek tiyatro alanında performans sergilemiş.

    Lady Gaga; tarzı, canlı performansları ve video klipleriyle müzik endüstrisine yaptığı gösterişli ve farklı katkılarıyla tanınmaktadır. Haziran 2014 itibarıyla dünya genelinde 27 milyon albüm ve 125 milyon single satışıyla tüm zamanların en çok satan müzisyenlerinden biridir.

    Lady Gaga,Türkiye’deki hayranlarıyla ilk kez “Lady Gaga’s artRAVE: the ARTPOP Ball” turnesi kapsamında 16 Eylül Salı günü, İTÜ Stadyumu’nda buluştu.

    ArtRAVE: the ARTPOP Ball turnesi kapsamında olduğundan, Lady Gaga’nın İstanbul konserinde de görkemli denebilecek bir sahne düzeneği vardı. Hem Gaga’nın hem de dansçıları ve müzisyenlerinin kostümleri ve koreografiler, turnenin konseptini yansıtıyordu.

    Konserin doruk noktası You and I isimli şarkının sahneye taşındığı andı denilebilir rahatlıkla. Bu şarkıda Lady Gaga piyanosunun başına geçti ve gözüne kestirdiği bir hayranını sahneye çağırdı. İranlı olduğunu öğrenilen iranlı hayranı şarkı boyunca Lady Gaga’nın yanında oturdu. Gaga en iyi vokal performansını da bu şarkıda sergiledi.

    İstanbul konserinden sonra Atina’da sahne alan Lady Gaga, üzerine Yunan bayrağı sararak kendisini izlemeye gelen 20 bin hayranına teşekkür etti.

    Atina Olimpiyat Stadı’ndaki konserinde, Yunanistan’daki ekonomik krize değinen Lady Gaga “Madem Akropolis Mabedi onca asır dayandı, siz de başaracaksınız. Kendiniz ile iftahar edin” diyerek Yunanlı hayranların moral vermeye çalıştı.

    Yunanlılardan iyimser olmalarını isteyen Lady Gaga, eskiden Yunanlı bir erkek arkadaşı olduğunu ve kendisine “hep yıldızlara erişmeye çalış” nasihatı verdiğini de söyledi.

    Yunanistan’ın dünyanın en güzel ülkelerinden birisi olduğunu da belirten Lady Gaga 3 saat süren konseri sonunda hayranlarına Yunanca “Sizi seviyorum.Öpücükler bebek” diyerek veda etti.

    Dünyaca ünlü pop yıldız Lady Gaga, 4 Mayıs’ta başlayan turnesiyle Kuzey Amerika, Avusturalya ve Asya’da hayranlarıyla buluştu. Pozitiv Live organizasyonu ile gerçekleşecek İstanbul konseriyse turnen Avrupa’daki ilk durağı, son durak ise 24 Kasım’da Fransa oldu.

    ABD’li pop şarkıcısı Lady Gaga, Madonna ve kendisinin geçen yıl St Petersburg kentinde konser vermek için gittikleri Rusya’ya yanlış vizeyle girdiklerine ilişkin Rus yönetimince başlatılan soruşturmaya tepki göstermişti.

    Eşcinsel haklarına destek için yürütülen kampanyalara destek veren ve Rusya’nın eşcinsel karşıtı yasasını eleştiren Lady Gaga,Twitter’dan yolladığı mesajında, “Rusya, şansın varken neden beni tutuklamadın? Çünkü dünyaya cevap vermek istemedin değil mi?” diye yazmıştı. Gaga, bir önceki mesajında Rus yönetiminin suçlu olduğunu, baskının devrimle karşılaşacağını, Rus lgbti‘lerin  yalnız olmadığını yazmıştı.
     

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 22:04 on 25 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    Hakem Halil İbrahim Dinçdağ canlı yayında isyan etti 

    TVEM’de yayınlanan Serbest Vuruş programında, Halil İbrahim Dinçdağ isimli futbol hakeminin eşcinsel olduğu için hakemlikten uzaklaştırıldığı iddiası tartışıldı.

    Sinirlerin gerildiği programda ünlü yorumcular arasında sert diyaloglar yaşandı. Aybaba daha önce de Taraf yazarı Mehmet Baransu ile tartışmış reklam ikili birbirlerinin üzerine yürümüştü!

    TVEM’de yayınlanan Serbest Vuruş programında, Trabzonlu Halil İbrahim Dinçdağ isimli futbol hakeminin eşcinsel olduğu için hakemlikten uzaklaştırıldığı iddiası tartışıldı.

    Programın yorumcularından Adnan Aybaba, hakeme destek çıktı, “Ben bu kardeşimin yerinde olsam Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giderim, bu ezilmenin hesabını sorarım” dedi. Murat Özarı, bu yorumun ardından sert çıktı.

    Özarı, “Bu arkadaşımız bilinen bir kişi olduğu için böyle konuşuyosun, Taksim’deki eylemlere katılıyor musun?” ifadelerini kullanınca ortam gerildi.

    Halil İbrahim Dinçer, bu tartışmalardan sonra programa katıldı, “Ben Türkiye’de 5 yıldır yaşayan bir ölüyüm. Benim yaşadığım magazinsel bir olay değil, özel hayat ihlalidir.” şeklinde konuştu.

    İŞTE O TARTIŞMA

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:59 on 25 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Beşiktaş, ,   

    Cinsiyet Ayrımcılığı Yapmadım! 

    Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, BJK TV’ye telefonla bağlanarak, Bursa deplasmanı dönüşünde taraftarlarla bazı yöneticiler arasında yaşanan olaylarla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Kartal İskelesi’nde hoş olmayan görüntülerin ortaya çıktığını belirten Orman, “Arabama vuranlar küfür edenler Fikret Orman’a değil, Beşiktaş camiasına ve taraftarlara küfür ettiler. Ben, Beşiktaş’ı en üst düzeyde temsil ediyorum. Kulübün menfaatlerini temsil etmeye çalışıyorum” dedi.

    Yaşanan saldırının görüntülerini BJK TV’den yayınlatacağını söyleyen Orman, ”Bunlar kız gibiler, bireysel olarak karşımıza çıkamazlar” şeklinde konuştu.

    Kız Gibiler
    Orman yaptığı açıklamada; ”Bizim olduğumuz yerde kavga değil spor ortamı olur. O insanlar oraya Beşiktaş berabere kalacak ya da yenilecek diye gelmişler. Olay çıkacak diye ama Beşiktaş kazandı. Yazık, utan verici bir durum. Beşiktaş şu anda puan olarak lider durumda ve ligin henüz başındayız. BJK TV’de yayınlatacağım, herkes görsün. Adam gibi oynayın diyorlar. Bunlar kız gibiler, bireysel olarak karşımıza çıkamazlar” dedi.

    Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Bursa’da siyah beyazlı taraftarlar için söylediği, “Bunlar kız gibiler” ile ilgili yaptığı açıklamalardan bir sözünün kendisine karşı bir yıpratma aracı olarak kullanıldığını belirterek, “Benim iki kız kardeşim, iki de kızım var. Cinsiyet ayrımcılığı kesinlikle yapmadım” dedi.

     

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:59 on 24 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Efe Bal, , , Uslu Kız   

    Efe Bal yeni klibi “Uslu Kız” için kamera karşısına geçti 

    İtalya’da yaşayan, dünyaca ünlü Türk transseksüel Efe Bal, yeni klibi için kamera karşısına geçti.
    Efe Bal “Uslu Kız” adlı klibi http://www.usluefe.com/ üzerinden
    “merhaba…USLU KIZ EFE BAL ‘in sitesine hos geldiniz…Uzun yillardan beri seks isciligi yapan Efe Bal bir gun tövbe edip yeni bir hayata baslamak ister…ve bir sarki yazar …uslu kız…umarim hosunuza gidecek…sevglierimlen,
    efe” notuyla sevenleriyle paylaştı.

    işte o klip

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 17:26 on 22 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Göçmen, Göçmenlik, , ,   

    LGBTİ göçmenler isyan ediyor 

    Gey, lezbiyen, biseksüel, trans ve interseks (LGBTİ) kaçak göçmenler, gözaltına alındıklarında cinsel tacize uğradıklarından şikayet ediyor.

    Gözaltındaki LGBTİ’lerin karşılaştığı seksüel tacizler giderek de artış gösteriyor.

    Yakalanan göçmenlerin arasında özellikle kendi ülkelerindeki ayrımcılıktan kaçan LGBTİ mülteciler, 80’in üzerinde ülkenin kabul ettiği anlaşmalar hiçe sayılarak gözaltı odalarına kilitleniyorlar. Göz altı süresince seksüel tacizlerin yanı sıra, sağlık taleplerinin yerine getirilmemesi, uzun dönemli alıkoymalar gibi pek çok hak ihlalleri de söz konusu olabiliyor.

    Bu konudaki şikayetlerin ve tacizlerin artması çeşitli sivil kuruluşları harekete geçiriyor. Özellikle LGBTİ insan hakları örgütleri bu duruma isyan ederek kamooyunun dikkatini bu konuya çekmeye çalışıyor.

    Sınırı yasa dışı olarak geçip göz altına alınan LGBTİ göçmenlerin göz altı süresince seksüel tacize uğrama olasılığının diğer heteroseksüel göçmenlere kıyasla 15 kat daha fazla olduğu belirtiliyor.

    Freedom of Information Act (FOIA)’nın açıklamalarına göre gözaltındaki LGBTİ’lerin karşılaştığı seksüel tacizler giderek artış gösteriyor.

    Birleşmiş Milletler’in hazırladığı bir rapora göre de LGBTİ göçmenlere yönelik işkence, aşağılayıcı muamele, cezalar, uluslararası anlaşmaların sıkça ihlal ediliyor.

    Amerika’da mevcut yasaya göre gerekli yasal döküman olmadan ABD’ye girenler zorunlu olarak bir gözaltı merkezine konuluyor. Ortalama gözaltında tutulma süresi ise 30 gün iken mültecilerde bu süre 102 güne kadar çıkabiliyor.

    *Amerika’da yayın yapan Türk Gazetesi Posta 212 gazetesinden alıntı yapılmıştır

     

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 13:27 on 22 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , Şeriat,   

    Eşcinsel cinsel ilişki yaşamak 100 kırbaç! 

    Endonezya’nın Banda Aceh eyaletinde parlamentoya sunulan yeni yasa taslağı kabul edilirse eşcinseller 100 kırbaç vurularak cezalandırılacak.

    Hürriyet Gazetesinin haberine göre Endonezya’nın Banda Aceh eyaleti parlamentosuna sunulan yeni yasa taslağı kabul edilirse eşcinsel ilişki yaşayan kişilere 100 kırbaç vurularak cezalandırılacak.

    Taslak yasa ile ilgili verilen bilgilere göre erkekler arasındaki erkek erkeğe cinsel ilişki ve kadınlar arasında kadın kadına cinsel ilişki, kadınların birbirlerini vücutlarına dokunmak suretiyle tahrik etmeleri de suç sayılacak.

    Taslaktaki eşcinsellik bölümünde öngörülen ceza ise 100 kırbaç ya da 100 sopa

    Endonezya’da temel insan haklarına aykırı olduğu için bu yasanın kabul edilmemesi gerektiğini savunan olduğu gibi bunun cezasız kalmaması gerektiğini düşünenler de var.

    Banda Aceh 2001 yılında edindiği özerklik ile birlikte güç kazanmış ve o günden beri İslami şeriat kurallarını bölgeye uygulamaya çalışıyor.

    2013 yılında ülkedeki lgbti nüfusun dertlerini ve hikayesini konu olan bir kısa film yapılmış ve büyük tepki toplamıştı.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 12:14 on 20 September 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Afrika, , , , Güney Afrika   

    Güney Afrika’da LGBTİ Dostu Cami açıldı! 

    Bir Müslüman akademisyen, ölüm tehditleri ve ağır eleştirilere rağmen Güney Afrika’da lgbti‘ler için bir cami açtı. Taj Hargey adlı akademisyenin Cape Town kentinde açtığı ‘Açık Cami’de kadınlar da imamlık yapabilecek.

    Akademisyen ve Cape Town doğumlu Hargey tarafından yapılan açıklamalara göre camide cinsiyet ayrımı, farklı dine mansup olan kişlerin ayrımı yapılmadan herkesin kullanabileceği ortam oluşturulduğu açıklandı.Olayda geçen camide kadınların bile imamlık görevini yapabilmesi gibi karşı cins ile aynı yerde ibadetini yerine getirebilecek.
    Afrika’nın Güney’inde yer alan İslam Koalisyonu MJC, faaliyete geçmek isteyen cami için araştırma yaptıklarını halkın duyduğu endişeyi dinleyip karar vereceklerini açıkladılar.

    Konu üzerine Hargey şu sözleri sarf etti. ”Faaliyete geçirmek istediğimiz cami, Peygamber olan Hz.Muhammed’in (s.a.v) yaptığı camilerin bir kopyası ancak engelleri olmayan bir ibadet noktası olabilecektir. Müslüman kadınları görünmez kılan zihniyet ise son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’ten sonraya halka empoze edilmiş ve bunun sonucunda dominat bir biçim almıştır.” diyerek açıklamasını bitirdi.
    Alıntı: BBC Türkçe

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın