Son Güncellemeler Sayfa 10 Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:01 on 3 June 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Mürekkep Haber Onur Haftası Aktivistleri ile konuştu 

    Mürekkep Haber; Mürekkep Söyleşiler’de  Yusuf Çiftçi ve Gül Şengül  bu hafta LGBTİ Onur Haftası organize komitesi aktivistleriyle Onur Haftası’nı konuştu.

    İşte Mürekkep Haber’de yayınlanan o röpörtaj…

    Türkiye’de düzenlenen Onur Haftası etkinlikleri, çeşitli aşamalardan geçti ve günümüze kadar geldi. Bu süreci bize özetler misiniz?

    İlk Onur Yürüyüşü, 2003 yılında 40 kişilik “kalabalık” bir grupla gerçekleştiğinde İstiklal Caddesi’ndeki insanlar “Kim bu deliler?” ya da “sapıklar” gözüyle bakmıştı bizlere.

    Beyoğlu’nda 2 Temmuz 1993’te ‘Cinsel Özgürlük Etkinlikleri’ adı altında yapılması planlanan ilk Onur Yürüyüşü ve üç günlük etkinlik programı, İstanbul Valiliği tarafından ‘‘Örf ve adetlerimize, toplumumuzun değer hükümlerine aykırı’’ olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştı. Yürüyüşten önceki gece polis, aktivistlerin kapılarını kırıp evlerini basmış, yürüyüş günü de İstiklal Caddesi’ni ablukaya almıştı. Cadde’de eşcinsel olduğundan şüphelenilenler gözaltına alınmış ve yurt dışından gelen katılımcılar sınır dışı edilmişti. İlk Onur Yürüyüşü ancak on sene sonra 2003’te, yaklaşık 40 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirilecekti.

    Haftanın etkinlikleri de oldukça kısıtlı imkanlarla gerçekleşmişti. Hafta diyoruz lakin birkaç günlük bir etkinlik dizisi idi. İlerleyen yıllarda LGBTİ hareketi büyüyüp geliştikçe Onur Haftası etkinlikleri de hem içerik hem de katılımcılar açısından zenginleşti, kalabalıklaştı. İlkini 40 kişiyle yaptığımız bu yürüyüşün bugün 80 binden fazla insanla gerçekleşiyor olması birçok zorlukla mücadele eden hareketin tüm bu olumsuzluklara rağmen nasıl direnç gösterdiği ve bugünlere geldiğini gösteriyor.

    Bu süreci kısaca özetlersek; Her yıl artan katılımcı sayısı sonraki yıllardaki etkinliklerin organizasyonuna daha fazla insanın katılması ve hareketin görünürlüğünün artması Onur Haftaları’nın da daha çok duyulmasına ve daha çok insan tarafından sahiplenilmesini sağladı. Elbette ki birçok olumsuzluk yaşandı lakin geldiğimiz noktada bizler bu olumsuzluklara değil, 80 bin kişinin barışçıl bir biçimde yürüdüğü fotoğrafa bakmayı tercih ediyoruz.

    Peki bu süreç içerisinde ne gibi zorluklarla karşılaşıldı?

    En sık yaşadığımız etkinliklerimizi yapmak için mekan bulamamaktı sanırım. “Sapıklara yer yok” diyen de oluyordu, “buraya aileler geliyor” diyen de. Birçok mekan bize kapılarını açmak istemiyordu. Yürüyüş öncesi ofisi arayıp tehdit edenler oluyordu. Bu birkaç yıl sürdü sektirmeden. Lakin tehditler telefonda kaldı şükür. Kalabalıklaştıkça o telefonlar da kesildi. Maddi imkansızlıklar nedeniyle de istediğimiz her etkinliği yapamıyorduk. Yurt dışından katılımcı davet edemiyorduk, sanatçıları sahneye çıkartamıyorduk… Medyadaki sorunlu ve hedef gösterici haberler birçok kişinin etkinliklere katılmasını engelliyordu.

    Bu sene 22- 28 Haziran 2015 tarihleri arasında Onur Haftası gerçekleştirilecek. Bu süre zarfında ne gibi etkinlikler düzenlenecek?

    Hafta programımız paneller, atölyeler, forumlar, piknik ve partilerden oluşuyor. Paneller kapsamında Türkiye’deki eşcinseller, translar ve seks işçilerinin sorunlarına odaklanan iki araştırmanın sunumu olacak. LGBTİ bireylerin toplumda yaşadıkları sorunları biliyoruz ama bu sorunlar ne düzeyde ve ne gibi çözümler gerekli bu anlamda rapor sunumları çok önemli.

    Hapisteki LGBTİ’lerin deneyimlerinin aktarılacağı panelde “özel” hapishaneleri konuşacağız. Türkiye’deki LGBTİ örgütlenmeleri (Kocaeli’nden Mersin’e bu örgütlerin sayısı son yıllarda arttı) bir araya geldiği forum, bu yılın Onur Haftası teması Normal’in konuşulacağı forumlarımız var. LGBTİ bireyler olarak toplumsal normlara uyum sağlamaya çalışmıyoruz, şöyle ki toplumsal normlar kadın-erkek ikiliğine, tek cinsel yönelime yani heteroseksüelliğe, tek aile biçimine, belirli davranış, giyiniş kalıplarına dayanıyor, bunlar aracılığıyla sınıflı, heteronormativ ataerkil toplum onaylanıyor. Forumumuzda hem bu bağlamda “normal olmayı” hem de LGBTİ hareket içinde ne gibi normlar hayatımızı şekillendiriyor ya da tek tip eşcinsel ve trans algısı dışında varoluşumuzu ifade edebiliyor muyuz, bunları konuşacağız.

    Atölyeler arasında, liseli LGBTİ’lerin akran zorbalığını konuşacağı buluşma, lezbiyenler için cinsel sağlık atölyesi, beden atölyesi, ruh sağlığı çalışanlarının buluşacağı atölye, pedagojiye queer yaklaşım, şiddetsizlik, lgbtiqa (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks, queer, aseksüel) bireyler ve cinsel şiddet, sakatlık ve lgbti hareketi, Hiv, işaret dili konulu atölyelerimiz var.

    Ayrıca Onur Haftası sırasında düzenleyeceğimiz “Nerdeen Nereye” sergisi kapsamında sergi sanatçıları, seçici kurul ve kuratörlerin katılımıyla bir buluşma gerçekleştireceğiz. 80’lerde “Lubunya Olmak” tiyatro oyunu, “Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim” tek kişilik gösterisi ve “Seni Seviyorum” performansı gerçekleştirilecek.

    24 Haziran Çarşamba akşamı Şişli Kent Kültür Merkezi’nde ise bu yılın homofobik, transfobiklerinin ödül olacağı 11. Hormonlu Domates Ödül Gecemiz var. Onur Haftası her yıl olduğu gibi bu yıl da kitlesel Onur Yürüyüşü ile sonlanacak. 28 Haziran Pazar günü 17.00’da hep birlikte Taksim’den Tünel’e şarkılarımız, sloganlarımızla yürüyeceğiz.

    Onur Haftası kapsamında bir de Onur Yürüyüşü düzenleniyor. Bu yürüyüşe sadece eşcinseller değil aynı zamanda heteroseksüel bireyler de katılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yürüyüşün eşcinsel sorunlarının anlaşılması noktasında bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

    LGBTİ hareket olarak yıllardır yalnızca LGBTİ bireylerin özgürlüğü için mücadele yürütmüyoruz; homofobiye, transfobiye, heteroseksizme, heteronormativiteye, ataerkilliğe, ırkçılığa, militarizme, milliyetçiliğe, sınıf eşitsizliğine yıllardır esaslı eleştiriler yöneltiyoruz. Sınıflı ve eşitsizliğe dayalı bir toplumda herkesi heteroseksüel olarak gören, cinselliği belirli kalıplara sıkıştıran, erkekliğin yüceltildiği, dinsel normları dayatan sistem yalnızca LGBTİ’lerin değil, herkesin sorunu. Özgürlük ve eşitlik talebimize bu nedenle sadece LGBTİ’lere değil, herkese yönelik bir çağrı olarak yöneltiyoruz.

    Diğer yandan kendimiz dışında ezilen, yaşam hakkı başta olmak üzere hakları baskılanan her birey ve grupla da birlikte söz üretmeye çalışıyoruz, bu nedenle yıl boyunca çeşitli etkinlikler, eylemler ve işbirlikleri yapıyoruz: Gezi direnişi konusunda LGBTİ’lerin aktif bir bileşen olması, translara yönelik şiddete karşı çıkarken polis ve devlet şiddetinin son bulmasına yönelik söz üretmemiz gibi… Dolayısıyla LGBTİ’lerin sorunlarına destek verenlerle birlikte yürümek ve söz üretmek bizim için çok önemli.

    Özellikle Gezi eylemleri sürecinde eşcinsel bireyler bu eylemleri destekledi. Geçtiğimiz yıl düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne ise 70 bin kişilik rekor bir katılım gerçekleşti. Eşcinsellerin Gezi sürecini desteklemesi Onur Yürüyüşü’ne olan ilgiyi arttırmış diyebilir miyiz?

    Onur Yürüyüşü’ne yıllardır artan bir katılım var. Gezi’den önce de katlanarak artıyordu. Gezi zamanında farklı gruplarının birbirini tanıması etken olmuş olabilir. Gezi direnişinden sonra en yakın tarihli sokağa çıkma Onur Yürüyüşüydü. Ayrıca LGBTİ hareketin diğer sosyal hareketlerle birlikte iş yapması, taleplerine destek bulması, siyasi partiler ve sosyal hareketlerde (Gezi Direnişi’nde LGBT Blok gibi) LGBTİ oluşumlarının söz söylemesi ve görünürlüğünün artması da yürüyüşün kalabalıklaşmasına etken olabilir.

    Türkiye’deki Onur Haftası kutlamaları ile dünya genelinde yapılan kutlamalar arasında ne gibi farklar var?

    Dünya genelinde kutlanan onur haftalarıyla kıyaslayacak olursak, Türkiye’deki haftanın özellikle Batı’daki haftalardan içerik ve söylem açısından ayrıldığını söyleyebiliriz. Batı’daki haftaların birçoğu artık sponsorlarla gerçekleştiriliyor ve içerikleri sadece partilerden oluşuyor. Daha çok bir kutlama havası hakim.

    Türkiye’de bizim hala bir derdimiz var. Dert ettiğimiz meseleler var ve sadece lokal dertler de değil bunlar. Dünyanın birçok yerinde LGBTİ’lerin yaşadıklarını da kendi derdimiz kabul edip onlar için da bağırıyor, slogan atıyor ve kamuoyuna ulaştırmaya çalışıyoruz bunları. Sermayenin ya da sistemin değil kendi bildiğimizi okuyoruz hala. İstanbul Onur Haftası eğlenceyi politikayla harmanlayarak özellikle Batı’daki haftalardan ayrılıyor.

    “Velev ki ibneyiz!”, “Ayşe Fatmayı, Ahmet Mehmedi; birbirlerini sevebilmeli”, “Çürük değil eşcinsel”…Onur yürüyüşü sırasında ortaya renkli görüntüler de çıkıyor. Sanırım bunlardan en eğlencelisi sloganlar. Bu sloganlar nasıl ortaya çıkıyor?

    Onur Haftası başlamadan önce yürüyüş için alınan toplantılarda, slogan atölyelerinde ya da bazen kendi aramızdaki toplaşmalarda, partilerde ortaya çıkabiliyor. “Velev ki ibneyiz” yürüyüş öncesi bir toplantıda bir arkadaşımız tarafından ortaya atılmıştı, herkesi heyecanlandırmıştı bu slogan. “Nerdesin aşkım?”ı ilk kez bir doğum günü partisinde uyarlayarak kullanmaya başlamıştık. Belirleyici olan hepsinin ortak bir isyandan, coşkudan çıkıp sahiplenilmesi…

    Bu sene temamıza uygun olarak “Normalleşmiyoruz – Genel ahlaksız”, “Yoldan çıktım – Böyle iyiyim”, “Direnişin O biçimi – yasak ne ayol!” lolipoplarımızla yürüyüşte olacağız. Eşcinselleri düzeltmeyi, normalleştirmeyi, gizlemeyi, küçük düşürmeyi amaçlayan sözleri alıp güçlendirici bir şekilde kullanmak istedik.

    Onur Haftası kapsamında bir dizi etkinlik yapılıyor. Bu etkinliklerin finansmanını nasıl sağlıyorsunuz? Ya da şöyle soralım: Bu etkinlikleri kimler destekliyor?

    Onur Haftası, sabit bir geliri olmayan, her sene sıfırdan yapılan bir organizasyon yapısına sahip olduğu için, destekleyen kurumlar ya da bireysel yardımlar her yıl farklılık gösteriyor. Bütçemizin en önemli kısmını yürüyüşte kullandığımız bayraklar, yerel örgütlerden aramıza katılacak olan aktivistlerin ulaşım masrafları, basılı materyaller oluşturuyor. Masrafları karşılayabilmek için, bu sene geçen senelerden farklı olarak kendimiz bütçe yaratma yoluna gittik. Uluslararası fonlama sitesi İndiegogo’ya “2015 İstanbul LGBTİ Onur Haftasına Destek Ol” adında bir kampanya yükledik. Kampanya kapsamında ihtiyaçlarımızı kalem kalem yazdıp, yapılan bağış karşılığında destekçilerimize küçük hediyeler hazırladık. Ayrıca; LGBTİ hareketinin içinden açık kimlikli arkadaşlarımızın belediye meclis yönetimlerine katılması, belediyelerin Onur Haftası’na destek olmalarını sağladı. Bu sene Şişli Belediye’si ve Beşiktaş Belediye’sinin desteğini alıyoruz. Bahsettiğimiz kaynaklara ek olarak, her sene hafta başlamadan yaptığımız Pre-Pride partileriyle hem eğleniyor hem de kendimize kaynak yaratıyoruz.

    Peki Türkiye’de eşcinseller ne gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyor?

    Eşcinsel bireylerin yaşadıkları sorunların başında eşcinselliği hala hastalık olarak görülüp yansıtılması (Selma Aliye Kavaf ve hükümet üyelerinin bu yönde açıklamaları mevcut, bazı doktorların ve sözde terapistlerin bunun düzeltilebilecek bir durum olarak yansıtıp “düzelme terapileri” sunması, ailelerin kişi eşcinsel olarak açıldığında reddetmesi, şiddet uygulaması -ne yazık ki bunun ölümle sonuçlandığını da görüyoruz-, eşcinsel ve trans bireylerin yaşadıkları baskılar sonucu intihar etmesi, kişilerin açık eşcinsel kimlikleriyle iş bulmakta zorlanması ve bunu saklamak zorunda kalmaları ya da işyerinde açıldıklarında işten atılabilmeleri, toplumun eşcinsel bireylere bakışının eşcinselliği kadınlıkla ve erkekliğe ihanetle eşdeğer görmesi nedeniyle ataerkilliğin de etkisiyle sokakta karşılaşılan şiddet ve genel olarak toplumda var olan ön yargılar diyebiliriz. Son olarak Boston Erkek Eşcinsel Korosu’nun Zorlu PSM’de konseri iptal edildi.

    Eşcinsellerin varlığına bile tahammül edilmediği durumlarla karşılaşıyoruz. Bu nedenle birçok kişi kimliğini saklamak, ilişkilerini ve hayatını gizli yaşamak zorunda kalıyor. Vahdet gibi gazeteler eşcinselliği “sapkın” olarak niteleyip her gün nefret dilini körükleyen haberler yapılıyor ve buna müdahele edilemiyor. Bizler dayanışma ağlarımızı ve yollarımızı genişleterek tüm bunlara karşı güçlü durmaya ve yalnız olmadığımızı birbirimize söylemeye devam ediyoruz, bu konuda kamuoyu oluşturma çalışıyoruz, eylemler yapıyoruz.

    Trans ve interseks bireylerin sorunlarını ise ayrı olarak ele almak gerekiyor. Translık ve intersekslik çok daha görünür olduğu için trans bireyler cinsiyet geçiş sürecini çok daha zor yaşıyor, trans seks işçileri çok sık olarak şiddete maruz kalıyor, öldürülüyor, bu sayının ne yazık ki her gün arttığını görüyoruz. Trans kadın ve erkekler beden geçişi olmak için kısır olmak zorunda, 2 yıl zorunlu terapi görüyorlar. Ayrıca toplumsal normlara uygun şekilde giyinip davranarak mahkemede kendilerini kanıtlamaları gerekiyor. Kısır olma şartının kalkmasını, kişinin kendi beyanıyla kolayca cinsiyet geçişi yapabilmesini istiyoruz. İnterseks bireyler içinse kişinin kendini nasıl hissettiği ve beyanı sorulmadan aile isteğiyle zorla yapılan ameliyatlar söz konusu.

    Anayasada “Cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği”ne yönelik ayrımcılık yapılamayacağına ilişkin bir düzenleme yapılmasını, böylece yaşam hakkımızın garantiye alınmasını istiyoruz. Ayrıca nefret suçlarına karşı bir yasanın çıkması talebimiz de var. Tabii en önemlisi devlet ve hükümet düzeyinde LGBTİ’lerin yaşam hakkının tanınması ve her türlü şiddet ve baskıya karşı önlem alınması, nefret ve ayrımcılık dilinden vazgeçilmesini istiyoruz.

    Geçtiğimiz aylarda baskılara dayanamayan Mehtap Zengin isimli trans birey Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak yaşamına son verdi. Ayrıca sık sık da trans bireylerin cinayet haberleri geliyor. Eşcinsel bireylerin güvenliği noktasında devletin bir çalışması yok mu?

    Evet, maalesef trans intiharları günden güne artarak devam ediyor. Biz bu intiharların cinayet olarak düşünülmesini istiyoruz.

    Ötekileştirmenin ve erkek egemenliğinin “altın yıllarını” yaşadığı bu günlerde toplumda var olan bu agresyon da kendi gibi olmayana tahammül edememe hali de en savunmasız insanların üzerinde patlayabiliyor.

    Devletimizin “üreme dışı” olan tüm cinsel aktivitelere karşı olan tutumu malum, bu tutum kürtaj olmak ya da boşanmak isteyen kadınları etkilediği gibi biyolojik olmayan tüm diğer toplumsal cinsiyet ifadelerine sahip insanları da etkilemekte, devlet erkanından tutun da kolluk güçlerine kadar “nefret söylemi” neredeyse meşrulaşmış vaziyette. Devlet görevlilerince en azından nefret söylemi düzleminde kalan bu fobik tutum sokaktaki insan için eylem olarak tezahür edip LGBTİ bireylere yönelik nefret suçu oluyor.

    Bununla mücadelenin bir ayağı anayasal değişiklik iken diğer bir ayağı da elbette toplumsal değişim. Toplumsal değişimlerin bir günde olmayacağı bilgisi ise en azından “gezi” ile biraz yıkıldı, yani toplumlar/kitleler bazen çok güçlü uyaranlar olduğu taktirde bir günde de aydınlanabiliyormuş bunu gördük. Daha önce hiç yan yana gelmediğimiz birçok kişi/grup/politika ile gayet küçük bir alanda günlerce hiç bir sorun yaşamadan var olabildik.

    İşin çok daha üzücü olan kısmı devletin bu tutumunun sadece ideolojik (dini ya da ahlaki) kaynaklı homofobo/transfobi değil tamamen oy/menfaat kaygıları için körüklendiğini biliyor/görüyor olmamız. Bu devranın değişeceği günler hiç olmadığı kadar yakın.

    Gençlik “yeni bir dünya” mümkün diyerek haykırıyor, meclise birden fazla farklı politikaların içinde var olarak geliyoruz. O zaman bütün bu nefret suçları Türkiye’nin ayağına çok ağır prangalar olacak. Dileğimiz devletin bu prangaların sayısı artmadan Türkiye’deki LGBTİ realitesini bir an önce görmesidir, biz zaten toplumsal değişim için yıllardır canımızı dişimize takmış çalışıyor 40 kişi ile başlayan onur yürüyüşünü 100 binlere çıkarıyoruz.

    Kaynak: murekkephaber.com

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 14:04 on 3 June 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags:   

    Ahura LGBTİ için Gezi bir dönüm noktası mıydı? 

    Haziran olayları belki de çoğu şey için bir başlangıç veya çoğu şey için bir bitim oldu. Polise, medyaya ve devlete karşı olan güven konusu Gezi olayları ile birlikte her kesim tarafından tartışılmaya başlandı. Biz LGBTİ‘ler için büyük değişimler oldu mu, derseniz “Amip gibi çoğaldık.” cevabını veririm. Neden bu cevabı verdiğimi yazımın ilerleyen satırlarında açıklayacağım.

    LGBTİ’ler ülkede her zaman olan, ezilen, görünürlükleri her zaman arka sayfalara itilen bir kesim oldular. Sağcılar, solcular, devlet, polis, aile arasında kalıp hep üvey evlat damgası yediler. Yıllar önce solcular tarafından dayak atılan ve asalak olarak görülen LGBTİ’ler daha sonraki yıllarda ise potansiyel oy deposu olarak görülmeye başlandılar. Bu büyük oy sandığını siyasal partiler ne kadar iyi değerlendirirlerse o kadar çok oy alabilirlerdi.

    ÖDP, CHP, HDP vs gibi partiler bu denizden gani gani faydalanmayı başardılar. Öyle ki biz LGBTİ’leri öyle bir duruma getirdiler ki, LGBTİ mücadelemizi arka plana atmayı başarabildik. Cinsel yönelimlerimize, cinsel tercih diyen kesim bir süre sonra bize “LGBTİ yoldaşım.” demeye başladı.

    Derken yıllar sonra Gezi parkı olayları patlak verdi. Ülkenin her yerinde halk, sokağa çıkmaya başladı. Eee biz ibneler durur muyuz?

    Tabi ki durmayız. Yıllardır içimizde biriken şeyleri artık bizler de haykırmalıydık. Taksim’de, Ankara’da, Gündoğdu’da kurduğumuz çadırlarda LGBTİ’lerin de her yerde olduğunu göstermeye çalıştık.

    İnsanlar polisten kaçarken bizler kaçmadık ve çatıştık.

    Çünkü onlar tecrübesizdi biz ise yıllardır bu olaylara maruz kaldığımız için nasıl çatışacağımızı, nasıl kaçacağımızı iyi biliyorduk. Bir sağlık görevlisi gibi ilk yardım yapmayı bile beceriyorduk. Çünkü bizler dayak yerken ve yaralanırken bizleri iyileştiren yine bizler oluyorduk.

    Bunları gören halk, siyasal örgütler vs bundan hoşnutluk duymalı ki bizlere; “ibne yoldaşım, LGBTİ’li hevalim!” diye seslenmeye başladılar. Diğer taraftan penguen medya olarak nitelendirilen Türk televizyonlarının güvensiz olduğunu gören halk; Sadettin Teksoy ve Levent Kırca gibi şahsiyetlerin halkın gözünde kötü gösterdiği travestilerin, kötü olmadıklarını, jilet atmadıklarını gördüler. Bu onlar için çok ilginç ve hoş geliyordu sanırım. Çünkü onlara öğretilen ve anlatılan trans veya LGBTİ profili çok farklıydı. Sürekli seks beyinli olan, içen, düşünemeyen her kötü alışkanlığa sahip insanlar olarak tanıtılmıştık. Gezi olayları ile birlikte bu anlatılan mit’lerin yalan olduğunu gören halkın biraz da olsa sempatisi oluşmaya başladı. TV programlarında, kent konseylerinde, gazetelerde sıklıkla yer almaya başladık. Partiler, LGBTİ komisyonları kurmaya başladı ve herkes bir anda politik birer insana dönüştü. Politikanın p’sini bilmeyen apolitik insanlar, birden kırk yıllık siyasetçi kesilmeye başladılar başımıza.

    Onlarca LGBTİ örgütü kurulmaya başladı ve hâlâ da kurulmaya devam ediyor. Kısacası gezi sadece görünürlüğümüzü arttırdı…

    Şimdi amip gibi çoğaldık lafına gelelim; daha önceleri sol örgütlerle birlikte siyasal alanda artış göstermeye başlayan LGBTİ’ler Gezi olayları ile birlikte birken on, yirmi hatta otuz olmaya başladı. Gün geçtikte level atlaya atlaya çoğaldık. Yani kısacası amip gibi çoğaldık… Yazımı Nor Zartonk’un duvarında gördüğüm ve çok hoşuma giden Ermenice bir söz ile bitirmek istiyorum;

    Bizler hep vardık, varız ve var olacağız‘.”

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:36 on 21 May 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags:   

    HDP Kartal Atalar Bürosu’nda LGBTİ Film Gösterimi 

    HDP Kartal Atalar Seçim Bürosu’nda 19 Mayıs’ta LİSTAG derneği (LGBTİ Aileleri) katılımı ile “BENİM ÇOCUĞUM” filmi gösterimi gerçekleştirildi. LİSTAG derneğinden Canberk Yukarı ve Feride Ünal’ın katılımı ile gerçekleştirilen söyleşide LGBTİ bireylerinin toplumda karşılaştıkları sorunlar ve gereken anayasal düzenlemeler ile bu sorunların nasıl çözülebileceği tartışıldı.Yüksek katılımla gerçekleşen etkinliğe özellikle mahalledeki aileler yoğun ilgi gösterdi.İstihdam konusunda büyük sıkıntı yaşayan LGBTİ bireylerinin toplumda “ötekileştirerek” dışlanmasına dikkat çeken LİSTAG üyesi Canberk Yukarı “-Dışlanma önce ailede başlıyor.Ailesi tarafından dışlanan bireylerin kalması için açılan sığınma evlerinin açık kalmasına yönelik mücadelemiz devam ediyor.” dedi.HDP Mahalle Gençlik komisyonu söyleşi sonrasında;

    “- Kadın çalışmaları ve dayanışmasını yürüten bürolarımızı açtık,biz gençler olarak kendi özerk çalışmalarımızı ve etkinliklerimizi yürütüyoruz,şimdi sıra LGBTİ bürolarımızı açmaya geldi.” şeklinde açıklama yaptı.

    RENKLERİNİ AL DA GEL!

    HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ seçim bildirgesini açıklarken LGBTİ Hakları hakkında;

    “Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık ve baskıyı ortadan kaldıracak olan Biz’leriz. LGBTİ’lerin eşit, onurlu, insanca yaşam sürdürebilmelerini sağlayacağız. LGBTİ’lerin tanınma sorununu ortadan kaldıracak, eşit yurttaşlığı anayasal güvence altına alacak adımları atacağız. Eğitim, sağlık, istihdam, barınma gibi alanlar başta olmak üzere tüm yasal mevzuatı LGBTİ’lerin eşit yurttaşlar olduğu kabulü ve ayrımcılığa karşı korunması ilkesiyle kapsamlı biçimde düzenleyerek sosyal eşitsizlikleri giderecek, bu yönlü sosyal politikaları hayata geçireceğiz.

    Biz’ler “renklerini al da gel” diyoruz. LGBTİ’lerin kendilerine dair söz ve karar sahibi oldukları, örgütlü ve bireysel olarak idari ve siyasi karar mekanizmalarında doğrudan temsil edilebildikleri yerel ve merkezi yönetim yapılanmaları oluşturacağız. BİZ’LER homofobik anlayışın değişmesi için mücadele edeceğiz. Ayrımcı zihniyetten arınmış kampüsler kuracağız. Cinsiyetçi bakışa son vermek için toplumsal eğitim süreci başlatacağız. Her türlü ayrımcılık ve şiddete karşı ulaşılabilir, sonuç alıcı mekanizmalar oluşturacağız.” dedi.

    Rojhelat Karabulut

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 18:46 on 16 May 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Trabzon   

    Trabzon Mor Balık LGBT Oluşumu Kurucusu İstifa Etti! 

    Trabzon Mor Balık LGBT oluşumu kurucusu ve aktivistlerinden Meriç Balon Facebook hesabından Trabzon Mor Balık LGBT oluşumundan istifa ettiğini sevenleriyle paylaştı.

    İşte Meriç Balon’un Facebook hesabında takipçileriyle paylaştığı Mor Balık LGBT oluşumundan ayrılma gerekçesi..

    Lgbt hareketinin saygı değer örgüt ve derneklerinin çalışan emekçi aktivistlerine ve Lgbt camiasına mektubumdur.Cümlelerime öncelikle içerisinde doğduğumuz ve yaşam mücadelesi verdiğimiz ülkemizde,umarım bir gün daha barış dolu daha özgürlükçü bir hayatın olduğu günleri birlikte soluyacağımız,sevgi dolu bir toplumda görüşmek umuduyla dileklerimi sunuyorum.

    Meriç Balon;20 yaşında,2 yıldır Mersin Üniversitesi öğrencisi, gey, özgürlükçü ve homofobi karşıtı mücadeleci bireysel aktivist.

    16 Mayıs 2015 Cumartesi

    Trabzon Lgbt hareketi ilk olarak 2010 yılında KTÜ’de ki Homofobi karşıtı öğrencilerin Kaos GL ile bir etkinlik düzenlemeleriyle başladı.Ardından bir gey öğrenci (F.V) üniversite içerisinde Lgbt konulu etkinlikler düzenleme girişimlerinde bulundu. 1 Mayıs 2013 ”Aşk Örgütlenmektir” pankartıyla yürüyüşe katıldı. Asıl büyük adımı ise ben(Meriç Balon) dernekle yaptığım görüşmeler sonucu Kaos GL dergisinin Trabzon RA Kitap evine 3 Ocak 2013 tarihinde gelmesiyle başlangıç tarihi olarak kabul ediyorum. Bu hadise sırasında F.V ile henüz tanışmıyordum. Bir kaç ay sonra nisan ayı gibi tanıştık ve Trabzon’da bir lgbt hareketi başlatmamız gerektiği düşüncemi söylemem üzerine onunda desteğiyle önce bir blog sayfası açtım ve ismini de Listag aile örgütlenmesi adına ”trabzonbenimcocugum.blogspot.com” isminde blog kurdum. Yazılar yazdım, haberler paylaştım, duyurular yaptım. Bu bile ses getirdi.Trabzon’da da bir hareketlenme olduğu görülmeye başlandı.(Bu gelişmeler esnasında ben Trabzon’da üniversiteye hazırlanıyordum.O nedenle Lgbt hareketi için katkılar sunuyordum.) Blog üzerinden ve daha sonra başka arkadaşlarla tanışıp bir araya gelme vesileleriyle asıl büyük olay için adım atıyorduk. 17 Ocak 2014 günü Masal kafede bir araya gelerek Trabzon şehrinde de artık bir Lgbt oluşumu kurma ihtiyacını gerçekleştirmemiz gerektiğini dile getirdim ve tüm arkadaşlarımızın onayıyla bir örgütlenme aşamasına girmiş olduk. Ancak bir isim bulmamız gerekiyordu. Yine benim de isteğim doğrultusunda tüm arkadaşlardan fikir sunmalarını rica ettim. Ancak bizzat kendi tarafımdan sunulan ve Trabzon’u simgeleyecek olan ismi oy birliğiyle kabul ettik ve 2 Şubat 2014 tarihinde yeniden bir araya geldiğimiz kafede ”Trabzon Mor Balık LGBT” ismini koyduk. Hız kesmeden bir ilk yaptık,meydana çıktık; 10 soruluk ”Lgbt nedir,çocuğunuz Lgbt olduğunu açıklarsa tepkiniz ne olur?” gibi sorulardan oluşan 50’ye yakın vatandaşla anket düzenledik. Blog sayfamızın ismini de bu vesileyle ”trabzonmorbaliklgbt.blogspot.com” olarak değiştirdik. Kısacası biz de Türkiye ve Dünya’da ki Lgbt hareketine paralel olarak varlığımız ve ismimizle katılmış olduk. Trabzon’da yaşamaya devam ettiğim için Mor Balık’ın hemen hemen tüm yetkileri ve sorumlulukları benim üzerimdeydi. Layıkıyla ve üstün bir başarıyla bu hareketi Trabzon’da ilerlettiğimi düşünüyorum. Elbette F.V ve A.T gibi arkadaşlarımızın da Trabzon’da fiilen bulundukları her an Mor Balık için ellerinden gelen mücadeleyi gösterdiler.B ugün ki Mor Balık’ın başarısı hepimizindir.

    2014 yazında kazandığım Mersin Üniversitesi benim Mor Balık’la olan etkileşimimi fiiilen yarıda bıraktı. Ancak daha öncede dediğim gibi kurucusu olduğum için ilk etapta tüm yetki ve sorumluluk bendeydi.S osyal medya hesaplarının şifreleri bendeydi. Bu yüzden Mor Balık’tan fiilen koptum ama sosyal medyadan kopmadım. Elimden geldiğince oluşumumuzu devam ettirmek için tüm uygulamalardan haberler ve yazılar paylaştım. İnstagram hesabı dahi oluşturdum,sırf adımız daha çok kişilere ulaşabilsin diye.

    Ancak günümüzde Mor Balık maalesef dışardan yalnız kalmış görüntüsü verse de üç arkadaş birbirinden bağımsız bir şekilde Mor Balık adına bulundukları camiada aktivizm yaptılar ben de dahil. Bağımsız diyorum çünkü hiç birimiz bir diğerine Mor Balık oluşumumuzla bağlantılı olarak yaptığı etkinliği bir diğer arkadaşımızı arayarak haber vermedi. Savruk hareket ettik. Bu ne harekete bir şey katar ne de mücadeleyi ilerletir. Maalesef olumsuz sonuçlar ve ilişkiler doğurur. Bugün F.V. ile telefonda yaptığımız konuşma sonrası şunu anladım ki,ben Mor Balık’a emek vermiş bir kurucu aktivist olarak her şeyden uzaklaştırılmış ve yalnızlığa ittirilmişimdir. Ankara’da gerçekleştirilen yerel buluşmalarına hiç bir zaman davet edilmedim. Hiç bir etkinliğe çağrılmadım. Ama ne zaman ki haberler yayınlandı o zaman yerellerde Mor Balık adına etkinliklere giden arkadaşlarımı gördüm. Yorumlarını gördüm.İşte şikayetim ve üzüntüm bundandır. Bağımsız hareket ettiğimizi gösteren en büyük örneklerden bir tanesidir bu durum.

    Son olarak yaşanan tüm bu gelişmelerden ötürü yine Mor Balık için emek vermiş,mücadele etmiş,en ufak katkısı olmuş,adını dahi zikretmiş olan her bir arkadaşım,dostum ve lgbt üyesi her birey için teşekkürlerimi borç biliyorum,Teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. Bugün aldığım bir kararla sosyal medya şifrelerini Ati Tuğra’ya veriyorum. Böylelikle kurulduğumuz ilk günden beri hayal ettiğim mücadeleyi,Mor Balık’ı ölene kadar yaşatacağım sözünü ne yazık ki burada aynen yutuyorum. Mor Balık ismini de cismini de mücadelesini de F.V ve A.T arkadaşlarına devrediyorum. Mücadelemi bireysel aktivist olarak hiç bir dernek ve oluşum üzerinden değil bizzat tek başıma mücadele etme kararı alıyorum. Bu vesile ve kararla hiç yorulmadan zevkle mücadele verdiğim ve kurucularından olduğum Mor Balık Lgbt oluşumundan istifa ediyorum!Saygılarımla

    Meriç Balon”

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 14:24 on 16 May 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Mehmet Atak İle Söyleşi 

    Mehmet Atak ile sizin için özel bir söyleşi gerçekleştirdik.
    İşte o söyleşi..

    Bilmeyenler için.. Mehmet Atak kimdir?

    İnsanım kendini tarifi epey zor, sıkı bir dış göz gerekiyor. Bilemedim.. Yaptığım iş oyunculuk ve yönetmenlik, ama bende işten epey öte. Kendime sanatçı demem, o tanımı TC’de sadece Beklan Algan ve Şahika Tekand için kullanırım tiyatro alanında. Tiyatroda hep kendi yolumu, sözümü, biçimimi aradım, arıyorum. Oyuncu olarak tiyatro dışında kısa ve uzun metraj filmlerde ve mini dizilerde de çalıştım. Çeşitli dönemler jazz club işletmeciliği, tv ve radyo programı sunuculuğu ve yapımcılığı, gazetecilik demek istemiyorum ama bazı dönemler düzenli gazete ve dergilerde yazdım, barmenlik, modellik, bahçıvanlık, badanacılık, garsonluk, cast yönetmenliği, basın ve halkla ilişkiler, seslendirme, dansçılık, senaristlik, rehberlik gibi bir dolu iş yaptım. Tiyatrodan uzak kaldığım ya da uzak kalmak zorunda kaldığım dönemler oldu. Önceleri çok zor gelirdi ya da geçici dönem olarak bakardım. Daha sonra şunu fark ettim, evet içimde bir boşluk taşıyorum ama ölmüyorum. Yani nefes almak, yemek, içmek, dışkılamak gibi değil, ölmüyorsun. Masal Pınarı: Devlet İnsanı Sadece Canını Alarak Öldürmez’de Işık Yenersu, Rüçhan Çalışkur, Şebnem Bozoklu, Ayça Damgacı, Yeşim Büber, Tilbe Saran, Ayşe Lebriz, Defne Halman, Ayşe Tunabaoylu, Akasya Aslıtürkmen, Ayten Uncuoğlu, Eylem Yıldız’la beraber oyuncularımdan biri de Esmeray’dı. Pınar Selek için Garaj İstanbul’da yarım sahnelemek zorunda kaldığım Masal Pınarı: Devlet İnsanı Sadece Canını Alarak Öldürmez’den sonra “son” demiştim “bir daha tiyatro yok”. Ama 5-6 sene sonra iki ayrı proje üzerine çalıştım, “Put Yapım Evleri” üzerine ciddi bir ekiple bir seneye yakın çalıştım ama yapımcı bütçeyi denkleştiremedi. Sonra Merheba’yı teklif ettiler, bana dokunan şeyler buldum. Re-write ve konsepte çalışmaya başladım. Sıfır bütçeye rağmen sahnelendi. Nasip.

    Neden tiyatroyu seçtiniz?

    Aslında ilk tiyatro değildi kafamdaki. Çok çocukken Franco Nero’nun Güney Amerika’da falan geçen macera filmleri vardı çok severdim ve Franco Nero’yu bir meslek zannedip “büyüyünce ne olacaksın?” diyenlere “Franco Nero” derdim. Futbol, resim, atletizm, siyaset, sosyoloji, antropoloji, felsefe, sinema, tarım vb bir dolu branşa ilgi duydum, küçük çapta denemeler yaptım. Oyunculuk ilk devrin siyah-beyaz TRT’sinde Igmar Bergman filmleri gösterildiğinde içime düştü. Yedinci Mühür, Sessizlik, Yaban Çilekleri, Kutsal Bakire Kaynağı… Çok küçüktüm, mümkünmüş gibi “oyuncu olacağım ve sadece Igmar Bergman filmlerinde oynayacağım” derdim. Tiyatro oyunculuğu ise içime ilk İzmir’de Müşfik Kenter’i seyrettiğimde düştü. Hatta bir kez Sevgi Hanım (Sanlı) bir oyun için “bu rolde ilk kez Müşfik’ten sonra birini beğendim” dediğinde uçmuştum. Ego ne berbat, ne sahte bir şey. Hadsizce sevinmiştim oysa seneler sonra o rolü o dönem ne kadar yanlış, eksik, abartılı oynamış olduğumu düşünüyorum. Ben ölümle epey barışık bir insanım, mecazi ya da reel ölümsüzlük tamahım yoktur. Hatta bir dönem kalıcı diye yazı yazmayı bile bırakmıştım. Yani belki de burada ve şimdi olduğu, geriye kalmayacağı için tiyatroyu çok sevdim. Bir de tiyatro temas, temas çok çok önemli. Temas etmeden ezberlerimiz çatlatamaz, empati kuramayız.

    Sahne sizin için ne ifade ediyor?

    Dediğim gibi tiyatro yapmayınca ölmüyorsunuz. Ama dilerim hayatımın tüm algı değişimlerinde beraber oluruz. Tabii belki bir gün gelir bu yol arkadaşlığı fenaya gider, tiyatro beni ya da ben tiyatroyu bırakırım, yollarımız ayrılır. Ben önce başladığım oyunculuğu ve yönetmenliği hiç kıyaslayamadım. Belki ilk göz ağrılığından oyunculukla duygusal ilişkim daha fazla ama hiç hangisini daha çok sevdiğimi ayıramadım. Birbiriyle teması olsa da çok farklı iki şey. Sahnede olmakla tuhaf bir bağım var. Ben bir oyun çalışmaya başladığımda tek kanallı olurum, yemek yerken, biriyle konuşurken hep aklımda oyun vardır, o süreçte oyunla yatıp oyunla kalkarım. Oyun dışından yanımdaki insanlar için tahammül fersah oluyorum herhalde. .

    Tiyatro dışında neler yapıyorsunuz?

    Bazı yerlerde “aktivist” titri yüklüyorlar, çok rahatsız oluyorum. Çünkü her insan aktivisttir, vicadanımıza, hayatımıza dokunan şeylere tepki veririz. Pek çok hak arama kampanyası başlattım, içinde çalıştım. İlk başlattığım dönemin Express dergisinde öldürülen gazeteci arkadaşım Metin Göktepe öldürüldüğünde Plaza de Mayo Annelerinden esinle “Never Forget, Never Forgive” diye bir kampanya idi, ardından Küçük İskender’in kitabının yasaklanmasına karşı bir kampanya. Cumartesi Anneleri’nin ikinci dönemini İHD içinde Leman Yurtsever’le beraber başlattık. Üç buçuk seneden fazla gönüllü Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’da çalıştım. TMK Mağduru Çocuklar için Adalet Çağırıcıları, Kolluğun Öldürdüğü Kürt Çocuklar için Bir Göz De Sen Ol, Yargı Mağdurları için Adalet Çağırıcıları, TC BM Zorla Kaybedilmeye Karşı Sözleşmeyi İmzala gibi kampanyalar başlattım. Keza bireysel hak ihlallari için de cirmim kadar epey kampanya başlattım. Defalarca TCK 318’den (Halkı Askerlikten Soğutmak) yargılandım, sezeryansız doğum yapmış üç kadını çocuklarını asker değil bebek olarak doğurdukları tanığı olarak mahkemeye çıkardığım akıllara seza “Herkes Bebek doğar” davası bunların biriydi. Hala anlamıyorum, üstelik mevcut Anayasa’ya bile aykırı olduğu halde “Halkı askerlijten Soğutmak” diye bir suç tanımı olabilir? O zaman Halkı Dansözlüktan Soğutmak, Halkı İmamlıktan Soğutmak gibi suç tanımlar da olsun bari… Biliyormusunuz Askerlik Kanunu tek başına Anauasa’ya göre suçtur, ayrımcılık suçu işler: “Vatandaşlık görevi” diye bir yanım vardır bu kanunda, o zaman kadınları, heroseksüel olmayan erkekleri ve fiziki engelli erkekleri otomatikman “vatandaş değil” olarak tanımlamış olursunuz. Seneler öce KAOS GL’nin Homofobiye Karşı Çağrı’sını imzalamış az sayıda insandan biriydim. Daha sonra yargı yoluyla Lambdaistanbul’u, derneğin ismindeki ve tüzüğündeki lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel kelimelerinin “hukuka, genel ahlaka ve Türk aile yapısına” aykırı olduğu gerekçesiyle kapatmaya kalktıklarında da destek imzacılarından biriydim. Her an haldır haldır bir şeyler yapmaya çalışıyormuşum gibi bir intiba oluşacak. Değil tembellik ederim bol bol, hayal kurarım, bitki yetiştiririm, su aygırı biriktirim, müzik dinlerim, televizyonda film seyrederim, yemek yaparım, sevgilim ve arkadaşlarımla birebir zaman geçiririm. Eskiden seyahat de ederdim ama artık canım istemiyor, ihtiyarladım herhalde.

    Türkiye denince aklınıza gelen ilk şey?

    Militarizm… TC baştan militarist kurulmuş bir devlet. Eğitimden çalışmaya, sağlıktan cinselliğe TC’de herşey militarist örgütlenmiş. Sevin Okyay’ın çok sevdiğim bir lafı vardır “Askeriye militarizmin son ütüsünün yapıldığı yerdir” diye. Gündelik hayattaki militarizmi fark etmeden, militarizmin alanını ordudan ibaret gördüğümüzde de hiç bir şey değişmeyecek. Askerlikte sahiden de heteroseksüel ya da heteroseksüel taklidi yapan erkek insanların militarizasyonun son ütüsü yapılır. Üstünde olduğunu söylenene şartsız ittat, altında olduğu söylenenenin şatsız itaatini bekleme. Sözüm ona sivil hayata çıkınca da patronuna, devlet görevlisine vb itaat ederken, karısının, sevgilisinin, kardeşinin, çocuğunun, çalışanının vb’nin şartsız itaatini bekler. bu olmayınca da onu cezalandırmayı hakkı görür, normal kabul eder. Bu kadın cinayetlerine, nefret cinayetlerine dayanır.

    LGBTİ birey misiniz?

    Şu an için hayır. ama ömür denilen süreç önceden kestirilebilen bir şey değildir. Bazı ezberlerimi kırmadan önceki dönem olsa doğrudan “hayır” derdim ama yarın kendi cinsiyetimizden birine şahsi alaka duymayacağınızın garantisini kim verebilir? Bugün kadınlık, erkeklik, eşcinsellik vb nin %99’unun o cinsiyet ya da o cinsel yönelimle alakası yok. Davranışlardan, kılık kıyafete, dile, yapılan işlere hepsi sistemin empoze ettiği roller, daha kolay yönetmek için tektipleştirmeleri. Militarizm ve ataerki fonatik alfabeden, ihtiyaç fazlasının biriktirilmesi, bunun güvenliğinin sağlanması, kentleşme, yöneticiler, iş bölümlerinden beri, soy üzerinden sahte ölümsüzlük tamahından beri iç içe geçmiş iki kaşık gibi özenle inşa edilmiştir ve inşaı devam eder. Ve maalesef bununla malul olanlar sadece erkekler ve heteroseksüeller değildir. Ben “ebeveyn suçludur” derim, dünyaya iradesi dışında bir insan getirdiği için. Benim haberdar olduğum bir çocuğum yok, yol kazalarından da hep dünyaya gelmeden kurtulduk. Ama bir gün bilinçli ya da bilinçsiz bir kaza olursa. İnşallah olmaz. Ben çocuğumun cinsel yönelimiyle alakadar olmam, gelip kendi anlatmazsa sormam bile, beni alakadar edecek olan onun nasıl bir insan olacağıdır.

    LGBTİ denince aklınıza gelen ilk şey?

    Epey bir zamandır beni insanların cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, ırkları, dinleri, milliyetleri, iktisadi sınıfları, eğitimleri, meslekleri vb hiç alakadar etmiyor, o insan alakadar ediyor. Belki de aidiyet siyasetlerini çok tehlikeli gördüğümdendir. Bir dönem televizyonda Gülsüm Ekinci’yle Ötekileştir-Me adlı bir program yapıyorduk, her hafta bir ötkileştirme grubunu alıyor ve konukların birini farklı bir ötekileştirme grubundan davet ediyordu. Ve hiç istisnasız ötekileştirilenlerin başka ötekileştirmelerde nasıl egemen ötekileştiemelere eklemlendiğine şahit olduk. John Mack’in “kurbanın(mağdurun faşizmi diye bir tanımı vardır, mağduriyetinizle narsistik bir empati kurarsanız, onu merkeze yerleştirirseniz bir hiyerarşi oluşturur diğer mağduriyetleri ya da az önemli görür ya da hiç görmezsiniz. Ben insanlara şahsi sorular sormam, mahremlerine girmek gibi gelir bu, hicap duyarım. Mesela Manhattan’da ikamet ettiğin dönem roomadelerimin biri, bir sohpette kendi söyleyince eşcinsel olduğunu öğrenmiştim. Daha önce aklıma bile gelmemişti. Tanıdığım pek çok kişi içinde gecerli bu, cinsel yönelimlerini bilmem, merak etmem, sormam. O insanla ilişkim önemlidir. Paylaşmak isteyip söylemişse bilirim ancak. Açık eşcinsel oldukları için bir mahsuru olmayacağı saikiyle Mehmet Sander, Kutluğ Ataman, Kürşad Kahramanoğlu, Ceyhan Fırat Hızal, Hülya Tarman, Yasemin Öz, Ziya Yoğtu, Ali Erol, Esmeray, Adar Bozbay gibi sevdiğim pek çok LGBTİ arkadaşım var ama arkadaşlığımızda cinsel yönelimlerinin bir rolü yok.

    Bir LGBTİ bireyi oynamak ister misiniz?

    Tabii çok isterim. Ama Türk sinema ve dizilerinde genellikle gördüğümüz sahte eşcinsel ya da travesti karikatürü bir rol teklif edilirse kabul etmem. Ama seveceğim sahici bir karakter olursa, altından kalkabileceğime de inanırsam çok isterim. Sıkı bir çiftçi pazarı egzersizi, derin bir kazı, ses ve vücut ritmi araştırmaları, onları refleksivleştirecek trainingler… Bir rolün altından kalkabilmek ve bunu yapıp yapamayacağınızı kestirmek önemli. Şu değil mesela ben hemen her provanın bir dönemi “ben bu rolün altından kalkamayacağım, beceremiyeceğim” triplerine girerim, bu bence arama sürecinin tabii semptomlarından ama bir de oyunculuktaki burada ve şimdinizle çepberleri hiç çakışmayacak roller vardır, bunu sezebilmek önemli, yoksa içine edersiniz rolün. Orhan Oğuz, Cemal Şan’ın senaryosundan Dönersen Islık Çal’ı çekeceğinde pek çok oyuncuyla görüşmüşlerdi, biri de bendim ama Fikret’i (Kuşkan) tercih ettiler, o oynadı. Aslı’nın (Öngören) yazdığı Yel Mi Değirmen Mi adlı çok güzel bir oyun vardır, oradaki travesti karaktere talip olmuştum seneler önce ama Aslı’nın kafasında başka bir oyuncu vardı. Mehmet Murat Somer’in ana karakteri travesti bir dedektif olan bir polisiye roman dizisi vardır, onların bazılarında yan karakterlerden biri olan varoştan geçkin bir travesti vardır, bu film olsa ve o rolü oynasam demişimdir. Kutluğ (Ataman) Lola ve Billy The Kid’i ilk yazdığında beni düşünüyordu, ama on küsur sene sonra çekebildi, ben artık fazla kartlamıştım o rol için Baki Davrak oynadı. Xavier Dolan’ın Heartbeats, I Killed My Mother gibi hoş filmleri vardır ama tabii yaş olarak benim oynayabileceğim roller değil.Mesela John Hurt’un oynadığı Partners’teki rol. Oyunculukta idolünüz kim derler ya, benim büyülendiğim oyuncu da John Hurt’dür. Kevin Spacey’in çok iyi oynadığı eşcinsel karakterler vardır. The Adventures of Priscilla, Queen of the Desert’da Terence Stamp’in oynadığı rol müthiştir. Amerika’da Hedwig and The Angry Inch adlı etkileyici bir müzikal seyretmiştim. TC’ye döndüğümde Sumru’ya (Yavrucuk) “Babylon gibi bir yerde küçük bir orkestrayla oynasana bunu” demiştim. Sumru çok yetenekli ve çalışkan bir oyuncudur hemen araştırdı ama “o rolü bir erkek oynamalı” demişti. Seneler sonra maalesef ben seyredemedim ama müthiş bir travesti rolü oynadığını okudum. Nedim’e de (Saban) yine Amerikada seyrettiğim ve onun tiyatrosuna uyacağını düşündüğüm LGBTİ temalı bir müzikli oyun teklif etmiştim ama alakasına celp etmedi zannederim, yapmadı. Mesela Yeşim’in (Dorman) seneler önce yazdığı bunamış bir Kenan Evren ile polisten kaçan bir grup travestinin karakterlerini oluşturduğu 12 Eylül Darbesi üzerine müthiş bir kara komedi vardır. Yeşim, Ankara’da çok önce LGBTİ bir ekiple sahnelemeyi de denemiş ama olmamıştı, tanıdığım-tanıştığım tiyatroyla ilgilenen travestilere hala söylerim ama el atan olmadı. Nahit Sırrı Örik’in son seneleri bir oyun ya da film olsa oynamayı çok isterim. Ben de epey önce Nahit Sırrı’ya el atmıştım. Eski bir apartman dairesinde, ötekileştirilmiş ihtiyar bir adam, ortak fail özünde kendisi olan oyun karakterlerinin hayaletleriyle başbaşa kalmıştır… diyaloglarını Selim İleri’nin yazmasını istiyordum. Hatta ismi bile belliydi: Öğleden Sonra Gece Yarısı. Ama olmadı, nasip değilmiş. Proje çöplüğüme düştü. Dediğim gibi ben teşneyim, yeter ki sahici bir LGBTİ rolü teklif edilsin.

    Tiyatroculuk yeteneği olan ve Tiyatro oyuncusu olmayı düşünen LGBTİ bireylere tavsiyeleriniz?

    Haşa tavsiye ne haddime. ama oyunculuk, reji ya da başka bir unsurunda tiyatro yapmak isteyen tüm genç insanlara ben tiyatrodaki alanlarında , cinsel yönelimlerini bir yana bırakıp, bir dolu teknikle tanışmalarını, kendi öznel tiyatro dünyalarını kurma düşü kurmalarını, diğer sanatlarla ve dünyada olup biten her şeyle, insanla alakadar olmalarını teklif ederim naçizane. Türcülkük olmasın sadece insanla değil tüm canlılarla…Her hangi bir nedenle kendi söylememişse, ben bugüne kadar tiyatroda çalıştığım insanların cinsel yönelimlerini bilmem mesela.

    Tasarlayıp, yönettiğiniz son oynunuz Merhaba’dan biraz bahsedermisiniz?

    Merheba baştan benin projem değil. Destar Tiyatronun iki kurucusundan biri olan Mirza Metin’in Galisyalı yazar Sechu Sende’nin Rüyalarında Bile dilimi Kaybetmeyeceğim kitabından genç yazarlara uyarlattığı bir konseptin ilk oyunu. İkincisini Aslı Öngören yönetti, üçüncü e dördüncüyü de Ayşenil Şamlıoğlu ve Orhan Alkaya yönetecek. Mirza ve Berfin (Zenderlioğlu) teklif getirdikleride, ki Reşe Şewe, Gor, Disco 5nolu gibi oyunlarını, tiyatro yolcukları sevdiğim bir grup ve sevdiğim insanlar olduğundan “meselem olacak, temas edeceğim bir oyun çıkar ve re-write yapmam sizin için ilkesel problem değilse evet” demiştim. Sıfır bütçeyle ve kimisi Sevin Okyay, Nalan Özübek, Aslı Erdoğan, Gülsüm Ekinci, Fatmagül Berktay, Kamer Yıldız, Çetin Ok, Yazı Köz, Güler Kazmacı, Suzan Kardeş, Kawa Nemir gibi önceden tanıdığım, kimisi Merheba serüveninde tanıştığım Erdem Kaynarca, Nagihan Gürkan, Burcu Eken, Martha Montecevhi, Can Bora, Adar Bozbay, Ahmet Aslan, Şirin Pancaroğlu, Hilal Polat, Felat Erkozan, Sadin Yeşiltaş, Alan Ciwan, İrfan Güler, Pepa Baamonde, Gonca Gümüşayak, Emrah Hamşioğlu, Vakvak Kardeş, Cihan Güngör gibi kırktan fazla insanın temasıyla ortaya çıktı Merheba. Sande’nin hikayeleri ana dil hakkı üzerineydi. TC’de Kürtçe, Ermenice, Rumca, İbranice, Zazaca, Çerkez dilleri vbnin kamusal alanda yasaklı olması gibi, İspanya’da da Franco diktatörlüğünün sonuna kadar Baskça, Katalanca, Galisyanca yasaklıymış. Beni egemen dilin tahakkümü kadar, tüm dillerin eril ve militarist inşaı, her dilin kendini merkeze aldığında faşistleşmesi de ilgilendiriyordu. Re-write’da bunu öne aldık. Bir de anlattığı kadar, nasıl anlattığı da önemli benim için tiyatronun. Bir kere Bonapartist, Stalinist ya da Jakobenist bir tavırla, Aydınlanmanın modernist hastalığıyla öğreten olmamalı tiyatro benim için. Simülasyon sürecinde bir temas, dertleşme, her seyreden insanın kendi meşrebi ve biyografisiyle yegane alakalar kurabileceği olmalı. Tiyatro serüvenimin son döneminde lineardan, klasik piyesten ve onun sahnelenme alışkanlığından gittikçe daha ihtimamla kaçıyorum, Roland Barthes’ın yazının dikeyliği dediği gibi bir tiyatro dili, kurgusu peşindeyim. Deleuze ve Guattari’nin “minor edebiyat” dediğinin bir tarz tiyatro hısımı. Burada kastedilen minor bir dilde edebiyat değil, korkunç yabancılaşma içinde, ona karşı kendini “öteki” olarak inşa eden bir edebiyat, tiyatro. Post-modern ertesinin tiyatrosu. Metin ya da oyuncunun başat unsur olmadığı, genelde destek unsuru kabul ettirilmiş unsurların bazen tek başına sahneyi sırlandığı bir tiyatro karanlıkta, bir ışıkta ya da br enstalasyonda oyuncu ya da söz olmadan sadece müziğin tek başına sahnede kalabildiği mesela. Ocak başından beri sahneleniyor, son gösteri 28 Mayıs’ta Şermola Peformans’ta. Seneye devam eder mi? İspanya, Finlandiya, Danimarka, İsveç gibi bazı ülkelerden ön çağrılar geldi ama gidebilir mi? Başka şehirlere turne yapar mı? Bunları bilmiyorum. Bir de şunu ekleyeyim, Merheba’dan kısa süre önce çok sevdiğim arkadaşlarımdan Kenan Işık bir kaza geçirip bizim algı düzlemimizden çıkmıştı. Ben, Merheba’ya başlarken, “bu oyun meşrebimce Kenan’a bir dua olsun” demiştim, bu duygum oyun boyunca devam etti, bitimine kadar da devam edecek.

    Merhaba adlı oyundan sonra sahnelemeyi düşündüğünüz, sahneleyeceğiniz oyun var mı?

    Şu an Esra Alkan’ın yürütücü yapımcılığında iki ayrı ekiple iki proje üzerinde çalışıyoruz. Şimdilik ismi “aslında…? / Kadın Kırımı” olanı Aslı Erdoğan, Hande Çayır, Melisa Vittek, Burcu Eken, Gülsüm Ekinci ve Martha Montecevhi ile, şimdilik ismi “Mutfak Diyalogları” ya da “Mutfak Sohbetleri” olanı ise Derem Çıray, Nevin Cangür ve Sevin Okyay’la çalışıyoruz. İlki Aslı Erdoğan edebiyatıyla içiçe, liearı iyice kıracak, farklı görsel unsurlar, tiyatro dilleri, kakofonik koralar deneneceği, Aslı Erdoğan’ın da performansçı ve oyunun bir bölümünde yazar kimliğiyle interaktif yer alacağı, alternatif bir sahnede ayda bir oynanacak bir oyun. Ayrıca Aslı’nın kitaplarının basıldığı 23 ülkeye de oradaki yayın evleri aracılığıyla gidilebilir belki. İkincisi Zorlu gibi büyük konvensiyonal bir sahne için uyarlanan, Serra Yılmaz üzerine kurduğumuz, her performasta sahnede yemek pişirilecek bir oyun. Daha pek çok özelliği olacak ama şimdiden söylemeyeyim, olur olur a birileri daha önce bir oyunda kullanır, sürprizi kaçar vaz geçmek zorunda kalırız. Ve tabii neticede nasip, yarın ölmeyeceğimin bir garantisi yok.

    Mehmet Atak‘a teşekkür ederiz.
    Türkiye LGBTİ Birliği
    http://lgbti.family.blog

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 13:28 on 13 May 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Kendin Ol Yeter 

    İnsanın gelişiminde en zor geçirdiği zaman ergenliktir dimi aynı fikirdeyiz. Burdan bize zorbaca davranan ve gülenlere söylüyorum sizce böyle bir durumda bize gülmek ve insan yerine koymamak akıllıca bir çözüm mü? yani sen öyle yapınca ben değişiyor muyum? bence hayır.Biz hem kendimiz hem siz hemde ailemizle cebelleşiyoruz ve sizin bile tahmin edemeyeceğiniz derecede sorunlarla ama ben kime anlatıyorum.Biz kişiliğimizi oturtmaya çalışırken kafamızdan “ben niye diğerleri gibi değilim”yada “olamıyorum” gibi cevabını bulamadığımız sorularla uğraşıyoruz.Ailemizin değişmeyeceği halde tuhaf kararlar alması,psikologa götürmesi ile uğraşıyoruz.Saçma bide anlamsız.

    kendin olmadığın zaman içinde bir şeylerin eksik olduğunu düşünürsün öyle hissedersin .İnsanların senin hakkında farklı düşünmemeleri için bunu sır olarak saklarsın ama er yada geç ailen öğrenir bunu engelleyemezsin.sana kızarlar, aslında iki nedeni vardır .Bir onlara söylememenden dolayı iki her insan ve ebeveyn gibi onlarda hayal kurarlar karşılıklı bir şekilde ama hayaller yıkılınca farklı tepkiler verilir.Beynimizde aynı olayı gerçekleştiririz ama tepkilerimiz farlı olur her zaman.Bunun yüzünden yani sonuç sen ve  senin hayallerin bu kadar bunlar önemlidir.Kendiniz olmak için başkasının ne diyeceğini takmayın.Unutmayın sıkıntınız içinizi dökünce kendin gibi davranınca biter.Bana öyle geldi.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 17:37 on 9 May 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    Transeksüel nedir, ne değildir? 

    Transeksüel sendromu, dünya çapında üniversite hastaneleri tarafından tedavi edilen, doğuştan olan tıbbi bir durumdur. Annenin dölyatağında şekillenen fiziksel (organik) bir durumdur. Tüm memelilerde yavrunun başlangıçtaki cinsiyeti dişidir. Rahimdeki gelişimin 2. ayında, ceninin salgıladığı hormanlarla, bebeğin cinsiyeti ya dişi olarak kalır ya da erkeğe dönüşür. Bu dönemde o küçücük gövdenin ve beynin cinsel yapısı belirlenmiş olur. Bu durum erkeklerin de neden orjinal dişi cinsiyetin izi olarak kalan meme başlarına sahip olduğunu açıklar.

    Ceninin gelişiminin tam bu aşamasında birşeyler yanlış gider ve bebeğin gövdesinin cinsiyeti ile beynin cinsiyeti aynı olmaz, yani gövde cinsel dönüşümünü yaparken beyin değişmeden dişi kalır, ya da beyin dönüşümünü yaparken beden dönüşmeden dişi kalır. Beyin üzerinde yapılan araştırmalar bu açıklamayı doğrular. Transeksüel doğmuş kişilerde yapılan otopsilerde beynin cinsiyetinin, doğduğundaki cinsiyeti ile aynı olmadığı görülmüştür. (Beynin bir bölümü erkeklerde ve dişilerde farklıdır.)

    Bilinci transeksüel gövdeye uygun hale getirmek tıbben mümkün değildir. Çözüm bedeni beyne/bilince uygun hale getirmektedir. Bu işleme cinsiyetin yeniden belirlenmesi ya da cinsiyet düzeltmesi adı verilir. ışlem uzun yıllar alır (epilasyon, konuşma terapisi, hormon tedavisi gibi). Bir de bu işlemin parasal kaynağı sağlanmış olmalıdır. Ameliyat işlemin en son basamağı değildir.

    Transeksüelliğin transvestitlikle bir bağlantısı yoktur. Tranvestitler, erkek olmaktan memnun olmalarına hatta bundan kıvanç duymalarına rağmen kadın gibi görünmekten hoşlanan erkeklerdir.

    Transeksüellik eşcinsellik (homoseksüellik) le bağlantılı değildir. Eşcinsel bir erkek eşcinsel bir erkek ile, ve eşcinsel bir kadın eşcinsel bir kadın ile birlikte olur. Bunlar cinsiyetlerinden gurur duyarlar ve kanser veya diğer bir hastalıkla karşılaşmadıkça ameliyatla cinsel organlarının kaldırılmasına karşı çıkarlar. Eşcinsellik bir ilişkiyi ifade eder. Transeksüellik kimlik kaygısı belirtir, cinsel yönelimi değil. Diğer insanlar gibi transeksüel-doğmuş kişide bir erkekle, bir kadınla, her ikisiyle de, ya da hiçbiriyle ilişki kurabilir.

    Transeksüellik bir ruhsal hastalık değildir. Psikiyatristler ve psikologlar bunu bir hastalık olarak görüp yıllarca tedavi etmeye uğraştılar. Ama bu ruhsal bir hastalık olmadığından ruh hekimlerince tedavi edilmesinin mümkün olmadığı artık anlaşılmıştır. Hatta bir transeksüelin diğer insanlara göre ruhsal sağlık bakımından daha dengeli olduğu görülmüştür.

    Transeksüellerde giyim ve görünüş bir zevk unsuru değildir. Transeksüel kişi özellikle karşı cinsin doğal bir üyesi olarak görülmek için giyinir ve süslenir. Bu tedavini gerekli bir bölümüdür ve kişi ameliyat izni verilene kadar karşı cinsin bir üyesi gibi en az 1 yıl bu rolü yaşamak zorundadır.

    Transeksüel, kadın olmak isteyen bir erkek veya erkek olmak isteyen bir kadın değildir. Kimlik belgesinde bir cinsiyetin üyesi olduğu yazmasına rağmen tedaviden önce kişi ne erkekdir ne de kadındır, o transeksüeldir. Çünkü beynindeki/bilincindeki cinsiyet ile kimlik belgesindeki cinsiyet arasında uyumsuzluk vardır.

    Sendromun cinsiyetin yeniden belirlenmesi işleminden başka bir yolla tedavisi mümkün değildir. Cinsiyetin yeniden belirlenmesi aşamasına kadar kişi tıbben transeksüel olarak kabul edilirse de işlemden sonra artık o bir transeksüel değil basitçe bir kadın ya da bir erkektir.

    Bir transeksüelin hangi ailenin evladı olarak doğabileceği önceden tahmin edilemez. Siz, çocuğunuzun ya da torununuzun transeksüel olup olmadığını bilemezsiniz. Istırap çekenlerin çoğunluğu, herkes gibi doğduğu cinsiyette yaşamayı ısrarla denerken mutsuz geçen onlarca yılını harcar. Öyleki bu kişiler sorgulandıklarında karşı cinsden olmayı ısrarla red bile edebilirler. Yıllar geçip olgunlaştıkça neyin yanlış olduğunu anlamaya başlarlar ve çok büyük bir cesaretle herşeyi kökten değiştirmeye girişebilirler. Çünkü hiç kimse zamanla transeksüel olmaz, siz kişisel olarak transeksüel olup olmadığınızı bilirsiniz. Eğer değilseniz bundan müteşekkir olursunuz.

    Tedavi edilmediği takdirde transeksüeller başa çıkamadıkları anksiyete ve depresyonlar neticesinde delirebilir hatta intihar edebilir, çünkü hiç kimse bir ömür boyu mevcut kimliğini bastıramaz. Ameliyat öncesi bu kişilerin %80 i kendini öldürmeyi cidden tasarlar, dener veya gerçekten intihar edebilirler. Ameliyat sonrası bu oran toplumdaki intihar oranları seviyesine düşer.

    Transeksüellik önemsenmeyecek bir durum değildir. Genellikle, ailesini, arkadaşlarını, işini, evini, tasarruflarını ve itibarını bu tedavi uğruna yitirebilir. Unutulmamalıdır ki,

    Hiç bir şey onların yaşamlarından daha pahalı değildir.

    Bu kayıplar, toplumun meseleye duyarsızlığının bir sonucudur. Transeksüel doğmuş olmak onların seçimi değildir. Bu onun kendi yarattığı bir sorun değildir.

    Eğer siz cinsiyetinizi ameliyatla değiştirirseniz, bir transeksüelin tedavi öncesi durumuna düşersiniz. Hiç kimse yanlış cinsiyette yaşamaya zorlanamaz, bir gün bile!.

    12 Ocak 2000
    geocities.com/Wellesley/3116/ne.html
     
    • Edis adlı kullanıcının avatarı

      Edis 19:51 on 12 Ağustos 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Bravo gercekten cok dogru seyler yazmissiniz son cumle beni cok etkiledi tebrikler

      Beğen

    • Gereksiz adlı kullanıcının avatarı

      Gereksiz 22:07 on 2 Eylül 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Panseksüel bir kızım.Sevgililerim arasında kızlar ve erkekler oldu.Ve bir transeksüelle şu an konuşuyorum.Sanırım gördüğüm en şeker insanlardan biri.Gerçekten zor bir durum olduğunu onu tanıdığımda çok iyi anladım.Genelde insanlar soruğunda biseksüelim derim.Türkiye’de lgbt olmanın zorluklarını çok ağır biçimde yaşadım ve sanırım yaşamak zorundayım.Bizler de insanız her birey gibi.Yaşamaya ve sevilmeye hakkımız var.Sonuçta bizden tiksinen homofobiklere bir zararımız dokunmuyor.Homofobik insanların sığ düşünceleri yüzünden insanlardan nefret eder oldum.

      Beğen

    • açelya adlı kullanıcının avatarı

      açelya 11:38 on 15 Ocak 2016 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      çok güzel bir açıklama olmuş sizi tebrik ediyorum toplumumuzda homofobik insanlar çok ne yazık ki bende bir lgbti üyesiyim benim de yaşadığım zorluklar oldu keşke bizim gibi insanlar kendilerini gizlemek zorunda kalmadıkları bir ortamda yaşıyor olsaydık

      Beğen

    • Rıdvan adlı kullanıcının avatarı

      Rıdvan 05:15 on 21 Nisan 2016 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Bilgilendirme için teşekkür ederim emeğinize yüreğinize saglık .
      Aslında bu tür konuları üst düzey yöneticileri tarafından ele alınmalı tv lerde abuk subuk yayınlar yerine böyle faydalı bilgiler üzerinde durulmalı ve halk bilinçlendirilmeli

      Beğen

    • Kemal adlı kullanıcının avatarı

      Kemal 22:59 on 9 Haziran 2016 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Birini tanıyorum giyinisi goruntusu resmen erkek gibi yasiyor gogusleri de yok bu kişi butch mudur transseksuel midir ? Kendisi arkadasim ama yanlış anlar diye konuyu acmiyorum

      Beğen

    • behcet adlı kullanıcının avatarı

      behcet 15:21 on 16 Ekim 2016 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Cidden bir erkek transexuelim 18 yasındayım istemediğim halde erkek gibi oluyorum aileme söyleyemiyorum ama çok mutsuzum intihar edebilirim bazen keske kız olsam neden erkek dogdum diyorum

      Beğen

    • Ceyhun Kaya adlı kullanıcının avatarı

      Ceyhun Kaya 23:59 on 3 Ocak 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Arkadaşlar tüm yorumları okudum. Şüphesiz bu konu İslam coğrafyasında yaşayanlar için çok sıkıntılı bir vaziyet. Oysa bir otomobil sıkıntılı çıktığında Fabrikasına dava açıyorsunuz vs. İnançlı olduğunu kabul eden zavallı despotlar madem Tanrı yarattı bu insanların günahı nedir (?) Diyemiyor bunu idrak edemiyor. Hiç kimse sahip olduğu cinsel olgusuna rezervasyonla sahip olmuyor. Bunun içindir ki bu durum da olan insanlar adına fevkalade içli ve anlamak temelinde duygudaşım diye bilirim. Eğer mensubu olduğunuz aile cahil ve lümpen ise hayatınız daha vahim bir evre de demektir. Bu ameliyatlar ortalama bir portföye sahip insanları da kapsasa aslında üstesinden gelinemeyecek bir açmaz da değil…

      Beğen

      • Bahadır E adlı kullanıcının avatarı

        Bahadır E 11:40 on 27 Nisan 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

        Problem olarak görülmesinin nedeni içinde bulunduğun toplumdur,insanları suçlayacağımız yerde tanrıyı suçluyoruz ,hatalı olduğunu düşünüyoruz,çünkü hatalı olduğumuzu düşünüyoruz,Yaptığınız alegori gerçekle örtüşmüyor,çünkü o daha yavan bir suçlama ,Hayat zor,dışlanmış bireyler olarak daha da zor,Bu zorlukları yaşayanlar yaşadıklarınla kalacaklar,önümüzdeki bir 50 yılda bu tartışmaları işiteceğimizi sanmıyorum.

        Beğen

    • Hediye adlı kullanıcının avatarı

      Hediye 11:52 on 21 Mayıs 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Çok güzel aciklamissinizz teşekkürler

      Beğen

    • mert adlı kullanıcının avatarı

      mert 18:00 on 11 Ocak 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      sorarlar neden durgunsun.ne yaşadın da yoruldun,çok genç daha yaşın.insan yaşayamadıklarından da yorulur demezsin.ya neden diye sorarlarsa.bakkala ayrı,komşuna ayrı,işverene ayrı rol yaparsın.ne hazin tiyatrodur dünya.bazen koşmadan da yorulursun.senelerdir tanıdığın bi arkadaşın sorar birgün’sen kimsin?’.anlatamazsın.pencerenin yere mesafesi hayat mücadelesinden kısadır belki.korkak değilsin kaçamazsın.kaldır kafanı.yalnız değilsin.

      Beğen

    • Bahadır adlı kullanıcının avatarı

      Bahadır 05:48 on 18 Mart 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Harika bi yazı. Aydınlandım.

      Beğen

    • Can adlı kullanıcının avatarı

      Can 10:02 on 4 Nisan 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Çok dogru açiklamişsiniz ama çok homoseksualler ve travistileride biliyorum kendini sanki ayni sindromli olarak gostericek

      Beğen

    • Rumuz adlı kullanıcının avatarı

      Rumuz 22:33 on 26 Haziran 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Ben bir transeksüel ile beraber oldum hamile kalır mı cok tedirginim

      Beğen

    • Hatice adlı kullanıcının avatarı

      Hatice 13:40 on 2 Eylül 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Bu zamana kadar hep kulaktan dolma şeyler duymuştum şu an 24 yaşında bunları okumuş ve neyin ne olduğunu yeni öğrenmiş olmaktan utanıyorum ne kadar geç kalmışım fark etmekte.. umarım bunlar daha çok konuşulur ve farkındalığımız artar

      Beğen

    • seyfi adlı kullanıcının avatarı

      seyfi 10:24 on 14 Mart 2019 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      yazıda “Transeksüel doğmuş kişilerde yapılan otopsilerde beynin cinsiyetinin, doğduğundaki cinsiyeti ile aynı olmadığı görülmüştür. (Beynin bir bölümü erkeklerde ve dişilerde farklıdır.)” denilmiş.

      1.Burada söylenmek istenen beynin hayat içerisinde değiştiği midir? Beyin hayat içinde değişebiliyorsa herkes çok rahat bir şekilde kadın ya da erkek olarak beynini evirebilir ve bu şekilde yaşar. doğru mu? cevap bence de yanlış olacak..
      2.peki eğer söylenmek istenen bu değilse nedir?
      3.sorum ise “beynin bir bölümü erkeklerde ve kadınlarda farklıdır” denilmiştir. kendini trans olarak nitelendiren bireyin beyin filmi çekilse ve incelense hangi cinsiyetin beyin yapısı görünecek. örneğin erkek olarak doğmuş ancak kadın hissediyor. bu kişinin beyninin yapısı erkek beyni gibi mi kadın beyni gibi midir?

      Bilgisi olan arkadaşlar aydınlatabilirse sevinirim.

      Beğen

    • Özğür düşünce adlı kullanıcının avatarı

      Özğür düşünce 15:04 on 3 Temmuz 2019 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yaşadığım ülke Avustralya,da eşcinsel evliliği yasal olarak aynı haklardan yararlanıyorlar. Bu eşcinsel evliliği onaylamayıda Avustralya halkına referandum İle soruldu.
      o/o 60 oranda çoğunlukla eşcinsel evliliğe evet denildi. Transeksüel biyolojik görüntülerine karşın beyin cinsiyetleri farklı olması ve bir çok tedavi görerek hormon tedavisi ve cinsiyet deyiştirmeleri sık karşılaşılan bir durumdur.Bence insanlar nasıl
      mutlu oluyorsa öyle yaşamalıdır. Kadın ruhu taşıyan kadını düşünen ve kadın gibi hareket eden killerim erkek gibi yaşanmaları beklenemez.

      Beğen

    • Merve adlı kullanıcının avatarı

      Merve 09:50 on 31 Temmuz 2019 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      panseksüel transeksüellere karşı bir fobim zaten yoktu. Ama maalesef hala lezbiyen biseksüel vs gibi farklı yönelimler hala benim için biraz şok edici. Yanlış anlaşılmasın asla onlara karşı farklı bir tutumum olmadı sadece Homofobiklere sana ne diyebilsem de kendi içimde halledemedim maalesef.

      Beğen

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 22:22 on 8 May 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Aileyi Aile Yapan Aşktır! 

    2016’da gösterime girmesi planlanan Enchanted – Love makes a family adlı lezbiyen temalı filmden Michaela Kis ile konuştuk.

    Evli ve iki çocuklu bir anne bir başka kadınla aşk yaşasa ne olur?

    Oluşacak sorunlarla nasıl başa çıkar, kocanıza ve çocuklarınıza bu durumu nasıl anlatırsınız?

    Uschi Aşağı Avusturya’da ufak bir köyde yaşamakta,  hayatı nerdeyse mükemmele yakın; bir koca ve iki çocuğa sahiptir.

    Ama mutlu mudur?

    Bunun cevabını kendisi bile veremez.

    Daha fazlasını da kendisine soramaz ta ki 2006’da Uchi 32 yaşındayken Daniela ile tanışır ve daha önceki hayatından daha mutlu olduğunu anlar.

    Filmin 2016’da ingilizce altyazılı olarak birçok ülkede gösterime girmesi planlansa da maddi sıkıntılardan dolayı filmin gecikme ihtimali de bulunuyor.

    Enchanted – Love makes a family için kaynak sorunu yaşanmasından dolayı İndigogo üzerinden bir yardım kampanası düzenlenmiş.

    Kampanyaya destek olmak ve detaylı bilgi için yardım kampanyasının düzenlendiği  İndigogo sayfası ziyaret edilebilir.

    Daha detaylı bilgi için Enchanted – Love makes a family Enchanted – Love makes a family Facebook sayfasına da bakabilirsiniz.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 21:28 on 29 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Eşcinsel Alışverişin Yeni Adresi 

    Dünyanın her yerinde LGBTİ bireylerine yönelik mağazalar varken ve o mağazalarda kendi kimlikleri ile özgürce, rahatça alışveriş yapabiliyorken, ülkemizde neden yok, niçin olmasın düşüncesi ile yola çıkan Limbo Consept kendi tasarladığı ve ithal ettiği gökkuşağı ürünlerini LGBTİ bireylere sunuyor.

    Türkiye’nin ilk ve tek LGBTİ mağazası olma özelliğini taşıyan Limbo Consept ürünleri’nin olmazsa olmazı, tasarım, üretim ve sunum aşamasının tamamında LGBTİ bireyler ve dostlarının yer alıyor olması. Tasarım, üretim ve sunum aşamalarında LGBTİ bireyleri ile dayanışma içerisinde olan mağaza Bu dayanışma sayesinde LGBTİ bireyleri kendi bakışlarını, emeklerini ve estetik anlayışlarını ürünlere yansıtmasını sağlıyor.

    KIRMIZI ETİKET PROJESİ

    Diğer bir öncelikleri, LGBTİ, HIV/AIDS ve İnsan Hakları alanlarında çalışan kurumlara destek olmak, tutuklu LGBTİ bireyleri ile dayanışmak ve yardımda bulunmak. Keza; LGBTİ mahkûmların ceza evlerinde yaptıkları ürünleri onlar adına, ticari bir gelir beklemeden sunuyor.

    Açıldıkları  ilk günden itibaren başladıkları Kırmızı Etiket uygulaması, satılan bütün gökkuşağı ürünlerinden ve tekstilde zaman zaman değiştirdikleri Kırmızı Etiket’li ürünlerin bir kısmını HIV/AIDS alanında çalışan dernek ve kuruluşlara aktarıyorlar.

    MAHKUM TRANS BİREYLER İLE DAYANIŞMA PROJESİ

    27 Ağustos 2014 tarihinden itibaren, mahkum trans bireylerin el emeği ile yaptığı boncuk işi anahtarlık ve süs eşyalarını onlar adına satışa sunuyorlar.

    Bafra Cezaevi’nde mektup yoluyla iletişime  başladıkları trans bireyler ile gönderildikleri Eskişehir Cezaevi’nde de iletişimleri devam etmekte ve ürünleri halen mağazada satılmakta, bu projeyle birlikte mahkum trans bireyler için kıyafet yardımı kampanyaları Hapiste LGBTİ ismiyle başlamış ve halen devam ediyor.

    BÜYÜK NUMARA TOPUKLU AYAKKABI

    Büyük ölçüde trans bireyler için özel ürettikleri büyük numara (41-42-43-44) topuklu ayakkabıları minumum maliyetlerde, trans bireylerin ilk once gündelik yaşamda da giyebilecekleri ayakkabı modelleriyle satışa sunulmuş.

    LGBTİ BİREYLERİN ÜRÜN SATIŞI

    Tüm LGBTİ bireyler ve LGBTİ dostu bireyler için geçerli olan bu projeleri açıldıkları günden beri duyurusunu yaptıkları önemli bir proje. Kendilerine ait tasarım ürünleri konsinye olarak alıyor ve satışa sunuyorlar.Böylelikle özgürce yaptıkları tasarımlardan maddi gelir sağlama olanağı ile katkı sağlamış ve belkide kendilerine iş kurabilmeleri adına bir destek vermiş oluyorlar. Bu güne kadar kendilerine ulaşan 7  LGBTİ birey bu şekilde ürünlerini satışa sunmuş ve gelir elde etmiş.

    DESTEK PROJELERİ

    Destek projeleri olarak değerlendirdikleri diğer bir konu da çeşitli ürünlerin yine herhangi bir gelir elde etmeden satışa sunulmasını kapsıyor.

    Bunlar;

    • BENİM ÇOCUĞUM” DVD satışı
    • BANA Bİ’ŞEY OLMAZ! HIV POZİTİF ÖYKÜLER” Kitap satışı

    Limbo Consept
    Tel: 0212 243 45 99
    Adres: Aznavur Pasajı Alt kat No:11 Beyoğlu / İstanbul
    Web: http://limboconsept.com

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 15:09 on 25 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    İçimizdeki Çocukça Hayaller 

    Hayat insanlara bir yaşama amacı verir.

    Bizim dayanabileceğimiz ve kaldırabilaceğimiz amaçlar bazı insanlar sorun der ama bunu öyle görmemek lazım çünkü bu amaçlar yada sorunlar bizi küçüklükten yaşama ve olgunluğa hazırlar bana öyle geliyor.

    Ben hayatta yaşadığım sorunlar, amaçlar sayesinde kalabildim veya tutunabildim demeliyim çünkü bu amaçlar beni hırslandırdı ve büyüdükçe onları aslında anlamsız ve küçük görmeye diğerleriyle ilgilenmemeye başladım diyorum ya olgunlaşıyorsunuz.

    Bunları sizle paylaşmak istedim ve gelelim asıl konumuza.

    Benim insanları en çok görmek istediğim ve düşünmelerini istediğim durum sevgililik “`neden peki “ dediğinizi duyar gibiyim.

    Bakın yaşama diğer insanlara  nasıl hayat sürdürüyorlar ne kadar sorunları olsada onları beraber rahat bir şekilde aşabildikleri insanlar var yanlarında sizde onlar gibi olmak istemez misiniz.

    Hepimiz böyle değiliz tabi kide bazılarımızı şartlar bazılarımız ise istediğinden bu durumda ama bu demek değil ki her kes karışabilir ve sorgulayabilir.

    Bu kimseye düşmez.Size  yaşanmış bir hikayeyi anlatayım.

    Bir zaman küçük bir kasabada yaşayan bir çocuk ailesini,arkadaşlarını kaybetmemek ve insanların dalga geçmesinden korktuğu için kendini saklamaya sağlıklı olmayan bir duruma girmiş.

    Kahramanımız bir kız.

    Okulda çok sevdiği ve aşık olduğu bir kız arkadaşına her şeyi beraber yaptıkları, her zorluğu beraber aştıkları bir zamanda ona açılmış ama biraz kokmuş neden mi her kese söylemesinden,rezil olmak dan.

    Ama şunu bilmiyormuş çevresindeki onu seven arkadaşlarının onu böyle kabul edibileceğini ve sevdiği kız arkadaşının da onu sevdiğini.

    Evet yine her zorluğu beraber atlatacaklar ama daha farklı ve kolay olacak.

    AŞK CESARET İSTER 🙂

    AHMET ÖZTÜRK

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 08:54 on 22 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    LDP Genel Başkanı Cem Toker İle Söyleşi 

    Liberal Demokrat Parti, sivil özgürlükleri ve serbest piyasayı destekleyen klasik liberal görüşteki ulusal siyasi partidir. Parti, Liberal Parti adıyla Besim Tibuk başkanlığında 26 Haziran 1994 tarihinde kuruldu.

    Partinin kurucusu Besim Tibuk, 25 Kasım 2002’de istifa etmiş, istifasından sonra yerine Emin Şirin seçilmiş ancak parti ile olan görüş ayrılıkları sebebiyle kısa zamanda ayrılmıştır. Günümüze dek genel başkanlık görevini 20 Haziran 2005 tarihinden beri Cem Toker yürütmektedir.

    LDP Genel Başkanı Cem Toker İle LGBTİ üzerine kısa bir söyleşi yaptık.

    İşte o söyleşi..

    -Liberal ve Demokrat olmak tam olarak nedir?
    Liberalizm bir özgürlük felsefesidir. Herkesin kendi tercih ettiği yaşam tarzını yaşamasına olanak tanıyan, bireysel hak ve özgürlükleri tavizsiz savunan ve bu özgürlükleri evrensel hukuk ilkeleri ile savunan bir sistemdir. Demokratlık ise, sayisi ne olursa olsun, bizden farklı düşünen, en farklı yasam tarzını benimsemiş bireylerin haklarına saygı gerektiren bir olgudur.


    -LGBTİ hakları konusunda ne düşünüyorsunuz?
    Farklı cinsel yönelimlere sahip kişilerin hakları bizim açımızdan tartışma konusu dahi olamaz. Kimliği ne olursa olsun, tüm temel haklar kişilere siyasetçiler tarafından verilecek veya ellerinden alinacak bir lütuf değildir. LGBTİ için ihlal edilen en temel hak ve özgürlüklerin ifade, örgütlenme ve bilgiyi yayma özgürlükleri olduğunu düşünüyorum. Bu ihlali de kabul edilmez buluyorum.


    -Partinizde neden LGBTİ aday ve il başkanı yok?
    Biz partide kimseye cinsel yönelimini, etnik kimligini, mezhepsel veya dini inancını sorarak görev vermiyoruz. Belki vardır da gönüllü olarak bildirmek istememiştir.

    -Parti olarak meclise girmeniz durumunda LGBTİ Hakları konusunda ne tür çalışmalar yürütmeyi  düşünüyorsunuz?
    Sorunları neyse dinleyerek çare bulmaya çalışırız. Anayasa daki, toplum düzeni, toplumsal gelenek görenekler, genel ahlak gibi kısıtlayıcı, muğlak, kişiden kişiye değişen bu kavramların kaldırılması için mücadele vereceğimiz kesindir.


    -LGBTİ derneklerinin siyasi partilere destek vermeleri sizce doğru bir davranış mı?
    Siyasi partiler her kesimin temsilcisi olmak, hakkını savunmak zorundadırlar. Sivil toplum örgütlerinin de kendilerine en yakin duran partiyi desteklemeleri demokratik bir duruştur. Gereklidir.


    -Kürt sorunu ile LGBTİ hareketi arasında bir benzerlik var mı? yoksa LGBTİ dernekleri ve HDP mi bunu karıştırıyor?
    Kürtlerin de bu ülkede diğer etnik ve sivil toplum grupları kadar hak ve özgürlük sorunları vardır. Temel hak ve özgürlüklerin korunmasini ve hukuk devletini ilke edinmiş, tutarlı olarak savunan her hangi bir siyasi parti de LGBTİ haklarını başarıyla ve samimiyetle savunabilir. Konu bir partinin tekeline birakilmayacak kadar insanidir..


    -HDP’nin LGBTİ dernekleri içerisinde lobileşmesi birçok LGBTİ bireyi rahatsız ediyor. Sizce bir partinin bu şekilde lobileşmesi doğru mu?
    Yukarıda belirttiğim gibi, hangi kurumun hangi siyasi partiye kendisini daha yakin hissettiğine, o kurumun üyeleri karar verir. Uyelerin kendilerini farklı partilere yakin hissetmeleri de normaldir. Bir, yönetim tarafından alınmış kurumsal duruş vardır, bir de üyelerin bireysel duruşu vardır. Yönetimler de buna saygı duymali, hoşgörü ile karsilamalidirlar.


    -Mevcut siyasi şartlar ve coğrafya gözönüne alındığında Türkiye’de eşcinsellere gelecekte evlilik hakkı tanınır mı?
    Liberal Demokrat Parti yetişkin bireylerin yaşamlarını kimle birlestireceklerine karışmaz. Devletin de karışmasını kabul etmez. Ancak toplum son 10 senedir, aşırı muhafazakarlastığından bunun diğer partilerce kolay kolay uygulamaya konacagini sanmıyorum.

    Teşekkür ederiz.

     

    Türkiye LGBTİ Birliği
    http://lgbti.family.blog

     
    • bilal bilbay adlı kullanıcının avatarı

      bilal bilbay 07:55 on 8 Eylül 2016 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Özgürlükleri öncelikli olarak herkes için değil de azınlık grup içğn savunmak bana göre riyakarlıktır.
      Burda mesele eşcinsel veya 3’lü evlenmek isteyenlerin vergisiyle evlendirme dairesini finanse edip sadece 2’li heterolara izin vermektir.
      Siz insanlar bizi kabullensin diye çakışıyorsunuz.Bu yanlış.
      Sizin yapmanız gereken benim finanse ettiğim kurumda istediğim evliliği yaparı. demektir.Toplumcu değil,bireyyci bakın meseleye

      Beğen

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 21:31 on 13 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Beden, başlı başına politiktir 

    “Bedenlerimizi ayırma…” sloganıyla cinsel kimlik çıkmazını ve cinsiyet ayrımcılığını ele alan kısa stop-motion filmin sahibiyle söyleşi yaptık.

    Öncelikle, Ömer Kaçar kimdir? Sizi tanıyabilir miyiz?
    Kocaeli Üniversitesi’nde Dramatik Yazarlık ve Radyo, Televizyon ve Sinema (Çift Anadal)  bölümlerinde öğrenim görüyorum. Yazınsal, görsel işlerle uğraşıyorum. Pop kültürü, toplumsal cinsiyet, yeni medya alanları ilgimi çekiyor; bunlar hakkında araştırmalar  yapıyorum. Bir tür disiplinlerarası arayış…

    LGBTİ birey misiniz?
    Hayır, değilim. LGBTİ bireylerin kimlik politikalarını savunuyorum. Queer kuramını da benimsediğimi söyleyebilirim. Bu ikisi karıştırılmamalı. Epey derin, hassas konular. Bana göre, cinsel pratiklerle ilgili her tür etiket yıkılmalı. Şu cinsiyet denen şey, tam bir baş belası. Kimlikler, özünde marjinal değil. “Kadın yalnızca erkeğe, erkek de yalnızca kadına karşı arzu besler” anlayışıyla savaşmak gerek. Yıkıcı bir anlayış… Cinsel kimliklerin sayısı iki değil. Çok daha fazla. Hatta sınırsız! Şu ya da bu cinsiyete sahip olmayanlar için “haa, öyle miymiş?” veya “hmm, şu muymuş?” diyenler var. Neyse, bunları zaten biliyoruz, bunun için savaşıyoruz ya…

    Kamu spotu tadında “Bedenlerimizi ayırma…” adlı marjinalleştirilen cinsel kimlikler/cinsiyet ayrımcılığı bağlamında lezbiyen temalı kısa bir stop-motion film çektiniz. Stop-motion film nedir?
    Stop-motion bir tür tekniktir. Nedense ben bu tekniği “tür” olarak görmüyorum. Tür, kavramsal problemdir. Film de, video da hareketli görüntü. Yani saniyede 24-25 kare fotoğraf. Artık daha da fazlalaştı bu sayı. Stop-motion, durağan objeleri hareket ettirip, genelde saniyede 24 kareden daha az sayıda (ortalama 15) fotoğraflayarak birbiri ardına dizme işi.

    Ne kadar süredir stop-motion film çekimi yapıyorsunuz?
    Bu minik iş, benim ilk stop-motion denemem oldu. Kendi başıma baya eğlendim. Daha önce de üç kısa film yazıp yönettim, video-art denemem de oldu.

    Stop-motion film çekimi için ne tür donanım ve yazılıma ihtiyacı duyulur?
    Basit bir fotoğraf makinesi, tripod, kurgu programı, oyuncak/kil ve azıcık sabır yeterlidir.Tabii senaryo olmazsa olmaz.

    Çekimleriniz ne kadar sürdü?
    İki dolu günümü aldı. 1000 tane kadar fotoğraf. Aslında daha fazla çekmem gerekiyordu ama bu kadarı da hikâyeyi aktarmaya yetti.

    Neden lezbiyen temalı bir film yapma gereksinimi duydunuz?
    Aslında bu film, almakta olduğum “Medyada Toplumsal Cinsiyet” dersinin kamu spotu projesiydi. Elbette yalnızca proje olsun diye yapmadım. Cinsiyet meselesi uzun zamandır aklımı meşgul ediyordu. Hâlâ ediyor. Belki bu deneyim sayesinde benim de aklımdaki bazı parçalar birleşmiştir. Biliyoruz ki oyuncak bebekler, sandığımız kadar masum değiller; onlar,çocuklarda cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesine neden oluyor. Kanlı canlı oyuncu yerine ruhsuz oyuncakları seçmemdeki alt metnim buydu. O cadalozlar ruh kazanmış oldu. Obje olarak kadın figürlü oyuncaklar kullansam da aslında onlar genel anlamda cinsiyeti temsil ediyorlar. Ayrıca erkek figürleri bulmak çok zor. Onu da anlamış değilim. Bulamadım diye bu figürleri seçtiğimi artık itiraf edeyim! (Gülüşmeler.) Belki gay bireyleri de ele alabilirdim.Veya interseks. Ne de olsa “beden” başlı başına politiktir.

    Çekimi kaç kişi gerçekleştirdi?
    Ben ve minik oyuncaklarım… Obje hareketlerinde arkadaşımın da yardımı dokundu.

    Filmde tam olarak vermek istediğiniz mesaj nedir?
    Baskıcı topluma ve iktidara karşı inatla, aşkla, özgürce birleşmek… “Bedenlerimizi ayırma…” sloganında ironi var. Finalde ayrılan bedenler, hem düşünsel “ayırma”ya, hem de salt eylem olarak “ayırma”ya yaslanıyor. Spoiler mı verdim yoksa? Ben ufaktan kaçıyorum.

    Türkiye LGBTİ Birliği
    lgbti.family.blog

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 23:29 on 12 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    “O Gay; ben de” ile Söyleşi 

    Türkiye’nin en popüler LGBTİ blogger’larından “O gay; ben de” ile çok özel bir söyleşi yaptık.

    Bu muhteşem bloğun sahibi okuyucularımız için biraz kendinden bahsedebilir mi acaba?   O gay; ben de kimdir?
    Erkeklerden hoşlanan bir erkeğim, ne hastayım ne sapık ne de dinsiz. Bence Aşk diye bir şey var. Koç burcuyum ve burcumun çoğu özelliklerini taşıdığıma inanıyorum 🙂

    En popüler LGBTİ blog yazarlarından birisiniz. Blogunuzun adı neden O gay ben de?
    Teşekkür ederim, siz öyle görüyorsanız :)) Blogumun adına gelecek olursam amacım farkındalık yaratmak idi. Kafalarda bazı “gay” kalıpları var değil mi? Evet, bu kalıplara uygun gay bireylerde var okey ama bunu tek tipleştirmek herkesi aynı kalıba sokmak neden? İşte bu noktada ben ve benim gibiler de diyor ki; bakın o gay tamam ama ben de gayim, bakın bakalım sizin kalıplarınıza uyuyor muyum? Aslında olay tek tipleştirmeye karşı çıkmak, farklılıkları göstermek ya da tam tersi kişi birşeyler içerken serçe parmağını kaldırıyorsa bu gay’dir diyemez ya da bir gay su içerken serçe parmağını kaldırmak zorunda değil gibi gibi. Çorba mı oldu ne 😀

    Blog yazmaya sizi iten neden nedir?
    Çoğu eşcinsel arkadaşım gibi bende eşcinsel yönelimimi fark ettiğim zaman “neden ben” soruları sordum kendime, sanki bir tek ben varmışsım gibi. İnternet sayesinde ise yalnız olmadığımı fark ettim. Vaktimin çoğunu internet ortamı alıyordu çünkü benim gibi! düşünen kişilerle bir şekilde iletişime geçmek hoşuma gidiyordu kendimi daha özgür hissediyordum. Böyle bir ortamda forum alemi ile tanıştım e-disco’da yıllarca paylaşımlarda bulundum. LGBTİ temalı filmlerin tanıtıldığı ciwciw isimli forumda yıllarca moderatörlük yaptım falan. Takdir edersin ki artık forum olayları eskisi gibi revaçta değil, zamanla popüleritesini kaybedince yazmak için yeni mecralar aramaya başladım, benim gibi eşcinsel arkadaşlara ulaşabileceğim türden ortamlar ama manjam kafasında değil 😀 ve blog olayı o an için kurtarıcım olmuş oldu.

    Türkiye’de LGBTİ hakları ve LGBTİ hareketinin geleceği hakkında düşünceniz?
    Bence gerek Dünya’da gerekse Ülkemizde LGBTİ bireyler özellikle de internet ve sosyal medya sayesinde daha çok görünür oldu. Hani diyorlar ya internet eşcinselliğe özendiriyor! diye ortalıkta daha çok eşcinsel dolaşır oldu falan diye, o iş öyle değil; olay tamamen görünür olan eşcinsel bireylerin artmasından kaynaklanan bir artış, halbuki tarihin her zamanında vardık 🙂 Bu vesile ile gelişmeleri olumlu buluyorum ve daha da iyiye gideceği yönünde olumlu düşüncelerim var, lakin gerek ülkemiz gerekse ortadoğu ekseninde “LGBTİ” bireylerin diğer Avrupa, Abd ve kısmen Asya ülkelerine göre yollarının fazla da kolay olduğunu söyleyemem. Ülkemiz için “Ne sen sor ne ben söyleyeyim” ve “yokmuş” gibi varsaymak en kolaya kaçılan yol.

    Blog yazmayı düşünen LGBTİ’lere tavsiyeleriniz?
    Öncelikle blogu ne için yazacaklar ona karar vermeleri lazım. Moda mı, Siyaset mi, günlük sıkıntılarını paylaştığı, yaşadıklarını yazdığı, sevgilisine adadığı, ayrılık acısı çektiği gibi gibi konuları altında birleştirebileceğimiz günlük tarzı bir şey mi yoksa ortam olsun diye mi J Veya benim yaptığım tarzda genelde eşcinsel bireyleri ilgilendiren konularda yazmak mı? Bir ara blog olayı fazlaca revaçta idi blog ortamına girebilmek için bile bir iki bir şey yazan olmuştu J Tavsiyem ise bloglarını güncel tutmaları takip ettikleri blogları vakit buldukça okumaları ve yorumları ile katkıda bulunmaları zira blogun okunduğunu bilmek blog yazarını daha da motive ediyor ve güncel tutma isteği uyandırıyor.

    Başınızdan geçmiş en tatsız homofobik olayı anlatabilir misiniz?
    Şahsen böyle bir olay yaşamadım veya şahit olmadım.

    Başınızdan geçmiş ve asla unutamayacağım dediğiniz güzel olay?
    İlkez bir eşcinsel ile mailleşmem, ilkkez bir eşcinsel ile buluşmam, katıldığım ilk onur yürüyüşü, blogger toplantıları

    Aileniz LGBTİ birey olduğunuzu biliyor mu?
    Hayır bilmiyor, bilmelerine de gerek yok. Burada şöyle bir uyarıda bulunayım 3. bir kişinin sizin aileniz ile aranızdakileri bilmesi gerekmez. Size “ailen eşcinsel olduğunu biliyor mu” diye sorulduğu zaman, karşınızdakini iyi tanımadan “hayır bilmiyor, bilselerdi başıma neler neler gelirdi” gibi cevap vermeyin. Kendi kendinizi karşınızda iyi tanımadığınız birisine şantaj malzemesi olarak teslim etmeye gerek yok. Kişinin bu bilgiyi ne şekilde kullanacağını asla tahmin edemezsiniz. En olmadık “Biliyorlar ve mutluyuz” diyerek geçiştirin.

    Bu güzel söyleşi için O Gay; ben de‘ye teşekkür ederiz.

    Takip etmek isteyenler için..

    O Gay; ben de Tumblr: http://ogaybende.tumblr.com/

    O Gay; ben de Twitter: http://twitter.com/ogaybende

     

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 22:59 on 12 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , ,   

    Ahura Lgbti Dernek için ofis arama çalışmalarına başladı 

    Kısa bir zaman önce dernekleşme kararı alan Ahura Lgbti tüzük hazırlama çalışmalarına başlamıştı.Gelinen son noktada tüzüğünü bitiren Ahura Lgbti dernek için uygun ofis arama çalışmalarına başladı.
    Azınlık lgbti bireylerinin sesi olan oluşum dernekleşme kararı ile lgbti mücadelesine yeni bir ivme kazandırırken aynı zamanda da sokak aktivizmi ve eylemliliği ile 3 aylık kısa bir sürede büyük ses getirdi.
    2 aktivistini vekil aday adayı gösteren oluşum Anadolu Partisinden aktivisti Deva ÖZNEN‘i aday listesine sokarak Lgbti mücadelesini meclise taşımakta kararlı olduğunu gösterdi.
    Lgbti camiasından olumlu ve olumsuz eleştiriler alan oluşum kısa sürede büyük işler yaparak lgbti haklarının daha çok gündeme gelmesi gerektiğini bir kez daha göstermiş oldu.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 21:31 on 8 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Deva Özenen   

    Deva Özenen: LGBTİ’lere Deva Olmak İçin Aday Oldum 

    Anadolu Partisinden İzmir 2.bölge 5.sıra vekil adayı olan Ahura LGBTİ Trans Kadın aktivisti Deva Özenen LGBTİ’lere deva olmak için aday olduğunu söyledi.

    Özenen şöyle konuştu :

    ” Partime LGBTİ‘lere olan desteğini göstermiş olduğu için müteşekkirim.Ben ötekinin de ötekisiyim.Hem trans olduğum için hem de Hristiyan olduğum için ötekiyim.Anadolu Partisi beni aday göstererek pragmatist ve oy avcısı olmadığını gösterdi.Parti olarak tüm azınlıkların sesi olduğumuzu gösterdik.

    Bugüne kadar Atatürkçülüğün elitist olduğuna dair bilinçli bir kara propaganda yapıldı ancak bir parti olarak Atatürkçülüğün elitislik olmadığını gösterdik.Atatürkçülüğün zamanına uygun formuyla ezilmişlerin sesi olduğu fikriyle yola çıktık.Atatürk ilke ve inkılapları ışığında kimsenin kendini ezilmiş ve azınlık  olarak görmeyeceği , cinsel kimliği ne olursa olsun barış ve huzur içinde korkusuzca ve özgürce ifade edebildiği bir Türkiye için partimle birlikte mücadele edeceğim ”.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 20:34 on 7 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    Eşcinseller neden kızların en iyi dostlarıdır? 

    1-Bir eşcinsel sana yalnız sen olduğun için çiçek gönderir.

    2-Bir düzcinsel önemli hatalarını örtmek için çiçek gönderir: Doğum gününü kaçırdım: Karışık buket / Randevumuzu unuttum: 1 düzine gül / Yeni saç stilini farketmedim: Orkide

    3-Bir eşcinselin bir kadınla tanıştığı zamanki göz hareketi şöyledir: Önce saçına, sonra küpelerine, sonra ayakkabılarına, daha sonra da makyajına bakar.

    4-Bir düzcinselin bir kadınla tanıştığı zamanki göz hareketi ise şöyledir: Önce sağ göğsüne, sonra sol göğsüne, daha sonra da ikisine birden bir göz atar.

    5-Bir eşcinsel sana verdiği değeri göstermek için sana sarılır.

    6-Bir düzcinsel ise sütyeninin önden mi yoksa arkadan mi açıldığını kontrol etmek için sarılır.

    7-Eşcinseller güzel görünmen için harcayacağın zamanı seve seve seninle geçirirler.

    8-Düzcinseller ise harcadığın zaman hakkında verip veriştirirler.

    9-Eşcinseller bir partnerde olmasını arzuladığın ozelliklerin kendilerinkine benzediğini görünce şaşırmazlar. (Şöyle birini istiyorum: Seksi, romantik, esprili, dürüst, temiz, başarılı, düşünceli, cömert, zeki)

    10-Bir düzcinselin listesi: (Christie Brinkley’i istiyorum.)

    11-Eşcinseller sıcak ve duyguludurlar.

    12-Düzcinsellerin genellikle uzaktan kumanda aletleriyle derin bir ilişkileri vardır.

    13-Bir filmin acıklı bir bölümünde seninle ağlaması için bir eşcinsele güvenebilirsin.

    14-Bir düzcinsele de 3 sıra önünüzdeki kadının saçına patlamış mısır isabet ettirmesi için güvenebilirsin.

    15-Eşcinseller senin romantik bir haftasonunun her zaman ayışığında bir yürüyüş içermesi gerektiği fikrini paylaşırlar.

    16-Bir düzcinselin romantik bir haftasonu fikrinin içinde en az bir tane stadyum olayı mevcuttur.

    17-Bir eşcinsele gösteri dediğinde hemen New York veya Londra’ya bir haftasonu gezisi düşünür.

    18-Bir düzcinsele gösteri dediğinde hemen “Zor Ölüm”ü 8 defa izlediği sinema salonunun ismi gelir.

    19-Eşcinseller Van Gogh ve Van Cliburn’u severler.

    20-Düzcinseller ise Van Halen ve Van Damme’ı tercih ederler.

    21-Bir eşcinsel depresyonunu atlatmak için izleyeceği klasik bir siyah beyaz filme katılmanı ister.

    22-Bir düzcinsel ise vurdulu kırdılı film koleksiyonunu izlemek için onu yalnız bırakmanı ister.

    23-Eşcinseller kaliteli giysilerini ya elde yıkarlar ya da kuru temizlemeye gönderirler.

    24-Düzcinseller ise yıkanacak çamaşırlarını genellikle iki kategoriye ayırırlar: (1) Birinci parti, (2) Birinci partiye sığmayan herşey.

    25-Eşcinseller en derin sırlarını seninle paylaşacaklardır.

    26-Düzcinseller yakınlık hislerini sana balık ayıklarken yaptıkları yarayı göstererek anlatacaklardır.

    27-Eşcinseller kestane rengi, taba, kumtaşı ve kakao rengi arasındaki bariz farkı bilirler.

    28-Düzcinseller ise ayni renkleri şöyle tanımlayacaklardır: Kahverengi, kahverengi, kahverengi ve kahverengi.

    29-Eşcinseller genellikle sivil hakları için yapılan bir gösteride yeralmışlardır.

    30-Düzcinseller ise büyük ihtimalle bir yemek savaşı başlatmıslardır.

    31-Eşcinseller taklit bir Louis Vuitton çantasını bir mil öteden farkedebilirler.

    32-Düzcinseller de taklit bir Air Jordan ayakkabısını iki basketbol kortu öteden farkedebilirler.

    33-Bir eşcinsel sana ağlayacak bir omuz ve ihtiyacın olduğu zaman yardım için her zaman hazırdır.

    34-Bir düzcinsel ise sana birkaç basket atışı yapmanı tavsiye edecektir. Eh, onların işine yarıyor.

    2009-Eshcinsel

    *Düzcinsel: Heteroseksüel

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 19:43 on 7 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ,   

    Eşcinsel Yaşam Rehberi 

    1-Erkeklere olan aşkını sanata çevir. Michelangelo’nun “David”inin nereden geldiğini sanıyorsun?
    2-Eğer insanlar senden sadece top olduğun için hoşlanmıyorlarsa, bu onların problemi. Senin problemin yapmalarına izin verme.
    3-Bir AIDS aktivistini yemeğe çıkar.
    4-İyi bir amca/dayı ol. Her çocuğun örnek bir top modeline ihtiyacı var.
    5-İç çamaşırını asla ütüleme. Titizliğin de bir sınırı var.
    6-Doğru kadını bulamadığın için top olduğunu varsayan insanlara dikkat et.
    7-Özellikle de doğru kadın olabileceğini düşünenlere.
    8-Eğer biri senin hetero olduğunu varsayarsa, aksini belirtmek zorunda değilsin. Bu senin seçimin.
    9-Aşırı kadınsı görünen, gösterişli topları veya travestileri eleştirmeden önce onlarsız bugün nerede olacağımızı düşün.
    10-Top bir erkek olmak demek karşı cinsi yoksaymak demek değil, hayatına kadınların girmesine izin ver.
    11-Kendine ve topluğuna gülebilmenin sağlıklı bir şey olduğunu bil. Mizah iyileştirir.
    12-Hayalini kurduğun bir ilişkiye sahip örnek insanlar bul ve onları örnek al kendine; anne-baba, dostlar, medyatik kişiler vb.
    13-Şu homofobik eşitlemedir: Eşcinsel = hasta, yalnız, mutsuz. Matematiğe meydan oku.
    14-Cüzdanında her zaman kartını taşı. Bay Doğru’yla ne zaman karşılaşacağın hiç belli olmaz.
    15-Bay Doğru diye birinin varolmadığını bil. Bay Doğru’yu bekleyen toplar genellikle yalnız kalırlar.
    16-Hükümetin AIDS’le savaş için yeterince çaba sarfetmediğini düşünüyorsan, kendinin sarfettiğine emin ol.
    17-Heteroseksüelliğin bize karşı silah olarak kullanılmasıyla büyüdük. Büyüklük sende kalsın. Cinselliğini heterolara karşı kullanma.
    18-Heterolar aşkımızı halk içinde göstermemizden rahatsız olurlar genellikle. Kendi güvensizlikleri yüzünden sen davranışlarını sansürleme. Ama yine de saygılı ol.
    19-Bir adama “Seni Seviyorum” dediğinde koşu ayakkabılarını giyiyorsa, aşkını haketmeyecek biri olabileceğini düşün.
    20-Bir randevuda kimin ne ödediğini mesele etme. Eğer o ikiniz için ödemek isterse, teşekkür et. Ama bunun için tabağını yalaman gerektiğini sanma. Eğer sen ikiniz için ödersen, karşılığında bir şey bekleme.
    21-Hoşlandığın birine sarıldığında, önce onun bırakmasını bekle. Eğer bırakmazsa, güzel bir şeylerin başlangıcı olabilir.
    22-Çoğu insan için (top ya da hetero) seks özel bir aktivitedir. İnsanları cinselliğine yönelt, cinsel aktivitene değil.
    23-Güvende hissettiğinde, halk içinde el ele tutuş veya öpüş. Cinsel aktiviteni değil de aşkını dürüst bir şekilde belirtmek bir çeşit aktivistliktir.
    24-Sigarayı bırak. Sigara ereksiyonu güçleştirdiği gibi sperm miktarını da düşürür; HIV taşıyıcısı olan tiryakiler, içmeyenlere göre iki kat hızlı AIDS olurlar. Ve birçok tütün şirketi Jesse Helms gibi homofobiklere tonlarca para kazandırıyorlar, ayrıca ağzına alacak daha güzel şeyler var sigaradan başka!…
    25-Dönüşümlü kullan. Şunlar hariç: Prezervatif, sevgili, ağız sağlığı araçları.
    26-Fantazini yaşa.
    27-Hetero bir adamı baştan çıkarmaya çalışma. Bunun için yalvarmıyorsa.
    28-501’leri iç çamaşırsız giy. (Bu “freeballing” diye biliniyomuş.)
    29-Sözlü taciz ve hakaretlere gülüp geçmeyi öğren.
    30-HIV testi yaptır. Bilgi eşit güç demektir.
    31-İlk yardım öğren.
    32-Eğer monogamik bir yaşam seçersen, cinsel yaşamı heyecanlı kılmanın zor olacağını bil, ama yapılabilir.
    33-Haklarından vazgeçme, başkasının hakkını da alma.
    34-Eşcinsel hakları senin hakların. Onları desteklemek ve yaratmak için elinden geleni yap.
    35-Prezervatif satın alırken utanma.
    36-Arkadaşlarını gay topluluğunun içine sok. Onları klüp toplantılarına, sanatsal etkinliklere, yardım faaliyetlerine davet et. Bu, heteroseksüel arkadaşların için de geçerli.
    37-Sevdiğin erkeğe aşk mektuplari yaz, birlikte yaşiyor olsaniz bile.
    38-Heteroseksuellere karşi ayirimcilik yapma.
    39-Her zaman bir kimsenin come-out yapmasina yardim et. Toplum değişene kadar, hepimizin rehberliğe ihtiyaci var.
    40-Hoşlandiğin erkeğin senin evine taşinmasina izin vermeden once iki kere dusun -hayir, uc kere!-
    41-Straight erkeklerin 70lerde yaptiği hatalardan ders al. Erkeklikle macoluğu kariştirma.
    42-Eğer belli bir tipin varsa, en azindan bir kere tipin olmayan biriyle cik.
    43-Yardim kuruluşlarina comert ol. Eğer verecek yeterince paran veya gelirin yoksa (hatta varsa bile), zamanini ver. AIDSli bir kimseyle gecireceğin bir saat, hem senin hem de onun icin paha bicilmez olabilir.
    44-Unutma ki, bazi haftasonlarinin en iyileri evde gecirilenlerdir.
    45-Her firsatta sevgilinle cinsel olmayan bir duş al. Ve sirtini sabunla.
    46-Değişmekten korkma.
    47-Bir erkeğin vucuduyla birleştiğin zaman, onun kalbini ve ruhunu da unutma.
    48-Eşcinsel özgürlüğü düzcinsellerin kotu aliskanliklarini adapte etme özgürlüğüne sahip olmak demek değil. Daha ileri duşun. Limitleri aş.
    49-Bir ilişkide, dostluk uzerinde dur. Tutku solarken, dostluk yeşerebilir.
    50-Seksi, fiziksel ihtiyaclarini gidermeye ek olarak, sevginin bir ifadesi olarak da kullan.
    51-Zevk ver, zevk al. Bu kadar basit.
    52-Kendini iyi hissetmek icin caliş; başkalarinin senin hakkinda iyi hissetmeleri icin değil.
    53-Sevgilin senden ayri zaman isterse, comert ol ve bunu ona ver.
    54-Hayat boyu surecek bir arkadaş ailesi yarat.
    55-Yaratciliğini hayatindaki erkekle paylaş: Ona bir şiir yaz, bir şarki soyle, bir resim ciz.
    56-Bir erkeğin/kadının bakislarinin otesini gormeyi oğren.
    57-Gercekten kastetmedikce, “Seni seviyorum” deme.
    58-Gercekten kastediyorsan, bol bol “Seni seviyorum” de.
    59-Ona cicek ver.
    60-Yabanci birine gulumse.
    61-Farkli yaşta ve hayat stilinde olan insanlarla dolaş.
    62-Sevgiline o istemeden sirt masaji yap.
    63-Alternatif bir aile yarat, ama bunun seni biyolojik ailenden uzaklastirmasina izin verme.
    64-Partnerine sağ elinle prezerfatif takmasini ogren. Sonra sol elinle. Sonra ağzinla.
    65-Kimseyi bilerek ve isteyerek kiskandirmaya calişma, haketse bile. Ozellikle de hakediyorsa.
    66-Aşik olmak bazi duygusal riskleri goze almadan olmaz. Eğer aşk istiyorsan, kendine risk alma izni ver.
    67-Ciktiğiniz zaman yaratici ol:
    Onu bir tarot okuyucusuna gotur.
    Bir dağa tirmanin ve yildizlari sayin.
    Birbirinizi cinsel olmayan birşeyler yaparken kameraya cekin.
    Cizgi film seyredin.
    Birbirinize kitap okuyun.
    68-Olanaklar sinirsiz.
    69-Aynaya sana baktiğindan cok bakan boyfriend’e dikkat et.
    70-Unutma, dolabin dişinda olmak, icinde olmaktan daha kolay. Ikisinde de bulunmuş olan birine sor.
    71-Asla birini onun guvenli seks sinirlari dişinda kalan birsey yapmaya zorlama.
    72-Grup olarak gayler oldukca fotojeniktirler. Resim cektirin.
    73-Çektiğiniz fotoğraflarin kopyalarini arkadaşlarina gonder.
    74-Gay bir erkek olarak şunlara sahip oldugundan emin ol:
    Telesekreter
    Guvenli seks hakkinda sağlikli bilgi ve anlayiş.
    Ceşit ceşit prezervatif, kullanmayi duşunmesen bile.
    75-Arada bir sekse ara ver. Bağimlilik haline gelmesine izin verme.
    76-Şu sozlere asla inanma:
    Merak etme, dişari boşalacağim.
    O sadece oda arkadaşim.
    Gecen hafta ayrildik.
    Ağzina gelmeyecegim.
    Onu unuttum. Gercekten.
    20 santim. Olctum.
    Fazla acitmayacak.
    77-Sosyal durumlarda herkese acik ve dostca yaklaş, sadece cekici buldugun erkeklere değil.
    78-Kendi gay organizasyonunun her renkten, her yaştan ve her kesimden insanlar icermesine caba harca.
    79-Eşcinselliğin genetik mi, cevresel mi yoksa kişisel secim mi olduğu uzerine kafa yorma. Eşcinsellik basitce eşcinselliktir.
    80-Kendini tanimlarken ‘straight acting’ – ‘straight gorunumlu/hareketli’ terimini kullanma. Erkeksiliği ‘straight’; kadinsiliği ‘gay’ farzetmek homofobik bir davraniştir.
    81-AIDS’li birine neler hissettiğini anladiğini soyleme. Sen de AIDS’li değilsen, anlayamazsin.
    82-Eger sen AIDS’liysen ve birisi sana neler hissettiğini anladiğini soylerse, kendini tut. Muhtemelen iyi niyetlidir.
    83-Buyurken, başkalari tarafindan dinlenmedik. Biz kendimizi dinlemedik. Şimdi, gay ve lezbiyen arkadaşlarinin soylediklerini dinlemeye caliş.
    84-Arkadaşlarina notlar ve mektuplar yazmaya vakit ayir; ayni şehirde bile olsan. Mektuplari severiz.
    85-Erkeğinin reklamini yapma. Bir başkasi alabilir.
    86-Bir orgazm 60 saniye surebilir (eğer şansliysan). Sevgi ise hayat boyu. Oncelikleri belirle.
    87-Gay tarihini oğren. Bu bizim kendi tarihimiz.
    88-Sana anlatacak bol dedikodusu varsa, senin hakkinda da bol dedikodusu vardir.
    89-Boyfriend’inin aklindan gecenleri okumasini ve ne duşunduğunu ya da hissettiğini bilmesini bekleme. Ona yardim et.
    90-Eger boyfriend’in ona sarilmani isterse, sebebini sorma. Sadece saril.
    91-Bazi erkekler ateşli bir gece gecirmek istiyorlarsa yalan soyleyeceklerdir. Dikkat et. Her zaman partnerinin HIV pozitif olduğunu varsay.
    92-Eğer arkadaşlarinla sadece barlarda goruşuyorsan, onlari asla gercekten tanimayacaksin. Rahatca konusabileceğiniz bir yerlere gidin.
    93-Bir erkekle ciktiğinizin ilk haftalarinda, o ozellikle sormadikca ex-boyfriendlerinin konusunu acma. Muhtemelen bilmek istemiyordur.
    94-Bil ki, insanlari kendinin straight oldugu fikrine yonlendirmekle, onlara gay olmanin yanliş bir sey olduğunu anlatmiş oluyorsun.
    95-Bil ki, coming out herşeyin cozumu demek değil. Butun problemlerin mucizevi bir bicimde yok olmayacak.
    96-Eğer birisini homofobik olmakla suclayacaksan, once kendininkini yansitmadiğina emin ol.
    97-Gayler de aşağilik olabilirler. Bir heriften sirf o da gay diye hoşlanmak zorunda olduğunu zannetme.
    98-Karşilik ver. Ateş ateşi hakeder.
    99-Karşilik verme. Ateşin suya ihtiyaci vardir.
    100-Dunya şiddetli bir bicimde eşcinsel karşıtı olabilir. Karşilik verme konusunda secimin ne olursa olsun, hazirlikli ol.
    101-Romantizmden korkmamaya calış.
    102-Bağlılıktan korkmamaya calış.
    103-Değişimden korkmamaya calış.
    104-Bazı gay erkekler aşkla seksi ayırmakta oldukca başarılıdırlar. Kendine ikisini birleştirme izni ver.
    105-Kopenhag’ı ziyaret ettiğinizde, sokaklarinda elele tutuşun ya da opuşun. Kimse aldırmayacak.
    106-Arkadaşlarını barların dışına cekip, normları olmayan bir başka aktivitede bulunmalarında ısrar et. Başta soylenebilirler, ama sonunda sana tesekkur edeceklerdir. 107-Etmezlerse, kendine yeni arkadaşlar bul.
    108-AIDS’li insanları kucuk bir kutuya itip onlara farklı davranma.
    109-Eger sen AIDS’li bir insansan, kimsenin seni kucuk bir kutuya itmesine izin verme. Sana nasıl davranılmasını istediğini bilsin insanlar.
    110-Homofobiyi onlemek cocuklarla başlar. Onlara hoşgoruyu ve saygıyı oğret.
    111-Eşcinselliğini cocuklardan saklama.
    112-New York’u ziyaret ederken, kahretsin, herseyi yap.
    113-Gunluk tut. Ve allahaşkına sulu bir şey olsun.
    114-Bazı erkekler markette koca ararlar. Bazıları birkac saatlik arkadaşlar ararlar. Farklı arzu ve ihtiyaclarımız var. Ne istediğini bil.
    115-Homoseksuelligin tedavisi yok cunku ortada tedavi edilecek bir şey yok. Ama homofobinin tedavisi var. Uzerine calış.
    116-Homofobi korku ve cehalettir. Oyleyse eğit, saldırma. Ama unutma, eğitilemeyeni eğitmek senin işin degil.
    117-En cok aşk ve seks meselelerinde inciniriz. Oyleyse bu meselelerde dikkatli ol.
    118-Guvenli seks tartışmanızı işler kızışmadan once yapın. Kızışmaya başladı mı hicbirseyi tartışacak haliniz olmaz.
    119-Seksizm ve homofobi aynı bokun suyudur. İkisiyle de savaş.
    120-Bazıları bizi anonim seks yapmak ve onune gelenle yatmakla eleştirir. Bazıları da monogamik ya da ev cocuğu olmakla eleştirir. Düzcinseller yıllarca yatakta ne yaptığımızı yargıladılar. Yargılamayı aş. Hepimiz farklıyız.
    121-İnsanların ırkcı, seksist ve homofobik esprilerine meydan oku.

    2009-Eshcinsel

     
    • Uğur Karataş adlı kullanıcının avatarı

      Uğur Karataş 20:24 on 29 Temmuz 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Süper her şeyi açık bir biçimde anlatmışsınız yüreğinize sağlık teşekkürler

      Beğen

    • Doruk adlı kullanıcının avatarı

      Doruk 10:52 on 2 Temmuz 2019 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      AIDS’li ne kadar kötü bir tabir. Hıv pozitif bireylerden bu şekilde bahsedilmesini yakıştıramadım. Hiv pozitif ve aıds ayrımını yapabilecek düzeydesiniz sanıyorum. Lütfen bu yazıyı düzeltin.

      Beğen

  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 11:49 on 5 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , AK LGBTİ   

    Ahura LGBTİ: AK LGBTİ bizleri kafir ilan etti! 

    Twitter ve Facebook hesaplarından dernekleşme kararı aldıklarını takipçilerine duyuran Türkiye’nin ilk azınlık  LGBTİ  oluşumu olarak kendilerini tanımlayan Ahura LGBTİ’nin aktivistlerinden Darin Şahin ile kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

    İşte o söyleşi..

    LGBTİ örgütleri arasında sizi yok sayan, dışlayan hangi oluşumlar oldu ki bu tür bir yapılanmaya gitme gereksinimi duydunuz?
    Darin Şahin: LGBTİ oluşumları içinde bizi yok sayan genelde kendini muhafazakar olarak gören kesimler oldu.

    AK  LGBTİ özellikle Hristiyan LGBTİ’lerin olmasından dolayı bizleri kafir ilan etti. Yeni Akit Gazetesi ise sapkın.

    Ben Darin Ahura LGBTİ aktivistiyim. İranlıyım Kürt kökenliyim fakat Kürtçenin Goranice lehçesini konuşmamdan dolayı Kürtler arasında azınlık konumuna düşürüldüm.Dışlandım yok sayıldım. Hristiyan ve Yahudi arkadaşlarda diğer kesimlerden dışlandılar ve yok sayıldılar. Kimimiz dilsel azınlık,kimimiz ise dinsel azınlık olmamızdan dolayı ayrımcılığa uğradık.bundan dolayı bu oluşumu kurduk.

    Başta bizi dışlayan Kürt LGBTİ Oluşumları içimizde bulunan Kürt kökenkli LGBTİ’lerden dolayı bizi Kürdistani LGBTİ oluşumu gördüler bizde bunu red edince faşist ilan edildik.

    Şuan çoğu çevreden tepkiler alıyoruz.Çünkü bizler hiç bir siyasi partiyi kabul etmiyor ve onların bileşeni olmayı reddediyoruz.

    Siyasetle ilgileniyoruz ama partilere yanaşmıyoruruz.Siyasi partilere eşit mesafede baktığımızdan dolayı tüm siyasi partileri geziyoruz.Yaklaşan seçimlerde HDP’den Gamze Yıldırım, Anadolu Partisi’nden de Deva Özenen arkadaşlarımız vekil aday adayı oldular.
    İzmirden Farklı partilerden aday adayı göstererek bir kez daha tarafsız olduğumuzu hiç bir siyasi partiye bağlı olmadığımızı gösterdik.

    Bu tür bir oluşuma, dernekleşmeye giderek bazı LGBTİ gruplar tarafından dışlanabileceğiniz konusunda ne düşünüyorsunuz?
    Darin Şahin: Şuan dernekleşme aşamasındayız.Tüzüğümü ve büromuzu ayarladık tek sorunumuz maddiyat oda kısa bir süre sonra çözülecek.
    Başta var olurken dışlanıyorduk şuan da dışlanıyoruz bizim için değişen bir şey yok.

    Bizler her zaman LGBTİ haklarının ihlalleri konusunda dert yanıyoruz fakat lgbtiler öteki iken başkalarını ötekileştiriyor.

    Belkide mücadelemizde çok mesafe katedememizdeki gerekçe budur.

    Yarın öbür gün oluşumunuzun içinde yer alan Rum, Yahudi,Süryani LGBTİ’ler çıkıp biz Ahura LGBTİ içerisinde dışlandığımızı düşünüyoruz ve başka birer oluşum kurmak istiyoruz dedikleri zaman tepkiniz ne olur?
    Darin Şahin: Oluşumuzun zaten azınlıklardan kurulmuş bir oluşumdur.
    Kendi kendlerini dışlamayacaklarına göre çıkma ihtimalleride olamaz diye düşünüyorum.

    Biz oluşumumuzu evimiz gibi gördüğümüzden hiç birimiz başka birimize baskı otorite kurmuyoruz.

    Çünkü bizler 3 kat daha ötekiyiz.Hem ırksal,hem dinsel, hem de LGBTİ kimliğimiz var.

    Bizi en iyi anlayacak yine bizleriz..nihayetinde bizler demokratik insanlarız oluşumuzda bulunmak istemeyen arkadaşlarımızıda dövecek halimiz yok.
    Herhalde herkes istediği yerde istediği oluşumda faliyet yürütebilir.

    LGBTİ’ler arasında bir birlik ve beraberlik olması gerekirken neden bu şekilde ayrışmalar, gruplaşmalar oluyor?
    Darin Şahin:LGBTİ’lerin en büyük sorunu öteki iken başkalarını ötekleştirmedir.Bir diğer sorun ise siyasi bir partiye yanaşma çabası.

    CHP ve HDP olmak üzere lgbti sözünü dillerinden düşürmeyen partilere yaslanmak istenildiğinden dolatı parçalanıyoruz.

    Ak LGBTİ konusunu hiç açmıyorum yani bizler siyasi görşümüzü,inancımızı,ırkımızı vs ne zaman 2. plana atıp 1.plana LGBTİ kimliğimizi ve mücadelemizi koyarsak işte o zaman birliktelik sağlamış olabiliriz.

    Fakat bu topraklarda yaşayan herkes gibi LGBTİ’lerde bölünmeden nasibini almıştır.

    Bu da bu anadolu ve mezopotamyada halklarının en büyük talihsizliğidir.

    LGBTİ hareketinin bir bütünlük olarak mı, yoksa farklı gruplara bölünerek mi daha hızlı bir ilerleme sağlıyacağını düşünüyorsunuz?
    Darin Şahin:LGBTİ mücadelesi bir bütün halinde sonuca ulaşabilir.

    Küçük balıkları yakalamak yok etmek kolaydır ama büyük balıkları yakalamak zordur.

    Ne kadar birlikte olursak o kadar çok sesimizi duyurabiliriz.Bütün olursak haklarımızı almamız kolay olur.

    Hep birlikte aynı cephede savaşmalıyız.Aksi takdirde şuan ki gibi bir sonuç elde edemeyiz.

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 10:39 on 4 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Sloganım: Vücudu satarak değil, ruhunu katarak 

    Cinsel ilişkinin asıl amacı; cinsel zevk ve tatmin olmadır.Duygu olayını maddi durumuna sokmak eşcinseller arasında oldukça olağan olmaya başladı.Çeşitli sunulan bahaneler var.İş yok ki mecbur yapıyoruz sözlerine artık kanmıyorum.En zırıl halde ben bile uluslararası sirkette çalışabildiysem ve çalışan zırıl zırıl gayleri görüyorsam asıl amacı anlıyorum.Amaç kısa sürede çok para kazanmak.Dedem yaşında ki adamlarla yatmışım,babam yaşındaki adamlarla buluşmuşum,dünyanın en çirkinler listesinin üst sıralarına yerleşmiş kişilerle yapılan cinsi münasebetlere girmişimin tek amacı kısa sürede çok para kazanmak.Sözde eşcinsel savunucusu dernek Lambda’nın çıkarı için savunduğu gibi kolay para kazanma işi değil elbet. Orada haklılar zaten o şekilde savunuyorlar. Belli bir kazanç dönüyorsa bu sözde savunucu derneklerde hiç bir zaman sex işçiliği kötülenmez.150 kiloluk estetik yoksunu birisi genç çocukları savarona yatında yaşlı,korkak ve çirkin adamlara pazarlıyorsa ve kendi de onların altına yatıyorsa bu hiç bir zaman bu sözde savunucu derneklerde haber olmaz. Olması beklemez. Nerdeyse para karşılığı ilişkiye girmeyen nesli tükenmekte olan 3-4 kişiyede aptallık etmeyin piyasayı düşürmeyin ve para alın diyecekler. Sözde aktivitistleri fuhus uzmanı elemanları facebook lambda sayfasında bu yazıları yazdıkları oldu. Beleşe gitme piyasayı düşürüyorsun!

    Gay duygusunu yerler altına alan bu parayla sex yapmayı büyük bir marifet sanan bu kalabalıklar neyin savunucusu oluyor? Cezaevinden çıkan gençlerin büyük bir marifet etmişcesine yeni içeriden çıktım demeleri ne kadar yaygınsa,parayla sex yapıyorum demek de o kadar doğal oldu. Çok büyük bir iş yapıyorsunuz. Tebrik ederim sizi.Parayla sex yapmamak ne kadar aptallık oluyor demi size göre?

    Duygusunu yitirip maddiyatı tamamen hayatına empoze eden bu kişiler zamanla yitirdikleri duyguyu parayla sahipleneceklerini sanıp paralı sevgili sahibi olmaya başlıyorlar.Sevgi ve para yanyana.Duygusunu yitirmiş kişilerin düştükleri bu durum ne kadar acı verici.

    Sex duygu olayıdır.Vücüdu satarak değil ruhunu katarak yaşamalısın!

     
  • Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

    lezbiyengaybiseksuel 00:33 on 4 April 2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    İnternetin Derin Yüzü “Deep Web” 

    Türkiye’deki internet yasakları; internetin derin yüzü olarak bilinen başta çocuk pornosu,canlı bahisler, insan, hayvan, silah veya uyuşturucu ticareti, bomba yapımı, işkence görüntüleri gibi illegal içerikleri ve faaliyetleri sunan “Deep Web”in kullanımında adeta patlama yaşanmasına neden oldu.

    Peki Deep Web Nedir?
    Arama motorlarının ve standart bir ev kullanıcısının erişimine kapalı,belli bir amaç taşıyan grup veya kişiler arasında bilgilerin paylaşıldığı ve iletişimin sağlandığı çeşitli yazılımlar veya donanımsal eklentiler ile erişilebilen bir ağ olarak tanımlanabilir.

    -Yeraltındaki internet
    -Dark Net
    -Karanlık Web
    -Derin Web
    -Invisible Web
    -Görünmeyen Web
    olarak da adlandırılmaktadır.

    DeepWeb’in Tarihçesi
    Her suç aktivitesinde olduğu gibi, Deep Web ağları aslında Internet ile hemen hemen aynı zamanda varolmaya başladılar.
    Ek bilgi: Arpanet, dünya üzerinde ilk packet switching teknolojisi ile TCP/IP üzerinde kurulan ağdır.
    Bu ağ üzerindeki ilk mesajlaşma Kaliforniya Üniversitesinden Doktora öğrencisi Charley Kline tarafından gerçekleştirilmiştir.
    Bu an itibari ile bir kaç yıl içerisinde internet üzerinde gizli ağlar kurulmaya başlanmıştır.

    Bilgi Barınakları
    1980’lerin başlarında Karayiplerde hassas ve çoğunlukla illegal bilgilerin paylaşılması ihtiyacı üzerine “Data Haven” olarak adlandırılan veri barınakları kurulmuştur.
    Bu barınaklarda çoğunlukla serbest politik konuşmalar, kumar ve illegal pornografi ağırlıklı veriler saklanmış ve paylaşılmıştır.

    IRC Internet Relay Chat protokolü
    1988’de Jarkko Oikarinen adlı kişi tarafından Finlandiyada çoklu mesajlaşma programı olarak tasarlanan bu protokol, 1990’ların başında yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

    Tor Ağı
    İlk etapta A.B.D. Denizcilik Araştırma Enstitüsünde geliştirilmiştir. Onion Routing tekniği kullanılmaktadır. Bu teknik; Her katmanda şifreleme ve Paketin rotasındaki her düğümde deşifreleme ve yeni rotanın belirlenmesi ile oluşturulmaktadır.

    I2P – Invısıble Internet Project
    Benzer bir altyapıya sahip bu networkte farklı tünel yapıları kullanılmaktadır.
    Sadece belirgin bir süre zarfı için geçerli olan bu tüneller, Tor’a ek olarak sisteme zaman parametresini de eklemektedir.

    HavenCO
    2000 yılında Sealand Prensliğinde kurulmuş olan bir veri barınağıdır.
    Hedefi illegal pornografi ve terrör faaliyetleri haricinde her türlü verinin telif haklarından bağımsızca barındırıldığı bir veri kalesi oluşturmaktı.
    2008de kapatılan bu şirket telif hakları konusunda düzenlemeler yaptıktan sonra tekrardan açılmış, İngilterenin kuzeyinde olan bu küçük prenslikte faaliyet sürdüren bu şirket halen daha kullanıcılarına hizmet vermektedir.
    2000 yılında aynı zamanda bir yüksek lisans tezi olarak İrlandalı Ian Clarke tarafından Dağıtık Merkezsiz Dosya Depolama ve Paylaşma Teknolojisi doğmuştur.
    Daha sonradan geliştirilen bu sistem ile beraber Freenet sisteminin doğuşu
    -Dosya Depolama ve Paylaşma
    -Anonim olarak forumlarda konuşabilme
    -Anonim online chat
    -Anonim web surfing
    Bu tarihsel gelişimlerin sonucunda türeyen Tor, Freenet, Gnutella, IRC, Waste ve benzeri programların genel adına Deep Web denmektedir.
    Deep Web tanımı kullanıldığında farklı bir internet yapısından söz edilmemekte, sadece anonimitenin sağlandığı ve bu bahsi geçen internet üzerinden haberleşen özel yazılımlarla veya donanımlarla erişimin sağlanabildiği bir alt mimariden bahsedilmektedir.

    Deep Web’i kimler ve neden kullanır?
    1.İllegal her türlü veriyi kullanan, saklayan,dağıtan ve satan her türlü suçlu.
    2.Politik propaganda yapan kimseler.
    3.Spam ve Phishing saldırısı gerçekleştirenler.
    4.Mahremiyetine, kaynaklarının güvenliğine özen gösteren kimseler
    5.Bu maddeler dışında yer alan çeşitli kişiler ve gruplar.

    Deep Web içerik olarak çeşitli seviyelere ayrılır.

    Seviye 0 (Common Web) : Günlük kullandığımız interneti oluşturan katmandır.

    Seviye 1 (Surface Web) : Yüzey İnternet. Ulaşmak için arama motorları üzerinden basit bazı sorgular yapmanız gereken internet. Güvenlik kameraları sunucuları, Access veritabanları buna örnek gösterilebilir. Temp mail hizmetleri, dns sorgulama hizmetleri türü hizmetlerin verildiği sitelerde bu seviyede hizmet verir.

    Seviye 2 (Bergie Web) : Yalnız İnternet. Bu seviyede arama motorlarının arama sonuçlarını kitlediği siteler, FTP serverlar, indexlenmeyen adult filmler bulunmaktadır. Ulaşmak için arama motorlarında detaylı sorgular yapmanız gerekebilir. Bu seviyeye giren pek çok site arama sonuçlarında en son sayfalara atılır. Bu seviye normal yollarla ulaşabileceğiniz son seviyedir

    —- Bundan sonraki katmanlara ulaşım için Proxy veya VPN kullanımını gerektirir. —-

    Seviye 3 (Deep Web) : Başlangıç Deep Web Seviyesi. İkiye ayrılır.

    1. Proxy veya VPN Seviyesi : .onion sitelerin bulunmadığı fakat illegal olan her tür sitenin bulunduğu seviyedir. Arama motorları tarafından çoğu kez indekslenmezler. Pekçoğu sunucu kullanır. İçlerinde PHP kodlama sitelerde bulunur. Bu seviyede bulunanlara örnek vermek gerekirse: İllegal araştırma sonuçları, hafif düzeyde illegal adult filmler, hacker grupları, virüsler, script kiddieler, ünlülerin skandalları, VIP dedikodular, bilgisayar güvenliği ile alakalı konular, suikast videoları vb. Bu içerikler genelde illegal forum tarzı sitelerde barınır.

    —- Bundan sonraki katmanlara ulaşım için Tor kullanımını gerektirir.—-

    2. Tor Seviyesi : .onion sitelerin işin içine girdiği seviyedir. Sitelerin geneli kişisel sunuculardadır. Bu seviyede bulunanlara örnek vermek gerekirse: ELIZA dataları, hacklenen sunucuların bilgileri, data tüccarları, gizli devlet belgeleri, wikileaks belgeleri, devlet sırrı satan casuslar, terör örgütleri, bomba ve silah eğitimleri, federal bilgiler, istihbarat sırları, illegal bilimsel araştırmalar, bilim adamları, shell network, assembly programcıları, gerçek hackerlar, microsoft gizli ağ bilgileri, güvenlik ve data analistleri vb. Bu içerikler genelde html kodlama sitelerde ve kişisel sunucularda barınır. Sunucu sahipleri, sunucularını korumak için her şeyi yapabilirler.​

    Seviye 4 (Charter Web) : Ayrıcalıklı Deep Web Seviyesi. Bu seviyeye ulaşmanız kolay değildir fakat ulaşabilirseniz size getirisi de ufak şeyler olmayacaktır. İkiye ayrılır.

    1. Tor Seviyesi : Sadece Tor Browser kullanılarak ek bir şey yapılmadan ulaşılabilen seviyedir. Bu seviyede; gizli şirket ve piyasa bilgileri, önceden belirlenmiş milyonluk bahis sonuçları, bilyon dolarlık satışlar, dünyaca ünlü silah kaçakçıları, tank – füze- savunma sistemi satışları, yasaklanmış filmler – videolar – kitaplar – müzikler, üst düzey görevlerde bulunan devlet casusları, önemli ses kayıtları, paralı askerler, paralı ordular, paralı özel timler, kara kutular, aşırı illegal ve yasaklanmış adult içerikler, devlet görevlilerinin seks kasetleri, detaylı gizli wiki ansiklopedileri, insan ticareti, uyuşturucu ticareti, yasaklanan kimyasalların ve ilaçların ticareti, kan bankalarından kaçırılan kanların ticareti, çocuk pornoları, yamyamların – vampirlerin öldürmek için insan arayışları, illegal deneyler için insan denek aranması, sniperlar, mafyalar, pedofoliler gibi şeyler bulunmaktadır. Bu seviyenin geneli .onion sitelerden oluşur. Tehlikeli seviyelerdendir.​

    —- Bundan sonrası için kapalı erişim gerekir. —-

    2. Özel Erişim Seviyesi : Kesinlikle kontrol edilemeyen seviyedir. Şu ana kadar ulaşılabilmiş en tehlikeli seviyedir. Ulaşmanız için tor browserlar yetersiz kalır. “Closed Shell System” adı verilen özel bir ulaşma yöntemi vardır. Bu seviyede bulunan şeylere örnek vermek istersek: Yapay zekalı ölüm makineleri, yapay zeka işlemcileri, GGGEQP işlemcileri, Tesla’nın planları, kristalize güç kontrolörleri, hava durumunu değiştirebilen cihazlar, gizli HAARP projeleri, Atlantis’in yeri ve hakkındaki gizli araştırmalar hatta Atlantis’in bulunduğu yerin detaylı konumları, özel üretim motorların planları, Tanrı’nın olduğunu kabul etmeyenler ve ispatları, masonlar, illuminati, gizli algoritmalar ve hesaplamalar, global terör ağı, global cinayet ağı, global uyuşturucu ağı, global insan ticareti ağı, süper bilgisayarlar ve yapay zekalar vb vb. Bu kategorinin genelini bilimadamları oluşturur. Sitelerin tamamı kişisel sunucular yada özel üretim gizli sunucular üzerindedir. Bu seviyede uygulanıldığında dünyayı değiştirecek ispatlanmış deneyler bulunur. Ulaşmak için normal bilgisayarlar ve internet ağları yetersiz kalabilir.​

    Şu ana kadar anlatılan seviyeler Deep Web’in %80’lik kısmını oluşturmaktadır. Geriye kalan %20 nedir peki?

    —- Buradan sonrası için Kuantum teknolojisi ile çalışan cihazlar ve internet gerekir. —-

    Seviye 5 (Marianas Web) : Bu seviye hakkında fazla bilgi yoktur. Çünkü daha ulaşılamamıştır. Bu seviyeye ulaşmak için şu an kullandığımız teknolojinin yetersiz olduğu iddia edilmektedir. Kuantum teknolojisi ile çalışan bilgisayarlara ve internete ihtiyaç olduğu söylenmekte. Bilinen en tehlikeli seviyelerdendir. Adını dünyanın en derin çukuru olan Mariana Çukuru‘ndan alır. Seviyenin sınırları belirsizdir fakat sonu vardır. İçerisinde bulunacak sitelerin dünyayı değiştirebileceği tahmin edilmektedir. Bu seviye için “Eğer olurda birgün ulaşılırsa o gün internetteki savaş bitecektir” denilmiştir. Yüksek teknolojiye sahip AR-GE laboratuvarlarında bulunan pek çok bilim adamının bu seviyeye ulaştığı ve bilgi paylaşımı yaptığı söylenir. Burada bulunan bilgilerin tüm canlı yaşamını değiştirebilecek ve dünyaya hakimiyet kurulabilecek güçte olduğu bazı bilim çevrelerince belirtilmiştir. Bazı devletlerin ve hacker gruplarının da bu sistemlere eriştiği söylenir fakat bu konuda bilgi yoktur. Bazı bilim çevrelerinden sızan haberlere göre buradaki bilgilerle tüm dünyadaki nükleer füzeler çalıştırılabilir. İstihbarat örgütlerinin buradaki hackerlara nükleer sistemleri yok etmesi için iş teklif ettikleri iddia edilmektedir.

    Seviye 6 : Bilinen en tehlikeli seviyedir. Hakkında hiçbir bilgi yoktur. Sınırları belirsiz ve sonu belli değildir. En gelişmiş teknolojiyle bile erişelememiştir.

    Seviye 7 (The Fog/Virus Soup) : 7. seviye savaş bölgesi olarak tabir edilir. Eğer bir gün ulaşılabilinirse herkes kendi için savaşacaktır. Amaç seviye 8’e başka insanların çıkmasını önlemektir.

    Seviye 8 (The Primarch System) : 8. Seviye direkt erişime açık değildir. Ne bir hükümet veya organizasyonun ne de kimsenin tam olarak bilmediği bir Primarch Sistemi tarafından kontrol edilir. Bu sistem ilk olarak 2000’li yıllarda tesadüfen keşfedildi. Sistem tepkisiz ve tüm internete değiştirilemeyen rastgele komutlar göndermektedir. Seviye 8 günümüz bilgisayarların baş edemeyeceği devasa bir işlem gücü olan “level 17 quantum t.r.001 level function lock” kullanır. En son olarak seviye 8 “İnternetin En Son Patronu” olarak geçer.

    Deep Web’in para birimi “Bitcoin”
    Bitcoin, en basit tanımıyla, herhangi bir merkez bankası veya benzeri resmi bir kuruluşla ilgisi olmayan dijital bir para birimi.

    Bitcoin’in ortaya çıkmasını sağlayan gelişmeler
    2008 yılındaki mortgage krizinin ardından, Amerikan Merkez Bankası parasal genişleme yoluna gitmişti. Zaten bunun arkasından da dünya genelinde bir ekonomik durgunluk, kısa bir süre sonra da Avrupa’da devlet borcu krizi patlak verdi. Tüm bunların sonucunda devletin bastığı para birimine olan güven azalmaya başlamıştı. Böyle bir ortam Bitcoin gibi yeni bir dijital para biriminin ortaya çıkması için idealdi.

    İnternetin ortaya çıkışından beri, sanal para yaratmak için girişimler hep olmuştur. Yalnız ilk denemeler, “Double Spending” probleminin önüne geçemediler. İkili harcama anlamına gelen bu terim, dijital paranın sadece “veri” den ibaret olması sebebiyle, aynı “jetonun” çoğaltılıp iki kez gönderilmesi ile ilgili bir sorunu ifade ediyor.

    Bu problemi çözmenin yolu, “jeton”un harcanıp harcanmadığını güvenilir bir kaynaktan kontrol etmekten geçiyor. Bunun için merkezi bir otoriteyi kullanmak mümkün olsa da, bu kez de güvenliğin yalnız bir tek noktadaki aksaklıkla kırılabileceği sorunu ortaya çıkıyor.

    Gelişmeler
    Bitcoin, ilk olarak 2008 yılında ortaya çıktı. Bitcoin, Block Chain‘i kullanarak “Double Spending” sorununu aşıyor. Block Chain, tüm işlemlerin kontrol edilip onaylandığı, merkezi olmayan, hesap defteri niteliğindeki bir bilgisayar ağı.

    Satoshi Nakamoto (muhtemelen gerçek ismi değil), Bitcoin protokolünün kurucusu. Bu kişinin gerçek kimliğini bilmesek de, ortalıkta onunla ilgili fazla sayıda spekülasyon var. Bildiklerimizi sıralayacak olursak: “Satoshi Nakamoto”, bir Japon. Kendi halinde yaşayan dahi bir matematikçi olmasının yanında, şifreleme (kriptografi) konusunda da uzman birisi. Satoshi, 2010’un ortalarında Bitcoin’e yaptığı son programlama katkılarından sonra, bayrağı Bitcoin’in şu anki geliştiricisi olan Gavin Andresen‘a devretti.Bitcoin ağının ortaya çıkışı
    Ocak 2009’da ilk açık kaynak kodlu Bitcoin istemcisinin yayınlanması ve ilk Bitcoin’lerin çıkarılmasıyla, Bitcoin ağı ortaya çıkmış oldu.İlk Bitcoin transferi, Satoshi Nakamoto’dan Hal Finney’e Bitcoin gönderilmesi ile gerçekleşmişti. Ekim 2009’da ilk döviz kuru oranı da belli oldu. 1 dolar, tam olarak 1,309,03 BTC (Bitcoin) ediyordu.

    2010’da 1,000 BTC’nin değeri 0,003 dolardı. Mayıs 2010’da ilk gerçek Bitcoin transferi gerçekleşti ve Florida’lı bir programcı olan Laszlo Hanyecz, 10,000 BTC harcayarak iki pizza siparişi verdi. En büyük Bitcoin akışını ise Temmuz 2010’da MT. GOX başlattı.

    İlk ve tek büyük güvenlik açığı
    Yine 2010 yılının Ağustos ayında Bitcoin protokolünde büyük bir açık bulundu, kullanıcılar bu açığı kullanarak Bitcoin’in ekonomik sınırlamalarını aşarak, sınırsız sayıda Bitcoin oluşturabiliyorlardı. Ayın 15’inde bu açık kullanılarak kullanılarak 184 milyar Bitcoin oluşturuldu. Ama yalnızca birkaç saat içinde durum fark edilip bu sahte Bitcoin’ler silindi. Bitcoin’in tarihinde bundan başka böyle bir güvenlik açığı da olmadı.

    Kasım 2010’da Bitcoin’in ekonomi değeri 1 milyon doları, 2011’de ise 200 milyon doları aşarak çok hızlı bir yükseliş gösterdi. Bitcoin’i kabul eden yerler halen çok az sayıda da olsa git gide artıyordu.

    2011 ile 2012 arası dönem, Bitcoin için pek de iyi geçmedi ve MT. GOX’un kullanıcı tablosunun sızdırılması, Deep Web‘de Bitcoin ile yasa dışı ürünlerin satılması, yetkisiz bir kişinin Bitcoin’e yönetici erişimi sağlayıp binlerce sahte Bitcoin yayması gibi olaylar yaşandı. Bu olaylarla sarsılan Bitcoin, 2012’de tekrar kullanıcılarının güvenini kazanmak için büyük bir çaba içine girdi ve bu sıralarda birçok ilk yaşandı.

    Bitcoin kabul eden ilk taksi servisi, ilk büyük internet sitesi (WordPress.com), Bitcoin ile satın alınabilen ilk müzik albümü, ilk dergi ve daha birçoğu bu sıralarda ortaya çıktı.

    Sonuç olarak çalkantılı tarihine rağmen, Bitcoin dünyanın şu anki ekonomik sistemini kökten değiştirebilecek bir alternatif sunuyor. Gelecekte ne olacağını kestirmek zor olsa da, bankalardan bağımsız ve tamamen güvenilir bir ekonomik sistemin dünyada standart haline gelme ihtimalinin hiç de düşük olmadığı

    Türkiye’de en çok kullanılan Tor ağı ne kadar güvenilir?
    Amerikan Deniz Kuvvetleri labaratuvarlarında geliştiricileri arasında yer alan Paul Syverson, yaptığı son çalışmalara dayanarak (Aaron Johnson, Chris Wacek, Rob Jansen ve Micah Sherr ile ortak yürüttüğü çalıışmalarla), Tor’un aslında sanıldığı kadar güvenli olmadığını iddia ediyor.

    Şöyle ki; tekil bir kullanıcı uzun bir zaman diliminde sık sık Tor kullanıyorsa, neredeyse kesin olarak anonimliği ortadan kaldırılabilir.

    Anonim ağa giriş yaparken ve anonim ağdan çıkış yaparkenki trafik incelenebiliyor. Tor’un içinde anonimsiniz, kimliğiniz gizli. Ancak Tor ‘a giriş isteği ve tor’dan tam çıkarken normal internet trafiğine geri gelişiniz gözlemlenebiliyor. Tor’da ne yaptığınız bilinmese bile aslında Tor networküne girip çıkanlar belli. Bu veriler ve trafik paternleri bir arada analiz edildiğinde kullanıcının kim olduğu ve nereye gittiği tahmin edilebilir.

    “Araştırmadan çıkan sonuçlar, internet davranışlarını gizlemek isteyen kişileri üzecek cinsten. Prensip olarak gözetlenmekten hoşlanmayan gizlilik savunucuları, kaynaklarını korumak isteyen gazeteciler, politikacılar ya da yasa dışı işler çeviren kişiler için kötü haber.”

    Raporda şu şekilde belirtilmiş;
    “Analizlerimize göre son 6 ay içinde her tipten kullanıcının %80‘inin anonimliği kaldırılmış olabilir. Çıkan sonuçlar ayrıca gösteriyor ki, son üç ayda, belli lokasyonlardaki kullanıcıların nerdeyse yüzde yüzünün anonimliği kaldırılmış.

    Bu araştırmanın detayları Wikileaks Tartışma Forumunda ve Cryptome ‘da okunabilir. Bu raporların tartışma forumuna koyulma zamanı ile Tor Projesinden Roger Dingledine ‘ın şu konuşmayı yaptığı zaman manidar;

    “Tor networkündeki istemcilerin sayısı 19 Ağustos’tan itibaren iki katına çıktığı görülüyor… “

    Dingledine, bunun sebebi ne olabilir, bu iki olay tesadüf mü yoksa birbirleriyle bağlantılı mı, üzerinde tartışmak gerekir diye belirtiyor.

    Ayrıca yapılan bir araştırmada yüksek bir bütçe ile “olta siteler kurularak” Tor Ağı’nı kullanan %80’e yakın kullanıcının kimliği tesbit edilebilir.

    DeepWeb'de tesbit edilip engellenen bir site

    ABD Adalet Bakanlığı.. ve Federal Büro tarafından tesbit edilip engellenen illegal gizli bir site

    Araştırmalarım sonucu Deep Web‘de ulaştığım bir Türk sitesindeki ilginç bulduğum ilanlardan 2 tanesi

    1.Her türlü kirli işleriniz yapılır.
    uzun uğraşlar sonucu bende artık işimi sanal ortamda genişletmeye karar verdim. Öncelikle beni umursamayanlar konuyu gözden geçirmesinler. Boş boş meşgül etmeyin. sakın ama sakın ufak kardeşlerim yazmasın gözlerinden öpüyorum onları.
    sizin için risk teşkil eden şirket kurum veya şahıslar için bazı şeyler yapmak istiyorsun ama sosyal hayatınız ve yaşantınız buna izin vermiyor ise devreye ben giriyorum. Mekan kundaklama göz dağı verme araç yakma ev ofis kundaklama adam öldürme takip ihale işleri vs her türlü işi yapıyorum. kesinlikle ve kesinlikle 3 üncü şahıs istemiyorum ve görüşmelerimi çok titiz bir şekilde yürütüyorum. Görüşmelerimi toplum içinde gerçekleştiriyorum. cep telefonu kullanmıyorum. ön görüşmelerimi mail üzerinden yapıyorum.Buradan özel mesaj atmanız birşeyi değiştirmez.
    Sadece ciddi durumlarda yaralama yapıyorum.
    herkese hayırlı günler

    2.Üniversite Diploması
    İstanbulda Özel bir üniversite’nin İkstisadi ve İdari Bilimler Fakültesindeki tüm bölümleri için diplomalar basılır. %100 gerçek baskıdr. detaylar için PM ‘den yazabilirsiniz.

    Yararlandığım Bazı Kaynaklar:
    CHİP Online
    Yer altındaki İnternet: DarkNet – Bil. Y. Müh. Çağatay YÜCEL
    Deep Web, Web’in Karanlık Yüzü – Zinnur Yeşilyurt
    Turk Hack Team – Komega

    Önemli Not: Araştırma kişisel güvenlik ve bilgilendirme amaçlıdır. Deep Web‘e giriş ve ziyaret ettiğiniz sitelerde karşılaşacağınız hukuksal ve diğer her türlü sorumluluk size aittir.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın